İSTİFA BİR İLKE VE DURUŞUN SONUCUDUR!
Tüm dünyada insanlar gönül bağları bulunduğu kulüplerde yöneticilik yapmak isterler. Herkes bir renge aşık olur. Gücüne göre önce kulübe üye olarak sorumluluk üstlenmek ister. Sonra da yine bilgisi ve gücü varsa başkan, yönetici, kurullarda başkan ya da kurul yöneticisi olarak hizmetini yapmak için ileri atılır. Kulüplerin en önemli organları yönetimlerdir. Çünkü icra makamıdır ve genel kuruldan onay alırlar. En önemli görevleri de seçildikleri kulüplerin çıkarlarını ilk plana koymaktır.
Şayet kulüp çıkarlarına aykırı hareketler olduğunu hissederlerse, başkanları ya da bu eylemi gerçekleştirenleri uyarırlar. Yanlışlardan arınmaları için geceli gündüzlü çaba harcarlar. Ancak eğer bu noktada başarılı olamıyorlarsa yapmaları gereken eylem istifa etmek ve kulübe zarar veren yaklaşımları da kamuoyu ile paylaşarak ifşa etmektir. En azından böyle yaparak kendi sorumluluklarını yerine getirip, sorunu tümüyle kamuoyuna mal etmiş olurlar.
BAŞKAN DOĞAN’A SET ÇEKEBİLİYORLAR MI?
Buradan konuyu Trabzonspor’a getirecek olursak, üyeler genel kurulda mevcut yönetime kulübü doğru yönetmeleri için yetki verdi. Peki, tüm yöneticiler Bordo-Mavili kulübün çıkarlarına aykırı eylem yapıldığını gördüklerinde tavır koyabiliyorlar mı? Başkan ve icraatı yapan kişilerin karşısına çelik bir iradeyle çıkabiliyorlar mı? Canları kadar sevmeleri gereken kulübün hem ekonomik, hem prestij, hem de kurumsal olarak zarar görmesini engellemek adına üyelerin kendilerine verdiği sorumluluğu yerine getirebiliyorlar mı?
Bu noktada bizim kafamız karışık ancak en doğru yanıtı yine Trabzonspor’u yönetenler kendi vicdanlarına verebilirler. Bizlere sürekli olarak, “Yöneticiler, başkana söz dinletemiyorlar. Zaten başkan Ertuğrul Doğan onları hiç dinlemiyor. Doğan’ı aradıklarında ona ulaşamayan yöneticiler bile var” şeklinde serzenişler geliyor. Ne derece doğru bilemeyiz tabii ki! Ancak sinek küçük mide bulandırır!
TANJU GÜRSÜ’NÜN YILMAZ’A İSYANI VE İSTİFASI
Trabzonspor tarihinin kuşkusuz her açıdan en güçlü başkanı merhum Mehmet Ali Yılmaz’dır. Siyasette, spor dünyasında, bürokraside, Emniyet teşkilatında, Askeriyede, iş dünyasında, hatta yeraltı dünyasında bile kendisine saygı duymayan hiç kimse yoktur. Bordo-Mavili kulübü uzun yıllar da yönetmiştir. Listesine de genellikle kendisine çok yakın isimleri almıştır. Ya da her söylediğine ‘evet’ diyecek yöneticileri listesinde bulundurmuştur. Onun gençliğinden itibaren en yakın arkadaşlarından biri de Türk sinemasının bir dönemler dev isimlerinden Trabzonlu ve Trabzonsporlu merhum Tanju Gürsü’dür. Yılmaz, Tanju Gürsü’yü birçok kez dinlemiştir, dediklerini yapmıştır. Ancak 1998 yılında Ogun Temizkanoğlu ve Abdullah Ercan gibi takımın iki yıldızı Fenerbahçe’ye transfer edilince ve bu karar yönetimle konuşulmadan alındığı için, “Ezeli rakibimize takımın yıldızlarını satmaktan geri durmayan bir başkanla, dostum veya arkadaşım olsa da aynı yolda yürüyemem. İstifa ediyorum” diyerek köşesine çekilmiştir.
SON YILLARDA İSTİFA MÜESSESESİ HİÇ ÇALIŞMIYOR
O çok güçlü Mehmet Ali Yılmaz gibi bir ismin yönetimindeki nice isimler de kulübe zarar verildiğini düşündüklerinde istifadan çekinmemiştir ve sonrasında kendisine de bayrak açanlar da vardır. Bunların başında da İstanbul Minibüsçüler Odası başkanlığı da yapan Ali Kemal Aktürk’tür. Faruk Nafız Özak, Tolunay Kafkas’ı Galatasaray’a satacak diye Mehmet Cevahir ve 10 arkadaşı aynı anda istifalarını vermiştir. Nuri Albayrak’a, “Hayatta en değer verdiğim insan, ağabeyim” diyen dönemin Başkan Yardımcısı İbrahim Hacıosmanoğlu da istifa etmekten geri durmamıştır.
