Artık az transfer, çok katkı dönemi başladı. Sayıca fazla değil, nitelik açısından yüksek profilli oyuncular hedefleniyor. Ama burada kastedilen ‘yüksek profil’, adından çok, sahadaki performansıyla fark yaratacak isimler. Hedef, alındığı gün formayı giyebilecek, takıma doğrudan katkı sağlayacak futbolcular.
Ekonomik koşulların giderek zorlaştığı bir futbol ortamında, Trabzonspor'un “en kaliteli oyuncuyu en ucuza mal etme” vizyonu son derece yerinde bir strateji. Yönetim, artık sadece almak için değil, aynı zamanda satarken de kazandıracak futbolculara yöneliyor. Yani bir anlamda hem saha içinde hem de transfer piyasasında rekabet edecek bir takım inşa edilmek isteniyor.
Bu da demek oluyor ki; Trabzonspor, sadece bugünü değil, yarını da düşünen bir akılcılıkla hareket ediyor. Doğru isimler, doğru maliyetlerle ve doğru planlamayla kadroya katıldığında, başarı zaten kendiliğinden gelir.
Elbette bu stratejinin kısa vadede sabır gerektirdiği bir gerçek. Ancak bu sabır, sürdürülebilir başarı için en büyük yatırım. Belki de Trabzonspor, bu sezonun sonunda yalnızca puan tablosunda değil, transfer piyasasında da kazanan taraf olacak.
***
MENÜLER DEĞİŞTİ, HERŞEY YÖREL
Geçtiğimiz günlerde TRABİTAŞ'ın yaptığı hamle bir Karadenizli olarak bizleri son derece mutlu etti. Büyükşehir Belediyesi, Gabita Sahil'den Dalyan’a, EYOF Sosyal Tesislerinden Uzungöl’e kadar tüm sosyal tesislerdeki menüleri baştan aşağı değiştirmiş. Pizza, burger, taco gibi yabancı mutfaklardan eser yok artık. Onların yerini kaygananın naifliği, kuymağın sıcaklığı, turşu kavurmasının kendine has aroması almış. Hamsikuşu da tabii… O da unutulmamış!Bu karar, Uzungöl’deki Turizm Zirvesi sonrası alınmış. Başkan bizzat talimat vermiş. "Bu toprakların ruhunu yansıtalım, yerli ve yabancı turist buraya geldiğinde önce midesiyle tanışsın Trabzon’la" demiş adeta. Ne yalan söyleyeyim, tam da özlediğimiz türden bir sahiplenme bu.Artık o sosyal tesislerde bir “cheeseburger menü” isteyemeyeceksiniz. Hatta öyle “siparişle bile getirin” deseniz yok! Çünkü mesele sadece yemek değil; mesele bir kimliği, bir kültürü sofraya koymak. Trabzon mutfağı, tıpkı yaylaları gibi otantik, tıpkı horonu gibi köklü. Kaygana pişerken çıkan o ses, kuymağın ağır ağır eriyen peynirinde saklı olan sabır… Bunlar bize ait, özümüze ait.Elbette kimse kimseye burger yemesin demiyor. Ama kendi evimizde, kendi sahilimizde, kendi masamızda artık bize ait olan konuşsun istiyor belediye. Bunu da takdir etmemek elde değil.Biliyorum, kimi “global dünya” diyecek, “her şey erişilebilir olmalı” diyecek. Ama işte bazen bir adım geri atmak, aslında ileri gitmenin en güçlü yolu oluyor. Çünkü bir turist bir şehri gezerken sadece binalarına değil, tabaklarına da bakar. Menüsüyle tanır o şehri. Ve artık Trabzon’un menüsü, Trabzon gibi. Bütün bu organizasyonların başında bulunan TRABİTAŞ Genel Müdürü Ali Şahin'i tebrik ediyoruz.Teşekkürler Büyükşehir. Bizi bize hatırlattığın için…***KADININ SAĞLIĞI, TOPLUMUN GÜVENCESİBazı hizmetler sessizdir. Ne büyük tabelalarla duyurulurlar ne de yüksek sesle anlatılırlar. Ama etkileri derindir, hayatların akışını değiştirir. Trabzon’da yürütülen mobil mamografi uygulaması tam da böyle bir hizmet.Ortahisar Sağlık Müdürlüğü ile Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı’nın öncülüğünde sürdürülen bu çalışma, yalnızca bir sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; kadınlara değer verildiğini hissettiriyor. Her ilçeye, her mahalleye ulaşan bu araç, büyük şehir hastanelerine gitme imkânı olmayan ya da zaman bulamayan binlerce kadına umut oluyor.Bu yılın başından itibaren 18 ilçede 6 bin 988 