15.02.2026 KILÇIK
ZİRVE YARIŞINDA YÜKSEK TEMPOLU BİR 90 DAKİKA
Süper Lig’in 22. haftasında oynanan karşılaşmada Trabzonspor, sahasında Fenerbahçe’yi konuk etti. Kâğıt üzerinde zirve yarışı etiketi taşıyan bu mücadele, hem sahadaki tempo hem de tribün atmosferiyle dikkat çekti.
Karşılaşmaya Trabzonspor adına dengeli ve istekli bir başlangıç vardı. İlk dakikalarda konuk ekibin baskısına rağmen gelen erken gol, tribünlerde büyük bir coşku oluşturdu. O anlarda Avni Aker’in ruhu yeniden hissedildi. Ancak oyunun devamında tempo yükseldi ve iki takım da hücumda etkili olmaya çalıştı.
Fenerbahçe’nin beraberlik golüyle birlikte maç karşılıklı ataklara sahne oldu. Oyunun zaman zaman el değiştirdiği bölümlerde iki ekip de hücum organizasyonlarıyla skor üretmeyi başardı. Trabzonspor’un eşitliği sağladığı anlar, tribünleri yeniden maçın içine çekerken karşılaşmanın kırılma anları da bu dakikalarda yaşandı.
İlk yarının son bölümünde gelen beraberlik golüyle birlikte bu maç döner hissi tribünlerde hâkimdi. İkinci yarıda da yüksek tempo korunurken, erken gelen gol maçın seyrini belirleyen anlardan biri oldu. Kalan dakikalarda Trabzonspor dengeyi sağlamak adına oyun disiplinini koruyarak mücadeleyi sürdürdü.
Trabzonspor açısından bu karşılaşma, sadece skorla değil; zirve yarışının ne denli yüksek konsantrasyon ve süreklilik gerektirdiğini göstermesi bakımından da önemliydi. Böylesi maçlar, sezonun geri kalanına dair hem teknik ekip hem de oyuncu grubu adına önemli referanslar sunar. Tribünlerin verdiği güçlü destek ise bu yolculukta en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor.
***
DUYGULARLA DEĞİL, GERÇEKLERLE TRABZONSPOR
Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan ve 3-2’lik mağlubiyetle sonuçlanan karşılaşmanın ardından tribünlerde ve sosyal medyada yükselen ses tanıdıktı: “Yönetim istifa.”
Bu tepki anlaşılır. Çünkü söz konusu olan Trabzonspor ve rakip Fenerbahçe olunca, sonuç ne olursa olsun duygu seviyesi her zaman zirvede olur.
Ancak burada durup soğukkanlı bir şekilde düşünmek zorundayız.
Bu maçta haksızlık yapıldı mı, yapılmadı mı konusu elbette tartışılabilir. Ama mesele yalnızca bir 90 dakikadan ibaret değil. Asıl mesele, Trabzonspor’un bugünü ve yarınıdır.
Trabzonspor Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan ve yönetim kurulu, bu sezon transfer politikasıyla önemli bir tercih yaptı. Transfer yapmak için transfer yapmadılar. Taraftarı memnun etmek adına milyonlarca doları savurmak yerine, kulübün menfaatlerini önceleyen bir yol izlediler.
Takıma kazandırılan genç oyuncular bugün Avrupa’nın birçok kulübünün radarına girmiş durumda. Bu çok kıymetli bir detay. Çünkü Trabzonspor’un kurtuluşu, günü kurtaran pahalı isimlerde değil; değer üreten, gelişen ve satılabilir oyuncular yetiştirmektedir.
Evet, kabul edelim.
Eksikler var mı? Var.
Kadro yetersizliği var mı? Var.
Ama bu eksikleri kapatmanın yolu, kulübü yeniden borç batağına sürüklemek olmamalı.
Bugün yapılacak yanlış, plansız ve yüksek maliyetli transferler; yarın Trabzonspor’u uçurumun kenarına getirebilir. Bunu daha önce yaşadık, bedelini ağır ödedik.
