Yerel yönetimlerin toplum üzerindeki etkisini ölçmenin en iyi yolu, insanların günlük yaşamlarına ne kadar dokunabildiğini anlamaktır. Bu noktada, Ortahisar Belediyesi’nin sosyal belediyecilik alanında gerçekleştirdiği projeler, takdiri fazlasıyla hak ediyor. Ekonomik zorluklara rağmen ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında olmak için yürütülen çalışmalar, belediyeciliğin yalnızca fiziki yatırımlarla sınırlı olmadığını, toplumsal dayanışma ve destekle zenginleştiğini gösteriyor.
Ortahisar Belediyesi’nin hayata geçirdiği iki kent lokantası, bu anlayışın en güzel örneklerinden biri. Dar gelirli vatandaşlara sıcak yemek sunan bu lokantalar, yalnızca fiziksel bir ihtiyacı karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal eşitlik ve adalet duygusunu pekiştiriyor. Yemek gibi temel bir ihtiyacı karşılamaya yönelik bu hizmet, insanlara yalnız olmadıklarını hissettiren, kalpleri ısıtan bir dayanışma örneği. Ekonomik krizlerin ve zor günlerin etkisini hafifletmek adına, böyle bir projenin hayata geçirilmesi, belediyecilikte vizyon ve duyarlılığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Kömür yardımları, belediyenin toplumun en temel ihtiyaçlarına olan hassasiyetini gösteren bir diğer önemli adım. Özellikle kış aylarında ısınma, birçok dar gelirli aile için ciddi bir sorun haline gelirken, Ortahisar Belediyesi bu soruna çözüm sunuyor. Yuvaların ısınmasına katkı sağlayan bu destek, bir belediyenin sorumluluğunun yalnızca altyapıdan ibaret olmadığını, insanların yaşam kalitesini artırmakla doğrudan bağlantılı olduğunu bizlere hatırlatıyor.
Yeni doğan bebeklere yönelik dağıtılan doğum paketleri, belediyeciliğin dokunaklı ve insani yönünü gözler önüne seriyor. Yeni bir bebek, bir aile için mutluluk ve umut kaynağı olsa da beraberinde pek çok sorumluluk getirir. Bu noktada belediyenin sunduğu destek, yalnızca maddi bir katkı değil; aynı zamanda ailelerin bu mutluluk yolculuğunda yalnız olmadıklarını hissettiren anlamlı bir dokunuş.
Yaşlı ve yalnız yaşayan vatandaşlara yönelik ev temizliği ve kişisel bakım hizmetleri, toplumun genelde göz ardı edilen kesimlerine uzanan şefkatli bir el olarak öne çıkıyor. Bu hizmetler, yalnızca fiziksel ihtiyaçları karşılamıyor; aynı zamanda bu insanların kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyor. Ortahisar Belediyesi, bu projeleriyle yaşlı ve yalnız vatandaşlara “Biz buradayız, sizinleyiz” mesajını veriyor.
Belediyenin sokak hayvanlarına yönelik çalışmaları da sosyal belediyecilik anlayışının sınırlarını genişletiyor. Sokakta yaşayan can dostlarımız için yapılan tedavi ve sahiplendirme çalışmaları, yalnızca bu hayvanların hayatını kurtarmakla kalmıyor, aynı zamanda topluma hayvan sevgisi ve doğaya saygı bilinci aşılıyor. Ortahisar Belediyesi’nin bu alandaki çalışmaları, duyarlılığın ve vicdanın yerel yönetimlerde nasıl hayat bulabileceğinin en güzel örneklerinden biri.
***HEM PARTİSİNİ HEM DOSTLARINI KAYBEDİYOR!Beşikdüzü Belediye Başkanı Burhan Cahit Erdem’in son dönemdeki tutumu, sadece partisinin ilkelerine olan sadakatini sorgulatmakla kalmıyor, aynı zamanda halkla ve çevresindeki dostlarıyla olan bağlarını da koparıyor. Erdem, uzun yıllar Trabzon Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanlığı gibi önemli görevlerde bulunarak, hem Trabzonspor’un hem de yerel halkın sevgisini kazanmış bir isimdi. Ancak başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, bir anda tüm bu kazanımlarını kaybetmeye başladı.
