26.01.2026 KILÇIK

FESTİVAL COŞKUSU, ESNAF GERÇEĞİNİ ÖRTEMEDİ!

Uzungöl’de üç gün boyunca gerçekleştirilen Kış Festivali, bölge adına son derece önemli ve değerli bir organizasyon olarak hafızalara kazındı. Emeği geçen herkesi yürekten tebrik etmek gerekiyor. Böylesine kapsamlı etkinliklerin, hem bölge ekonomisine hem de tanıtıma büyük katkı sağladığı tartışmasız bir gerçek.

Ancak bu tür organizasyonlar yapıldığında, toplumun da ister istemez bazı refleksleri ortaya çıkabiliyor. Özellikle yaz aylarında turist yoğunluğunun en fazla yaşandığı yerlerden biri olan Uzungöl’de, yerli turistlerin esnaf tarafından yeterince güler yüzle karşılanmaması ve zaman zaman fahiş fiyat uygulamaları, uzun süredir kamuoyunda tartışılan bir konu.

Bu festival sürecinde sosyal medyada yapılan paylaşımlar da bunun açık bir göstergesiydi. Yaz aylarında Uzungöl’e gidip beklediği ilgiyi göremeyen bazı vatandaşlar, şu ifadelerle tepkilerini dile getirdi:

“Yazın geldiğimizde bize ikinci sınıf vatandaş gibi davranıyordunuz, şimdi kış gelince bizden mi medet umuyorsunuz?”

Bu sözler, aslında sadece bir sitem değil, aynı zamanda bir uyarı niteliği taşıyordu.

Uzungöl esnafı ise bu eleştiriler karşısında oldukça içerledi. Oysa yapılması gereken, bu tepkileri kişisel bir saldırı olarak görmek yerine, “Vatandaş neden böyle düşünüyor?” sorusunu kendilerine sormaktı. Bir muhasebe yapmak, eksikleri görmek ve ders çıkarmak herkes için daha faydalı olurdu.

Ne yazık ki bazı kesimler, sorunun özüne inmek yerine “su yüzüne çıkmaya çalışmayı” tercih etti. Eleştirileri bastırma, yok sayma veya sert tepkilerle karşılık verme yoluna gidildi. Oysa bu yaklaşım, sorunu çözmek bir yana, daha da derinleştirir.

Turizm, bölgemiz için son derece önemli ve stratejik bir sektördür. Ancak maalesef hizmet kalitesi konusunda hâlâ ciddi sorunlar yaşandığı da bir gerçektir. Uzungöl’de ortaya çıkan bu tepkiler, aslında sektörün bazı alanlarda sınıfta kaldığını açıkça göstermektedir.

Unutulmamalıdır ki insanlar memnun edilmeden sürdürülebilir bir turizm mümkün değildir. Ziyaretçiler, kendilerini değerli hissettikleri yerlere tekrar gelir. Ekonomik katkı da ancak bu şekilde kalıcı hâle gelir. Aksi durumda, vatandaş memnun edilmezse, ortaya çıkan eleştirileri de kabullenmek gerekir.

Bu tepkiler, sanıldığı gibi yıkıcı değil; aksine son derece medeni ve yapıcı eleştirilerdir. Doğru okunduğunda, yol gösterici bir rehber niteliği taşır. Bu nedenle, bu eleştirileri köpürerek, kızarak veya reddederek karşılamanın hiçbir anlamı yoktur. Zaten gösterilecek sert tepkilerin de bir kıymeti olmayacaktır.

Bir kez daha altını çizmek gerekir ki, Uzungöl’de düzenlenen bu festival son derece yerinde ve başarılı bir organizasyondur. Süreklilik kazanması, bölgenin tanıtımı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu anlamda emeği geçen herkesi tekrar tebrik etmek gerekir.

Ancak her başarılı organizasyonun ardından, mutlaka sonuçların da sorgulanması gerekir. “Neyi doğru yaptık, nerede eksik kaldık, daha iyi nasıl hizmet sunabiliriz?” sorularını sormadan ilerlemek mümkün değildir.

İnsanların kafasını kuma gömmek yerine, gerçeklerle yüzleşmek ve çözüm üretmek en sağlıklı yoldur. Çünkü turizm, sadece manzara ve tesisle değil, aynı zamanda insan ilişkileriyle ayakta duran bir sektördür.

