Trabzonspor’da yeni bir dönem başlıyor. Bordo-mavili camiada umutlar taze, heyecan yüksek. Çünkü takımın başına gelen isim, camianın yakından tanıdığı, formasıyla ter döken, ruhunu sahaya koyan bir isim: Fatih Tekke.
Tekke’nin göreve başlamasıyla birlikte gözler, takımdaki değişime çevrildi. Ancak bu değişim öyle kolay olmayacak gibi. Zira önündeki ilk büyük sınav, saha içinden önce masa başında: yabancı oyuncu sayısı krizi.
Şu an Trabzonspor’un kadrosunda tam 13 yabancı futbolcu bulunuyor. Bunların arasından kiralık sözleşmesi sona erecek olan Banza ile yollar ayrılıyor ve sayı 12’ye düşüyor. Ancak bu da çözüm değil. Çünkü sezon başında kiralık gönderilen Barisic ve Teklic geri döndüğünde, sayı yeniden 14’e çıkacak. Yani TFF’nin belirlediği üst sınıra tam olarak dayanmış olacak Trabzonspor.
Buraya kadar sorun yok gibi görünebilir. Ancak asıl mesele, sahadaki denge. Çünkü maç kadrosuna sadece 8 yabancı oyuncu alınabiliyor. Bu da demek oluyor ki, her hafta en az 6 yabancı tribünde oturacak. Üstelik bunlardan bazıları yüksek maaşlı, bonservis bedeli ödenmiş oyuncular.
Fatih Tekke ve yönetim, bu noktada zorlu bir karar sürecine girecek. Kim kalacak, kim gidecek? Kimden verim alınabilir, kimle yollar ayrılmalı? Bu kararlar, sadece transfer başarısını değil, sezonun genel gidişatını da belirleyecek.
Belki de Fatih Tekke’nin Trabzonspor teknik direktörü olarak ilk büyük başarısı, sahaya çıkmadan önce yaşanacak. Doğru kadro mühendisliği, doğru planlama… Eğer bu süreci iyi yönetirse, sahada da karşılığını görecektir.
Ve unutulmamalı; bir takımın başarı hikâyesi, kadrosunu kurgularken başlar.

***
PATOLOJİK SAHTE RADARLAR
Yaz ayları yaklaşırken Trabzon trafiği belli noktalarda yine sıkışmaya başladı. Bilindiği üzere; özellikle Arap turistlerin akın etmesiyle trafikte görülen araç yoğunluğu Trabzon genelinde ana arterlerde seri kazalara da yol açıyor. Başta İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Turizm Polisi olmak üzere tüm ekipler bugünlerde bu yönde teyakkuz içerisinde. Sürekli ve düzenli hız sınırı uygulamaları ise karadan ve havadan devam ediyor. Bu konuda hassasiyet göstermeye çalışan polis, uygulamanın olacağı yerleri önceden kamuoyuna bildiriyor. Ancak belli noktalarda sahte radar araçlarının ortaya çıkması hem kriminal, hem de patolojik bazı gerçekleri ortaya çıkardı.
Öyle ki; Trabzon’da özellikle ilçe girişlerinde, merkez Sahil (Duble) Yolunda ve Tanjant Yol üzerinde otomobilini trafik radar uygulama aracı gibi park edip bundan haz alan tipler türedi. 2025 yılının ilk aylarından beri yaşanan bu sorun polisin de dikkatini çekti. Haber Merkezi ilgili Mobese açılarından hepsini takip altına aldı. Yine de önüne geçilemiyor. Bunlar birebir radar araçları ile aynı marta modele sahip otomobiller seçtikleri için herkesin dikkati dağılıyor. Kurallara tam uyan sürücüler bile afallama yaşıyor. İşte bu patolojik varlıklar, önlerinden resmi polis aracı geçse bile aldırış etmiyor. Yavaşlayan araçları gördükçe kahkahalara boğuluyorlar. Bundan keyif alıyorlar.
Bazılarına ceza yazıldı. Bir kısma caydı. Birçoğu ısrarı sürdürüyor. Bu manipülasyon bir yandan insanları yanıltırken diğer yandan vahim suçlara da vücut veriyor. Polise nefret artıyor, ekiplerin usulsüz uygulama yaptığı algısı oluşuyor, insanlar birden frene basınca yollarda ekstra tehlike doğuyor. Türk Ceza Kanununda bu suçların karşılığı var. Belki okuyup uslanırlar; (TCK md.179/2-3) 2 yıla kadar hapis, (TCK m.204/1) 5 yıla kadar hapis, (TCK 158/1) 10 yıla kadar hapis öngörüyor. Standart trafik cezalarını ve ceza alt sınırlarını hiç yazmıyoruz; nitekim asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinde bu tip ‘yangaz’lıklarda iyi hal indirimi ve diğer lehe hususlar uygulanmıyor.