Sadri Şener, İbrahim Hacıosmanoğlu, Muharrem Usta başkanlıkları döneminde de sayısız istifalara tanıklık etmiştik. Ne yazık ki son yıllarda kulüp çok kötü yönetilirken, her hafta yönetim kurulu toplantısı yapılmamasına ve kararların ortak alınmamasına rağmen ne yazık ki bir tek istifa sesi bile çıkmaması düşündürücüdür. Bu aslında kişisel ilişkiler, dostluk, arkadaşlık duygularının, Trabzonspor’a olan aidiyet duygusunun önüne geçmesinin bir göstergesidir.
TARİHİ ŞANLI TRABZONSPOR’A YAZIK OLUYOR
Trabzonspor taraftarı en çok sahayla ilgileniyor. Top üç direk arasından geçip takım kazandığında bulutların üzerine yükseliyor, ama o top direğe vurup dışarı çıkıp da takım kaybedince de lanetler okuyarak, yönetimlere, teknik adamlara ve futbolculara tepkiler çığ gibi yükseliyor. Ama asıl sorgulanması gereken Bordo-Mavili kulübe olması gereken aidiyet duygusunun artık yerlerde sürünüyor olmasına kimse aldırış etmiyor. Bu şehrin önde gelenleri için çok daha geçerli…
Kulüp gerçekten berbat yönetiliyor. Transferlerle adeta içi boşaltılıyor, bir şampiyonluğun nimetlerinden yararlananlar var. Borç kulübün yıllık gelirinin neredeyse 10 katına çıkmış, kimsenin sesi soluğu çıkmıyor. Herkes kış uykusuna yatmış…
Oysa bundan çok daha iyi dönemler yaşandığında bile militan Trabzonsporlular ayaklanırdı. Mevcut başkan ve yönetimi kongrede devirmek ve yeni bir vizyonla kulübü yönetmek için adeta yarış edilirdi. Acı ki şimdi kentin ileri gelenleri, “Aman bana kimse bulaşmasın, ne halleri varsa görsün” noktasındalar.
ÖZKAN SÜMER’İN TARİHİ TESPİTİNİ HATIRLADIM
Bakın Trabzonspor’un son yıllarda yaşadığı durumu görünce içim gerçekten burkuluyor. Bu duyguyu yaşarken de aklıma merhum Özkan Sümer’in sözleri geliyor. Sümer, başkan seçilmiş, belli kesimler tarafından yönlendirilen taraftarlar tribünlerde takımı durmadan protesto ediyor. Yönetime ve başkana ağır tepkiler gösteriyor.
Zaman zaman haddini aşan tavırlarla birlikte adeta sahayı kapatma çabası içine giriyorlar. Oysa Sümer ve ekibi, kulübü kişilerin cebinden kurtarabilmek için canlarını ortaya koyup savaşıyorlar. Bunların görülmesine rağmen yönlendirmeyle birlikte taraftar gruplarının tepkilerine karşı duygularını sorduğum Merhum Sümer, “Taraftar yanlış da davransa tepki göstermesine kesinlikle olumsuz bir gözle bakmamak gerekiyor. Taraftar bir nedenle tepki gösteriyor. Bırakın göstersinler. Bu durum aslında Trabzonspor’un canlı mir organizma olduğunu gösteren önemli bir işarettir. Asıl insanların tepkisizliği yaşanırsa korkmalıyız. Çünkü o zaman Trabzonspor isimli bir kulüp gerçekte yaşamıyor demektir” demişti. Bu sözlerin anlamını çıkarabilecek ve Bordo-Mavili kulübe gönül verdiğini söyleyen kaç kişi var bu camiada?
Ne yazık ki kalmadı gibi gözüküyor…
Ve asıl düşündürücü olan da budur!
***
KADIOĞLU’NUN SORUSUNU YANLIŞ BULANLAR!...
Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı, Ruzomberok ile oynanan UEFA Avrupa Ligi 2’nci ön eleme rövanş maçı öncesinde basın toplantısı düzenlemişti. Bizim Atakan Kadıoğlu bu toplantıda kendisine, “Taraftarlarla sizin aranızda ciddi bir güven erozyonu sorunu var. Bu güvensizlik ortamını nasıl tamir etmeyi düşünüyorsunuz” diye sorduğunda ortalık birbirine girmişti. Avcı, bu soru karşısında dağılmış, suçu balon diye nitelendirdiği sosyal medyaya atmış, halkın kendisine her yerde sevgi ve saygı gösterdiğini söylemişti. Ama Atakan Kadıoğlu da, Trabzonspor’u yıpratma gerekçesiyle sosyal medyada linç edilmişti. Kimi de, “Böyle bir toplantıda, bu soru sorulur mu?” diye eleştirmişti. Atakan da, “Kardeşim sezon başından beri Abdullah Avcı bir basın toplantısı düzenledi de bu soruyu sormadık mı? İlk kez bir basın toplantısı yaptı ve ben de kafamdaki bu soruyu orada sormak zorunda kaldım” diyerek kendisini savunmuştu.