Neticede şunu unutmamak gerekir:

Karşılıklı memnuniyet, ticaretin ve turizmin olmazsa olmazıdır.

Bu denge kurulmadığı sürece, ne yapılan festivaller ne de atılan adımlar beklenen faydayı sağlayabilir. Uzungöl’ün geleceği için bu gerçeklerin iyi okunması ve gerekli derslerin çıkarılması şarttır.

***

KIRMIZI-BEYAZ FIRTINA ESMEYE DEVAM EDİYOR!

Türk futbolunda bazı takımlar vardır; sessizce yürür, çok konuşmaz ama sahada söyledikleriyle herkese cevap verir. Sebat Gençlik de bugün tam olarak böyle bir yolculuğun içinde…

Kırmızı-beyazlı ekip, 3. Lig’de bu sezon çıktığı 18 karşılaşmada 14 galibiyet ve 4 beraberlik alarak 46 puana ulaştı. Üstelik henüz mağlubiyet yüzü görmedi. Bu tablo, tesadüfle açıklanabilecek bir başarı değildir. Ortada planlı, sabırlı ve kararlı bir yönetim anlayışı var…

Kulüp, kısa süre önce ciddi bir yapılanma sürecine girdi. Bu süreçte günü kurtaran değil, geleceği inşa eden adımlar atıldı. Doğru yönetim, güçlü teknik ekip ve genç-istekli oyuncu kadrosu, bugün sahaya yansıyan başarının temel taşlarını oluşturdu. Her hamle hesaplandı, her karar uzun vadeli düşünülerek alındı.

Bugün gelinen noktada Sebat Gençlik, sadece maç kazanan bir takım değil; aynı zamanda bir futbol modeli ortaya koyan bir kulüp hâline gelmiştir. En yakın rakibi 52 Orduspor ile arasındaki puan farkını 8’e çıkaran kırmızı-beyazlılar, her geçen hafta hedefe biraz daha yaklaşıyor.

Artık tablo çok net: Bu takım, sezon sonunda 2. Lig’e yükselme yolunda en güçlü adaydır. Sahadaki disiplin, tribündeki inanç ve yönetimdeki istikrar bir araya geldiğinde, başarı kaçınılmaz olur.

Sebat Gençlik’in başarısını değerlendirirken üç temel unsuru göz ardı edemeyiz:
Sağlam bir yönetim, doğru teknik kadro ve akılcı transfer politikası. Bu üç unsur aynı çizgide buluştuğunda, ortaya işte böyle bir başarı hikâyesi çıkar.

Bugün Sebat Gençlik, sadece bir futbol takımı değil; ilçesinin, şehrinin ve taraftarının gurur kaynağıdır. Bu başarıda emeği olan herkesi gönülden kutlamak gerekir.

Çünkü bu hikâye, plansızlığın değil; emeğin, sabrın ve doğru yönetimin eseridir.

***

DİJİTAL GÜRÜLTÜ İÇİNDE KAYBOLAN HAKİKAT!

İçinde yaşadığımız çağ, iletişimin en hızlı, en kolay ve en kontrolsüz hâlini sunduğu bir dönem olarak tarihe geçiyor. Bir tuşla dünyaya ulaşabiliyor, bir cümleyle kitleleri etkileyebiliyoruz. Ancak bu hızın ve kolaylığın bedelini, ne yazık ki kültürel değerlerimizle ödüyoruz.

Bugün sosyal medya, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir yaşam biçimi hâline gelmiş durumda. Gençlerimiz, üretmekten çok tüketmeye yönlendiriliyor. Popülizm, sadece dünyayı değil, Türkiye’yi de etkisi altına almış vaziyette. Geleneklerimiz, göreneklerimiz, toplumsal dayanışma duygumuz her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Toplum, yavaş yavaş ayniyetini, yani ortak ruhunu kaybediyor.

Bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.

Özellikle basın camiasında yaşananlar, bu dönüşümün en acı örneklerinden biri. Gazeteciler, kamu adına görev yapabilmek için gece gündüz demeden çalışıyor. Doğru, tarafsız ve ilkeli habercilik için mücadele veriyorlar. Kurumlar ağır ekonomik yükler altında ayakta kalmaya çalışırken, meslek onurunu korumaya çabalıyorlar.

Ancak ne yazık ki bu emeğin karşılığı çoğu zaman alınamıyor.