Trabzonspor, mütevazı bütçesine rağmen çok yetenekli oyuncular barındıran bir kulüp. Bu sezon zirve yarışından kopmuş olabilir, iniş çıkışlar yaşıyor olabilir. Ama doğru planlamayla geleceği bugünden çok daha parlak olabilir.
Kulübün ekonomik olarak toparlanması,
Genç oyuncuların tecrübe kazanması,
Altyapı ve kadro mühendisliğinin sabırla ilerlemesi…
Bunların hepsi gelecek adına umut veren gelişmeler.
Unutmamak gerekir ki Trabzonspor, kendi gerçekleriyle yaşamak zorunda olan bir kulüp.
Bu şehrin büyük bir sanayisi yok.
Kulübe düzenli ve yüksek katkı sunabilecek insan sayısı sınırlı.
Rakiplerin bütçeleri ise çok daha yüksek.
Bu yüzden Trabzonspor akıllı, dengeli ve sabırlı olmak zorunda.
Elbette hepimiz Trabzonspor’un şampiyon olmasını istiyoruz.
Ama şampiyonluktan da önemli bir şey var:
Borçsuz, sürdürülebilir bir ekonomiyle ayakta kalabilen bir Trabzonspor.
Yönetim isterse bugün büyük paralar verip çok kaliteli oyuncular alabilir.
Ama o zaman da yarın ne olacağını düşünmek zorundadır.
Fatih Tekke, elindeki kadroyla elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.
Futbolcular sahada iyi niyetle mücadele ediyor.
Kimsenin formasını isteksizce taşıdığı yok.
Bu noktada yapılması gereken, “yönetim istifa” demek değil;
takıma, hocaya ve kulübün geleceğine destek olmaktır.
Evet…
Ezeli rakibimiz Fenerbahçe karşısında alınan mağlubiyet hepimizi yaraladı.
Acısı var, üzüntüsü var.
Ama Trabzonspor’un gerçeklerini, sadece duygularımızla hareket ederek görmezden gelemeyiz.
Çünkü Trabzonspor, öfkeyle değil akılla yönetildiğinde yeniden ayağa kalkar.
***
TRABZON’DAN TÜRKİYE’YE CENTİLMENLİK MESAJI
Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan karşılaşma, uzun yıllar hafızalarda kalacak türdendi. Skordan bağımsız olarak bu müsabaka; centilmenlik, sağduyu ve misafirperverlik adına güçlü bir mesaj verdi. Sahada futbol konuşuldu, tribünlerde ise Trabzon’un karakteri.
Maç öncesinde kentteki kamu kurumları görevlerini eksiksiz yerine getirdi. Trabzonspor Kulübü, güvenlikten ulaşıma kadar her ayrıntıyı titizlikle planladı. Vatandaşların stadyuma rahat ulaşabilmesi için alternatifler üretildi. Şehir, büyük bir organizasyonu olgunlukla taşıyabileceğini bir kez daha gösterdi.
Bu atmosferin karşılık bulması da gecikmedi. Fenerbahçe Başkanı Saadettin Saran, Trabzonspor Kulübü’ne ve kentteki bürokratlara teşekkür ederek misafirperverliğin altını çizdi..
Geçmişte yaşananların gölgesi bu maça taşınmadı. Önceki karşılaşmalarda yapılan tahriklerin, söylemlerin ve gereksiz gerilimlerin bu kez sahaya yansımadığını gördük. Fenerbahçe yönetiminin maç öncesinde sağduyulu bir dil kullanması, Trabzon’a gelen kafilenin sessizce gelip sessizce ayrılması, futbolun ruhuna yakışan bir tablo oluşturdu.
