09.08.2025 KILÇIK

AKILLI KAVŞAK’IN MAÇ SINAVI

Trabzon’un en büyük sorunlarından biri haline gelen Akyazı trafiği için kısa sürede inşa edilen “akıllı kavşak”, hizmete açıldı. Yetkililer bu projeyle hem yapımı süren Şehir Hastanesi’nin gelecekte oluşturacağı trafik yoğunluğunu hem de Trabzonspor’un maç günlerinde yaşanan karmaşayı çözmeyi hedeflediklerini açıkladılar. Ancak kavşak daha ilk günden tartışmaların merkezine oturdu.

Kavşak, şehir içi ulaşımı rahatlatmak amacıyla yapılmış olsa da fiziksel yapısı eleştiriliyor. Göbek kısmının geniş tutulması, ancak giriş ve çıkış yollarının dar kalması, özellikle yoğun saatlerde trafiğin akmasını zorlaştırıyor. Kimi vatandaşlara göre, yeni düzenleme, mevcut durumu düzeltmekten çok daha karmaşık hale getirdi.

Bu eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu anlamak için fazla beklemeye gerek yok. 12 Ağustos Pazartesi günü Trabzonspor, Kocaelispor ile sezonun ilk iç saha maçını oynayacak. O gün binlerce taraftar stada akın edecek. İşte bu maç, kavşağın ilk ciddi sınavı olacak. Çünkü Akyazı çevresi, özellikle maç günlerinde ciddi bir trafik sorunu yaşıyor. Yol kenarlarına üç sıra park eden araçlar, stadyuma çıkan yolları tıkıyor. Mahalle sakinleri ise bu durumdan büyük rahatsızlık duyuyor.

Daha da önemlisi, hastane henüz açılmadan yaşanan bu sıkışıklık, önümüzdeki dönemde sorunların daha da büyüyebileceğini gösteriyor. Şehir Hastanesi hizmete girdiğinde ambulanslar, hastalar, ziyaretçiler ve personel de bu yolları kullanacak. Eğer bu kavşak bu yükü kaldıramazsa, sadece maç günleri değil, her gün kaos yaşanması kaçınılmaz.

***

AKYAZI NEDEN AYDINLATILMIYOR?

Trabzon’un spor hayatında büyük öneme sahip Akyazı Spor Kompleksi, sadece tesisleriyle değil, bulunduğu bölgenin çevresel düzenlemeleriyle de dikkat çekmeli. Ancak maalesef, uzun süredir bölgedeki sokak lambalarının yanmaması, hem sporcuları hem de vatandaşları ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıyor.

Özellikle hava karardıktan sonra, ağaçlık ve tenha olan bu alan adeta bir karanlık tünele dönüşüyor. Göz gözü görmüyor. Bu durum, sadece yayaların değil araç sürücülerinin de güvenliğini tehlikeye atıyor. Oysa modern şehircilikte aydınlatmanın ne kadar önemli olduğu, gece güvenliği için vazgeçilmez olduğu bilinen bir gerçek. Peki, Trabzon’da bu basit ama hayati ihtiyacın karşılanamaması nasıl açıklanabilir?

Yetkililerden henüz somut bir açıklama gelmemesi de ayrıca düşündürücü. Bu bir ihmal mi, yoksa bilinçli bir göz ardı mı? Sorunun neden kaynaklandığını bilmiyoruz, ama yaşanan mağduriyet her geçen gün büyüyor. Özellikle amatör müsabakalar sonrası geç saatlerde sporcuların evlerine dönerken yaşadıkları risk, bu ihmalkârlığın sonuçlarından yalnızca biri.

Akyazı-Beşirli arasındaki yol, Trabzon’a alternatif giriş sağlayan ve yoğun kullanılan bir güzergâh. Böyle önemli bir noktada yaşanan bu aydınlatma problemi, şehir yönetiminin güvenlik ve şehircilik anlayışını sorgulatıyor. Sporun ve sporcunun güvenliği göz ardı edilemez. Şehrin canlılığı ve vatandaşların huzuru için bu tür temel altyapı sorunları derhal çözülmeli.

***

SİYASET, ÜRETİCİ İLE DALGA GEÇİYOR!

Fındık taban fiyatı 200 TL olarak açıklandığında, üreticinin yüzündeki ifadeyi görmek, aslında olan biteni en net özetliyordu: hayal kırıklığı. Bu rakam, çiftçinin emeğinin, alın terinin karşılığı olmaktan çok uzaktı. Ancak ne gariptir ki, bu gerçeklik siyasilerin gündeminde çok kısa süre yer aldı.

