2012’de uygulamaya konulan serbest kıyafet kararı kimilerini memnun etmişti, kimilerini endişelendirmişti. Ancak şu bir gerçekti: O dönemde en azından ailelerin yükü biraz hafiflemişti. Çocuk bir kot pantolon, bir düz tişörtle de okula gidebiliyordu. Şimdi ise devlet, "eşitlik" adı altında, okul formasını yeniden zorunlu kıldı.
Peki, bu karar verilirken ailelerin cebindeki son kuruş düşünüldü mü?
Çarşıya çıkan herkes biliyor artık: Bir okul forması takımının maliyeti, en az 1.500 - 2.000 TL’den başlıyor. İş bununla da bitmiyor. Günlük giyilecek yedekler, kışlık montlar, ayakkabılar derken rakam katlanıyor. Ve bu sadece kıyafet kısmı... Kırtasiye, defter, kitap, servis ücreti, kantin harçlığı, beslenme çantası… Liste uzadıkça uzuyor. Aileler bu listeye bakıp kara kara düşünüyor. Bazıları iki çocuklu, bazıları üç… Ne yapacak bu insanlar?
Devlet okullarında çocuk okutan aileler zaten son yıllarda "paralıymış gibi işleyen" bir sistemin içinde nefes almaya çalışıyor. Bir de üzerine "zorunlu kıyafet" getirildiğinde, bu sadece bir kural değil, doğrudan mutfağa giren bir darbe haline geliyor.
Evet, belki forma birliğini sağlar, dış görünüşten kaynaklı sınıf farklarını görünmez kılar. Ama bu ideal, şu anki ekonomik gerçeklerle çatışıyor. Çünkü bu ülkede artık bir çocuğu okula hazırlamak, asgari ücretin yarısını gömeceğiniz bir süreç haline geldi.
Velhasıl, çocuklarımızı eşitleyelim derken, aileleri eşitsizliğin tam ortasına itiyoruz.
Eşitlik, herkesin aynı kıyafeti giymesiyle değil; herkesin o kıyafeti alabilecek imkana sahip olmasıyla başlar.
Devlet büyüklerine seslenmek gerekirse…
Eğer okul forması zorunlu olacaksa, lütfen bu kararı sadece yönetmelik sayfalarına değil, çocuklarını okutmak için ter döken ailelerin sofrasına da yazın.
Çünkü o sofradaki eksilen her tabak, aslında eğitim sisteminin başarısızlığına yazılan sessiz bir eleştiridir.
***
YAYLALARI ÇÖPLÜĞE ÇEVİREN VİCDANSIZLIK!
Trabzon’un cennet yaylaları, her mevsim ayrı bir güzelliğe bürünür. Yeşilin binbir tonu, mis gibi hava, huzur veren sessizlik... Ama artık bu manzaranın tam ortasında bir de rezalet var: ÇÖP!
Evet, yanlış duymadınız. Yaylalar, piknik alanları, dere kenarları, doğa yürüyüşü rotaları artık çöp yığınlarıyla dolu. Plastik tabaklar, kola şişeleri, çekirdek kabukları, mangal artıkları, ıslak mendiller…
Ne ararsanız var. Doğaya gelen, yediğini içtiğini bırakıp çekip gitmiş. Sanki arkasından biri toplayacakmış gibi. Sanki burası kimsenin evi değilmiş gibi. Vicdanlar sanki çöplüğe gömülmüş!
Sosyal medya sağ olsun, herkes doğa fotoğrafı çekip “yaylalardayız” diye story atıyor ama o çöpün fotoğrafını çekip paylaşınca da birden “ajan”, “muhalif”, “abartıyorsun” ilan ediliyorsun. Kusura bakmayın ama ortada kocaman bir gerçek var: Biz bu doğayı kendi ellerimizle kirletiyoruz. Ve bu durum, sadece bireylerin değil, belediyelerin, yerel yöneticilerin ve güvenlik güçlerinin de ayıbıdır!
Her yıl aynı manzara, her yıl aynı isyan. Peki ne değişiyor? Hiçbir şey! Çünkü kimse cezalandırılmıyor. Çünkü caydırıcı bir denetim yok. Çünkü “Doğayı kirletme” tabelası asmakla bu iş çözülmüyor. Bu iş, vicdanla, bilinçle ve iradeyle çözülür. Ama bizde üçü de eksik!
Trabzon gibi bir doğa harikası şehrin, bu şekilde sahipsiz bırakılması kabul edilemez. Bu bir çevre sorunu değil artık, bu bir medeniyet sorunudur! Bu, “yiyip çöpe atan” zihniyetin, doğaya da insana da saygısının olmadığını gösteren bir utanç vesikasıdır.
Buradan açık çağrımdır:
Belediyeler görevini yapsın!
Çevre müdürlüğü denetimlerini arttırsın!
Valilik, zabıta, jandarma; elini taşın altına koysun!
Ve en önemlisi:
Ey piknikçi kardeşim, doğaya geldiysen çöplerini de toplayıp git! Bu kadar basit!
