11.08.2025 KILÇIK

TRABZON’DA MUHALEFET Mİ? HADİ ORADAN...

Trabzon’da muhalefet var mı? Varsa da biz niye duymuyoruz? Çay ve fındık üreticisi inim inim inliyor, taban fiyatlar açıklanıyor, milletin eli ayağı titriyor, ses çıkarması gerekenler ise sadece usulen birer basın açıklaması yapıp köşelerine çekiliyor.

Klasik: “Mağduruz, fiyatlar yetersiz, üretici eziliyor…” deniyor, sonra ortalık sessizliğe gömülüyor. İki gün sonra kimse hatırlamıyor bile ne konuşulduğunu. Bu mudur muhalefet?

Genel başkanlar televizyona çıkınca mangalda kül bırakmıyor. Laf büyük, icraat sıfır. Mikrofon görünce kahraman, mikrofon gidince ortadan kaybolan adamlara kaldı bu iş. Genel başkana dayalı siyaset modeli öyle bir noktaya geldi ki; yerel örgütler neredeyse sadece tabela. Halbuki olması gereken, aşağıdan yukarıya bir akıl yürütmesi. Yerelin sözü yukarıda yankılanmalı. Ama nerede...

Genel merkez, yerelde ne oluyor bitiyor bihaber. Yukarıdakiler aşağıyı yönlendirmeye çalışıyor ama ellerinde sadece hamasi nutuklar var. Gerçek hayatla temas yok. Trabzon gibi memleketin gözbebeği bir şehirde, bırakın halkın sesini duyurmayı, o sesi dinleyecek bir muhalefet temsilcisi bile bulamıyoruz.

Parti yöneticisi olana kadar her taşın altına elini koyanlar, o koltuğa oturdu mu, bir daha halkın yüzüne bakmaz hale geliyor. Temsiliyet görevi bir rozetten, bir kartvizitten ibaret. Fındık bahçesini, çay tarlasını seçimden seçime hatırlıyorlar. Geri kalan zamanda bırak vatandaşı, sokağın tozuna bile karışmıyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi ara sıra bir iki çıkış yapıyor da, onun dışındaki partilerden gelen cılız, suya sabuna dokunmayan açıklamalar basında bile yer bulamıyor. Yerel basın desen zaten can çekişiyor, ne yazsın? Neyin haberini yapsın?

Şimdi sormak lazım: Bu kadar ekonomik sıkıntının, adaletsizliğin, gelir uçurumunun olduğu bir dönemde bile muhalefet sessizse, biz bu siyaseti niye yapıyoruz? Kim için? Ne uğruna?

Belli ki birçok siyasetçi için halk sadece oy verilecek bir kalabalık. Makam için, unvan için, protokolde sandalye kapmak için siyaset yapılıyor. Halka dair dertleri yok. Sıra memleketin gerçek sorunlarına gelince ortalıkta kimse yok.

Evet, olan yine vatandaşa oluyor. Fındığını ucuza satan, çayına emeğinin karşılığını alamayan, şehirdeki hizmetten mahrum kalan hep halk. Ama kimsenin umurunda değil. Çünkü muhalefet dediğin artık sadece kağıt üstünde var.

Bu halk bir gün sessiz kalmaz, unutmaz da. Şimdi görmüyorsunuz ya, bir gün yüzünüze bakmazlar, o zaman anlarsınız nerede hata yaptığınızı. Ama iş işten geçmiş olur.

***

GENÇ’TEN DİKKAT ÇEKEN PERFORMANS

Zaman zaman bu sütunlarda eleştirdiğimiz Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, son dönemlerdeki performansıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Genç, Trabzon’un sorunlarını başkente taşıyarak çözüm arayışına giriyor; bakanlarla ve bürokratlarla görüşerek projelere kaynak bulmaya çalışıyor. Nitekim bu çabalarının sonucunda birçok projeye destek sağlamayı da başarıyor.

Kente döner dönmez sahaya inen Genç, dağ bayır demeden dolaşıyor. Yayla şenliklerinden düğünlere, cenaze ve taziye ziyaretlerinden hasta ziyaretlerine kadar birçok etkinlikte halkın yanında yer alıyor. Kentteki açılışları da ihmal etmeyen Başkan, vatandaşla olan bağını da güçlü tutuyor. Sürekli halkın içinde yer alarak onların sorunlarını birebir dinliyor; Trabzon’un sıcak yaz günlerinde bile sokağa çıkmaktan geri durmuyor.

Özellikle AK Parti İl Başkanı, milletvekilleri ve parti üyelerinin halktan uzaklaştığı bir dönemde Ahmet Metin Genç, halkın içinde kalmayı başararak fark yaratıyor. Samimi ve içten tavırlarıyla halkın gönlünü yeniden kazanıyor.

Türkiye’de AK Parti bünyesinde siyaset yapıp da halkla bu kadar iç içe olan, rahat diyalog kurabilen başka bir örneğe pek rastlanmıyor. Başkanlık görevine geldikten sonra siyasi kimliğini geri planda bırakarak herkese eşit yaklaşan bir tavır sergileyen Ahmet Metin Genç, bu duruşuyla geniş kesimlerin takdirini topluyor.

