HASTA MI, DOKTOR MU? ASIL SORUN NEREDE?
Zaman zaman bu köşede hasta–doktor ilişkilerini ele alıyor, yaşanan sorunları sizlerle birlikte paylaşmaya çalışıyoruz. Eleştiri yaparken hem hastaların hem de doktorların haklarını gözetmeye, meseleyi tek taraflı değerlendirmemeye özen gösteriyoruz.
Çünkü hepimiz bir gün hasta oluyoruz…
Hepimiz bir gün çaresizlik içinde bir doktora sığınıyoruz…
Ancak genel tabloya baktığımızda, yaşanan problemlerin önemli bir kısmının doktorlardan kaynaklandığını söylemek maalesef mümkün.
Evet…
Doktorlar çok sayıda hastaya bakıyor.
Yoruluyorlar.
Bunalıyorlar.
Zamanla tükenmişlik yaşıyorlar.
Bunu görmezden gelmek haksızlık olur.
Ama…
Doktorluk, dünyadaki en özel mesleklerden biridir.
Eğer sabrınız yoksa…
Eğer işinize âşık değilseniz…
Eğer insana saygınız yoksa…
Bu meslek asla yapılmamalıdır.
Çünkü hasta, doktora keyfinden gitmez.
Hasta, çaresizlik içinde gider.
Derdiyle gider.
Umuduyla gider.
Ve karşısındaki insandan şunu bekler:
“Beni anla, bana yardımcı ol, bana çözüm üret.”
Fakat hasta, kendisini küçümseyen, tersleyen, ilgisiz davranan bir doktorla karşılaştığında ne olur?
Hastalığına bir dert daha eklenir…
Zaten sıkıntılı olan ruh hali, daha da ağırlaşır.
Bir hasta, doktordan çıktığında kendini daha kötü hissediyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir.
Türkiye’de hekimlik, en popüler mesleklerden biridir.
Doğru yapıldığında;
Olağanüstü kutsal, son derece değerli ve saygı duyulması gereken bir meslektir.
Ama yanlış yapıldığında;
Tahammül edilmesi son derece zor bir meslek hâline gelir.
Elbette hastaların da kusurları vardır.
Herkes sakin olmayabilir.
Herkes her zaman doğru üslup kullanamayabilir.
Herkes stres altında yanlış davranabilir.
Ama bu noktada dengeyi sağlayacak olan yine doktordur.
Çünkü mesleğin yüklediği sorumluluk bunu gerektirir.
Trabzon’da çok sayıda aile hekimi var.
Birçok sağlık merkezi mevcut.
Ancak görüyoruz ki, birçok hasta sürekli doktor değiştiriyor.
Neden?
Çünkü en büyük sorun:
Hasta–hekim arasındaki iletişim eksikliği.
Bazı doktorlarda maalesef şu anlayış hâkim:
“Nasıl olsa bana muhtaç.”
Bu bakış açısı, hastayı küçümsemeye, üstten bakmaya, hatta zaman zaman aşağılamaya kadar varabiliyor.
Oysa karşısındaki insan;
Bir anne…
Bir baba…
Bir evlat…
Bir kardeş…
Yani bir “dosya numarası” değil, bir hayat.
Bu nedenle doktorların;
Daha duyarlı,
Daha sabırlı,
Daha anlayışlı olmaları,
Ve ettikleri “Hipokrat Yemini”ne sadık kalmaları şarttır.
Aynı şekilde hastalar da;
Doktorlarla nasıl konuşmaları gerektiğini,
Hangi üslubun doğru olduğunu,
Saygının karşılıklı olduğunu unutmamalıdır.
Sağlık hizmeti, tek taraflı yürüyen bir süreç değildir.
Bu bir iş birliğidir.
Bu bir güven ilişkisidir.
Bu bir insanlık meselesidir.
Unutmayalım…
Bir gün hepimiz hasta olabiliriz.
Bir gün hepimiz o kapıdan içeri girmek zorunda kalabiliriz.
Ve o gün, karşımızda güler yüzlü, anlayışlı, vicdanlı bir doktor görmek isteriz.
İşte mesele tam da burada başlıyor…
***
UZUNGÖL’DE KİM KAZANDI, KİM KAYBETTİ?
Uzungöl’de gerçekleştirilen 3 günlük Kış Festivali, görsel açıdan renkli sahnelere, keyifli anlara ve güzel görüntülere ev sahipliği yaptı. Sosyal medyada paylaşılan kareler, uzaktan bakıldığında “her şey yolundaymış” izlenimi verdi.
Ancak işin bir de perde arkası vardı…
Ve ne yazık ki bu perde arkasında, vatandaşın yaşadığı ciddi sıkıntılar bulunuyordu.
Bir kere şunu açıkça söylemek gerekiyor: “Fiyatlar çok pahalıydı.”
