Türkiye’yi Avrupa’da temsil edecek olan Trabzonspor yeni bir sezona büyük hedeflerle giriyor.Bordo-Mavili ekip, UEFA Avrupa Liginde ilk mücadelesini yarın akşam Slovenya’da MFK Ruzomberok takımına karşı oynayacak, rövanşı da 1 Ağustos’ta kendi sahasında gerçekleştirecek. Kuşkusuz tüm beklenti, maçlarını 5 bin kişilik statta oynayan, kadro değeri 6 milyon 750 bin Euro olan Slovenya takımı karşısında Trabzonspor’un mutlak favori olduğudur. Ve tur atlaması da en doğal sonuçtur. Ben burada, bir Avrupa macerası üzerinden elde edilecek başarı ya da başarısızlığa göre bir değerlendirmede bulunmayı düşünmüyorum. Trabzonspor’un yönetenleriyle ve teknik ekibiyle geldiği ve ulaşacağı noktayı dile getirmeyi bir görev kabul ediyorum. Her yeni başlangıç, büyük umutları da bağrında taşır. Fakat boş umudun da anlamı yoktur. Ne yazık ki aynı umutları bugünlerde taşıdığım söylenemez. Ertuğrul Doğan başkanlığındaki yönetim, sadece arkadaş grubu olarak değerlendirilebilir. Çünkü yönetim toplanıp, fikirlerin tartışıldığı ve sonuçta ortak kararların hayat bulduğu bir mecra olmaktan çoktan çıktı.Resmi siteden bir kez olsun, “Yönetim kurulumuz, kulüp ana binasının yönetim odasında toplandı ve şu şu kararları aldı” diye bir habere rastlandı mı?Yok!Çünkü böyle bir şey olmadı. Başkanın söylediklerine ve eylemlerine kafayı yukarı, aşağı sallayan arkadaş grubunun buluştuğu adres sanki Trabzonspor…Başkan Doğan ne yaparsa yapsın, buna itiraz edecek bir tek birey yok yönetimde…İtiraz edip, tepki gösterip istifa edecek irade de ne yazık ki bulunmuyor Bordo-Mavili kulübün en önemli kurulunda…Böyle olunca da tek adam rejiminin başarılı bir süreci tüm taraftar kitlelerini heyecanlandıracak bir başarı hikayesi yazması olası bile değil…YAŞI KEMALE ERMİŞLERLE GELECEK PLANLANAMAZGördüğüm o ki Trabzonspor taraftar kitlesinin büyük çoğunluğu sadece sahanın içine bakacak yine…Topun üç direk arasından geçip, skor tabelasındaki sonuçlar olumluysa alkışlayacak, olumsuzsa feryat edecek. Yani sonuçtan hareketle, sebepler irdelenmeye başlanacak. Oysa sebeplerden başlayıp, sonuca odaklanma düşüncesi egemen olsaydı, sahada işler zaman zaman kötü gitse de, nihai olarak aydınlık günlerin geleceğini hep birlikte görebilirdik. Fakat mevcut yapıyla, anlayışla, uygulamalarla birlikte “ bazen bozuk saat gibi günde iki kez doğruyu göstermenin ötesinde” Trabzonspor’un sürdürülebilir başarıyı elde etmesi söz konusu bile değil…Görülen o ki Başkanı Ertuğrul Doğan, kankası Abdullah Avcı ile kafa kafaya verip, Bordo-Mavili kulübü iyice içinden çıkılmaz noktalara taşımanın çabası içine girmişler sanki…Bakın bir yandan ekonomik sıkıntılardan söz eden ve kulübün gelirlerinin çok cüzi olduğunu dile getiren Başkan Ertuğrul Doğan, diğer yandan büyük çoğunluğu yaşları kemale ermiş oyuncu transferinden geri durmuyor. Futbolcunun geçmişine yatırım yapmak adeta ilkesi olmuş…Oysa bir oyuncuya ancak gelecek adına yatırım yapılırsa gerçek başarıyı yakalamak söz konusudur. Başarı da hem ekonomik, hem prestij, hem de saha sonuçlarını içerir. Başkan Doğan, kulübün gelirlerini çerez parası gösterirken, aslında doğru bir planlamanın olması halinde, kasaya giren o paralar Bordo-Mavili kulüp adına büyük bir servettir. Bu servet de takımı şampiyon yapar, Avrupa’da söz sahibi duruma taşır ve kasasında da yüz milyonlarca lira para biriktirir. Fakat Doğan gibi vizyonsuz bir başkanın bunu görmesi mümkün mü?
