Şahinkaya, Trabzonspor’un DNA’sını bilen, kulübün ruhunu tanıyan bir isimdi. Onun ayrılığı elbette bir dönemin sonu anlamına geliyor. Ancak her son, yeni bir başlangıcın kapısını aralar. Şimdi gözler, bu önemli koltuğa kimin oturacağı sorusunda. Üç aday ön plana çıkmış durumda: İlker Erdem, İhsan Derelioğlu ve Mustafa Reşit Akçay.
Her biri kendi alanında donanımlı, futbol kamuoyunun yakından tanıdığı isimler. İlker Erdem, saha içi disiplini ve oyuncu gelişimindeki titizliğiyle bilinirken; İhsan Derelioğlu, kulübün geçmişinde iz bırakmış, genç yetenekleri vitrine çıkarmada önemli pay sahibi olmuş bir figür. Mustafa Reşit Akçay ise hem teknik adamlık vizyonu hem de eğitimci yönüyle öne çıkan bir isim. Yönetim kurulu zor bir tercih yapacak ama bu tercih, sadece bugünü değil, belki de Trabzonspor’un gelecek on yılını şekillendirecek.
Ayrıca sadece koordinatör değil, altyapıdaki antrenör kadrosu da büyük oranda değişecek gibi görünüyor. Yeni isimlerin kadroya dahil edileceği konuşuluyor. Bu da demek oluyor ki Trabzonspor, altyapısında köklü bir revizyonun eşiğinde. Belki de bir “yeniden yapılanma” sürecindeyiz.
Trabzonspor’un geleceğini inşa edecek bu yapı, sadece oyuncu yetiştirmekle kalmayacak, kulübün ekonomik sürdürülebilirliğine de katkı sağlayacak. Bugünlerde alınacak kararlar, yarının Abdülkadir Ömür’lerini, Yusuf Yazıcı’larını, Uğurcan Çakır’larını yaratabilir. Ya da yaratamaz…
Bu yüzden atılacak her adım, seçilecek her isim büyük önem taşıyor. Altyapı, bir kulübün vicdanıdır. Trabzonspor’un bu vicdanı, yeniden yapılandırılırken doğru ellere teslim edilmelidir.
***VİCDANSIZLIĞIN SON PERDESİTrabzon Ortahisar’da yaşanan dolandırıcılık girişimi, akıl almaz bir yüzsüzlüğün örneğidir. Belediye Başkan Yardımcısı Cüneyt Zorlu’nun adını kullanarak, yardım adı altında iş insanlarını kandırmaya çalışan bu sahtekarlar, insanlık onurundan nasibini almamış kişilerden başkası değildir.
Ses taklidi ve yapay zeka ile alçakça yöntemlere başvuran bu fırsatçılar, teknolojiyi kötülüğe alet etmiş, insanların güven duygusunu hiçe saymıştır. Belediyenin resmi açıklamasıyla deşifre edilen bu oyuna kanmamak, herkesin en temel sorumluluğudur.
Bu tür art niyetli kişiler toplumun huzurunu bozmakla kalmaz, insanları birbirine düşürür. Öyle ki, kendilerini “yardımsever” gibi gösterip, aslında dolandırıcılık yapanların hiçbir insani değeri yoktur. Hukuki süreçlerin sonuna kadar işletilmesi, bu tür illetlerin kökünün kazınması şarttır.
Bu vurdumduymazlar, unutmasın: Milletimiz kolay kolay aldatılmaz, her sahtekarlık elbet ortaya çıkar. Bu pis oyunları boşa çıkaracak en güçlü silah ise toplumsal duyarlılık ve tedbirdir.
Vicdansızlar, yaptığınız kirli işlerin hesabını er ya da geç vereceksiniz.
***
ERKUT ÇELEBİ SINIFTA KALDI!Trabzon gibi dinamik, potansiyeli yüksek bir kentte, sivil toplumun en önemli temsil organlarından biri kuşkusuz Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’dır. Bu kurumun başına geçen her isim, sadece iş dünyasının değil, aynı zamanda kentin sosyoekonomik geleceğine yön verecek bir vizyonun da taşıyıcısı olmak zorundadır. Ancak ne yazık ki, Erkut Çelebi'nin TTSO başkanlığı dönemine baktığımızda, beklentiler ile gerçekleşenler arasındaki derin uçurumu görmemek mümkün değil.
Erkut Çelebi, başkanlık sürecinde bir sivil toplum kuruluşu liderinden çok bir devlet memuru gibi davrandı. Eleştirel değil, edilgen bir profil çizdi. Kentin temel problemleri karşısında yüksek perdeden söz söylemek yerine, genellikle süreci izleyen, "yapılsa iyi olur" temennisine sıkışmış bir üslup benimsedi. Oysa TTSO Başkanı, taleplerin en gür sesle dillendirildiği, çözüm yollarının kamuoyuna açıkça ortaya konduğu bir pozisyondur.