Siyasiler ardı ardına, birbirini sollayarak iktidarı eleştirmeye başladılar. Bir gün boyunca her parti kademesi sahnedeydi; eleştiri tufanı estiler, alkışlar yağdı ama ertesi gün? Sanki hiç yaşanmamış gibi...

Herkes sus pus, perde kapandı!

Tabi, “dostlar alışverişte görsün” dediğimiz tam da bu işte. Kamuoyunun gözü önünde yapılan bu şovun amacı neydi? Üreticiyi korumak mı? Yoksa sandıkta puan toplamak mı? Elbette ikincisi. Çünkü siyasetin bu kadar yüzeysel ve geçici bir derdi daha yok.

Geçen yıl çay taban fiyatı açıklandığında aynı hatayı yapmıştı ana muhalefet. “Çayla ilgili bir şey yapamadınız, bari fındık için kamuoyu oluşturun,” dedik. Ama ne yazık ki CHP’den yine sadece “açıklama yapmak” gibi “kahramanca” bir eylem geldi. Tepki? Eylem? Hayır, yok. Muhalefetin halk için değil, sadece ekranlar için var olduğunu bir kez daha gördük.

Trabzon özelinde durum daha da iç karartıcı. Genel merkez ve diğer teşkilatların aksine, Trabzon CHP İl Yönetimi siyaset yapma sorumluluğunu bırakmış; halkın, gençlerin, kadınların sesi olmayı başaramamış durumda. Bu durum sadece bir yönetim sorunu değil, aynı zamanda siyasetin yerelden nasıl koptuğunun da kanıtı.

Elbette bir il yönetimi değişimi bu sorunları anında çözmeyebilir. Ancak mevcut tablonun devam etmesi, üreticinin mağduriyetinin artması anlamına gelir. Sorunun kökten çözümü için siyasetin samimi, kararlı ve üretici odaklı adımlar atması şart. Aksi takdirde, fındık gibi ülke ekonomisi için hayati bir üründe yaşanan krizler sadece tarım sektörü için değil, siyasetin meşruiyeti için de ağır bir yara olmaya devam edecek.

***

ÇAYA GELDİK, TATLIYA BAĞLADIK!

Geçtiğimiz günlerde, gazeteci dostlarla küçük bir kaçamak yapalım dedik. “Hadi Ganita’ya inelim,” dedik. Denizin kenarında, dalga seslerinin fon yaptığı Büyükşehir Belediyesi’nin işlettiği kafeteryada hem çay içelim hem de memleketi kurtaralım istedik.

Hava mis, ortam sakin...

 Çaylarımız geldi, biz de koyu sohbete daldık.

Siyasetten sanata, futboldan fırtına tahminlerine kadar her konu masaya yatırıldı. Derken bir hareketlilik dikkatimi çekti: Tatlılar, tepsi tepsi raflara dizilmeye başlamış!

 Gözüm döndü tabii.

“Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım mı?” dedim arkadaşlara.

Biri diyetteymiş ama gözleri “evet” diyordu, diğeri zaten tatlı bahane, çay şahane diyen tayfadan.

Sonuç: Üçte üç, garson çağrıldı.

Menüye bir baktık...

Aman Allah'ım!

Sanki pastane değil, müze geziyoruz. Muzlu rulo pasta, kazandibi, şekerpare, magnolia, tartolet, tavuk göğsü, sütlaç...

Yok yok!

“Bunları nereden buluyorsunuz?” dedim şaşkınlıkla. “Biz üretiyoruz, kendi ustamız yapıyor,” dediler.

O an, hafif bir gurur dalgası sardı içimizi. Sadece tatlı yemiyoruz; yerli üretimi, emeği, kaliteyi takdir ediyoruz aynı zamanda. Herkes başka bir tatlı seçti. Sonra birbirimize çatallarla “şurdan da bi tat” diyerek ikramlar başladı. Tatlılar öyle tazeydi ki sanki sabah değil de az önce fırından çıkmışlardı.

Ama mesele sadece tatlı değil. Daha önce Ganita’daki restoranda yediğimiz yemekleri hatırladık... Uygun fiyata bu kadar lezzetli yemeği nasıl sunuyorlar, anlamadık ama hiç de sorgulamadık açıkçası. Ucuz etin yahnisi değil, resmen ziyafeti olmuş!

Bu noktada, belediye mutfağının hakkını teslim etmek lazım. Hem kaliteli, hem uygun fiyatlı, hem de herkesin rahatça gidip keyif yapabileceği bir yer yaratmışlar. Üstelik manzara da bedava!

Demem o ki sevgili okur: Canınız tatlı mı çekti? Şöyle sevdiklerinizle oturup çay eşliğinde hayata dair laflamak mı istediniz?

 Buyurun Ganita’ya... Tatlılar konuşsun, dertler sussun.

Afiyetle, muhabbetle kalın