TRABZONSPOR'UN İFLASI VE KURTULUŞ REÇETESİ
‘Bir futbol kulübünün en büyük yatırımı transferdir.’
Bir kulübü yönetenler naklen yayın, tescilli ürün satışı, sponsor, reklam, loca, kombine, tribün bileti, farklı yatırım, isim hakkı ve benzeri gelirleri ne kadar yüksek olursa olsun, eğer transferi doğru planlamazsa adım adım borç sarmalının içinde debelenir, ödeme dengesini tutturamayıp, sonra da iflas aşamasına getirmesi kesindir. Çünkü transferlerin büyük bölümü yanlış çıkarsa, o kulübün puan hedefini ıskalaması ve çok büyük gelir kaybına uğraması kaçınılmazdır. Bu durumda yönetimler yeni sezon başlarken, elinde işe yaramadığına inanılan futbolcuya tazminat ödeyip, yeni döneme daha kaliteli olduğu düşünülen futbolcuları kadroya katmak isterler. Bu kısırdöngü bir süre sonra tünüyle alışkanlık haline gelir ve ekonomik anlamda içinden çıkamayacağı noktaya taşınmasının da sebebi olur.
Kaçınılmaz olarak bir süre sonra taraftar ilgisi azalır. Naklen yayından alınan pay düşer. Lisanslı ürün satışları durur. Sponsorlar ya da reklam verenler çekilir. Bu durumda hem ekonomik, hem sonuç, hem de prestij açısından tükenmişlik sendromunun yaşanması nesnel bir gerçekliktir. Ancak transferde başarı sağlanırsa hem takım sahada büyük oranda istenilen sonuçları elde eder, hem lisanslı ürün satışı patlama yapar, hem Avrupa Kupalarına katılabilme şansı nedeniyle buradan da önemli ekstralar kasaya girer. Loca, kombine satışları patlar. Naklen yayın gelirleri tavan yapar. İsim hakkı gelirleri yükselir, reklam ve sponsorların sayısının yanında, anlaşma koşulları da kulüp lehine şekillenir. Yani hem sahada, hem kasada, hem de masada çok güçlü bir kulüp ortaya çıkar.
BORÇSUZ KULÜPTEN İFLAS AŞAMASINA NASIL GELİNDİ?
Ne yazık ki Trabzonspor tarihi boyunca genellikle kötü yönetildi ama son 20 yıl içinde bu kötü yönetim şekli tavan yaptı. Kötü yönetmenin sonucu olarak da, büyük bir oranda yanlış transfer politikasının sonucunda geldiği nokta tam bir iflastır. Bakın 2005 yılında Atay Aktuğ yönetimi, Trabzonspor Sportif, Futbol ve Ticaret AŞ’leri kurup, Borsa’ya kote ederken, tüm borçlar ödenmiş, kasaya da o dönemin parasıyla 7 trilyon lira koymuştu. Sonra da kasadaki 7 trilyon lira ile kulübün Borsa’daki hisselerinin yüzde 6’sı geri alınmıştı. Borç sıfırlanırken, Trabzonspor’un aslında yüzde 19’u satılmıştı. Ama bu kimsenin umurunda bile değildi. O günlerde vergi borçları karşılığında da Ziya Bey Sitesi Maliye Bakanlığına bırakılmıştı. Herkes bayram yapıyordu. Artık Trabzonspor borç sarmalının içinde debelenmeyecekti. Ama daha Atay Aktuğ döneminde yapılan Thomas Jun, Fabio Eller ve Jefferson gibi üç yanlış transfer bile bir yıl içinde borcun 10 trilyona çıkmasına sebep olmuştu. Ama bugün gelinen noktada liradan 6 sıfır atılmasıyla birlikte borç 5 milyar lirayı aşmış durumda… Yani eski parayla 5 katrilyon lira…
Bugün de Kartal Tesisleri’nin satışıyla kasaya girmesi beklenen parayla borcun yarasının kapatılacağı müjde olarak taraftara zoka gibi yutturulmuyor mu? Borcun tümünü temizleseniz ne olur! Kulüp anlık bir nefes alır. Sonra yanlışlarda ısrar etmeye devam ederseniz çok daha kötü durumlarla karşılaşma noktasına varırsınız. Tüm bu borçlanmaların ve işi gayrimenkul satarak kurtarma noktasına taşıyıp, adım adım iflas aşamasına gelinmesinin tek sebebi yanlış teknik adam ve futbolcu transfer politikasıdır. Bakın bugünkü yönetim de bunca yanlışa rağmen şimdi de 38 yaşına merdiven dayamış Anthony Nwakaeme isimli koltuk değneğiyle yürüme aşamasındaki bir ismi sırf başkan yardımcısının arkadaşı diye transfer edebiliyor ve yıllık 1,5 milyon Euro’yu (50 milyon lira) gözden çıkarabiliyor. Sonra da laf salatasıyla insanları uyutabileceğini sanıyor.
Neyse!...
