28.03.2026 KILÇIK
MİLLİ TAKIM TRABZON’SUZ OLABİLİR Mİ?
A Millî Futbol Takımımız, Romanya engelini tek golle aşarak Salı gecesi, köklerimizin bir olduğu Kosova’da play-off finaline çıkma şansını yakaladı. Federasyon Başkanı Oflu olmasına rağmen, Ay-Yıldızlı takımda Trabzonspor’dan sadece Mustafa’nın bulunması, onun da bu kritik maçta tribüne gönderilmesi, neredeyse hiçbir Anadolu takımından oyuncu çağrılmaması yoğun eleştiri alırken biz olaya farklı bir perspektiften bakmak istedik.
Maçta tek golümüzü atan 7 Ekim 1999 doğumlu Ferdi, Mustafa’nın elendiği sol bek mevkiinde forma giyiyor. Bildiğiniz gibi Hollanda doğumlu. Aile büyükleri yıllar önce çalışmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göç edince o da Arnhem’de dünyaya gelmiş. Fakat Kadıoğlu ailesi özbeöz, has Maçkalı. Bütün ailenin Trabzonsporlu olduğunu da yakinen bilenlerdeniz. Futbol altyapısını Avrupa’da alan Ferdi, uzun yıllar Fenerbahçe’de oynayınca, tıpkı Maçkalı Emre (Belözoğlu) gibi Trabzon’dan ruhen kopmuş ya da koparılmış oldu.
Trabzonsporlu yok ama…
Ferdi’nin oynadığı Brighton, Premier Lig’de geçen hafta Liverpool’u 2-1 mağlup etti. Bitmek bilmez enerjisi ve yaptığı asistle Ferdi, maçın adamı seçildi. Mustafa’yı kesse de yerinin hakkını verdi…
Şimdi gelelim Uğurcan’a. O da 1996 doğumlu. Annesi aslen Aksekili olduğundan millî kaleci Antalya’da dünyaya gelmiş; ancak babası Yomralı ve elbette Trabzonsporlu. Trabzonspor taraftarıyla Ferdi Kadıoğlu’nun yıldızı, futbolcunun yaklaşık 7 sezon Fenerbahçe forması giymesi nedeniyle pek barışmadığı gibi; Uğurcan da, rekor transfer ücreti (36 milyon euro) kazandırsa bile Galatasaray’a gittiği için bugünlerde Trabzon’da moralini bozacak dev koreografik planlamalarla karşı karşıya.
Fakat Dünya Kupası play-off finalinde, Kosova’da ABD bileti arayacak olan Millî Takımımız için ufak bir perspektif sunduğumuzda…
Ay-Yıldızlı takıma Mustafa dışında Trabzonsporlu futbolcu çağrılmamış olsa da; millilerimizin atanı da, tutanı da öz Trabzonlu.
"Hatırlatmak istedik."
Millî Takım Trabzon’suz olmaz, olamaz!
***
TEÓFİLO GUTIÉRREZ VE SOKRAT’IN SAVUNMASI!
Trabzonspor’un Fenerbahçe ile yoğun çekişme içinde geçen sezonlarında (2009-2011) bordo-mavili formayı giyen isimlerden biriydi… Sessiz ve sakin kişiliği, idman ve maçlardaki efendiliğiyle dikkat çekiyordu. Formuyla hiçbir zaman parlayanlardan olmadı; forvet olmasına rağmen golleriyle de öne çıkmadı. Maddi öncelikleriyle gündeme gelmedi ama ayrılışı olay oldu.
Tam ayrılmak üzereyken, Başkan Sadri Şener’den izin istediğinde ezber bozan iddialar ortaya attı. Bugün ise 15 yıl önceki defterleri yeniden açarak Trabzon’u ve Türkiye’yi karalama yolunu seçiyor. Adı: Teófilo Gutiérrez.
41 yaşında, futbola memleketi Kolombiya’da (FC Junior) devam eden futbolcu; sırasıyla Barranquilla, Trabzonspor ve Racing takımlarında forma giymişti.
Trabzon zor gelmiş
Ülkesinde iddiasız bir takımda sıradan bir santrfor olarak gündeme gelmeye çalışan futbolcu, oyunu ile gündemden düşünce; ilk gençlik yıllarında kendisine sahip çıkan, hatta isim yapmasını sağlayan bordo-mavili kulübe yöneldi:
"Bir gün menajerim gelip ‘Seni istiyorlar’ dedi. Racing kulübüydü ama ben bilmiyordum. Rakam çok yüksekti, hemen ‘Nereye imza atmam gerekiyor?’ dedim."
"Kolombiya’dan ayrılırken herkes havalimanında peşimizden ağlıyordu. Trabzon’a geldim ama şehre ve kültüre uyum sağlamak bizim için çok zor oldu. Dayanmaya çalıştım ama bir noktadan sonra dayanamadım. Futbol olarak çok iyi gidiyordum. Başkan bana ‘Gitme, sana iki katını vereyim’ dedi ama ben ‘Hayır’ dedim… Artık para değil. Rakamı görünce çıldırdım."
Sebebi açıklıyoruz
Daha önce birçok oyuncunun, Trabzon’a gelmeden ya da geldikten sonra sosyo-kültürel beklentilerinin yüksek olduğuna tanıklık etmiştik. Bunların çoğunu doğal karşıladık. Elbette Gutiérrez’in bu açıklamaları uluslararası medyada yer buldu; ancak mesele ne kendisi ne de Trabzon… Daha ziyade özel yaşamındaki tercihler ve beklentiler.
Trabzon’da neden kendini bulamadığını, neden zorlandığını ya da eşini neden ikna edemediğini biz çözdük. Ancak burada detaylandırmayacağız.