Yaylaları çöplüğe çeviren bu vicdansızlığa daha fazla sessiz kalırsak, yarın çocuklarımıza gösterecek bir doğa kalmayacak.
Ve o gün geldiğinde, hiç kimse “Ben görmedim, bilmiyordum” diyemez!
***
TRABZON’DA İYİ PARTİ KENDİNİ GÜNCELLİYOR
İYİ Parti Trabzon’da nihayet “harekete geçiyor”muş. İl Başkanı Dr. Muhammet Erkan’ın açıklamasına göre, partide 4. Olağan Kurultay süreci başlamış. Heyecan dorukta! Kongreler yapılacakmış, sandıklar kurulacakmış, teşkilatlar yenilenecekmiş... Birden bire ortalıkta “demokrasi şöleni” havası estirilmeye başlandı. Ama gelin görün ki, bu şölene katılacak halkı bulmak hâlâ mesele.Şunu açıkça söylemekte fayda var: İYİ Parti Trabzon'da, uzun zamandır halkın gündeminde ancak bir alt satır notu kadar yer bulabiliyor. Hele ki doğu ilçelerinde... Oralarda İYİ Parti'nin adı ancak seçim pusulasında okunuyor. Yani, Trabzon’un doğusunda parti tabelasıyla fotoğraf çeken bulunursa, lütfen sosyal medyada paylaşsın; belge olarak tarihe geçsin.
Beşikdüzü ve Büyük Liman gibi bölgelerde varlık gösterdikleri söyleniyor ama orada da durum “ağırlık”tan ziyade “alışkanlık” düzeyinde. Milletvekili Yavuz Aydın’ın memleket kontenjanı ile sürdürülen varlık, siyasal bir dinamizm değil; olsa olsa yerel bir sadakat göstergesidir. Hadi açık konuşalım: Ortahisar’da bir kıpırdanma var mı? Yok. Gençlik kolları ortalıkta mı? Onu da gören yok.
İl Başkanı Sayın Erkan’ın dediği gibi bu süreç “demokrasi adımı” mı, yoksa koltuk güncellemesi mi, tartışılır. Malum, Türk siyasetinde sandık bazen yenilik getirir, bazen de mevcutların üzerini cilalayarak aynı filmi bir kez daha izlettirir. Şimdi İYİ Parti, "şahlanış" için yeni isimlerle temas kuruyormuş. O temaslar, halkla mı yoksa sadece 'etkili aile'lerle mi, orası net değil. Ama yine de umut fakirin ekmeği…
Partinin Genel Başkanı Musavvat Dervişoğlu’nun milliyetçi tabanda bir heyecan uyandırdığı söyleniyor. Bu doğru olabilir. Ancak o rüzgar, Trabzon dağlarını aşıp sahile inene kadar biraz yavaşlıyor gibi. Belki de Karadeniz’in rüzgarı, başka yönlerden esmeye alışkın.
Trabzon’da İYİ Parti’nin sandık kurma süreci kulağa güzel geliyor ama asıl mesele sandık değil, içi. Çünkü bir partinin gerçek gücü, hangi ismi koltuğa oturttuğu değil; hangi sesi sokağa indirebildiğindedir. O ses halktan gelirse işler değişir. Yoksa sandık da kurulur, seçim de yapılır; ardından yine sessizliğe gömülür.
***
TRABZON TTSO’DA SEÇİM RÜZGÂRLARITrabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın 2026 Ekim ayında yapılacak seçimi yaklaşırken, kulisler hareketlendi. 31 meslek komitesinden 79 meclis üyesi seçilecek, ardından başkan ve yöneticiler belirleniyor. Bu süreçte herkes kendi mecrasında çalışıyor, temaslar hız kazandı.
Şimdiden konuşulan isimler var. Mevcut başkan Erkut Çelebi’nin listesinde yer alan Ahmet Kazaz, ileride başkanlığa aday olacağını daha önce söylemişti. Resmi açıklama yok ama kulislerde aktif olduğu kesin.
Öte yandan, Kadem Çakıroğlu, Dursun Ali Sakarya ve Suat Hacısalihoğlu gibi isimler de kendi çevreleriyle görüşmeler yapıyor. İşin ilginci, bu isimlerin varlığı sanki yıllardır aynı film tekrar ediyormuş hissi yaratıyor.
“Turuncu Hareket” olarak bilinen grup ise eskisi gibi değil. Bir dönem bir arada yürüyenlerin yolları ayrılmış, fikir ayrılıkları öne çıkmış. Kulislerde bu hareketten artık çok az iz kaldığı söyleniyor.
Başkan Çelebi’nin önümüzdeki seçimde nasıl bir yol izleyeceği merak konusu. Farklı renkler ve stratejiler görmek mümkün mü, yoksa bildiğimiz yolda devam mı edecek?
Tabii bütün bunlar kulislerin küçük oyunu. Asıl önemli olan, seçimin Trabzon’un ticaret hayatına ne katacağı. Koltuk kavgası bir kenara bırakılırsa, umutları artıran bir süreç olması dileğiyle...










