Kış geçti, karlar eridi, mart kapıdan baktırdı ama şimdi nisan güneşiyle yüz güldürme vakti geldi. Karadeniz’in yeşil yorganı yavaş yavaş uyanırken, çay üreticisinin de eli ayağı kıpırdamaya başladı. Malum, “tarlaya erken giden çok biçer” derler. Bahar geldi mi çay bahçesi çağırır, “hadi kalk, iş zamanı” diye.
Üretici ne yapsın? Sabahın köründe kuşla uyanır, eline makasını alır, toprağın kokusunu içine çeke çeke başlar işe. Şimdi herkesin dilinde aynı cümle: “Bu sene çayın kilosu kaç lira olacak?” Çünkü işler kolay değil; her şeyin fiyatı uçmuşken, çay toplamak da öyle eskisi gibi bedavadan gitmiyor.
Çaylıkta ot temizlenir, makas bilenir, gübre çuvalları sırtlanır, yağmura karşı muşamba alınır. İlk defa bahçeye girecek olanlar bir bakıyor ki, daha çay toplamadan 2-3 bin lira para gitmiş. “İnek içmeden süt sağılmaz” derler ya, önce cepten gidiyor yani.
Velhasıl, Karadenizli üretici yine sabırlı, yine cefakâr. Lakin bir yandan da haklı bir beklenti var: “Bu sene yaş çay taban fiyatı en az 25 lira olmalı” diyor millet. Çünkü hesap ortada; maliyet artmış, emek katlanmış, zaman harcanmış. Haliyle herkes diyor ki: “Emeğin karşılığı alınmazsa, bu işin tadı tuzu kalmaz.”