Bugün devleti yönetenler, diğer şirketlere karşı uygulamalarını eğer kulüplere de tatbik etmeye kalksaydı, Trabzonspor dahil olmak üzere birçok kulübe kayyum atar, sonra da satışa çıkarır. Ancak futbolun halkın afyonu olarak kullanılması anlayışı ve taraftar tepkisinin yanında, kulüpleri de kontrol etme amacıyla iktidar henüz böyle bir yola başvurmadı. Ama bu durum böyle bir yola hiç başvurmayacağı anlamına da gelmez. Bu nerenle Trabzonspor çok dikkatli adımlar atmalı ve bir yandan borcu yavaş yavaş azaltıp, bir yandan da sahada başarılı olabileceği bir transfer politikası izlemenin yolunu bulmalıdır.
ZORUNLULUKTAN ORTAYA ÇIKAN KURTULUŞ REÇETESİ
Trabzonspor son 20 yılda çok yanlış politikalar izlerken bir tek Ahmet Ağaoğlu başkanlığı döneminde UEFA’nın transfer yasağı koymasının yanında, Burak Yılmaz, Onur Recep Kıvrak, Olcay Şahan, Juraj Kucka, Vahid Amiri, Zarga Toura gibi isimlerin de kadro dışı bırakılıp, sonra da satmasının ardından Uğurcan Cakır, Yusuf Yazıcı, Abdulkadir Ömür, Abdulkadir Parmak ve Hüseyin Türkmen başta olmak üzere birçok altyapı futbolcusu uzun süreli şans bulmasıyla bir başarı hikayesi yazılmıştır. Trabzonspor bu uygulamasıyla bir anda ülkenin gündemini oturmuş, takım adım adım yükseliş göstermiş ve bir yandan da kulübün borcu azalmıştı. Ancak sonrasında Bankalar Birliği ile yapılan kredi anlaşmasıyla kasaya bir anda 70 milyon Euro girince, inanılması olanaksız transfer furyası başlatılmış ve borç içinden çıkılmaz noktaya taşınmıştı. Bugün Ertuğrul Doğan son dakikada ödemeleri kendi cebinden ya da yöneticilerden aldığı borçlarla yapmamış olsa, kim bilir kaç kez transfer yasağı ile karşılaşılacaktı. Ya da Avrupa Kupalarından men edilmiş bir Trabzonspor karşımızdaydı. Düşünün, kulüp devasa gelirlerine rağmen zaman zaman personel maaşını bile ödemekte zorlanıyor.
Gelinen nokta bu!..
Evet, yeni bir transfer mevsimi önümüzdeki günlerde başlayacak ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok futbolcu için imza törenleri düzenlenecek, kulüp yönetimleri tarafından “kurtarıcı” sıfatıyla taraftarlarına karşı güzellemeleriyle yutturulmaya çalışılacaklar. Yine milyar dolarlar, bir kulübün kasasından bir başkasına, ya da futbolcunun banka hesabına ve menajerlerin ceplerine akacak. Bu noktada bizi ilgilendiren Türkiye ve tabii ki özelinde Trabzonspor kuşkusuz… Ve bugüne kadar yapılan hatalı transferlerin zararlarını telafi etme ve düzelte şansımız yok. Ama bundan sonrasını kurtarma adına adımlar atılabilir. Zaten Ertuğrul Doğan ve arkadaşları daha ilk dakikada Nwakaeme transferini açıklayarak Trabzonspor kulübünün misyonuna ve vizyonuna ne kadar saygısız olduklarını bir kez daha ortaya koymuş oldular. Biz bundan sonraki süreç için en azından tarihe not düşelim!...
TRABZONSPOR KENDİ FELSEFESİNE DÖNÜŞ YAPMALI
Önce şunu ifade edeyim ki, bir kulüp ancak ve ancak yaşam bulduğu kentin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına uygun yönetilirse sürdürülebilir başarıları elde edebilme şansını yakalayabilir. Yine, “Her kulübün mutlaka kendi ideolojisi ve felsefesi olmalı… Başka kulüplerin felsefesi ya da ideolojisiyle veya ayak izlerini takip ederek hedef tutturması söz konusu olamaz.” Her Trabzonsporlu bilir ki bu kulüp kendi felsefesini oluşturup, bunu kararlı bir şekilde hayata geçirdiğinde Türk futbolunda bir simge haline gelmiş ve büyük Anadolu devrimine imza atarak örnek gösterilmiştir. Kulüp merkezinin bulunduğu kentinin yetiştirdiği başkanı, yöneticisi, teknik direktörü, yardımcı antrenörü, futbolcusu, masörü, malzemecisiyle büyük olma yolunda dev adımlar atmıştır. Öyle adımlar atılmış ve Trabzonspor o kadar büyütülmüştür ki o günün mirası bugün yönetmenin ne olduğunu bilmeyenlerin bile omuzlarındaki apolet olmaya devam etmiştir. Büyüklüğe yeni ivmeler kazandırması gerekenler ancak onu yaratanların eserinden yararlanma yoluna gitmiştir.
