26.02.2026 KILÇIK

AKYAZI’DA ALARM VEREN ÇATLAKLAR!

Trabzon’da Akyazı bölgesinde yeniden gündeme gelen çatlaklar, sosyal medyada tartışıldığı gibi “küçük bir zemin sorunu” değil. Bu meseleye bilimsel açıdan bakan Prof. Dr. Osman Bektaş çok net konuşuyor:

“Esas sorun dolgudan çok, dolgu gerisindeki yamaç duraylılığıdır.”

Bu cümle, meselenin özeti.

Sorun Dolgu Değil, Yamaç Hareketi

Kamuoyunda sıkça duyduğumuz “dolgu çöküyor” ifadesi teknik olarak doğru değil. Asıl mesele, Akyazı-Sera heyelan sahası’nda yer alan ve denize doğru çok yavaş biçimde hareket eden büyük toprak kütlesidir.

Jeoloji bilimi bu harekete “sürünme (creep)” der. Bu tür hareketler ani olmaz. Milimetre milimetre ilerler. Fakat uzun vadede ciddi yapısal sorunlara yol açabilir.

İşte burada bilim devreye giriyor.

Uydu tabanlı InSAR ölçümleri, yamacın mm–cm ölçeğinde denize doğru hareket ettiğini ortaya koyuyor. Halk için bu rakamlar küçük görünebilir. Ancak mühendislik açısından bu değerler, özellikle yapılaşmış alanlarda, riskin başladığını gösterir.

Deprem ve Yağış: Hızlandırıcı Etki

Bilimsel veriler gösteriyor ki bu tür yamaç hareketleri genellikle iki faktörden etkilenir:

Şiddetli yağış (zeminin suya doyması)

Deprem titreşimi (zeminin dayanımının azalması)

Nitekim Prof. Bektaş şu uyarıyı yapıyor:

“Deprem sonrası hız artışı ve arazide izlenen çatlaklar jeoteknik uyarıdır.”

Bu şu anlama gelir: Sistem hareketsiz değil. Dinamik bir süreç devam ediyor.

Bu Bir Çökme Değil Ama…

En çok yanlış anlaşılan nokta burada.

“Bu bir çökme değil, ciddi bir jeoteknik uyarıdır.”

Yani ortada ani bir göçük yok. Ancak zemin davranışı bize şunu söylüyor: Denge bozulmaya başladı.

Jeoteknikte çatlaklar iki şeyi gösterir:

    Zeminde gerilme birikimi vardır.

    Hareket devam etmektedir.

Eğer çatlaklar yeniden açılıyor ve genişliyorsa, bu sistemin hâlâ aktif olduğu anlamına gelir.

Asıl Risk Nerede?

Bölgede hastane ve stadyum gibi yoğun kullanım alanları bulunuyor. Böyle yerlerde risk yalnızca bina gövdesi değildir.

Altyapı hatları

Drenaj sistemleri

Temel zemini

Dolgu-yamaç etkileşimi

Hepsi birlikte değerlendirilmelidir.

Unutmayalım: Büyük felaketler genellikle küçük belirtilerle başlar.

Bilim Ne Yapılması Gerektiğini Söylüyor

Prof. Bektaş’ın en net çağrısı şu:

“Drenaj ve sürekli ölçüm şarttır.”

Bu iki cümle hayati önemdedir.

Sürekli ölçüm demek; bir kez bakıp bırakmak değil, hareketin hızını düzenli takip etmek demektir.
Drenaj demek; zemindeki suyu kontrol altına almak, yamacın ağırlığını ve kayganlığını azaltmak demektir.

Jeoloji bir tahmin bilimi değildir. Ölçer, analiz eder ve uyarır.

Görmezden Gelmek Çözüm Değildir

Toplum olarak iki uç arasında gidiyoruz:
Ya paniğe kapılıyoruz ya da “bir şey olmaz” diyerek konuyu küçümsüyoruz.

Oysa doğru yaklaşım şudur:

Bilimin söylediğini ciddiye almak, veriye dayalı hareket etmek ve önleyici tedbir almak.

Doğa ani davranmaz. Önce sinyal verir. Çatlaklar da o sinyaldir.

Bugün yapılması gereken şey korkmak değil;
Bilimsel izleme, şeffaf raporlama ve teknik müdahaledir.

Çünkü jeoteknik riskler ertelenebilir,
ama ihmal edildiğinde affetmez.

***

ORANLAR SAHADA DEĞİL MASADA DEĞİŞİYOR

Trendyol Süper Lig’de 23. hafta geride kaldı, sahadaki mücadele kadar masadaki hesaplar da yeniden yapıldı. Şampiyonluk yarışında alınan her sonuç, yalnızca puan tablosunu değil, bahis oranlarını da altüst ediyor. Ama gelin şu rakamlara biraz halkın anlayacağı dilden bakalım.

Haftayı galibiyetle kapatan Trabzonspor, deplasmanda Gaziantep FK’yı 2-1 yeniyor. Normalde ne beklersiniz?
“Oran düşer, umut artar.”
Ama iş öyle olmuyor.

Bordo-mavililerin şampiyonluk oranı 3.5’tan 10’a fırlıyor. Yani sahada kazanan Trabzonspor, masada değer kaybediyor. Bu tablo ister istemez şu soruyu sorduruyor:
Bu oranlar gerçekten futbola mı bakıyor, yoksa başka hesaplar mı devrede?

Bir başka cephede Beşiktaş var. Siyah-beyazlılar sahasında Göztepe’yi 4-0 gibi net bir skorla geçiyor. Bu galibiyetin karşılığı masada geliyor; oran 90’dan 70’e düşüyor. Yani Beşiktaş kazanıyor, oran da kazanıyor.

