TRABZON’UN YOLLARINA DÜŞEN EMEK
Şehirde yaşayan herkesin ortak bir derdi vardır: Yol. Tozundan, çamurundan, çukurundan şikâyet etmeyen yoktur. Hele Karadeniz gibi yağmuru eksik olmayan bir yerde yolların önemi iki katına çıkar. İşte bu yüzden Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin 18 ilçede eş zamanlı yürüttüğü yol yenileme çalışmaları dikkate değer.
Belediyenin Yol Yapım Bakım ve Onarım Dairesi ekipleri, sadece asfalt dökmekle kalmıyor; yol açma, genişletme, duvar ve menfez düzenlemeleriyle işi köklü bir şekilde ele alıyor. Yani “üzerine biraz siyah serelim, idare etsin” anlayışından çıkılmış görünüyor. Mesela Sürmene’de Dirilik Mahallesi’nde 350 metre, Araklı’nın Yoncalı Mahallesi’nde 700 metre asfalt yapılmış. Yomra’dan Vakfıkebir’e, Ortahisar’dan Maçka’ya kadar farklı mahallelerde de yollar elden geçirilmiş.
Halkın günlük hayatına doğrudan dokunan hizmetlerden biridir yol. Çocuğunu okula götüren anne de, tarlasına giden çiftçi de, işine yetişmeye çalışan esnaf da aynı yoldan geçiyor. Yolda konfor olunca günlük hayat da rahatlıyor. “Yol medeniyettir” klişesini tekrarlamaya gerek yok ama şu bir gerçek: Bozuk yol moral bozar, düzgün yol içini açar.
Elbette Trabzon’da yapılacak daha çok iş var. Trafik sorunu, otopark sıkıntısı, dar sokaklar hâlâ masada duruyor. Ama hakkını vermek lazım; bugün ilçelerde devam eden yol çalışmaları geleceğe yatırım niteliğinde. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, “eşit hizmet” vurgusu da önemli. Çünkü Trabzon’un merkezi neyse, ücra köyü de aynı hakkı bekler.
***
ORTAHİSAR’DAN AFET HAZIRLIĞIOrtahisar Belediyesi, Plan ve Bütçe Komisyonu’nun oy birliğiyle aldığı kararla bünyesinde Afet İşleri Müdürlüğü kuruyor. İlk bakışta doğru, hatta gecikmiş bir karar diyebiliriz. Zira son yıllarda ülkemizin neredeyse her bölgesinde yaşanan deprem, sel, yangın gibi afetler, yerel yönetimlerin bu konudaki sorumluluğunu daha görünür hale getirdi.Artı yönlerinden başlayalım. Öncelikle afetlerle mücadelede “koordinasyon” en hayati meseledir. Belediyelerin farklı birimlere dağılmış kapasitesinin tek çatı altında toplanması, hem hız hem de etkinlik açısından önemli bir avantaj sağlar. Ortahisar’da yıllardır gönüllülük temelli faaliyet yürüten ORTAK (Ortahisar Arama Kurtarma Ekibi) de artık kurumsal bir zemin kazanacak. Bu da motivasyon ve sürdürülebilirlik bakımından kayda değer bir gelişmedir.
Ayrıca personelin belediye içinden görevlendirilecek olması, yeni bir mali yük getirmeden sürecin başlatılmasını sağlayacak. Bu açıdan bütçe disiplini korunmuş olacak.
Gelelim eksilerine… Afet yönetimi yalnızca idari bir karar veya kâğıt üzerinde kurulan bir müdürlükle başarıya ulaşmaz. Bu iş, teknik donanım, saha tatbikatları, sürekli eğitim ve en önemlisi “ciddi bir bütçe” ister. Belediyenin kendi personeli içinden yapılacak görevlendirmeler ilk aşamada faydalı olabilir; fakat afet gibi uzmanlık isteyen bir konuda yalnızca mevcut kadrolara yaslanmak yeterli olmayacaktır. Yani bu müdürlüğün başarısı, uzun vadede profesyonel eğitim almış personel ve teknik yatırımlarla ölçülecek.
Bir diğer konu da halkın katılımı. Afet bilinci, yalnızca kurumların işi değildir. Mahalle bazlı eğitimler, tatbikatlar, gönüllü katılımın teşviki bu müdürlüğün olmazsa olmazıdır. Eğer bu yönü ihmal edilirse, kurulan yapı bir tabela müdürlüğünden öteye gidemez.
