22.07.2026 KILÇIK

YENİ PARTİ İL BİNASI SORUNUN ÇÖZDÜ MÜ?

Siyasette bazen en büyük mücadele kürsüde değil, dört duvar arasında başlar.

Özgür Özel'in Meclis grup toplantısında yeni parti kuracaklarını açıklamasının ardından Trabzon'da da taşlar yerinden oynamaya başladı. Trabzon’daki belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri peş peşe istifalarını sundu. Gözler şimdi yeni partinin Trabzon yapılanmasına çevrildi.

Peki en çok konuşulan konu ne?

Ne yönetim listesi...

Ne de kimin hangi görevi alacağı...

İlk gündem maddesi, parti binası.

Konuyu CHP'li isimlere sorduk. Aldığımız bilgiye göre Atatürk Alanı'nda, yani Meydan bölgesinde istedikleri büyüklükte ve standartta bir bina henüz bulunabilmiş değil. Arayış sürüyor.

İlk etapta il başkanlığı ile Ortahisar İlçe Başkanlığı'nın aynı binada faaliyet göstermesi planlanıyor. Eğer geniş bir bina bulunamazsa birkaç odalı ofis tarzı bir yerde çalışmalara başlanacak. İstenilen özelliklerde bir bina bulunduğu anda da oraya taşınılacak.

Ancak işin görünmeyen tarafı daha dikkat çekici.

Bugüne kadar kullanılan CHP il ve ilçe binaları genel merkezin mülkiyetindeydi. Dolayısıyla kira gibi bir yük söz konusu değildi.

Şimdi ise tablo tamamen değişiyor.

Tutulacak binanın kirası, aidatı, personel gideri, elektrik, su, doğalgaz... Kısacası bütün yük yeni partinin omuzlarında olacak.

İşte siyasetin en zorlu taraflarından biri de burada başlıyor.

Bir yandan sahada siyasi mücadele verilecek, diğer yandan ay sonunu getirecek ekonomik düzen kurulacak.

Türkiye'nin en güçlü mali yapılarından birine sahip CHP'den ayrıldıktan sonra, yeni oluşumun tamamen kendi imkânlarıyla ayakta durması gerekecek.

Anlaşılan o ki Trabzon'da yeni partinin ilk seçimi sandıkta değil...

Bina bulmakta başlayacak.

***

TRABZON TURİZMİNE EN BÜYÜK ZARARI KİM VERİYOR?

Turizmi konuşuyoruz. Yeni projeler açıklanıyor. Yeni destinasyonlar hazırlanıyor. Tanıtım filmleri çekiliyor. Milyonlarca lira harcanıyor.

Sonra bütün o emeği, bir masaya bırakılan hesap fişi birkaç dakikada yerle bir ediyor.

İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Türkiye'de hayat zaten pahalı. Bunu artık söylemeye bile gerek yok. Vatandaş hesabını yapmadan markete giremiyor, restoranın kapısından içeri adım atmadan önce iki kez düşünüyor. Hal böyleyken Trabzon'da turizm sezonuyla birlikte ortaya çıkan bazı fiyatlar, "Bu kadar da olmaz" dedirtiyor.

Üstelik lüks işletmelerden bahsetmiyoruz.

Sıradan bir restoranda iki arkadaşınızla ya da misafirinizle oturup yemek yiyorsunuz. Masadan kalkarken cebinizden çıkan rakam 3 bin lirayı buluyor. Bir bardak çay, bir şişe su, bir tabak yemek... Bazı işletmelerin istediği ücretler artık maliyet hesabıyla açıklanabilecek seviyeyi çoktan geçmiş durumda.

Kimse esnaf zarar etsin demiyor.

Elbette kazanacak. Elbette maliyetini çıkaracak. Elbette emeğinin karşılığını alacak.

Ama fırsatçılık ile ticaret arasındaki çizgi de bu kadar silinmemeli.

Bir de işin turist boyutu var.

Maalesef bazı işletmelerde turist görünce tarife değişiyor. Aynı ürün, aynı masa, aynı hizmet... Ama farklı hesap. İşte bu anlayış, Trabzon turizmine yapılan en büyük kötülüklerden biri.

Bugün fazla kazanayım derken yarının müşterisini kaybediyoruz.