Sokrat’ın savunması gibi; şu kadarını söyleyip geçelim:
Sadri Şener, bu konuşmayı hiçbir zaman doğrulamadı.
Futbolcu, kendi ifadelerinde de görüldüğü üzere Trabzonspor’dan ayrılışında parayı öncelik yaptı.
"Mesele para değil. Rakamı görünce çıldırdım" ifadesi, başlı başına bir çelişki ve itiraftır.
Gutiérrez’in asıl sorunu, Burak Yılmaz’ın yükselen formu karşısında geri planda kalmasıydı.
Uygun formatta bir aile fotoğrafı arandığında, "TikTok yıldızı" (Yeimi Collantes) için yayımlanabilir içerik bulmanın dahi zor olduğu görülüyor.
Gerçek şu ki; bir insanın değeri bazen ayrılırken, bazen de ayrıldıktan sonra daha iyi anlaşılır.
***
TRABZON TAMER KARADAĞLI’YI BEKLİYOR
Devlet Konservatuvarı ile Devlet Tiyatroları arasında, sahne sanatları alanında yapılacak çalışmaları kapsayan örnek bir anlaşma yapıldı. Böylece, Ahmet Uzuner müdürlüğündeki Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü, sahnelerini yükseköğrenim görmekte olan sahne sanatları öğrencilerine açmış olacak.
Bilimsel ve sanatsal konularda iş birliğini esas alan ön protokol resmileşirse, konservatuvar tiyatroya akademik destek verecek; tiyatro yönetimi de yıl sonu gösterileri, prova, sahneleme ve oyunlar için, hatta mezuniyet törenlerinin büyük sahnede yapılması adına öğrencilere imkân sağlayacak.
"Bu kapsamlı iş birliği, hem akademi hem de sahne pratiğini aynı zeminde buluşturmayı hedefliyor."
Bu konuda onay yetkisinin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı’da olduğu öğrenildi.
Dolayısıyla Trabzon Devlet Tiyatrosu yönetimi, bugünlerde Karadağlı’dan gelecek haberi bekliyor.
***
ALİ ŞÜKRÜ BEY KİMDİR, KİM DEĞİLDİR?
Trabzon bugünlerde Ali Şükrü Bey’i anıyor… 1884’te Beşikdüzü’nde dünyaya gelen Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923’te hayatını kaybetmiştir. Tam da 103 yıl önce, hayatının baharında 39 yaşında yaşama veda etmiştir. Peki, nedir onu Trabzon için önemli kılan?
Ali Şükrü Bey veya Ali Şükrü Efendi; Osmanlı Meclis-i Mebûsan 6. Dönem mebuslarındandır. Meclisin ilk dönem Trabzon milletvekilidir. Meclis çatısı altında Mustafa Kemal’e karşı, millî meselelerde en sert muhalefeti ortaya koyan milletvekillerinden biri olmuş ve 1923’te bir suikast sonucu öldürülmüştür.
"Katli, Türkiye'nin ilk siyasi suikastı olarak biliniyor!"
Beşikdüzü’nün Reisoğulları sülalesinden gelmektedir. Harbiyelidir. Osmanlı Donanması Muavenet-i Milliye Cemiyeti’nin kurucularından biridir. Dernekte ikinci başkanlık yapmıştır. Yurt dışında görev almış, İngiltere’de bulunduğu dönemde Türkiye aleyhine yapılan propagandalara karşı çalışmıştır. Dönemin "Liverpool Times" gazetesinde makaleleri yayımlanmıştır.
Milliyetçi, muhafazakâr ve entelektüel bir kişiliğe sahiptir. Ardından ülkeye geri dönerek yüzbaşı rütbesindeyken siyasete atılmıştır. İttihat ve Terakki yanlısı duruşu, onu Meclis’teki mebusluk günlerinde dik bir kişilik olarak öne çıkarmıştır.
Mecliste, Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Grup’a muhalif milletvekillerinin toplandığı İkinci Grup’un liderlerinden biri olmuştur.
Lozan’a eleştiri ve suikast
Yazılı kaynaklara göre, muhafazakâr kimliğini daima öne çıkarırken, 28 Nisan 1920’de içki yasağı konusunda yasa teklifi verip yasalaşması için büyük çaba sarf etmiştir. Lozan’da "acemice işler" yapıldığını ve Meclis’in kendisine verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakerelerin sürdürüldüğünü savunarak sivrilmiştir.
Lozan’da devam eden müzakerelerin durumu hakkında açıklanan resmî bilgiler ile dış kaynaklı haberler arasında çelişkiler olduğunu dile getirmiş ve bu nedenle hedef olmuştur.
27 Mart 1923 günü ortadan kaybolmuştur!.. İki gün sonra kardeşi Şevket (Doruker) Bey tarafından hükûmete bildirilmiş, üç gün sonra ise cesedi bulunmuştur...
Hükûmet, olayın failinin ya da tetikçisinin Topal Osman olduğu iddiasıyla onu tutuklamak üzere harekete geçmiş; nihayetinde Topal Osman, yaralı şekilde yakalanmış ve Meclis’in idam kararı doğrultusunda Ulus Meydanı’nda başı kesilerek ayaklarından asılmıştır.
Ali Şükrü Bey’in cenazesi, Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde kılınan namazın ardından Trabzon’a gönderilmiş ve Boztepe’de (türbesi aynı yerde) defnedilmiştir.
"Allah rahmet eylesin."
Keşke adına hazırlanan afişlerde de biraz itinalı olunabilse.
"Kitap yoğunluğundaki afişlere anma yerinin bile yazılmamış olması düşündürücü..."