Sadece şampiyon olunarak büyük olunamaz ve o unvan uzun süre taşınamaz. Öyle olsa Bursaspor ve Başakşehir de “büyük kulüp” kabul edilirlerdi… Trabzonspor’u büyük yapan, kendi kimliğiyle, ezilen Anadolu’nun sesi olarak İstanbul’un gücü devletle yarışan kulüplerine kafa tutup, sonra da yerle bir etmesidir. Statükoyu paramparça yapmasıdır. Bunu yaparken, camia olarak da tüm Türkiye’de, hatta Dünyanın en ücra köşelerinde dahi taraftar kitlesini ve lobisini oluşturmuştur. Bordo-Mavililer ne zaman ki Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın kuyruğuna takılıp, üretim yerine tüketim politikalarına yelken açtı, kendine ve kentine yabancılaştı, ne zaman endüstriyel futbol adı altında kulübü adeta transfer borsasının en önde gelen kurumu haline getirdi, işte o andan itibaren başarı kriterlerinin dibe vurmasının da cehennem taşlarını ördü. Bakın geride bıraktığımız sezon birçoğu yıldız diye yapılan 17 transfere rağmen Galatasaray’ın 35 puan, Fenerbahçe’nin 32 puan altında üçüncü sırada yer alması ve kupa finali oynaması bile neredeyse başarı diye yutturuldu taraftara… Oysa Trabzonspor kendi misyon ve vizyonuyla bu ligde büyük olurken, lig ikinciliği bile utanç nedeni kabul ediliyordu.
SİZ KENDİ MOURİNHO’NUZU YETİŞTİRMELİSİNİZ
Bu kulübü yönetenler uzun yıllardır transfer politikasını belirlerken, hep İstanbul takımlarının ayak izini takip etmeyi bir zorunluluk olarak kabul etti. Oysa bu politika ekonomisi, lobisi çok daha güçlü olan 3 İstanbul kulübüyle yarışmanın koşullarını yaratmak bir yana ancak iflasa giden cehennem iyi niyet taşlarının daha hızlı örülmesi sonucunu doğurur. Bir örnek; Bugün Fenerbahçe, Portekiz’in dünya çapında teknik direktörü Jose Mourinho’yu iki yıllığına ve 45 milyon Euro, yani 1 milyar 600 milyon lira ödeyerek iş başı yaptırdı. Bonuslar, vergiler, KDV hariç… Şimdi Trabzonspor böyle bir hamleye karşı nasıl yanıt verebilir? Yani Jurgen Klopp’u 50 milyon Euro ödeyip getirme şansı var mı? Tabii ki gözü kara, gerçekten maceracı bir yönetim, allem edip, kallem edip, kulübü satıp, böyle bir ismi getirebilir. Ama Trabzonspor yok edilir. Eğer siz ekonominizle, şehrin sosyal ve kültürel yapısıyla Mourinho ya da Klopp veya Guardiola gibi teknik adamı getirme şansına sahip değilseniz, kendi Mourinho’larınızı, Guardiola’larınızı, Klopp’larınızı yetiştirmek zorundasınız.
Son söz;
Yanlıştan dönmek bir erdemdir. Ve Trabzonspor’u yönetenlerin rezalet transfer politikasından vazgeçmesinin zamanı tam da bugündür. Açıkladığınız Nwakaeme çöp transferinden vazgeçilmelidir Geçen yıllarda kurtarıcı diye alınan ama şimdi elden çıkarmak istediği yabancılardan ancak para kazanarak göndermenin yollarını bulmalıdır. Yeni yapacağı transferlerde, içi geçmiş, yaşı kemale ermiş, emeklilik günlerinin ikramiyesini cebine indirme amacındaki yabancı ve yerli oyunculardan mutlak suretle kaçınmalıdır. Alacağı futbolcuların piyasa değerini doğru belirleyip, bunun çok üzerinde paraların ödenmesi kompleksli ilkesi terk edilmelidir. Daha çok başarıya aç, yetenekli ve takıma hem bugün yararlı olacak ve Trabzonspor’a aidiyet duygusu hissetme konusunda istekli olabilecek, gelecekte de satıldığında önemli bonservis bedelleri kazandırabilecek özel yetenekte isimler tercih edilmelidir. En önemlisi de altyapısından mutlak suretle çok sayıda oyuncunun önünü açacak politikalar oluşturmalıdır. Ve Trabzon kökenli, kalbinde Bordo-Mavi renk aşkı olan bugün Süper lig ya da Avrupa’da oynayan futbolcular önemli tercih sebebi olmalıdır.
Bu politika ancak ve ancak sürdürülebilir başarının ilk harcının temele atılması anlamına gelir, aynı zamanda borçların da adım adım azalıp, birkaç yıl sonra sıfırlanma noktasına gelmesinin biricik yoludur.
Umarım tüm bu gerçekler dikkate alınır…
Saygılarımla…