Değil tabii ki! SADAKA EKONOMİSYE BU KULÜP AYAKTA TUTULDUErtuğrul Dığan unutmasın, bugün kulübün kasasına giren paranın ellide biri yokken, hatta meteliğe kurşun atılırken Özkan Sümer devasa borcun üçte ikisini bitirmiş, şampiyonluk mücadelesi verecek bir kadro kurmuştu. Aynı şekilde kulüp gelirleri açısından gelirler dipte seyrederken Faruk Nafız Özak, hem futbolculara, hem otellere, hem kurumlara, hem farklı kulüplere, hem gazete bayisine, marketlere, kasaplara olan dönemine göre devasa borçları eritip, şampiyon olacak ekibi sahaya sürüp, bir de kasada para bırakmıştı Mehmet Ali Yılmaz’a…Yani bugünün gelirlerine göre sadaka ekonomisiyle birlikte bu kulüp ayakta tutuldu, büyük olmayı sürdürdü. Trabzonspor’un şampiyonluklara ambargo koyduğu dönemlerdeki gelir kıtlığını hesaba katmıyorum bile…Ancak Doğan ve arkadaşları, tamamen tüketim politikalarını benimseyen, bir tek futbolcu üretmeyi istemeyen, hazıra konmaktan zevk alan Abdullah Avcı ve onun gibi teknik adamlarla çalışıp, bir dediklerini de iki etmezse bırakın kulübün kasasına giren müthiş paraları, tüm Ortadoğu’nun petrol gelirlerini kasaya akıtsanız yine baş edemezsiniz. Sizin yakınmanız gereken kulübün kasasına giren paranın azlığı değil, ekibinizle birlikte transfer azgınlığınız olmalıdır. Ertuğrul Doğan yönetimi ve Teknik Direktör Abdullah Avcı ile ekibi Trabzonspor’un misyonunu algılayacak ve bu kulübe kendine özgü vizyon çizecek yeterlilikte değil ne yazık ki! Böyle olunca da transfer borsasındaki tavırlarının tek sonucu kulübe zarardır. Bakın bugüne kadar yapılan transferlere…Bir Cihan Çanak 19 yaşında, bir de Denis Dragus 24 yaşında…Dün son nokta konulan ve Boavista’dan transfer edilen Pedro Jorge Gonçalves Malheiro da 23 yaşında…Gerçi 32’lik Thomas Meunier büyük bir darbe vurup kaçmasaydı, Malheiro’nun da alınması söz konusu değildi ya…Neyse!Bu isimlerin de takımda ne kadar süre alacakları, geleceğe hazırlanmalarına izin verilip verilmeyeceği de belirsiz. Ya diğer transferler…Ozan Tufan 30’a merdiven dayamış, Jhon Lundstram 30 yaşından gün almış, Borna Barisic 31’i devirmek üzere ve Anthony Nwakaeme 36 yaşı için gün sayıyor. Ya listedeki diğer isimler…Mesela işi bitti denilen Okay Yokuşlu 30 yaşında, Stefan Savic 33 yaşında, Paul Onuachu 30’uncu yaşını sürüyor… Weghorst da 31 yaşını bitirmek üzere…Bu isimlere önemli bonservis bedelleri de ödenmesi düşünülüyor. Transfer planları içinde yer alan genç oyunculardan Muhammed Cham’ın da yüzü astarından pahalı… ÇARE İTHALAT DEĞİL, KURTULUŞ ÜRETMEKTİRBöyle transferler yapıp, sonra da kulübün ekonomik açıdan ayakta kalmasını beklemek, bu yönde mesajlar vermek abeste iştigal olsa gerek…Bakın bugün ülkenin ekonomisi felaket. Pazarda, markette fiyatlar el yakıyor. Yoksullaşan insanların sayısı günden güne katlanıyor. Aklı başına tüm ekonomistler, ne vergileri, ÖTV’leri, KDV’leri yükselterek, ne yeni vergiler koyarak, ne faizi indirip, çıkararak bu girdaptan