Şehri yönetenler yıllardır turizmi büyütmek için ciddi mesai harcıyor. Yeni yollar yapılıyor, yaylalar tanıtılıyor, uluslararası organizasyonlar düzenleniyor. Fakat bütün bu çabanın karşısına birkaç işletmenin uyguladığı fahiş fiyat politikası çıkınca, verilen emek de gölgeleniyor.

Turist sadece manzarayı değil, gördüğü muameleyi de ülkesine taşıyor.

Memnun ayrılan on kişiyi getirir.

Kazıklandığını düşünen ise yüz kişiyi vazgeçirir.

Bu yüzden artık sadece "serbest piyasa" demek yetmiyor. Esnaf odalarının, ilgili kurumların ve denetim ekiplerinin bu konuya daha fazla eğilmesi gerekiyor. Fiyat politikalarında makul bir standardın oluşması şart.

Yoksa bugün kasaya giren fazla para, yarın boş kalan masaların telafisi olmayacak.

Ve o zaman herkes aynı soruyu soracak:

Trabzon turizmine en büyük zararı gerçekten dışarıdakiler mi verdi, yoksa kendi elimizle mi verdik?

***

ZİNCİR MARKETTEN AL, TURİSTE SAT MODELİ

Yaylalara muazzam ilgi var.

Buna bağlı olarak çevre kirliliği, trafik kazaları, küçük ve orta çapta asayiş olayları yaşanabiliyor.

Bizzat gezip gördüğümüz şu; yaylalar, yayla şenlikleri, yayla havası çok seviliyor ama asla kurallara uyma diye bir duyarlılık gelişmedi, gelişmiyor.

Günübirlik gelenlerin yaktığı ateşler, yerlere, koruluklara, hatta yol kenarlarına saçılan çöpler, olur olmadık yer sahiplenmeler, işletmelerin düzensizliği, güvensiz su yataklarına kurulan çadırlar derken, şimdi de zincir marketlerden aldıkları meyveleri kendilerini yollara atmak suretiyle satmaya çalışan köylüler.

Ne kadar üzücü ise o kadar gerçek.

Özellikle iki yıldır Trabzon ve çevresinde meyve çeşitliliği hayli azaldı.

Bazı köylü kadınlar da gidip büyük marketlerden kayısı, kiraz, çilek, erik ve armut alıp el tezgâhına koyarak Trabzon ürünü gibi satmak için turist araçlarının önüne atlıyorlar.

Hem ürünler yerli değil; hem pahalı, hem de yaptıkları hareket çok tehlikeli.

Çok şey gerekmiyor aslında; dürüstlük, dikkat ve duyarlılık hepsi için yeterli.

***

AĞI ÇİÇEĞİ NEDİR; BALINDAN NE KADAR YENİR?

Gündem yayla olunca peşini bırakmıyoruz.

Hem değinmeden geçemiyoruz, hem de çok yaylaları seviyoruz.

Trabzon ve Giresun yükseklerinde yetişen, tarihi Milattan Önce 67 yılına kadar uzanan ve Roma ordusuna tek bir kılıç sallamadan yenilgi yüzü tattıran efsanevi bir bitkimiz var.

Mor ve sarı çiçekli Orman Gülleri.

Özellikle ziyaretçiler toplayıp kurutmayı, buket yapıp hediye yollamayı, salonlarına, hatta araçlarına koymayı çok seviyor.

Peki ona neden yükseklerde ‘ağı çiçeği’ deniyor?..

Ve neden koklaması da saklaması da hayati risk taşıyor?..

Çünkü bu bitkinin özünden deli bal üretiliyor.

Roma askerleri de anlamayıp ağaç kovuğundaki deli baldan avuç avuç yiyince…

Ayakta duramıyorlar.

Bildiğiniz gibi deli bal, az yenilince şifa; aşırıya kaçınca felaket olabiliyor.

Ayılar bile anlamadan çok yiyince komaya girebiliyor.

Çiçek aşırı ve sürekli koklanınca, bal da çok yenilince yüksek tansiyon, halüsinasyon, koma gibi etkilere yol açabiliyor.

Zaten bitkiye bu nedenle ‘ağı çiçeği’, (zehir çiçeği), arıların doğal üretimi olarak toplanan kısmen koyu renkli balına da deli bal deniyor.

Benzetmek gibi olmasın ama, zakkum gibi etkileri var.

En iyisi tanımak, sevmek, fotoğraflamak, belki az koklayıp yerinde bırakmak.