TRANSFER PLANLAMASI VE BAŞARI KRİTERİ

Trabzonspor şampiyonluğu tümüyle kendi özüne dönerek elde etti ve bunu bilmeyen yok bu ülkede… Ve bu planlamayı ülkenin tüm kulüpleri uygulamayı hayal ediyordu. Ancak her birinin genel mazereti, “Trabzon futbolcu tarlası, bizim kentimizde böylesine yetenekli oyuncular çıkmıyor ki” şeklindeydi. Ancak bu öze dönüş politikasından vazgeçip, dış transferde yıldız isimlere yönelme kararı alındığında hedef dünya kulübü olmaktı. Ne yazık ki Mehmet Ali Yılmaz dönemiyle başlayan bu dışa dönük politika ve kendi insanına sırtını dönme politika kulübün hem prestij, hem ekonomik, hem de sonuçsal felaketlerine sebep oldu. Bunları bir daha uzun uzun anlatmanın esprisi yok. Ancak yine de çeşitli örneklerle birlikte kulübün doğru ya da doğruya yakın politikalarla birlikte hem şampiyon olabileceğini, hem de ekonomisini rayına sokabileceğine dikkat çekmek istiyorum. Başarının kriterinin de içi geçmiş, emekliliği gelmiş oyuncuların çoğunluğu oluşturduğu transferlerin yanlışlığının altını çizme çabası göstereceğim. . 

Bunoktada sadece iki dönemi kıyaslayacağım ve başarının büyük liglerde, önemli takımlarda oynamış ve büyük bölümünün emekliliği gelmiş futbolcularla değil, aslında çok düşük kalibredeki liglerde, başarısız ya da sıradan takımlardan alınan futbolcularla da başarının yakalanabileceğini kör gözlere sokmaya çalışacağım. Bunu özellikle bugünkü Ertuğrul Doğan başkanlığındaki yönetim ile Abdullah Avcı idaresindeki teknik kadroya anlatma çabası göstereceğim. Siz okurların da belleklerinin tazelenmesine yardımcı olacağım. Sadri Şener başkan olurken, “61’leri toplayacağım” demişti. Sonra, “Borcu adım adım bitireceğim, yani küçülerek büyüyeceğiz” diye söz vermişti. Ama o da Ertuğrul Doğan gibi tam tersi politika izlemişti. Doğan da Ahmet Ağaoğlu’nu bir darbeyle indirip tek aday olarak kongreye giderken, “Borçları adım adım azaltmak, borçsuz bir kulüp yaratmak boynumuzun borcudur. Üretmek zorundayız, başka kurtuluşumuz yok” ifadelerini kullanıp, tam tersini yapan başkan profili çizmekten geri durmadı. 

ŞENER DE TÜM SÖZLERİNDEN U DÖNÜŞÜ YAPMIŞTI

Sadri Şener 15 yıl aradan sonra başkan seçilip, transfer mevsimine girilirken bu kez, “61-71 fark etmez. Kim iyiyse ve bu takıma yararlı olacaksa onları alacağız” şeklinde bir U dönüşü yapan bir isimdi. Aynı  Şener, bir süre sonra da, “Borçlanacak büyüyeceğiz” şeklinde tornistan yapmaktan geri durmamıştı. Ancak Sadri Şener’in ilk döneminde asbaşkanı Hayrettin Hacıısalihoğlu, son ra Nevzat Şakar’dı. Bu isimler, freni tutmayan Şener’i adeta pantolon kemerinden tutarak geriye çekmeye çalışıyorlardı. Bunda bir ölçüde başarılı oldular ve Başkan’ın kulübü tümüyle elden çıkarmasının önüne geçme çabası gösterdiler. Bakın Türkiye 3 Temmuz 2011 şike depremini unutmamıştır, unutamaz da… O şike sezonunda Trabzonspor 82 puanla ve averajla ikinci olmuştu. Burada böylesine önemli puanı toplayıp, ikili averaj oyunuyla elinden alınan şampiyonluğun öyküsünü değil, o gün kurulan kadronun planlamasını anlatmaya çalışacağım. 
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın her gün TFF yöneticilerini tehdit etmesine, dönemin başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan’ı yanına alıp adeta en önemli transfer gibi sunmasına, şike ve teşvik primleriyle ligi dizayn etmesine ve VAR gibi bir sistem olmadığı için hakemlerin tümüyle istedikleri gibi at oynatmasına karşın Bordo-Mavililer 82 puana ulaşmıştı. Eğer sadece VAR sistemi olsaydı Trabzonspor 2010-11 sezonunu Fenerbahçe’nin en az 20 puan önünde şampiyon bitirirdi. Fakat olmadı, yazık da oldu. Hakemler Fenerbahçe’yi her maçta kazandıracak kararların altına imza attılar. Trabzonspor’u ise adım adım gerilettiler. En son Eskişehirspor maçını 0-0’a bağlayıp, puanları eşitlemeyi başarmışlardı. İkili averajda önde olan Fenerbahçe’ydi ve işte o maçtan sonra hakemler Fenerbahçe’ye ‘yürü ya kulum” demeye devam ederken, Trabzonspor’un da hatalı kararlarla puan kaybetmesinin önüne geçmişti. Nasılsa son olarak Eskişehirspor maçıyla birlikte atı alan Üsküdar’ı geçmişti. 