***

EGZOZ SESLERİ AKYAZI’DA YANKILANDI!

AutoFest 2025, Ortahisar’da motor seslerinin yankılandığı, heyecanın tavan yaptığı dopdolu bir hafta sonuna sahne oldu. Akyazı Papara Park Etkinlik Alanı’nda düzenlenen festivalde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen otomobil tutkunları bir araya geldi. Edirne’den Antalya’ya, Kayseri’den Osmaniye’ye kadar uzanan geniş katılım, etkinliğin ne kadar ses getirdiğini zaten en baştan gösterdi.

Alana giren herkesin ilk yaptığı şey, nereye bakacağını şaşırmak oldu. Modifiye araçlar desen ayrı bir dünya; klasik arabalar desen geçmişten fırlamış gibi… Kimi aracın boyası göz kamaştırdı, kimi ise hâlâ çalışıyor olmasına izleyiciler inanamadı. “Bu nasıl hâlâ yolda duruyor?” diye soranlar bile oldu!

Yaklaşık 1000 araç sergilendi ve hepsinin ayrı bir hikâyesi vardı. Bu araçlar sadece birer demir yığını değil; yıllar süren uğraşın, tutkuyla harcanan zamanın birer ürünüydü. Kimi sahibi kendi elleriyle toplamış, kimi ise çocuğuna miras kalacak diye gözünden sakınmış.

Drift gösterileri, alandaki tozu dumana kattı. Lastik kokusuna DJ müziği karışınca, ortaya tam anlamıyla bir otomobil şöleni çıktı. Eğlenenler kadar şaşıranlar da çoktu. “Benim arabam hâlâ yokuşta boğuluyor, bunlar uçuyor!” diyenler de oldu.

Ama bu tür festivaller sadece eğlence için düzenlenmiyor. İnsanları bir araya getiriyor, farklı şehirlerden gelen yüzlerce kişiyi aynı ilgi alanında buluşturuyor. Gençler için ilham kaynağı oluyor. Belki bir çocuk, o gün gördüğü bir klasik arabadan etkilenip gelecekte iyi bir otomotiv mühendisi olacak. Kim bilir?

Etkinliği düzenleyen Ortahisar Belediyesi’ni ve organizasyonda emeği geçen herkesi tebrik etmek gerek. İşlerini gösterişten uzak ama özenli bir şekilde yapmışlar. Katılımcılara kendilerini özel hissettirecek bir ortam sağlanmış; hem araç sahipleri hem de ziyaretçiler memnun ayrılmış.

AutoFest 2025, sadece motor sesleriyle değil; paylaşım, emek ve tutkuyla yankılandı. Umarız bu tür etkinlikler gelenek hâline gelir, hem Trabzon’un sosyal yaşamına renk katar hem de gençlere yeni ilhamlar sunar. Çünkü bazen bir otomobil, bir tutkunun ilk kıvılcımı olabilir.

***

DOĞA ALARM VERİYOR: DERELERİMİZ ÖLÜYOR

Karadeniz, yeşilin binbir tonu ve gürül gürül akan dereleriyle anılırdı eskiden. “Akarsularımız dört mevsim gümbür gümbür akar, kurumaz!” derdik gururla. Ne naifmişiz… O dereler, o yaşam damarları, bugün can çekişiyor. Maçka’nın yükseklerinden başlayan o berrak sular, şimdi ayaklarımıza bile ulaşmayan incecik bir hüzün gibi akıyor.

HES projelerinin ardı arkası kesilmedi, her biri bir set, her biri bir yürek sızısı oldu. O dereler ki çocukluğumuzun serin sığınağıydı, şimdi sadece bir hatıra kaldı geride. “Yüzme bilmeyen kalmasın” derdik. Şimdi çocuklar, kuruyan dere yataklarında hayal kuruyor, o tertemiz suda oynama hayaliyle avunuyorlar.

Karadeniz’in bereketli yağmurları bile suskun, Temmuz sıcağında karlar erirken sular donuk, ağır ve yetersiz. Yağmur nerde? O en cömert doğa şimdi cimrilik ediyor. Balıklar, hayvanlar, bitkiler sessizce yok oluyor; köylüler umutlarını yitiriyor. Sessiz bir ölüm bu, yavaş yavaş eriyen hayat…

Ne acıdır ki, biz seyrediyoruz. O dereleri öldüren projeler, bize sözüm ona “ilerleme” diye satıldı. Ama ne ilerleme! Doğayı yok eden, çocuklarımızın geleceğini çalan bir yıkım… O doğal havuzlar, o serin sular, yerini kurak bir taşlığa, kurumuş bir yüreğe bıraktı.

Bugün Karadeniz’de kuruyan dereler, yarın Türkiye’nin susuz kalacak yarınlarının habercisi. Eğer şimdi kulak vermezsek, sessiz kalan doğa, susuzlukla, kuraklıkla bağıracak. Çocuklarımıza, torunlarımıza ne bırakacağız? Çöl mü?

Bu köşe yazısı, bir uyarıdır. Doğaya ihanet etmenin bedelini hep birlikte ödeyeceğiz. Derelerimiz artık akmıyor, coşkusu kayboldu… Ve biz, bu sessiz çığlığı duymazdan geliyoruz.