ANAHTAR PARTİ’YE YAKIŞMAYAN TAVIR!
Trabzon Anahtar Parti’de dün olağanüstü bir kongre vardı. Yeni il başkanının seçilmesiyle parti için yeni bir sayfa açılması bekleniyordu. Muhammet Kalkışım bu görevi üstlendi. Elbette bu gelişme partinin kendi iç gündemi açısından önemliydi.Ama asıl dikkat çeken olay, kongrenin basına kapalı yapılmasıydı. Salonun kapısına “Basın mensuplarına kapalıdır” yazısı asılmış, içeride olup biteni takip etmek isteyen gazetecilerse kaba bir üslupla dışarıya yönlendirilmişti. Siyasi partiler arasında bu tür bir uygulamayı görmek, hele ki demokrasiye yeni adım atmış bir partide, düşündürücü.
Bir partinin büyümesi ve toplumda güven kazanması için şeffaflık şarttır. Sadece partinin kendi üyeleriyle sınırlı kalan bir yönetim anlayışı, eleştiriye kapalı bir tavır, hem teşkilat içinde hem de halkla kurulan iletişimde sorun yaratır. Bugün kapıdan çevrilen basın mensupları, yarın kamuya bilgi aktarmak için aynı kişilerle çalışmak zorunda kalacaklar. Bu durumun nasıl bir iş birliği ortamı yaratacağını kestirmek zor değil.
En önemlisi de bu tavırdan parti genel başkanının haberdar olup olmadığı… Biliniyor ve sessiz kalınıyorsa, sorun ciddi demektir. Habersizse ve öğrendiğinde herhangi bir adım atılmazsa, partinin demokratik duruşu ciddi şekilde sorgulanır hâle gelir.
Demokrasi, sadece seçim zamanında değil, her gün ve her ortamda yaşatılmalı. Küçük bir il kongresi bile, geleceğe dair ipuçları verir. Ve eğer şeffaflık, saygı ve nezaket ilkeleri ihmal edilirse, daha yolun başındayken güven kaybı başlar.
***
ŞEMDİNLİ MESELESİNE OBJEKTİF BAKIŞ!Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde çok amaçlı bir salon yapma planı, şehir gündemini son günlerde meşgul eden bir tartışmaya dönüştü. Olayın merkezinde ise maliyet ve finansman yöntemi var.Belediye yetkilileri, salonun inşaat maliyetinin büyük kısmının hibe ve bağışlarla karşılanacağını, belediyenin kasasından çok az bir harcama yapılacağını ifade ediyor. Bu açıklamaya göre, Trabzon’un bütçesi üzerindeki yük sınırlı olacak ve proje, kardeş şehir protokolü çerçevesinde ilerleyecek. Başkan Ahmet Metin Genç’e verilen yetki, Şemdinli Belediyesi ile protokol imzalama sürecini kapsıyor; yani henüz mali detaylar netleşmiş değil.
Diğer yandan, CHP’li meclis üyeleri ve bazı çevreler, projeyi “Trabzon halkının cebinden 100 milyon TL çıkacak” şeklinde duyurarak tepki gösterdi. Hatta bazı CHP’liler, vatandaşlara sandık kurup görüşlerini alarak tartışmayı referandum benzeri bir noktaya taşıdı. Bu yaklaşım, projeye ilişkin kamuoyunda hızlı bir gündem oluşturdu. CHP’liler, yetki verilmiş olmasını, maliyetin yüksekliği ve şeffaflık eksikliği açısından eleştiriyor ve halkın bilgilendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Tartışmada öne çıkan bir diğer ses ise Ortahisar Belediye Başkan Yardımcısı Celal Akaç oldu. Akaç, Büyükşehir Belediyesi’nin “hibe yoluyla finansman sağlanacak” açıklamasının ilk kez kamuoyuna sunulduğunu ve mecliste veya komisyonlarda konuşulmadığını belirtti. Ona göre, finansmanın ne kadarının bütçeden, ne kadarının hibe ile sağlanacağı ancak ilerleyen süreçte netleşecek. Ayrıca, salonun maliyetinin yaklaşık 100 milyon TL olabileceği, ancak keşif bedelinin henüz kesinleşmediği vurgulandı.
Bu tartışma, aslında klasik bir siyaset-maaliyet ikilemi: Bir tarafta, projeyi savunanlar, hibeler ve bağışlarla maliyetin sınırlı olacağını ve protokolün şehirlerarası dayanışma amaçlı olduğunu belirtiyor. Diğer tarafta, eleştirenler, belirsiz maliyet ve şeffaflık eksikliği üzerinden hareketle kamuoyunu uyarmaya çalışıyor.
Şu aşamada kesin olan bir şey var: Mali veriler netleşmeden, tarafların iddiaları birbirini doğrulamak veya çürütmekten uzak. Ortada hem proje iradesi hem de eleştirinin dayandığı duyumlar var. Bu nedenle, tartışmayı takip edenler için en sağlıklı yaklaşım, belgelerin ve meclis kararlarının açıklanmasını beklemek olacaktır.