ONCA REZİLLİĞE RAĞMEN 82 PUAN TOPLAYAN TAKIM

O gün şampiyonluğu şike, teşvik primi ve hakemlerle Fenerbahçe’ye kaptıran ama 34 maçta 82 puan toplayan Trabzonspor’un kadrosundaki futbolcuları tek tek değerlendirelim isterseniz. Kaleci Onur Recep Kıvrak, Nuri Albayrak döneminde Karşıyaka gibi bir alt ligde oynayan takımdan alınmıştı. Tolga Zengin altyapı ürünüydü. İbrahima Yattara Özkan Sümer tarafından Belçika’nın o dönem en zayıf takımlarından Andwerp’ten alınmıştı. Umut Bulut yine Atay Aktuğ döneminin transferiydi ve ligin asansör, takımlarından Ankaragücü orijinliydi. Sadri Şener döneminde Serkan Balçı, Fenerbahçe’de oynamaya layık görülmediği için sözleşme yenilenmemiş ve bonservissiz transfer edilmişti. Giray Kaçar, küme düşen OIftaşspor’dan transfer edilmişti. Egemen Korkmaz da serbest oyuncuydu. Bir tek kulüp yüzüne bile bakmamıştı ve Trabzonspor bu oyuncuyu da yine bonservis bedeli ödemeden kadrosuna dahil etmişti. 
Arkadiuz Glawacki Wisla Krakow’dan sakatlıktan yeni çıkmış bir stoper olarak transfer olmuştu. Sol bek Hırjova Cale, Avrupa’da pek esamisi okunmayan Dinamo Zagrep’ten sıradan bir oyuncuyken transfer edilmişti. Selçuk İnan küme düşen Vestel Manisaspor’dan renklere katılmış, Engin Baytar da Gençlerbirliği ligde esamisi okunmazken bu ekipten getirilmişti. Jaja Celho ise Ukrayna’nın Metalist Kharkiv ekibinde transfer edilen disiplinsiz bir futbolcuydu. Alanzinho Norvicç’in sıradan kulübü Stabaek’ten alınan bir Brezilyalıydı. Burak Yılmaz, Fenerbahçe’den dışlanmış, Eskişehirspor’da kiralık oynarken, Aziz Yıldırım, Gökhan Ünal’ı 3 milyon 250 bin Euro’ya alırken, Trabzonspor’a pas edilmişti. Hatta Şenol Güneş Burak’ı değil, Uğur Boral’ı talep ediyordu ama Yıldırım’ın dediği olmuştu. Teofilo Gutierrez Kolombiya’nın Junior takımından transfer edilmişti. Takıma devre arasında Wisla Krakov’dan Piotr Brozek, Pavel Prozek ve Sivasspor’dan Sezer Badur eklenmişti ama bu isimlerin hiçbir katkısı görülmemişti. Takımda Mustafa Yumlu, Tayfun Cora, Barış Memiş, Ahmet Sarı gibi çok az forma şansı bulan altyapı oyuncuları da vardı fakat çok yetersizdi. 