kadının mamografi taraması yapılmış. Bugüne kadar ise 22 binin üzerinde kişiye ulaşıldığı belirtiliyor. Bu rakamlar, sistemli bir emeğin ve kararlılığın göstergesi. Sadece teşhis koymakla kalmayan bu hizmet, sağlık bilinci oluşturma noktasında da önemli bir görev üstleniyor.Ortahisar Sağlık Müdürü Dr. Erdem Malkoç’un açıklamalarında vurguladığı gibi, meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Erken evrede yakalanan hastalıklarda tedavi çok daha başarılı sonuçlar veriyor. Bu tür projelerle kadınların sağlık hizmetine ulaşması kolaylaşıyor, hastalıkla mücadele daha güçlü bir zemine oturuyor.Mahalle aralarında, sağlık merkezlerinin önünde, kimi zaman alışveriş dönüşünde karşılaşılan bu mobil araç, sadece teknik bir ekipman değil; bir farkındalık aracı. Torununu okuldan almaya giderken tesadüfen aracı görüp taramaya giren bir kadının “iyi ki buradaydı” diyebilmesi, bu çabanın ne kadar yerinde olduğunu anlatmaya yeter.Bu noktada, Trabzon’un tüm ilçelerinde koordinasyonu sağlayan Ortahisar Sağlık Müdürlüğü ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı’nı gönülden takdir etmek gerekir. Sağlık hizmetini sadece merkezlerde değil, halkın olduğu yere taşıyan bu yaklaşım, örnek alınacak bir kamu hizmeti anlayışını yansıtıyor.Teşekkür borçluyuz. Gösterişsiz ama etkili, sade ama derin bir çabanın içinde yer aldıkları için. Çünkü sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerle mümkün. Ve bu yolculuk, kadınlardan başlıyor.***YATIRIM ADASI KABAK TADI VERDİ!
Her ne kadar kulağa masalsı gelse de “Yatırım Adası” artık çoğumuz için bir hayal değil, bir baygınlık sebebi oldu.
Yıllardır konuşuyoruz… Masalarda projeler çiziliyor, sunumlar yapılıyor, isimler veriliyor, sloganlar atılıyor. Ama ortada ne bir çakılmış kazık var ne de denize atılmış bir dubalı iskele… Sadece kelimeler var. Ve bu kelimeler artık tıkanıyor, yoruyor, sıktı.
İtiraf edelim, Yatırım Adası projesi ilk ortaya atıldığında çoğumuz heyecanlandık. “Vay be, vizyon bu!” dedik. Ekonomik kalkınma, istihdam, uluslararası yatırımcı, teknoloji üssü, Ar-Ge merkezleri… Ne güzel kavramlardı! Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu güzel kelimelerin altını dolduramadık.
Artık kamuoyunun sabrı tükeniyor. İnsanlar her seçim dönemi aynı vaatlerin tekrar tekrar önlerine konmasından usanmış durumda. Sosyal medyada, dost meclislerinde, hatta kahvede bile şu cümle yankılanıyor:
“Yatırım Adası mı? O da mı hâlâ yatırımda?”
Projenin önündeki bürokratik engeller mi, çevresel etütler mi, finansal kaynak yetersizliği mi… Bunların hepsi geçerli olabilir. Ama bu kadar uzun süren bir bekleyiş, ister istemez inandırıcılığı zedeliyor.
Oysa artık konuşma değil, yapma zamanı. Bu proje gerçekten ciddiye alınıyorsa, ki alınmalı, artık “başlıyoruz” değil, “başladık” denmeli. Temel atılsın, ilk gemi yanaşsın, ilk yatırım gelsin. İnsanlar sonuç görmek istiyor; sabırsızlık değil, haklı bir beklenti bu.
Kimi zaman bazı projeler simgesel anlam da taşır. Yatırım Adası artık sadece ekonomik bir atılım değil, toplumun “yapabiliriz” inancını da diri tutacak bir sınav hâline geldi. Bu sınavda sınıfta kalmak, sadece bir proje kaybı değil, geleceğe olan güvenin de yıpranması demek.
O yüzden yetkililere çağrım şudur:
Lütfen bu meseleyi artık bir gündem malzemesi olmaktan çıkarın. Bırakın Yatırım Adası dosyası raflarda sararmasın, haritada yerini bulsun. Laf değil, icraat üretin. Çünkü toplum artık güzel cümlelere değil, sağlam temel atışlarına inanıyor.
Yoksa biz bu adayı daha çok konuşur, sonunda sadece “bir zamanlar konuşulan güzel bir fikir” olarak hatırlarız.
Ve o zaman, gerçekten yazık olur.