AVCI’YA, ‘MAÇI KONUŞMALISIN HOCAM’DENDİ Mİ?
Bakın öncelikli olarak şunu ifade edelim ki basın toplantısında gündemi basın mensupları belirler. Toplantıyı düzenleyen değil. Toplantıyı düzenleyen önce konuşur, sonra soru-yanıt kısmına geçiliyor. Gazeteci kafasına takılan ve kamuoyunu ilgilendirecek her türlü soruyu sorar. Gazeteciliğin ‘G’sinden haberi olanlar bunun böyle olduğunu da bilir. Sadece gazetecilik yerine yağdanlık olmayı tercih edenlerin böyle bir ilkeden haberi yoktur.
Neyse bunları geçelim…
Atakan Kadıoğlu’na tepki gösterenler, Abdullah Avcı’nın, Rapit Wien ile oynanan rövanş maçından önce ve sonra maçla ilgili konuşması gerekirken, “Sosyal medyada linç kampanyası başlatıldı. Telefonum servis edildi. Organize bir kötülükle karşı karşıyayız” dediğinde acaba kıllarını kıpırdattı mı? Yani, “Hocam bir maç oynanıyor ya da oynandı. Onunla ilgili neden konuşmuyorsun da, tüm dünyanın önünde organize kötülükle karşı karşıya kaldığınızı söyleyerek mağdur edebiyatı yapıyorsunuz” diyen bir tek kişi oldu mu?
Yok değil mi?
Çünkü bu ülkenin temel sorunu herkesin olayları işine geldiği gibi yorumlaması ya da yorumlamamasıdır.
Bunu aşmadan bir adım ileri bile gitmemiz söz konusu değildir.
***
KTÜ RESMİ GAZETEYE KİLİTLENDİ
Rektörlük ataması sürecinde sona doğru yaklaşılan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde geçen hafta resmi gazetede yer alan atama haberlerinde KTÜ 'nün yer almaması kampüste biraz heyecan yaratmış gözüküyor. Rektörlük bekleyen bir kısım adayların çevresinde yer alanlar için bulunmaz bir nimet özelliği taşıyan bu durum, kısa sürelide de olsa bir motivasyon kaynağı oluşturmuş gözüküyor. Ancak bizim edindiğimiz bilgilere göre külliyede henüz Karadeniz bölgesinde yer alan üniversiteler gündeme gelmemiş. Yani yaratılan hava tamamen farklı. Mevcut Rektör Prof.Dr. Hamdullah Çuvalcı izinde de olsa gerektiğinde normal mesaisine devam ediyor. Atama ile ilgili bir endişesi de gözükmüyor. Külliyede yer alan dosyada da mevcut rektörün hem şehirde hemde akademik çevrelerde olumlu izlenim bıraktığı yer alıyor. Diğer adaylar içerisinde de çalışmalarını sürdürenler var tabi. Tıp Fakültesi’nden Mehmet Sönmez için bastıranlar olduğunu, Uğur Çevik ismininde bir sonraki dönem için gündemde olduğunu belirtelim. KTÜ içerisinden yapılacak atamalarda Hamdullah Çuvalcı'nın alternatifi bulunmuyor. Tabi resmi gazetede sonuç ilan edilene kadar bu bekleyiş devam edecek.
***
OĞUZ VE KEREM ELDEN NASIL KAÇTI?
Bugün Türk futbolunda isimlerinden çok söz ettiren ve A Milli takıma giden iki isim Kerem Aktürkoğlu ve Oğuz Aydın…
Kerem Galatasaray’da zirveye çıktı, Oğuz ise Alanyaspor’da harikalar yarattı ve Fenerbahçe’ye transferini gerçekleştirdi. Bu iki ismin de şimdi Trabzonspor’da oynamaları içten bile değildi. Hem de öyle büyük paralarla değil, küçük meblağlarla… Kerem Aktürkoılu’nun ailesi, henüz 17 yaşında olduğu için Başakşehir ile bir muafakatname imzalamıştı. Bu oyuncuyu da o dönem 1461 Trabzon’un menajerliğini yapan Serkan Ünver tespit etmişti. Transferini gerçekleştirmek isterken, Başakşehir’in bu oyuncunun muafakatnamesine ne kadar ücret yazacaklarını bilemedikleri ve çok pahalıya patlama ihtimaline karşı mecburi geri adım atmak zorunda kalmış. Genç isim de daha sonra Erzincanspor’dan Galatasaray’a transfer gerçekleştirdi. Oğuz Aydın da Buca’da oynarken çok genç yaşta tespit edilmiş…
Bu isim de 1461 Trabzon’a transfer edilmek istenmiş… Görüşmeleri sürdüren Serkan Ünver, kulübün yüksek bedel talep etmesi ve bu rakamın da kendi kulüplerinin bütçesinin üzerinde olmasından dolayı transferini gerçekleştirememiş…
Sonuçta kaçan iki balık da büyük olmuş…










