SES VER TRABZON, SES !
İnsanlık tarihi boyunca bireyler dünyaya geldikleri ilk saniyeden itibaren hep bir uğraşın, gayretin içinde olmuştur. Yeni doğan bir bebeğin ağlayarak gözlerini açtığı dünyada, anne sütünü içebilmek için verdiği mücadele ile başlayan süreç, ruhunu teslim edinceye kadar sürüyor.
Önemli olan bu iki mesafe arasında ne yaptığınızdır. Onurlu bir yaşam için nelerden vaz geçip, geçemediğinizdir!
Bir ömre sığdırdığınız bütün fiiliyatınızın hangi kriterlerde ve ölçülerde olduğudur.
Hiç ölmeyecek gibi konforlu bir hayat sürebilmek uğruna yürüdüğünüz yolun sizi nereye taşıyacağıdır.
Aldığınız her kararın verdiğiniz her hükmün vicdan muhasebesine takılıp takılmayacağıdır.
Bizimkisi de böyle bir şey…
Çocuk yaşta başladığım ve 30 yılı geride bıraktığım basın hayatımda onlarca hata yapmış, bulunduğu konumun şöhretine kapılıp yanlışı doğruyu ayırt edememiş, belli bir olgunluğa eriştikten sonra yaşam muhasebesini yapıp kendisiyle hesaplaşmış biri olarak yeni bir yola çıkmış bulunuyorum!
Hayatı boyunca oto ehliyeti, seyahat pasaportu, evi arabası olmamış, belediye toplu taşıma araçlarını kullanmış, bu yaşına kadar köy standartlarında sobalı bir evde yaşamını idame ettirmiş idealist bir gazeteci olarak, dünya malına hiçbir zaman tamah etmedim!
Elimdeki imkanlarımı sokaktaki minik dostlarıma, doğaya ve ihtiyaç sahibi insanlara sunarak paylaşmayı yaşam tarzım haline getirdim...
Amaç yaşam konforunuzu arttırma ve dünya nimetlerine yatırım olmayınca; hedef kitleniz insanlar, hayvanlar ve doğa oluyor. Canlıların haklarını koruyup kollama ve onlarında hakkettiği değeri görmeleri için verilen bir mücadele bizimkisi…
Bu yüzden gazetecilik yaparken vicdan ve etik kurallar zemini üzerinde kalmak daha kolay oluyor.
Niyetlerinizi, görüş ve yorumlarınızı karşı tarafa geçirebilmek, bunu yaparken de “adil ve tarafsız” olduğunuzun hissini uyandırabilmek, en büyük hedefim olmuştur…
Kurumlarda temsil görevinde bulunan şahıslara yapılan olumlu haberlerde dünyanın en iyi gazetecisi, fakat olumsuz eleştirilerde de malum (!) gazeteci etiketinin vurulduğu bir sektörde, ayakta kalabilmek oldukça meşakatli bir iş…
Aynı meslek grubundaki paydaşlarınızın habercilik yerine tüccarlık peşinde koşması, ortak muhattaplarımız nazarında bizleri de yaralasa da mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz!
Toplumda sağduyunun artması, seçilenlerin bulundukları kurumların “sahibi değil emanetçisi” olduğu fikrinin peşinde koşarak, Atatürk ve Cumhuriyetine bağlı, devlet ve bayrağına sonsuz sadakat duyan, cemaatlerin değil, bilim insanlarının ön plana çıkması gerektiğine inanan bir fert olarak diyorum ki;
"Her canlının onurlu ve adil bir yaşamı hakettiği, bunun için toplumun daima dinamizminin ve refleksinin olması görüşünden hareketle “ses ver Trabzon” diye haykırıyor" yayın hayatımıza start veriyoruz…
Hayırlı uğurlu olsun!