çıkılamayacağında hem fikir. Hepsi de, “Ancak tarımda, sanayide, teknolojide, bilimde üretim politikalarına geçilirse ülke her açıdan kurtulur” diyor. Aynı durum futbol kulüpleri için de geçerli değil mi? Üretime önem vermezseniz, sürdürülebilir başarıyı yakalamanız, ekonomiyi düzeltmeniz ve refaha ermeniz söz konusu bile değil…Peki bu sezon da dahil Trabzonspor’un mevcut yönetiminin ve teknik kadrosunun üretimi öne alacak politikalar üretebileceğine dair bir duygu uyanan insan var mı?Yok değil mi?Hatta eldeki genç, yetenekli ve güven duyulması halinde kulübün geleceğini kurtarması muhtemel altyapı orijinli değerler de tek tek yok edileceğinin mesajları veriliyor. Bu kadar çok ve pahalı transfer yaparsanız, üretemezsiniz.Aynı bölgede 2 yabancı varken, altyapıdan çıkan oyuncunun vitrine edilmesi hayali bile kurulamaz. Bu genç çocukların var olma savaşı vermesinin hayali bile kurulamaz. Sürekli ithal ederseniz iflasınız kaçınılmazdır.Asıl olan üretmek, kendine yetmek ve sonra da ihraç etmektir. Bu ekonomide de böyledir, spor kulüplerinde de böyledir. Ama gelin de bunu Trabzonspor’u yönetenlere anlatın. Büyük paralarla transfer ettikleri futbolcuların yetersizlikleri ortaya çıktığında, ya da yeni gelen teknik adam, kendine bağlı menajerlerden futbolcu almak istediğinde kendilerine yol veriliyor.TEK TEMENNİM AVRUPA’DA BÜYÜK BAŞARI Bu yol verme işlemi yapılırken ya tazminat ödeniyor, ya da bir lira bonservis bedeli kazanmadan karşılıklı anlaşma ile sözleşmeler feshediliyor. Bunca yanlışa rağmen aynı politikada inatla ısrar ediliyor. Ama iş altyapıdan maliyetsiz oyunculara sıra geldiğinde yetersizlikleri gündeme getirilip, değersizliğe mahkum ediliyor. Bunu yapan kim? En önemli göreve Trabzonspor’u korumak olan Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetimi…Bir de sözünden çıkmadıkları ama Bordo-Mavili kulübe en küçük bir aidiyet duygusu taşımayan, tek amacı cebini doldurmak, kendine piyasa yapmak olan Abdullah Avcı…Ve bunların egemen olduğu Trabzonspor kulübünün yeni sezonundan umutlu olmak…Kendimi çok zorluyorum, umutlanmak istiyorum ama olamıyorum. Umarım beni yanıltırlar. Son söz;Yeni bir sezon start alırken yarın akşam oynanacak olan UEFA Avrupa Ligi maçında Trabzonspor’a başarılar diliyorum. Umarım sadece bu turu atlamazlar. Gruplara kalırlar, buradan da son 32’ye, 16’ya, çeyrek finale ve hatta yarı finale çıkarlar…Çünkü ancak bu tür başarılar gelirse yönetimin ve teknik ekibin verdiği ekonomik yıkımın enkazı bir ölçüde temizlenmiş olur. Biliyoruz ki Avrupa’da elde edilecek başarıların hem prestij, hem marka değeri, hem de ekonomik açıdan büyük getirisi var. Burada başarı, ülke puanına katkı sunmanın yanında, elindeki değeri düşük futbolcunun bile piyasasının yükselmesi, değerli oyuncuların ise zirveye çıkması anlamına geliyor. Bunun için de Bordo-Mavili takımın Avrupa Arenasında zirve takımlarından biri haline gelmesidir en büyük dileğim…
Saygılarımla…