Asıl alkışı ise Trabzonspor taraftarı hak ediyor. Tribünler 90 dakika boyunca susmadı; takımını yürekten destekledi. Mağlubiyete rağmen futbolcular tribüne çağrıldı, emeklerinden ötürü alkışlandı. Tepki değil takdir vardı. İşte Trabzon’un gerçeği tam olarak budur: Tahrik edilmediğinde, hakarete uğramadığında bu şehir centilmenliğiyle örnek olur.
Dün bir kez daha gördük ki sorun Trabzon’da değil. Sorun; yanlış beyanlarda, kışkırtmalarda ve gerilimi besleyen söylemlerde. Bunlar olmadığında Trabzon kenti de taraftarı da futbolu konuşur, emeğe saygı duyar, misafirini baş tacı eder.
Karşılaşma öncesinde, sırasında ve sonrasında centilmence bir atmosferin oluşmasına katkı sunan herkesi tebrik etmek gerekiyor. Trabzonspor taraftarı, sahadaki futbolu ister; hak edene de değerini verir. Dün bunu gösterdi. Hem de tüm Türkiye’ye.
Bu yüzden bu maç, bir skorun çok ötesindedir. Bu maç, Trabzon’un vicdanının tribünde nasıl vücut bulduğunun açık bir kanıtıdır.
***
TRABZON’DA SANAT HAYATIN HER ALANINDA
Trabzon çoğu zaman sporla anılır. Oysa bu şehir, sadece tribünlerin değil; sahnelerin, perdelerin ve notaların da kentidir. Çünkü Trabzon, “alkışın sadece maç sonunda değil, sanatın her dalında yankılandığı” bir şehirdir.
Bu kentte tiyatro, boş zaman uğraşı değildir. Amatör tiyatrocular, imkânsızlıkları bahane etmeden sahneye çıkar. Kimi zaman dekor yoktur, kimi zaman ışık yetersizdir ama “heyecan hep tamdır”. Salonlar dolup taşar, hatta yetmez. İşte tam da bu noktada şunu düşünürüm: Bir şehir salonlara sığmıyorsa, orada sanat gerçekten yaşıyor demektir.
Devlet Tiyatrosu ise Trabzon’un en güçlü nefeslerinden biridir. Her hafta değişen oyunlar, seyirciyi bambaşka hikâyelere taşır. Aynı koltukta oturup her defasında başka bir hayatı izlemek, bana göre “şehirle kurulan en sessiz ama en derin bağ”dır.
Müzik tarafına geldiğimizde ise Trabzon adeta konuşur. Halk müziği, sanat müziği koroları, derneklerin düzenlediği konserler… Neredeyse her hafta bir salonda, bir sahnede müzik vardır. Bu konserlerde sadece şarkılar söylenmez; “anı birikir, duygu paylaşılır”. Bazen bir türküyle hüzünlenir, bazen bir şarkıyla ayağa kalkarız.
Folklor ve halk oyunları, bu şehrin ruh kökleridir. Merkezde, ilçelerde, okullarda ve üniversitelerde kurulan horon halkaları, geçmişle bugünü birbirine bağlar. O an anlarız ki bu şehir, “kültürünü vitrine koymaz, yaşar”.
Sergiler de Trabzon’un sessiz ama derin anlatılarıdır. Trabzon Sanat Evi’nde açılan sergiler, ressamların tuvallerinde, fotoğraf sanatçılarının karelerinde şehri yeniden okuma fırsatı sunar. Bazen bir tabloya bakarken, “kendimizi o resmin içinde buluruz”.
Kendi payıma şunu söyleyebilirim: Trabzon’da sanat, ayrıcalıklı bir kesimin değil, halkın içindedir. Sokakta, okulda, sahnede, salonda… Sporuyla, sanatıyla, kültürüyle bu şehirde yaşamak gerçekten bir şanstır. Dileğim; sanatçıların çoğaldığı, sahnelerin genişlediği, alkışların hiç eksilmediği bir Trabzon. Çünkü bu şehir, “sanatla daha da güzelleşiyor”.