Hatta pahalı olmanın da ötesinde, birçok noktada fahiş fiyat uygulaması vardı. Yeme-içmeden hediyelik eşyalara kadar pek çok kalemde abartılı ücretler talep edildi. Bu durum, festivale büyük bir heyecanla giden vatandaşları ciddi anlamda hayal kırıklığına uğrattı.
Bir diğer önemli sorun ise otopark meselesiydi.
Uzungöl’e gelen vatandaşlar, araçlarını nereye park edeceklerini bilemedi. Dakikalarca, hatta saatlerce park yeri arayan insanlar oldu. Trafik adeta kilitlendi. Herkes bir noktada çaresizce beklemek zorunda kaldı.
Toplu taşıma konusunda da sınıfta kalındı.
Festival için özel bir organizasyon yapılmadığı açıkça ortadaydı. Otobüsler yetersiz kaldı, yönlendirme yoktu, planlama yapılmamıştı. Vatandaşlar saatlerce duraklarda bekledi. Ardından da saatlerce trafikte mahsur kaldı.
Sonuç ne oldu?
“Birkaç saatlik eğlence, tam anlamıyla bir eziyete dönüştü.”
Kimileri sabah yola çıktı, akşam evine döndü. Geriye kalan tek şey ise yorgunluk ve hayal kırıklığı oldu.
Elbette şunu da hakkaniyetle söylemek gerekir:
Bu organizasyon, Uzungöl’de yapılan ilk kış festivaliydi.
Dolayısıyla bazı eksikliklerin yaşanması kaçınılmazdı. Ancak bu, yapılan hataların görmezden gelinmesi gerektiği anlamına da gelmez.
Önemli olan, bu eksikliklerden ders çıkarabilmektir.
Bir diğer tartışma konusu ise sanatçı tercihleri oldu.
Bölgenin çok sayıda güçlü, sevilen ve geniş kitlelere hitap eden sanatçısı varken, bu isimlerin yeterince değerlendirilmediği görüldü.
Özellikle “İsmail Türüt üzerinde bu kadar ısrar edilmesi” kamuoyunda soru işaretlerine yol açtı. Elbette İsmail Türüt, Karadeniz müziğinin önemli isimlerinden biridir. Ancak bu kadar alternatif varken, neden sürekli aynı isim üzerinde durulduğu anlaşılmadı.
Bölgenin kültürel zenginliği, müzikten sanata kadar birçok alanda değerlendirilebilirdi. Farklı kültürel etkinliklerle festival daha zengin, daha kapsayıcı hale getirilebilirdi. Ne yazık ki bu fırsat da yeterince kullanılmadı.
Tüm bu tabloya baktığımızda şu soru akıllara geliyor:
“Bu festival gerçekten kültürel bir organizasyon muydu, yoksa sadece para kazanma amacıyla mı yapıldı?”
Evet, bölge esnafı kazansın, turizm canlansın, insanlar mutlu olsun…
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak yapılan organizasyonun, “çok büyük ve profesyonel bir festival” olduğunu söylemek de ne yazık ki mümkün değil.
Daha çok, hazırlıksız, plansız ve aceleye getirilmiş bir çalışma izlenimi verdi.
Temennimiz şudur:
Gelecek yıl yapılacak festivalde;
- Ulaşım sorunu çözülmüş olsun,
- Otopark planlaması önceden yapılsın,
- Fiyatlar denetim altında tutulsun,
- Sanatçı tercihleri daha geniş bir yelpazeden seçilsin,
- Vatandaşın konforu öncelik haline getirilsin.
Çünkü Uzungöl, sıradan bir yer değildir.
Uzungöl, Trabzon’un ve Türkiye’nin vitrinidir.
Bu vitrinde sergilenen her organizasyon, hem bölgeyi hem de insanımızı temsil eder.
Dileğimiz, bir sonraki festivalin daha planlı, daha kaliteli ve daha sorunsuz olmasıdır.
Vatandaşın mutlu ayrıldığı, “iyi ki geldik” dediği bir Uzungöl Festivali görmek ümidiyle…
***YENİ VALİ, YENİ UMUT, YENİ HEYECANTrabzon’un yeni valisi Tahir Şahin, göreve başladığı ilk günden itibaren sergilediği samimi, içten ve halkla bütünleşen tavırlarıyla dikkat çekiyor. Uzun zamandır Trabzon’a böylesine enerjik, genç ve sahaya inen bir vali atanmadığını söylemek abartı olmaz.Daha ilk günlerden itibaren verdiği görüntü, şehirle gönül bağı kurmaya hazır bir yönetici profili çiziyor. Sadece makamda oturan değil; sahada olan, insanlara dokunan, sorunları yerinde dinleyen bir anlayışla hareket ediyor.