Değil tabii ki! SADAKA EKONOMİSYE BU KULÜP AYAKTA TUTULDUErtuğrul Dığan unutmasın, bugün kulübün kasasına giren paranın ellide biri yokken, hatta meteliğe kurşun atılırken Özkan Sümer devasa borcun üçte ikisini bitirmiş, şampiyonluk mücadelesi verecek bir kadro kurmuştu. Aynı şekilde kulüp gelirleri açısından gelirler dipte seyrederken Faruk Nafız Özak, hem futbolculara, hem otellere, hem kurumlara, hem farklı kulüplere, hem gazete bayisine, marketlere, kasaplara olan dönemine göre devasa borçları eritip, şampiyon olacak ekibi sahaya sürüp, bir de kasada para bırakmıştı Mehmet Ali Yılmaz’a…Yani bugünün gelirlerine göre sadaka ekonomisiyle birlikte bu kulüp ayakta tutuldu, büyük olmayı sürdürdü. Trabzonspor’un şampiyonluklara ambargo koyduğu dönemlerdeki gelir kıtlığını hesaba katmıyorum bile…Ancak Doğan ve arkadaşları, tamamen tüketim politikalarını benimseyen, bir tek futbolcu üretmeyi istemeyen, hazıra konmaktan zevk alan Abdullah Avcı ve onun gibi teknik adamlarla çalışıp, bir dediklerini de iki etmezse bırakın kulübün kasasına giren müthiş paraları, tüm Ortadoğu’nun petrol gelirlerini kasaya akıtsanız yine baş edemezsiniz. Sizin yakınmanız gereken kulübün kasasına giren paranın azlığı değil, ekibinizle birlikte transfer azgınlığınız olmalıdır. Ertuğrul Doğan yönetimi ve Teknik Direktör Abdullah Avcı ile ekibi Trabzonspor’un misyonunu algılayacak ve bu kulübe kendine özgü vizyon çizecek yeterlilikte değil ne yazık ki! Böyle olunca da transfer borsasındaki tavırlarının tek sonucu kulübe zarardır. Bakın bugüne kadar yapılan transferlere…Bir Cihan Çanak 19 yaşında, bir de Denis Dragus 24 yaşında…Dün son nokta konulan ve Boavista’dan transfer edilen Pedro Jorge Gonçalves Malheiro da 23 yaşında…Gerçi 32’lik Thomas Meunier büyük bir darbe vurup kaçmasaydı, Malheiro’nun da alınması söz konusu değildi ya…Neyse!Bu isimlerin de takımda ne kadar süre alacakları, geleceğe hazırlanmalarına izin verilip verilmeyeceği de belirsiz. Ya diğer transferler…Ozan Tufan 30’a merdiven dayamış, Jhon Lundstram 30 yaşından gün almış, Borna Barisic 31’i devirmek üzere ve Anthony Nwakaeme 36 yaşı için gün sayıyor. Ya listedeki diğer isimler…Mesela işi bitti denilen Okay Yokuşlu 30 yaşında, Stefan Savic 33 yaşında, Paul Onuachu 30’uncu yaşını sürüyor… Weghorst da 31 yaşını bitirmek üzere…Bu isimlere önemli bonservis bedelleri de ödenmesi düşünülüyor. Transfer planları içinde yer alan genç oyunculardan Muhammed Cham’ın da yüzü astarından pahalı… ÇARE İTHALAT DEĞİL, KURTULUŞ ÜRETMEKTİRBöyle transferler yapıp, sonra da kulübün ekonomik açıdan ayakta kalmasını beklemek, bu yönde mesajlar vermek abeste iştigal olsa gerek…Bakın bugün ülkenin ekonomisi felaket. Pazarda, markette fiyatlar el yakıyor. Yoksullaşan insanların sayısı günden güne katlanıyor. Aklı başına tüm ekonomistler, ne vergileri, ÖTV’leri, KDV’leri yükselterek, ne yeni vergiler koyarak, ne faizi indirip, çıkararak bu girdaptan çıkılamayacağında