BAŞARI KRİTERİ BÜYÜK LİG OYUNCUSU ALMAK DEĞİL

Farkındaysanız bir tane bile futbolcu Premier Lig, La Liga, Bundensliga, Serie A, Ligue 1’de forma giymişti. Kimi Türkiye’de küme düşen takımlardan, kimi bonservisi elinde olduğu için, kimi de Avrupa’nın sıradan liglerinde, en sıradan takımlardan Trabzonspor’a katılmıştı. Ben o günkü bu transfer politikasına da karşı çıkıyordum. Çünkü Trabzonspor yabancılaşıyor, kendi bütçesinin üzerinde harcamalar yapıyor ve adım adım borç sarmalına gömülüyordu. Eğer Trabzonspor, borçlanarak büyümeyi tercih etmeseydi, altyapısına gerekli özeni gösterseydi, Süper Lig ve Avrupa’da oynayan Trabzonlu ve Trabzonsporlu futbolcularla bir harmanlamaya gitseydi belki birkaç yıl beklerdi ama çok daha başarılı sonuçlara, borçsuz bir kulüp olarak imza atardı. Bu da sürdürülebilir bir başarıyı tetiklerdi. Trabzonspor yeniden Türkiye’nin örnek kulübü olurdu. Ancak sonuçta benim benimsemediğim bir transfer politikası uygulanmış olsa da, bugünkünden çok daha düşük maliyetli, sıradan liglerin, alt düzey takımlarından alınan oyuncularla birlikte şampiyon olacak bir kadro ortaya çıkmıştı. 

Bakın burada ben 1993-96 yılları arasında Sadri Şener-Faruk Nafız Özak ve 2001-2003 yılları arasında Özkan Sümer başkanlığı politikalarıyla oluşturulan şampiyon olacak kadro planlamasına hiç girmedim bile… Hatta, Ertuğrul Doğan’a benzer transfer çalışmaları içinde bulunan ve takımı da, kulübü de perişan eden işlere imza atan İbrahim Hacıosmanoğlu ya da Muharrem Usta konusuna bile girme ihtiyacı hissetmedim. Tek bir örnekle birlikte bile meramımı anlatabileceğimi düşündüm. Ertuğrul Doğan, Trabzonspor’un dönem dönem transfer politakısı irdeleyip, bir sonuç çıkarma yoluna hiç gitmiş midir? Söz konusu değil. Eğer gitmiş olsa, bugünkü anlamsız transfer çalışmalarının içinde olmayı hiçbir şekilde içine sindiremezdi. Başkan Doğan biraz tarihten ders alsaydı geçen sezon Nenad Bjelica’nın, bu sezon da Abdullah Avcı’nın belirlediği ve büyük liglerde, önemli takımlarda forma giymiş oyuncular peşinde hiç koşmazdı. Hele hele emekliliği çoktan gelmiş, artık son bir vole ile ailesiyle keyifli bir yaşam için gün sayan futbolcularla da asla ilgilenmezdim. Bu politikaların ağır faturalarını hem Ahmet Ağaoğlu döneminde, Eddie Newton ve Abdullah Avcı transferleriyle, hem de kendi döneminde geçen sezon net bir şekilde yaşadık çünkü…

Ertuğrul Doğan’ın yapması gereken adım adım bu kulübü yeniden 1973-83 kodlarına döndürmek olmalıdır. Buraya dönerken ve illa dış transfer yapacaksa da Sadri Şener başkanlığı döneminde 2010-11 sezonunda kurulan takımı tahlil ederek kendi yolunu çizmelidir. Çünkü Şener ve ekibinin o günkü politikası bana göre çok kötü olsa da, bugünkü Ertuğrul Doğan uygulamalarının yanında sütten çıkmış ak kaşık gibidir. 
Umarım Ertuğrul Doğan bu gerçeği görmekte çok geç kalmaz…
Yoksa kulübe de kendisine de çok yazık olur!