Tahir Şahin’in en önemli özelliklerinden biri, sahip olduğu sinerjiyi ve enerjiyi çevresine yansıtabilmesi. Gittiği her ortamda pozitif bir hava oluşturması, insanlarda ilk izlenimde güven duygusu oluşturması, onu farklı kılan temel unsurlar arasında yer alıyor.
Özellikle Uzungöl Festivali’nde vatandaşlarla horon oynarken verdiği görüntü, onun yönetim anlayışının da bir özeti gibiydi. Halktan kopuk olmayan, mesafeli durmayan, aksine insanlarla aynı zeminde buluşan bir vali profili…
Orada sadece eğlenceye katılmadı; vatandaşların sorunlarını dinledi, taleplerini not aldı, çözüm için irade ortaya koydu. İşte yöneticilik tam da budur: Halkın içinde olmak, halkı dinlemek ve halkla birlikte yol yürümek.
Bugün için oluşan tablo son derece net: Trabzon, uzun zamandır böyle heyecanlı, çalışkan ve iletişime açık bir vali görmemişti. Tahir Şahin, şimdiden bu boşluğu doldurmuş görünüyor.
Elbette ilk izlenimler her zaman kalıcı olmayabilir. Asıl önemli olan, bu performansın istikrarlı şekilde sürdürülmesidir. Ancak şu ana kadar ortaya koyduğu duruş, umut verici bir tablo çiziyor.
Eğer bu tempoyla çalışmaya devam eder, samimiyetini kaybetmez ve halktan kopmazsa, sadece Trabzon’da değil, Türkiye genelinde adından söz ettiren bir yönetici olacağı şimdiden söylenebilir.
Bugün için söyleyebileceğimiz şudur:
“Tahir Şahin, Trabzon’un gönlünü kazanma yolunda sağlam adımlarla ilerliyor.”
Şehrin beklentisi büyük, sorumluluğu ağır…
Ama görünen o ki, bu yükü taşıyabilecek bir irade ve vizyona sahip.
Zaman gösterecek.
Ancak ilk tablo umut veriyor.
***
ORTAHİSAR’DA ANLAMLI BİR DAYANIŞMA
Zor bir dönemden geçiyoruz.
Ekonomik şartlar her geçen gün ağırlaşıyor, geçim mücadelesi giderek zorlaşıyor. Böyle bir ortamda ortaya konulan her samimi dayanışma örneği, toplum adına ayrı bir değer taşıyor.
Ortahisar Belediyesi’nde başlatılan öğrenci burs kampanyası da bu anlamda takdiri hak eden bir çalışma oldu.
Belediye çalışanlarının gönüllü katkılarıyla kampanya kapsamında 721 bin lira toplandı. Bu rakam, sadece maddi bir destek değil; aynı zamanda sorumluluk bilincinin ve duyarlılığın da göstergesidir.
Belediye personelinin kendi maaşlarından kesinti yaparak öğrencilere destek olması, üzerinde özellikle durulması gereken bir davranıştır. Herkesin kendi bütçesini korumaya çalıştığı bir dönemde, başkalarının geleceğini düşünmek kolay değildir.
Bu yönüyle Ortahisar Belediyesi çalışanları, örnek bir tutum sergilemiştir.
Bu sürecin oluşmasında Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın yaklaşımı da belirleyici olmuştur. Başkan Kaya’nın konuya ilişkin sözleri dikkat çekicidir:
“Yola çıkarken arkadaşlarıma maaşımızdan kime ne kadar faydamız olabileceğini düşünmemizi söylemiştim.”
Bu ifade, kampanyanın samimiyetini ve gönüllülük esasına dayandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün gelinen noktada, 46 ayrı üniversitede öğrenim gören 107 öğrenciye, her ay 2 bin lira burs sağlanmaktadır. Bu destek, öğrenciler için önemli bir katkı anlamına gelmektedir.
Başkan Kaya’nın şu sözleri de verilen emeğin değerini göstermektedir:
“Personelimiz maaşlarının bir kısmını üniversite öğrencilerimiz için vererek çok erdemli bir davranışa imza attı.”
Ortahisar Belediyesi’nde ortaya çıkan bu tablo, doğru niyetle başlatılan çalışmaların nasıl karşılık bulduğunu göstermektedir. Zorunlulukla değil, gönüllülükle yapılan her katkı daha anlamlıdır.
Bu kampanya, kurumsal dayanışmanın ve sosyal sorumluluğun güzel bir örneği olmuştur.
Temennimiz, bu tür çalışmaların sadece Ortahisar’la sınırlı kalmaması, diğer belediyelere ve kurumlara da örnek olmasıdır. Gençlerin eğitimine yapılan her yatırım, toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır.
özetle;
Bu kampanyaya katkı sunan tüm belediye çalışanlarını, süreci yöneten idareyi ve Belediye Başkanı Ahmet Kaya’yı tebrik etmek gerekir.
Ortaya konulan bu dayanışma, takdiri hak eden bir çalışmadır.










