BİR HAYALİM VAR!

ABD’de siyahların ve ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü ve yasaların da buna izin verdiği dönemdi. Her koşulda horlanan siyahilere önderlik yapan Martin Luther King, 1963 yılında dünyayla paylaştığı, 'Bir hayalım var’ başlığı ile kitleleri derinden etkileyen konuşmasında özetle şunları söylüyordu:

Bir hayalim var!

Gün gelecek, eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.

Bir hayalim var! Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.

Bir hayalim var! Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre nitelendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün bir hayalim var benim.

Bir hayalim var!

Gün gelecek, Alabama eyaleti, valisinin ağzından hep ‘müdahale’ ve ‘yasak’ sözleri dökülen o eyalet, küçük siyah oğlanlarla küçük siyah kızların, küçük beyaz oğlanlar ve küçük beyaz kızlarla el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.

Bugün bir hayalim var benim.

Bizim umudumuzdur bu. Güneye dönüşümde içimde taşıyacağım inançtır. İşte bu inanç sayesinde umutsuzluk dağını yontup bir umut anıtı yaratacağız. Halkımızı saran ahenksiz bağırtıları, bu inanç sayesinde güzel bir kardeşlik senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde bir gün özgür olacağımızı bilerek hep beraber çalışacak, hep beraber dua edecek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek, özgürlük için hep beraber ayağa kalkacağız.

Böyle konuşuyor ve sözlerini özgürlük talebi ve umuduyla bitiriyor…

TRABZONSPOR’UN ZENCİLERİ’NE ÖZGÜRLAK HAYALİM!

Ve bugün ABD’de iş dünyasından, polisine, adliyesine, basketbolundan boksuna, futbolundan siyasetine beyazlardan çok daha başarılı olarak hayatın içinde yer alıyor. Hatta Martin Luther King’in öldüğü tarihte asla hayali kurulamayan ABD başkanlığı koltuğunda bir siyahi oturuyordu ve ismi de Barack Obama’ydı…

İnsan önce hayal kurar, hayalinin peşinden koşarken umutları yeşerir ve bu onu hayata bağlar. Bir insanın ‘yaşadım’ diyebilmesi için kurduğu hayallerin peşinden gidebilmesi, insanlığa küçük de olsa katkıda bulunabilmek için gerekirse kendi rahatından vazgeçebilmesidir.

Benim de bir hayalim var Trabzonspor’dan yana…

Hiç de ütopik olmayan ve geçmişte defalarca kanıtlanan ama bugün ne hikmetse tüketim toplumunun çılgınlığıyla dünyayı yok etmeye çalışanların kuyruğuna takılmış yönetenler tarafından bir gerçektin benim hayalim…

İşte benim hayalimin özeti:

Bu hayal havaalanlarında yıldız eskisi futbolcuların parayla tutulmuş taraftarlarca karşılanması değil, Avrupa’da ya da ülkemizde isim yapmış teknik adamların yollarına çiçekler dökülerek omuzlara alınması hiç değil… Yabancılaşmış Bordo-Mavi renklerin şampiyonluğu asla değil…

Benim hayalim bambaşka…

Hayalim; Trabzonspor’u var eden, büyüten, geliştiren ve Türkiye’yi kasıp kavuran gerçek kimliğiyle yeniden ülke futbolunun önderi, tüm kulüplerin örneği olması… Artık ikinci sınıf görülen, yabancı ve pahalı transferlerin yanında isimlerinden söz bile edilmek istenmeyen bu kentte doğan, büyüyen, gelişen, yetenekleriyle birlikte en az yabancılar kadar kaliteli olan ama adeta zenci muamelesi gören altyapıdan üretilen pırıl pırıl gençlerle büyük hedeflere ulaşacağı günleri görmek.

ÇOCUKLAR ÖYLE BİR EĞİTİM ALMALI Kİ!...

Öyle bir Trabzonspor ki….

Henüz 6 yaşındaki çocukların eğitim gördüğü bir Kolej’in sahibi…. Ve 18 yaşını geçenler için bir üniversitesi olan parlak beyinli insanları yetiştiren sonra. Koleje çok küçük yaşlarda gelen çocukların bir yandan en modern eğitimi alırken, bir yandan da Trabzonspor kültürüyle büyümeleri… Büyüyen, gelişen ve Trabzonspor Üniversitesini bitiren, hayatın her alanında başarılı olan bu çocukların daha sonra Trabzonspor kulübüne gerçekten bilinçli başkan veya yönetici adayları olarak ortaya çıkması…

Altyapıdaki futbol eğitiminin de 6 yaşlarına indirilmesi… Henüz Bordo-Mavi renklerle yeni tanışan çocukların bu koleje yerleştirilmesi… Beslenmesinden, pedagojik, psikolojik, sosyal eğitimine, kültürel ve bilimsel gelişimine kadar her anlamda donanımlı hale getirilmeleri… Bir yandan da futbolun en ileri teknolojilerle, futbol bilginleri, gerçekten pedagojik formasyonu üst seviyede altyapı uzmanları tarafından teknik, taktik, kuvvet, dayanıklılık, kondisyon açısından en üst seviyede hazırlanması…

