TRABZONSPOR’UN GERÇEK HESAPLAŞMASI
Trabzonspor’un 59. Olağan Divan Genel Kurulu, bugün Kadir Özcan Gençlik Geliştirme Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya damgasını vuran, yine Başkan Ertuğrul Doğan’ın açıklamalarıydı. Sözlerinde hem kararlılık hem de ciddi bir hesaplaşma vardı: geçmişle, sistemle ve hatta taraftarla.
Doğan’ın şu ifadesi dikkat çekiciydi: “Bugün burada namağlup bir başkan olarak da konuşabilirdim ama kasıtlı hakem kararları nedeniyle olmadı.”
Bu cümle, futbolun sadece saha içiyle sınırlı kalmadığını; adalet, rekabet ve eşitlik konularında Türk futbolunun hâlâ sancılar yaşadığını bir kez daha ortaya koydu. Trabzonspor, yıllardır bu tartışmanın merkezinde yer alan kulüp. Başkan’ın vurgusu, bu düzenin değişmesi yönünde bir iradenin hâlâ diri olduğunu gösteriyor.
Bir diğer önemli mesaj, taraftara yönelik çağrıydı:
“Tek eksiğimiz taraftarımız şu anda. Taraftardan ricam takıma sahip çıksınlar. Biz taraftar gücünü arkamıza alırsak her şey çok daha farklı olacak.”
Doğan burada, yalnızca tribün desteği istemedi. Aslında bir bütünleşme, yeniden kenetlenme talebinde bulundu. Çünkü Trabzonspor’un en güçlü dönemleri, camianın bir bütün hâline geldiği yıllardı. Bu ruh kaybolduğunda, sahadaki başarı da uzun ömürlü olmuyor.
Ekonomik tabloya bakıldığında tablo net:
Kulübün borcu, Uğurcan Çakır’ın satışıyla birlikte 2 milyar 800 milyon TL civarında. Doğan’ın ifadesiyle bu rakam, “rakiplerin 30 milyar TL’yi bulan borçlarına kıyasla” yönetilebilir düzeyde. Bu fark, Trabzonspor’un finansal disiplini kadar, kısa vadeli popülizme karşı gösterdiği direnci de anlatıyor.
Ancak Başkan’ın altını çizdiği gerçek şu: “Bu kulübün mali anlamda 20-25 yıldır yapılmayan şeyleri yapmamız gerekiyor.”
Bu, sürdürülebilir futbol ekonomisine geçişin açık ilanıdır.
Cumhurbaşkanı ve yerel yöneticilerin desteğiyle kazanılan yeni araziler, kulübün geleceği açısından stratejik önem taşıyor. Doğan’ın “Bunlar asla satılacak değil, kulübe kalıcı gelir sağlayacak yatırımlar olacak” sözleri, yönetimin kısa vadeli nakit ihtiyacına değil, uzun vadeli yapısal dönüşüme odaklandığını gösteriyor. Bu anlayış, Türk futbolunda nadir görülen bir vizyon örneği.
Öte yandan Başkan’ın şu cümlesi, geleceğe dair en somut vaatti:
“3-4 ay içerisinde bir aksilik yaşamazsak borç konusu kalmayacak.”
Bu iddia, cesur olduğu kadar, Trabzonspor’un ekonomik planlamasına duyulan güvenin de göstergesi. Elbette bu sürecin kalıcı başarıya dönüşmesi, sportif istikrarla doğrudan bağlantılı.
Doğan, konuşmasının sonunda bir kez daha takım ve camia arasındaki bağa dikkat çekti:
“Sizler de lütfen takıma sahip çıkın.”
Bu cümle, bir ricadan öte bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü Trabzonspor’un rakipleri sadece saha içinde değil, ekonomik, siyasal ve medya gücü anlamında da çok daha avantajlı. Bu tablo karşısında kulübün en büyük kozu, tarih boyunca olduğu gibi, dayanışma ve aidiyet duygusu olacak.
***
EN MUTLU KÖY’DE UMUT YEŞERİYOR
Toplumların gelişmişlik düzeyini belirleyen unsurlardan biri, dezavantajlı bireylere sundukları fırsatların niteliğidir. Eğitimde, istihdamda, sosyal hayatta özel gereksinimli bireylerin yer alabilmesi, sadece bir sosyal sorumluluk değil; insan onuruna duyulan saygının da göstergesidir.
Ortahisar Belediyesi’nin hayata geçirdiği “En Mutlu Köy” projesi, işte bu anlayışın somut bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Karadeniz Özel Eğitim Meslek Okulu öğrencileri, TÜBİTAK 4008 Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Proje kapsamında burada tarımsal üretimle iç içe, uygulamalı bir staj süreci yürütüyor. Seralarda marul fidanı diken, toprağa dokunan bu gençler aslında sadece üretmeyi değil; hayatla güçlü bağlar kurmayı da öğreniyorlar.
Ortahisar Belediye Başkan Yardımcısı Celal Akaç, projenin önemini şu sözlerle özetliyor:
“En Mutlu Köy, tarımsal üretim yanında eğitimin de merkezi oldu.”