hem fikir. Hepsi de, “Ancak tarımda, sanayide, teknolojide, bilimde üretim politikalarına geçilirse ülke her açıdan kurtulur” diyor. Aynı durum futbol kulüpleri için de geçerli değil mi? Üretime önem vermezseniz, sürdürülebilir başarıyı yakalamanız, ekonomiyi düzeltmeniz ve refaha ermeniz söz konusu bile değil…Peki bu sezon da dahil Trabzonspor’un mevcut yönetiminin ve teknik kadrosunun üretimi öne alacak politikalar üretebileceğine dair bir duygu uyanan insan var mı?Yok değil mi?Hatta eldeki genç, yetenekli ve güven duyulması halinde kulübün geleceğini kurtarması muhtemel altyapı orijinli değerler de tek tek yok edileceğinin mesajları veriliyor. Bu kadar çok ve pahalı transfer yaparsanız, üretemezsiniz.Aynı bölgede 2 yabancı varken, altyapıdan çıkan oyuncunun vitrine edilmesi hayali bile kurulamaz. Bu genç çocukların var olma savaşı vermesinin hayali bile kurulamaz. Sürekli ithal ederseniz iflasınız kaçınılmazdır.Asıl olan üretmek, kendine yetmek ve sonra da ihraç etmektir. Bu ekonomide de böyledir, spor kulüplerinde de böyledir. Ama gelin de bunu Trabzonspor’u yönetenlere anlatın. Büyük paralarla transfer ettikleri futbolcuların yetersizlikleri ortaya çıktığında, ya da yeni gelen teknik adam, kendine bağlı menajerlerden futbolcu almak istediğinde kendilerine yol veriliyor.TEK TEMENNİM AVRUPA’DA BÜYÜK BAŞARI Bu yol verme işlemi yapılırken ya tazminat ödeniyor, ya da bir lira bonservis bedeli kazanmadan karşılıklı anlaşma ile sözleşmeler feshediliyor. Bunca yanlışa rağmen aynı politikada inatla ısrar ediliyor. Ama iş altyapıdan maliyetsiz oyunculara sıra geldiğinde yetersizlikleri gündeme getirilip, değersizliğe mahkum ediliyor. Bunu yapan kim? En önemli göreve Trabzonspor’u korumak olan Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetimi…Bir de sözünden çıkmadıkları ama Bordo-Mavili kulübe en küçük bir aidiyet duygusu taşımayan, tek amacı cebini doldurmak, kendine piyasa yapmak olan Abdullah Avcı…Ve bunların egemen olduğu Trabzonspor kulübünün yeni sezonundan umutlu olmak…Kendimi çok zorluyorum, umutlanmak istiyorum ama olamıyorum. Umarım beni yanıltırlar. Son söz;Yeni bir sezon start alırken yarın akşam oynanacak olan UEFA Avrupa Ligi maçında Trabzonspor’a başarılar diliyorum. Umarım sadece bu turu atlamazlar. Gruplara kalırlar, buradan da son 32’ye, 16’ya, çeyrek finale ve hatta yarı finale çıkarlar…Çünkü ancak bu tür başarılar gelirse yönetimin ve teknik ekibin verdiği ekonomik yıkımın enkazı bir ölçüde temizlenmiş olur. Biliyoruz ki Avrupa’da elde edilecek başarıların hem prestij, hem marka değeri, hem de ekonomik açıdan büyük getirisi var. Burada başarı, ülke puanına katkı sunmanın yanında, elindeki değeri düşük futbolcunun bile piyasasının yükselmesi, değerli oyuncuların ise zirveye çıkması anlamına geliyor. Bunun için de Bordo-Mavili takımın Avrupa Arenasında zirve takımlarından biri haline gelmesidir en büyük dileğim…
Saygılarımla…