Son açıklamalarına baktığımızda bile bu tavrın sürdüğünü görmek mümkün. Samsun-Sarp Demiryolu projesine yönelik değerlendirmeleri, neredeyse "istemesek de olur" kıvamında bir içerikte. Şehrin havalimanı genişletmesi, Güney Çevre Yolu, yatırım adası gibi kritik meselelerde ise sürekli topu taca atan, "devlet yapsın biz bekliyoruz" yaklaşımıyla hareket eden bir anlayış hâkim. Oysa sivil toplum liderliği, sadece proje çizmek değil, aynı zamanda o projelerin takipçisi olmak, süreci hızlandırmak, gerekirse kamuoyu oluşturmakla mümkündür.
TTSO’nun iç yapısında da işler yolunda değil. Yönetim kurulu içinde yaşanan huzursuzluklar, bir türlü çözüme kavuşmadı. Ortaya çıkan çatlaklara kulak tıkayan bir yönetim anlayışı, kurumsal dinamizmi felce uğrattı. Oda içinde çoğulculuk değil, sessizlik hâkim. Fikir ayrılıkları bastırılıyor ya da yok sayılıyor. Böyle bir ortamda sağlıklı bir temsil yetkisinden söz etmek zor.
Erkut Çelebi’nin başkanlığı, ne yazık ki Trabzon iş dünyasında bir heyecan yaratmadı. Beklentilerin uzağında kaldı. Sessiz, tepkisiz ve çoğu zaman yönsüz bir yönetim süreci yaşandı. Elbette niyetinden şüphe etmiyoruz, ancak niyetin tek başına yeterli olmadığını, etkisiz liderliğin kent adına kayıp yıllar anlamına geldiğini görmek zorundayız.
Trabzon’un artık daha güçlü, daha vizyoner, daha iddialı bir TTSO yönetimine ihtiyacı var. Erkut Çelebi dönemi ise bu ihtiyacın ne kadar yakıcı olduğunu bize bir kez daha göstermiş oldu.
***
ÇAY VE FINDIKTA GÖRÜNMEYEN KAYIPNisan ayı, çiftçimiz için her zaman kritik bir dönemdir. Bu sene ise, zirai don olayı tam da o hassas zamanlarda vurdu Karadeniz’in bereketli topraklarına. Duydunuz mu peki? Çay ve fındık üreticilerimizin sesi ne alemde? Maalesef pek fazla değil.Geçtiğimiz günlerde Meclis’te bir toplantı yapıldı; zirai don olayını araştırmak için kurulmuş bir komisyon. CHP Trabzon Milletvekili Avukat Sibel Suiçmez orada Karadeniz’in çay ve fındık üreticilerinin yaşadığı sıkıntılardan bahsetti. Dedi ki; “Bu insanlar da bu don yüzünden çok zarar gördü, verim düştü.” Ama ne yazık ki, bu durum raporlarda yeterince yer almıyor.
Düşünsenize, devletin ilgili kurumlarının hazırladığı belgelerde, Karadeniz’in en önemli iki ürünü, yani çay ve fındık, ya unutuluyor ya da görmezden geliniyor. İl ve ilçe müdürlükleri nezdinde bile, “Elde veri yok” deniyor. Çiftçinin hali ortada; ama resmi makamlar ellerini ovuşturup bekliyor sanki.
Bir tarafta çayda %30-35 verim kaybı var, diğer yanda fındıkta %10 civarı düşüş… Üretici kime derdini anlatacak, hangi kapıyı çalacak, bilmiyoruz. Oysa çiftçi bu toprakların gerçek kahramanı, alın terinin hakkını görmek, en doğal hakkı.
Samimi olmak gerekirse, bu durum içimizi acıtıyor. Sanki büyük şehirlerdeki meseleler daha önemliymiş gibi Karadenizli üreticinin sorunları hep ikinci planda kalıyor. Oysa aynı emek, aynı göz nuru orada da var.
Ben buradan sesleniyorum; devletin ilgili birimleri, il ve ilçe müdürlükleri, lütfen biraz daha hassas olun. Çiftçinin mağduriyetini görmezden gelmeyin. Onların yanında olun, destek olun. Çünkü toprakla uğraşanların duası en kutsal olandır, karşılığı da vicdandır.
Bu güzel memleketin her köşesindeki üreticiler, hakkını aramaya devam edecek. Bizler de onların sesi olacağız. Çünkü adalet, sadece büyük şehirlerde değil, Karadeniz’in dağlarında, ovalarında da yeşermeli.