İstanbul’un diğer iki devine baktığımızda ise tablo sabit.
Fenerbahçe, evinde Kasımpaşa ile berabere kalmasına rağmen 2.40 oranını koruyor.
Lider Galatasaray ise Konyaspor deplasmanında kaybetmesine rağmen hâlâ 1.50 ile zirvede tutuluyor.

İşte tam da burada işin özü ortaya çıkıyor.
Bu oranlar sadece sonuca değil, algıya da bakıyor. Takımın geçmişi, kamuoyundaki algısı, taraftar gücü ve “şampiyon olur” beklentisi… Hepsi terazinin bir kefesinde.

Ama futbolun bir gerçeği var:
Top yuvarlaktır, hesap her zaman tutmaz.

Trabzonspor bugün oranlarda geriye düşmüş olabilir. Ama bu ligde daha önce çok gördük; oranlar konuşur, sahada ise futbol cevabı verir. Şampiyonluk yolu uzun, virajlı ve sürprizlerle dolu.

Ve unutmayalım:
Bu hikâyeyi ne bahis şirketleri yazar, ne oranlar… Bu hikâyeyi sahadaki alın teri yazar.

***

CAMİLER ÇOCUK GÜLÜŞLERİYLE GÜZELLEŞTİ

Ramazan ayı bazen bir ezanla, bazen bir iftar sofrasıyla, bazen de bir çocuğun tebessümüyle güzelleşir. Trabzon’da bu Ramazan, camilerden yükselen çocuk sesleri insanın içini ısıtıyor.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Tekne Orucu” etkinlikleri, Ramazan’ı çocuklara sevdirmeyi amaçlayan çok güzel bir çalışma. İlçeleri tek tek gezen bu etkinliklerin Beşikdüzü ayağı ise ayrı bir anlam taşıdı.

**Beşikdüzü Merkez Çakmak Camii’nde düzenlenen programa yaklaşık 800 çocuk katıldı. Camiyi dolduran o neşeli kalabalık, aslında bize önemli bir şeyi hatırlattı: Camiler sadece büyüklerin değil, çocukların da yeri.

Nasrettin Hoca hikâyeleri, Karagöz–Hacivat gösterileri derken çocuklar hem eğlendi hem de Ramazan’ın anlamını küçük kalplerinde hissetti. Kimse zorlanmadı, kimse sıkılmadı. Sadece gülerek, oynayarak, beklemeyi öğrenerek…

Programa katılan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ahmet Yüksel Gülay’ın çocuklarla yakından ilgilenmesi de ayrı bir güzellikti. Verilen küçük hediyelerden çok, çocuklara gösterilen ilgi ve sevgi akıllarda kaldı.

Aslında mesele çok basit. Çocuğa Ramazan’ı sevdirebilirsek, onu camiden korkutmazsak, yarın o çocuk bu değerleri kendi isteğiyle yaşatır. Bugün atılan bu küçük adımlar, yarın büyük karşılıklar verir.

Kısacası; camiler çocuklarla dolunca daha canlı, daha sıcak oluyor. Ramazan da işte o zaman tam anlamıyla Ramazan oluyor.

***

MUHACİR TRABZONLULARA DUA ETMEDEN GEÇME!

Trabzon’un muhacirlik yılları, özellikle I. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan işgal ve çatışma ortamında halkın büyük acılarla yüzleştiği bir dönemi ifade eder. Bu yıllar, sadece bir şehrin değil, aynı zamanda bir toplumun hafızasında derin izler bırakan tarihsel bir kırılma noktasıdır.

1916’da başlayan Rus işgaliyle birlikte binlerce Trabzonlu; evini, toprağını ve hatıralarını geride bırakarak Anadolu’nun farklı şehirlerine göç etmek zorunda kaldı. Bu zorunlu göç, insanlar için yalnızca bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bilinmeze doğru yapılan meşakkatli bir yolculuktu.

Muhacirlik sürecinde açlık, hastalık ve güvenlik endişesi halkın karşı karşıya kaldığı en ağır imtihanlar oldu. Yollarda verilen kayıplar, parçalanan aileler ve geride bırakılan hayatlar, Trabzonluların belleğinde silinmesi güç yaralar açtı. Muhacirlik; kopuşun, özlemin ve hayatta kalma mücadelesinin ortak adıdır.

Bu derin acıyı en çarpıcı biçimde anlatanlardan biri de Abidin Dino’dur. Dino, muhacirliği şu sözlerle tarif eder: “Göç, insanın yüreğinde açılan ve bir daha tam kapanmayan bir yaradır.” Bu ifade, muhacir Trabzonluların yaşadığı travmayı özetleyen güçlü bir tanımdır.

Bu zorlu süreçte hayatını kaybeden ve bir daha topraklarına dönemeyen Trabzonluların medfun bulunduğu Garipler Mezarlığı, Ahmet Kaya’nın girişimleriyle düzenlenmiş ve sahip çıkılan bir mekân hâline getirilmiştir. Yapılan çalışmalar, hem vefanın hem de tarih bilincinin somut bir göstergesi olmuştur.

Son olarak Ortahisr Belediyesi Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından Ordu–Samsun karayoluna mezarlığın yönünü gösteren tabelalar yerleştirilmiştir. Böylece şehirlerarası yolculuk yapan Trabzonlular, muhacir hemşehrilerinin kabirlerine uğrayarak bir dua okuma imkânı bulmuştur.

Muhacirlik, Trabzon’un tarihine kazınmış büyük bir acıdır. Okunan her dua ise, bu topraklarda yaşananları unutmamanın ve geçmişe karşı sorumluluğumuzu yerine getirmenin en sade ama en anlamlı ifadesidir.