Bu ifade, belediyeciliğin artık yalnızca altyapı ve hizmetle sınırlı olmadığını; aynı zamanda insan odaklı bir kalkınma vizyonuna dönüştüğünü kanıtlıyor.
Akaç’ın diğer vurgusu da dikkat çekici:
“Özel gereksinimli bireylerin toplumsal hayata kazandırılmasını çok önemsiyoruz.”
Bu cümle, günümüz yerel yönetim anlayışının ulaşması gereken noktayı işaret ediyor. Çünkü sosyal belediyecilik, yalnızca yardım eli uzatmak değil; bireyin potansiyelini açığa çıkaracak ortamı yaratabilmektir.
Projenin bir diğer paydaşı olan Karadeniz Özel Eğitim Meslek Okulu Müdürü Fazlı Bal, hedeflerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Özel gereksinimli bireylerimizin potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz.”
Bu yaklaşım, eğitimde ezberin ötesine geçip, üreten birey modelini öne çıkarıyor. Bal’ın ifadesiyle, amaç öğrencileri sadece eğitmek değil; üreten, kendi ayakları üzerinde durabilen, topluma katkı sunan bireyler haline getirmek.
Bugün “En Mutlu Köy”de toprağa atılan her fidan, yarının özgüvenli bireylerinin sembolüdür. Burada yetişen gençler, yalnızca bitkileri değil, umutlarını ve hayata bağlılıklarını da büyütüyor.
Onların başarısı, yalnızca kendi yaşamlarını değil, toplumun üretim gücünü de zenginleştirecek.
Sonuçta, bu proje bir kez daha gösteriyor ki:
Gerçek mutluluk, üretmekle ve paylaşmakla çoğalır.
Ve “En Mutlu Köy”, adının hakkını veriyor — çünkü burada yalnızca bitkiler değil, insanlık değerleri de yeşeriyor.
***
SORUNU DEĞİL, SÜRÜCÜYÜ CEZALANDIRIYORUZ!
Kent yaşamı bazen bir satranç tahtası gibidir. Her hamle, bir başka taşın hareket alanını daraltır. Trabzon’da da benzer bir tablo yaşanıyor: Belediye, kaldırımları işgal eden araçlara cezai işlem uygulamaya başladı. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu karar son derece yerinde. Çünkü kaldırımlar, tekerlekler için değil ayaklar içindir.
Ancak meseleye yalnızca “ceza kesmek” boyutuyla yaklaşmak, sorunu çözmek yerine derinleştiriyor. Çünkü Trabzon’un yıllardır süregelen otopark yetersizliği, vatandaşın direksiyonu kaldırımlara çevirmesine neden oluyor. İnsanlar keyfinden değil, mecburiyetten bu yolu seçiyor. Bir yanda “araç sayısı patlamış” bir şehir, öte yanda “otoparkı sınırlı” bir kent düzeni…
Evet, belediye haklı. Kaldırım herkesin hakkı. Ama vatandaş da haksız değil. Kaldırımda park eden sürücüye ceza yazmak kolay; asıl mesele, o sürücünün aracını nereye bırakabileceğini gösterebilmekte.
Bugün cezalarla belki düzen sağlanabilir ama bu sadece geçici bir rahatlamadır. Kalıcı çözüm, kentin planlamasında gizli. Yeni otopark alanları, çok katlı otopark projeleri, mahalle bazlı park cepheleri olmadan Trabzon trafiği nefes alamaz.
Belki de bu süreç bize şunu hatırlatmalı: Şehirler sadece yollarla değil, düşünülmüş planlarla büyür. Kaldırımlar yürümek içindir, ama önce insanın şehirde yürüyebileceği bir nefes alanı kalmalı.
***
ERZURUM YOLU AÇILDI, ÇIKIŞ YOK!
Değirmendere’deki şehitliğe giden yol açık, dönüşü kapalıydı. Bir aydan fazla zaman bu şekilde geçti. Okullar, sanayi hattı, hastane, hatta petrol istasyonlarına ulaşım imkânsız hâle geldi.
Geçen hafta itibariyle, Sülüklü olarak da bilinen bu hattın D.Dere’ye gidiş yönü açıldı. Ancak açılan yolun bir çıkışı yok. Değirmendere’de, daha önce trafik ışıklarının bulunduğu kavşakta inanılmaz tıkanmalar, sıkışıklık ve gerilimler yaşanıyor.
Bu bölgede trafiğin içinden çıkılmaz hâli nedeniyle birçok sürücü münakaşa yaşıyor. Son idari ceza düzenlemeleriyle, araçtan inme durumunda 90 bin liraya kadar cezalar öngörüldüğünü hatırlatan sürücüler; özellikle buradaki inşaat çalışmalarından haberi olmayanların hem mağduriyet yaşadığını hem de gerilime yol açtığını ifade ederek, yetkilileri bir an önce bu kavşağın akıbeti ile ilgili çözüm bulmaya ya da açıklama yapmaya davet ediyor.
Sonuç olarak, Şehitlik’ten şehir merkezine gidiş yönü (Eski Erzurum Yol Caddesi) araçlara açıldı, ancak burayı kullananlar yine Rize istikametine dönmek zorunda bırakılıyor.