***
ÜNİDES’E TRABZON ÜNİVERSİTESİ DAMGASI
Kısa adı ÜNİDES olan Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı uygulamaları çerçevesinde Trabzon Üniversitesi Genç Ofis ve Akçaabat Gençlik Merkezi üyesi öğrenciler hazırladıkları özgün projelerle Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan büyük hibe desteği kazandı. Bir önceki dönemde 800 bin TL’lik destek verilen Trabzon Üniversitesi öğrencileri son dönem programlarıyla çıtayı yükselterek dört farklı proje döneminde 22 ayrı öğrenci kulübü ile sürece katıldı. Trabzon Üniversitesi toplam 35 projeye toplamda 2 milyon 796 bin TL desteğe ulaştı.
TRÜ Genç Ofis ve Akçaabat Gençlik Merkezi, yürüttüğü projelerle öğrencilerin sosyal sorumluluk, mesleki gelişim ve farkındalık alanlarındaki ciddi projelerini hayata geçirmelerine öncülük ediyor. Bu kapsamda aynı zamanda öğrencilerin her türlü problemlerinin çözümüne ilişkin projeler de üretiliyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı Trabzon Üniversitesi Kampüsü Genç Ofis Gençlik Lideri Hanife Günbay Yılmaz, fikrini gerçeğe dönüştürmek isteyen gençlerden gelecek yeni başvurular için kendileri ile çekinmeden ve düşünmeden iletişime geçilmesini istedi.
Yılmaz, Gençlik ve Spor Bakanlığı himayesindeki destek uygulaması çerçevesinde aralarında Trabzon Üniversitesi’nin de yer aldığı Nisan programında öğrencilerin 21 ulusal, 14’ü yerel olmak üzere toplam 35 farklı projeye 2 milyon 796 bin TL hibe desteği almaları münasebetiyle yaptığı değerlendirmede, “Öğrencilerimizin yükselen vizyonları ve kulüplerimizin toplu katılımlarıyla 35 projeyle geleceğe ışık tutacak çözüm programlarına imza attı ve büyük destek kazandı. Katkısı bulunan tüm kulüplerimizi, danışman hocalarımızı ve gönüllü gençlerimizi kutluyoruz” dedi.

***
DAMLAYI HOR GÖREN, IRMAĞI HASRET ÇEKERBazı kelimeler vardır, yüreğe oturur. “Su krizi” de onlardan biri. Sanki kurak bir toprak parçasının üstünde yürüyormuşuz da, her adımda biraz daha çatlıyor zemin… Suyun adı bile yetiyor içimizi serinletmeye, ama ne yazık ki bugünlerde bu serinlik hayalden öteye geçemiyor.
Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlevan’ın yaptığı açıklamayı dinlerken, aklıma dedemin sözü geldi: “Evlat, suyun kıymetini ya çöl ortasında anlarsın, ya da musluğun başında boşa akarken pişman olursun.”
Bugün geldiğimiz noktada su, artık yalnızca bir doğa nimeti değil; siyasi mesele, ekonomik tehdit, hatta bir güvenlik unsuru haline geldi. Çünkü kaynak azalıyor. Toprak kuruyor. Gökyüzü cimri, yağmur taneleri eski cömertliğinde değil. Toprak ana susuz, insan evladı hâlâ hoyrat.
Şöyle düşünün… Dünya’nın suyunun yüzde 97’si tuzlu. Geri kalan azıcık tatlı suyun da çoğu buzulda yahut yerin derinliklerinde. Bizim elimizde kalan kısım, bir avuç damla. O damlayı da ya hoyratça harcıyoruz ya da hiç yokmuş gibi yaşıyoruz.
Artan nüfus, beton ormanları, sanayi bacaları, gelişigüzel yapılan tarım derken suya veda mektupları yazılır oldu. Yağmur dualarıyla büyüyen bu milletin torunları, şimdi musluğun başında suyun bitişini izliyor.
Cemil Bey diyor ki; “Su artık tercih değil, zorunluluk.” Doğru söze ne denir? Su, hayatın ilmek ilmek işlenmiş kumaşı. Onsuz ne ekin biter, ne çocuk güler, ne gelecek şekillenir. O yüzden belediyesiyle, çiftçisiyle, sanayicisiyle, öğretmeniyle, öğrencisiyle el birliği şart. Çünkü bu mesele, sadece bugünün meselesi değil; yarına bırakacağımız en büyük miras.
Ama ne yazık ki, elimizdekini korumadan yenisini arıyoruz. Oysa “elindekinin kıymetini bilmeyen, el olana hasret kalır” der atalar. Su kaynaklarını korumak, tasarruf etmek, yağmur suyunu toplamak, bilinçli sulama yapmak... Bunlar artık birer lütuf değil, vazifedir.
Bu yüzden de diyorum ki, damlaya sahip çıkalım. Zira damlayı hor gören, yarın ırmağa hasret kalır. Unutmayalım: Su yalnızca bir madde değil, bir vefadır. Toprağa, insana, yaşama verilen en kadim sözün adıdır.
Suyu korumak, geleceği korumaktır. Bugün değilse, ne zaman?