Trabzon kamuoyunun gündemine taşınan bu mesele, sadece bir proje tartışması değil; aynı zamanda şeffaf bilgiye dayalı kamuoyu oluşturmanın önemini de ortaya koyuyor. Bilgi netleşmeden yapılan yorumlar, kısa vadede etki yaratabilir; ama uzun vadede doğruluk ve şeffaflık kamuoyunun güvenini belirleyecektir.
***
TRAMAR VATANDAŞI ETLE BULUŞTURDU!Trabzon’da TRAMAR önünde oluşan kuyrukları görünce bazıları yine aynı soruyu soruyor: “Neden kuyruk var?”Oysa cevap çok net ve çok sade.
Bugün piyasaya baktığımızda etin kilosu 1.200 lira, kıymanın kilosu 900 TL olmuş durumda. Dar gelirli için, emekli için, asgari ücretli için bu rakamlar artık birer lüks. Evine ayda bir kez bile et koymak zorlaşmışken, paylaşmanın ve bereketin simgesi olan Ramazan ayında bu tablo insanın gerçekten içini acıtıyor.
Trabzon’da piyasada kıymanın kilogram fiyatı 750 TL’den başlarken, TRAMAR’da aynı ürün 485 TL’den satılıyor. 250 TL’yi aşan bu fark, talebi adeta katlamış durumda. İşte TRAMAR önündeki kuyrukların gerçek sebebi de tam olarak bu.
Bu kuyruk bir yokluğun değil; ulaşılabilirliğin kuyruğu. İnsanlar fiyat etiketine bakarken geri adım atmıyor, “Acaba alabilir miyim?” kaygısını yaşamıyor. Özellikle Ramazan ayında sofrasına et koymak isteyen vatandaş için bu fark hayati önem taşıyor.
Uygulama, Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirildi. Daha önce benzer yoğunluklar yaşandığında Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, spekülatif fiyat artışları nedeniyle piyasaya müdahale ettiklerini söylemişti. Bugün gelinen noktada bu sözlerin karşılığının sahada olduğunu görüyoruz.
Kuyrukları eleştirmek kolay. Zor olan, bu kuyrukların neden oluştuğunu görmek. Eğer insanlar uygun fiyatlı et için sıraya giriyorsa, sorun kuyrukta değil; piyasanın geldiği noktadadır. TRAMAR’daki fiyatla serbest piyasa arasındaki uçurum, vatandaşın neden buraya yöneldiğini zaten anlatıyor.
Sonuç açık:
Bu uygulama Trabzon’da mutfakları bir nebze olsun rahatlatmış durumda. Ramazan ayında vatandaşın eli biraz olsun ferahlamışsa, burada samimi ve yerinde bir kamu müdahalesi vardır.
Ve bunu açıkça söylemek gerekir:
Bu adım yerinde olmuş, insana dokunmuş.
***
SOKAKLAR SAKİN, HASTANELER DOLUP TAŞIYOR!Ramazan ayı, her yıl olduğu gibi bu yıl da şehirlerin gündelik ritmini değiştiriyor. Ancak bu Ramazan, Trabzon’da alışılmış kalabalık görüntülerden ziyade sakinliğiyle başladı. Öğle saatlerinde sokaklara bakıyorsunuz; bir durgunluk, bir yavaşlama hâkim. Şehir adeta iftar vaktini bekler gibi…Bunun en önemli nedenlerinden biri, kamu çalışanlarının önemli bir kısmının yıllık izinlerini Ramazan ayına denk getirmesi. Haliyle birçok resmî kurumda alışılmış yoğunluk yok. Koridorlar daha sessiz, bekleme salonları daha boş. Devlet dairelerinde gözle görülür bir tenhalık dikkat çekiyor.
Ama istisnalar var.
Bu sakinliğin uğramadığı iki adres bulunuyor: Hastaneler ve vergi daireleri. Ramazan da olsa, hatta şehir yavaşlamış gibi görünse de bu iki kurumda tempo hiç düşmüyor. Gün boyu insan sirkülasyonu devam ediyor; kapıdan giren eksilmiyor.
Özellikle hastaneler… Acil servisler yine bildiğimiz gibi. Bulaşıcı hastalıklar, zehirlenmeler, trafik kazaları ve mevsimsel rahatsızlıklar derken yoğunluk hiç azalmıyor. Yatış verilen hasta sayısındaki artış da tabloyu daha net ortaya koyuyor. Neredeyse yüzde 80 doluluk oranıyla hizmet veren hastanelerde, sağlık çalışanları Ramazan demeden fedakârca görev başında.
Kısacası şehir yavaşlıyor, ama hayat durmuyor.
Bu vesileyle temennimiz odur ki; Allah tüm hastalara şifa versin, zor şartlar altında görev yapan sağlık çalışanlarının da işlerini kolaylaştırsın. Çünkü bazı kurumlarda Ramazan’ın sakinliği yok; sorumluluk, her zamanki gibi ağır ve kesintisiz devam ediyor.