Buna karşılık, elinde yalnızca bir telefon olan, gazetecilik etiğinden ve kültürel birikimden yoksun birçok isim, sosyal medyada büyük karşılık bulabiliyor. Küfürlü dil, argo söylemler, seviyesiz içerikler sıradanlaştırılıyor. Kalite düşüyor, seviye her geçen gün biraz daha geriliyor.

Daha da düşündürücü olan ise, bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bile bu tabloya prim vermesi… Projelerini, çalışmalarını; şovmenliğe, hatta zaman zaman soytarılığa varan paylaşımlar yapan kişiler üzerinden duyurmaya çalışmaları, içinde bulunduğumuz çarpıklığın en net göstergesidir.

Bir tarafta vergisini düzenli ödeyen, onlarca kişiye istihdam sağlayan medya kuruluşları
Diğer tarafta, günü kurtaran paylaşımlarla var olmaya çalışan fenomenler

Ne yazık ki bugün toplumun bir kesimi, ikinci gruba daha fazla ilgi gösteriyor.

“Karşılığı var mı?” diye sorabilirsiniz.
Evet, maalesef var.

Toplumsal yozlaşma, tüketim odaklı yaşam anlayışı ve bilinçsiz medya kullanımı, bu ilgiyi besliyor. Gençlerimiz rol model olarak, bilgi üretenleri değil; çok izlenenleri, çok paylaşılanları seçiyor. İçeriğin niteliği değil, tıklanma sayısı önemseniyor.

Oysa gerçek gazeteciler, mesai kavramı olmadan çalışıyor. Kamuoyunu bilgilendirmek, yanlışın karşısında durmak, doğrunun peşinden gitmek için emek veriyor. Buna rağmen, hak ettikleri değeri çoğu zaman göremiyorlar.

Bugün belki bu durum fazla önemsenmiyor. Hatta bazı çevrelerde, gazetecilik “gereksiz bir yük” gibi gösteriliyor. Ancak unutulmamalıdır ki bu gidişat, gelecekte çok daha büyük sorunlara yol açacaktır.

Bilginin yerini dedikodu, haberin yerini gösteri, gazeteciliğin yerini popülerlik aldığında; toplum sağlıklı kararlar veremez hâle gelir.

İşte asıl tehlike tam da buradadır.

Bu nedenle artık herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:

“Kim gerçekten gazetecilik yapıyor?”
“Kim sadece görünür olmaya çalışıyor?”

Toplum olarak daha bilinçli olmak, kimin neyi temsil ettiğini sorgulamak zorundayız. Gazetecilik ile sosyal medya fenomenliği arasındaki farkı net bir şekilde ayırt edemezsek, yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.

Unutmayalım…

Gerçek gazetecilik, alkış için değil; hakikat için yapılır.

Ve hakikat, er ya da geç değerini yeniden bulur.

***

ADALETİN VE GERÇEĞİN İZİNDE BİR BULUŞMA

Cumhuriyet Halk Partisi Ortahisar İlçe Başkanlığı, 24–31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası dolayısıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı. CHP Parti Meclisi Üyesi İlhan Cihaner’in konuk olduğu “Uğur Mumcu’yu Anma Programı” kapsamında, “Türkiye’de Faili Meçhul Cinayetler” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirildi.

Program, CHP Ortahisar İlçe Başkanlığı tarafından organize edildi ve katılım oldukça yüksekti. Salonu dolduran vatandaşlar, konuşmacı İlhan Cihaner’i büyük bir dikkat ve ilgiyle dinledi. Söyleşinin hem içerik hem de anlatım açısından son derece faydalı ve etkileyici olduğu açıkça görüldü.

Özellikle Uğur Mumcu suikastının perde arkasına dair paylaşılan bilgiler, dinleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı. İlhan Cihaner, bu karanlık sürecin detaylarını açık ve net bir şekilde dile getirirken, Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerin nedenlerini, sonuçlarını ve toplumsal yansımalarını kamuoyuyla paylaştı.

Eski bir hukukçu olmasının verdiği birikimle konuşan Cihaner’in değerlendirmeleri, salonda büyük bir ciddiyetle takip edildi ve geniş takdir topladı. Anlatılan her cümle, adalet arayışının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Bu anlamlı organizasyona imza atan CHP Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Atmaz’ı ve yönetimini tebrik etmek gerekiyor. Toplumsal hafızayı diri tutan, adalet ve demokrasi mücadelesine katkı sunan bu tür etkinlikler, bugün her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.