Erdem, seçim sürecinde ve sonrasında, Trabzon’daki dostlarının tebrik telefonlarına dahi geri dönmedi. Kimseyle iletişim kurmayan Erdem, Trabzon’daki sosyal çevresiyle olan ilişkilerini koparıyor. Ama daha da önemlisi, Erdem’in Büyükşehir Belediye Meclisi’nde sergilediği tutum, bir CHP’li belediye başkanına hiç yakışmayacak şekilde, AKP’li bir belediye başkanı gibi hareket etmesi. CHP’nin muhalefet partisi olarak belirlediği çizgisine rağmen, Erdem’in iktidar partisi ile aynı çizgide hareket etmesi, hem kendi partisi hem de Trabzon’daki seçmenleri açısından ciddi bir hayal kırıklığına yol açıyor.
Bir belediye başkanının, partisinin ilkelerine ve halkının ihtiyaçlarına göre hareket etmesi beklenirken, Erdem’in iktidar partisinin çıkarlarını savunan bir tutum sergilemesi, sadece kendi partisinin değil, halkın da güvenini sarsıyor. CHP’li bir belediye başkanının, AKP’li belediye başkanlarıyla aynı dili konuşarak, partisi ve halkı için önemli olan noktalarda sessiz kalması, bu tutumun ne kadar kabul edilemez olduğunu gösteriyor. Erdem’in, partisinin çizgisinden saparak, iktidar partisinin politikalarına yakın durması, onu sadece siyasi olarak değil, etik olarak da sorgulatıyor.
Erdem’in, Ahmet Metin Genç ile olan yakın ilişkisini sürekli olarak ön planda tutması da, partisinin ve halkının çıkarlarının önünde olduğu açıkça gözlemleniyor. Bir liderin, özellikle de muhalefet partisinin bir üyesinin, kendi partisi ve halkı için değil, kişisel ilişkileri üzerinden hareket etmesi, hem siyasi hem de toplumsal anlamda büyük bir sorumluluk ihlali anlamına geliyor. Bu tavır, Erdem’in, CHP’nin ideallerine sadık kalmadığını ve kendi çıkarlarını her şeyin önünde tuttuğunu gösteriyor.
Erdem, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, yıllarca oluşturduğu dostlukları, ilişkileri ve halkla kurduğu samimi bağları hızla yitirdi. Trabzon’da sıcak ve yakın ilişkiler kuran bir insanın, koltuğa oturduktan sonra bir anda insanları dışlaması, makamın kişiyi nasıl değiştirdiğinin bir örneği. Erdem’in bu tavrı, sadece partisinin değil, Trabzon’daki halkın da güvenini sarsıyor.
****
TTSO’DAKİ ÇÖKÜŞÜN SORUMLUSU ERKUT ÇELEBİTrabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), şu anda en kötü dönemlerinden birini yaşıyor ve bunun tek sorumlusu, başkan Erkut Çelebi. Oda, yıllarca Trabzon’un en etkili sivil toplum kuruluşlarından biri olarak tanındı. Ancak, Çelebi’nin başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte, ne yazık ki bu prestij hızla yerle bir oldu.
Başkanlık görevini devraldığı günden itibaren TTSO, beklenenin tam tersine büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Çelebi, başkanlık için büyük vaatlerde bulunarak, üyelerinin desteğini kazandı. Ancak, gelinen noktada Çelebi’nin verdiği sözlerin tam tersine bir tablo var. Oda, içindeki yönetimsel kaosla boğulurken, üyelerinin büyük bir kısmı, verdikleri desteğin karşılığını alamadıklarını düşünüyor ve pişmanlıklarını dile getiriyorlar.
İddia edilenlere göre, Erkut Çelebi başkanlık koltuğuna oturduğunda “TTSO’yu yeniden ayağa kaldıracak” vaadiyle büyük bir beklenti yaratmıştı. Fakat geriye baktığımızda, Çelebi’nin hiçbir somut adım atmadığı, sadece kendi koltuğunu koruma çabasıyla zaman geçirdiği açıkça ortada. Oda, eski zamanlarındaki etkinliğinden çok uzakta; her toplantı, salonlarda 3-5 kişinin katılımıyla, adeta “zorunlu” şekilde yapılıyor.
Bundan daha açık bir başarısızlık örneği olabilir mi? Yıllarca TTSO’nun toplantılarında salonlar tıklım tıklım dolarken, şimdi üyeler katılmak bile istemiyor. Oda, bir zamanlar Trabzon’un en güçlü yapılarından biriyken, şimdi eriyip gitmekte. Erkut Çelebi’nin “liderliği” sayesinde, TTSO’nun gücü bıçakla kesilir gibi azalmış ve hatta kaybolmuş durumda.