***
MÜZİKLE BİRLİKTE NEFES ALMAK
Trabzon’un kalabalığında, bir alışveriş merkezinin önünde farklı bir sahne kuruldu. Ne sanatçılar ışıklı kostümleriyle çıktı sahneye ne de devasa hoparlörler yankılandı etrafta. 3. Ordu Komutanlığı Askeri Bandosu, 25 kişilik subay ve astsubaylardan oluşan çalgı ekibiyle şehrin tam kalbinde müziğin en içten hâlini sundu.
Karadeniz’in ezgileri, türkülerle birleşti. Dinleyenler arasında kadınlar, çocuklar, yaşlılar vardı. Kimisi hafifçe mırıldandı, kimisi alkışla tempo tuttu. Çocukların gözleri ışıldıyordu; belki de hayatlarında ilk defa bir askeri bandoyu canlı izliyorlardı.
İzmir Marşı’nı isteyenler oldu, fakat bando üyeleri kibarca sadece türkü icra ettiklerini, Zafer Haftası vesilesiyle Anadolu insanıyla gönül köprüsü kurmak için geldiklerini söyledi. Belki marş çalınmadı ama o an söylenmeyen bir marş gibi coşku vardı havada.
Bazen ruhumuzu dinlendirmek için ihtiyacımız olan şey, büyük salonlar ya da süslü sahneler değil. Sokakta, şehrin ortasında ansızın duyduğumuz bir ezgi bile bize huzur verebiliyor. 3. Ordu Komutanlığı Askeri Bandosu’nun bu konseri de işte tam olarak bunu hatırlattı:
Hepimizin ortak türkülerinde buluşabileceğimizi, bir melodiyle yan yana gelebileceğimizi…
Belki günün telaşında koştururken, farkında olmadan kulak verdiğimiz o notalar, bize küçük bir armağan bıraktı:
Müziğin birleştirici gücü ve ruhu rahatlatan sade bir huzur.
***
ÖĞRENCİLER BİZLERİN MİSAFİRİHer yıl binlerce genç, üniversite hayalini gerçekleştirmek için yollara düşüyor. Bu yolculukta, tercih listelerinin başında yer alan şehirlerden biri de Trabzon. Karadeniz’in kalbinde, doğasıyla, tarihiyle ve canlı şehir yapısıyla öne çıkan Trabzon; sadece turizmiyle değil, aynı zamanda bir üniversite kenti kimliğiyle de dikkat çekiyor.Kentte ikisi devlet, biri özel olmak üzere üç üniversite bulunuyor. Bu kurumlara bağlı onlarca farklı bölüm, Türkiye’nin dört bir yanından öğrencileri cezbediyor. Şehir, sahip olduğu ulaşım olanakları, bölgesel merkezi konumu ve özellikle barınma konusunda sunduğu avantajlarla öğrenci dostu bir profil çiziyor. Geniş yurt kapasitesi, şehir içi ulaşımın pratikliği ve kampüslerin kentle entegre yapısı, Trabzon'u tercih edilen bir eğitim merkezi hâline getiriyor.Ancak üniversiteler sadece eğitim kurumları değildir; aynı zamanda bir kentin ekonomik, kültürel ve sosyal dinamizminin de önemli aktörleridir. Trabzon için de durum farklı değil. Öğrenciler, yılın büyük bölümünü şehirde geçirirken, sadece bilgiyle değil; harcamalarıyla, alışverişleriyle, sosyal yaşam içindeki varlıklarıyla da ekonomiye önemli katkı sunuyor. Yaz aylarında Körfez ülkelerinden gelen turistlerle hareketlenen şehir, kalan zamanlarda öğrencilerin varlığıyla canlılığını koruyor.İşte tam da bu nedenle, Trabzon’un yerel halkı ve özellikle ev sahipleri açısından öğrenciler yalnızca "kiracı" değil, bu şehrin geçici değil, dönüştürücü sakinleridir. Gençlerin barınma arayışında karşılaştıkları zorlukların azaltılması, onlara anlayışla yaklaşılması sadece bir nezaket meselesi değil; aynı zamanda bu kentin geleceğine yapılan bir yatırımdır.Trabzon’un, öğrenciye kucak açan, onları sadece misafir değil, "kentin bir parçası" olarak gören bir yaklaşımı benimsemesi gerekiyor. Çünkü her gelen öğrenci, bu şehirden bir anı, bu şehir de onlardan bir izle yoluna devam ediyor.