ONLAR İÇİN EN BÜYÜK KULÜP TRABZONSPOR OLMALI

Bu çocukların büyük çoğunluğunun büyüyüp, yıldız adayı olarak Trabzonspor formasını giymesi… Şampiyonluklar yaşaması… Avrupa’da zirveye oynaması… Şampiyonlar Ligi finalini kazanması… Süper Kupayı, Kıtalararası şampiyonluk kupasını müzeye taşıması… Sonra da bu yetişen büyük yıldızların, Barcelona’nın, Real Madrid’in, Manchester City, Paris SeintGermaen, Manchester United’in, Chelsea’nın, Bayern Münih’in peşinde koştuğu oyuncular haline gelmesi… Onların ise, “Biz, dünyanın en büyük kulübünde oynuyoruz, gitmek istemiyoruz” diyecek bilinçte eğitilmiş olmaları...  Avrupa devlerinin bu oyuncuların bir bölümüne 100-120 milyon Euro bonservis bedeli önermesi… Bu büyük kulüplerin Trabzonspor’un yıldızları için kapışması…

Kulüp istediği için bu büyük paralarla o yıldız oyuncuların dünyanın diğer devlerinde oynayarak Trabzonspor vitrinini dünya devlerinde başarıyla boy göstermesi ve gurur kaynağımız olması… Onların gidişiyle altyapıdan yeni gelen gençlerin de hiçbir sorun yaşamadan Trabzonspor formasını rahatlıkla giymesi, başarıyı aynen sürdürmesi… Bu gençlerin sahadaki, saha dışındaki duruşlarıyla tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya örnek olması… Trabzon kentinden yetişen teknik adamların Jose Moirinho, Pepp Guardiola, Alex Ferguson, Arsen Venger, Jurgen Klopp muamelesi görmesi… Onların da dünya çapında büyük kulüpler tarafından talep edilmesi…

Trabzonspor başkan ve yöneticilerinin ortaya koyduğu projeler, yaklaşımlar sadece Türk futbol kulüpleri için değil, dünyanın sayılı kulüpleri tarafından örnek gösterilmesi…  Uygulamaya çalışılması… Trabzonspor’un bu büyük üretim politikası ve yaşadığı başarılardan sonra Trabzon kökenli futbolcuların, teknik adamların yeniden Türkiye’nin en gözdeleri haline gelmesi… Yavuz Selim’de futbol oynayan, teknik adamlık yapan kişilere dahi sayısız teklif gelmesi… Tüm ülkenin Trabzonlu futbolcu ve teknik adamlarla birlikte harmanlanması…

YARATILAN BÜYÜK PASTA KENT EKONOMİSİ DE AYAĞA KALDIRMALI

Bir büyük başarı öyküsünün yaratılması… Bu başarı hikayesinin politikacılara, iş dünyasına ilham vermesi… Dünyanın en önemli medya organlarının her gün Trabzon’a gelip, böyle bir kulübün nasıl yaratıldığını, yıldızların nasıl yetiştiğini, teknik adam kalitesinin nasıl da hep zirvede tutulduğunu, yaratıcı ve kararlı, ufku geniş başkan ve yönetici profillerin nasıl oluştuğunu araştırması, okurlarına, seyircilerine aktarmak için birbirleriyle yarışması… Yaratılan bu büyük pasta nedeniyle Trabzon ekonomisinin tavan yapması, ülkeye ve kente büyük miktarlarda döviz girmesi… Bu dövizlerle birlikte yeni yatırımların yapılması…. İşsiz sayısının minimum seviyeye inmesi… Artık özgüveni en yüksek seviyede bir Trabzon kent insan profilinin ortaya çıkması…

Ve Martin Luther King’in ‘Bir hayalim var’ diye başladığı konuşmasında en büyük özlemi özgürlüktü… Siyahilerin büyük bölümü artık özgür ve beyazlarla eşit muamele görüyor. Biliyorum ki biz göremesek de gelecekte herkesin eşit bireyler olarak yaşayacağı bir dünya mümkün olacak.

Trabzonspor’un da özgürlüğü ancak ve ancak kendi kaynaklarından üreteceği büyük başkan yönetici, teknik adam ve futbolcu yıldızlarla mümkün olacaktır.

İşte benim hayalim de bu…

Bugünün yönetenlerinin bu hayallerin yanına yaklaşması mümkün mü?

Değil tabii ki!

Ama ben bu hayalle doğdum, bu hayalin gerçekleşmesi umuduyla yaşadım ve mücadelemi ölene kadar sürdüreceğim. Ama gözlerimi kapatırken en çok görmek istediğim de ne biliyor musunuz:

Özgün ve özgür Trabzonspor!!!