Başkan Çelebi, kendi yönetiminde yaşanan bu karışıklığa karşı tamamen sessiz kalıyor. Yönetim içindeki uyumsuzluklar arttıkça, Oda üyeleri arasında güvensizlik ve rahatsızlık da derinleşiyor. Üyeler, sadece Çelebi’nin liderliğinden değil, aynı zamanda Oda’nın geleceğiyle ilgili umutlarından da büyük bir hayal kırıklığına uğramış durumda. Çelebi’nin yaptığı hiçbir şey, Oda’ya güç katmadığı gibi, aksine büyük bir boşluk ve belirsizlik yaratıyor.
Ve en acı verici olanı, Çelebi’nin şu anda herhangi bir çözüm üretmeye yanaşmıyor oluşu. Bu, onun yalnızca TTSO için değil, Trabzon iş dünyası için de ne kadar yetersiz bir lider olduğunu gözler önüne seriyor. Üyeler, artık Çelebi’nin başkanlığı altında verilen desteğin tamamen boşa gittiğini fark etmiş durumda. Ne yazık ki, o büyük beklentilerinin hiçbir şekilde karşılanmadığını ve TTSO’nun geleceği için neredeyse hiç umut kalmadığını kabul ediyorlar.
***
TİCARETİN KURBANI OLMUŞ EDEBİYATSon yıllarda Trabzon'da kitap yazma konusu neredeyse bir moda halini aldı. Hangi açıdan bakarsak bakalım, kitap yazmak, bazılarının ekmek kapısı, bazılarının ise prestij kazanma yolu olmuş durumda. Bu sürecin içinde, gerçekten araştırma yapıp topluma katkı sağlamak isteyen insanlar olduğu gibi, sadece para kazanmak amacıyla yazı yazmaya soyunanlar da var. İşte asıl mesele de burada başlıyor.
Evet, Trabzon’daki bazı yazarlar topluma değerli eserler kazandırıyor, derinlemesine araştırmalar yapıyor ve yazdıkları kitaplarla gerçek anlamda bir fayda sağlıyorlar. Ancak, bir başka grup var ki, onların yazdığı kitaplar tam anlamıyla ticaret amacı güderek kaleme alınmış. Bu kitaplar, yalnızca maddi kazanç sağlamak için piyasaya sürülüyor, başka hiçbir amacı yok. Gerçek anlamda bir yazarlık, edebiyat veya sanat kaygısı taşımayan bu eserler, içerik bakımından bomboş, okuyanı hiçbir şekilde etkilemeyen, sadece birkaç sayfalık, sıradan ve yavan yazılardan ibaret.
Trabzon basınında da aynı moda başladı. Bazı gazeteciler, gazeteciliğin getirdiği çevreyi ve gücü kullanarak, kitap yazma işine girmişler. Hedefleri, herhangi bir edebi derinlik ya da toplumsal katkı sağlamak değil, tamamen ticari bir amacı güderek kendilerine ek gelir sağlamak. Gazetecilik deneyimini, yazarlık kimliğiyle karıştıran bu kişiler, gazetecilik tecrübelerinin sağladığı network’u, yanlış bir şekilde "kitap yazarlığı" olarak satıyorlar. Fakat kitapları incelediğinizde, ortaya çıkan eserlerin gerçekte hiçbir edebi değeri olmadığını görmek çok kolay.
İçinde ne bir derinlik, ne bir özgünlük, ne de herhangi bir yaratıcılık var. Bu tür kitaplar, sırf satış yapabilmek için yazılmış, okunduğunda hiçbir iz bırakmayan, sadece bir metin karmaşasından başka bir şey değil. İşin garip tarafı ise, kitapların yazılmasının ardında yatan tek motivasyonun para kazanmak olması. Bu kitapların emek harcanmadan, özverisizce yazılması, edebiyat dünyasına hakarettir. Çünkü yazarlık, her şeyden önce bir yetenek, bir bilgi ve derinlik gerektirir. Ama bu tür ticaret odaklı kitaplar, bunlardan yoksundur.
Bu tür eserlerin halkla buluşturulması, sadece edebiyat dünyasını küçültmekle kalmaz, gerçek anlamda yazarlık yapan kişilere de büyük bir hakarettir. Çünkü, emek vererek, düşünerek ve yaratıcı bir şekilde yazan gerçek yazarlar, bu tür ticari kaygılarla yazılmış boş kitaplarla karşı karşıya kaldıklarında, yalnızca aldatılmış hissedebilirler. Yazarlık, bir meslekten çok bir sanattır ve bu tür eserlerin yalnızca parayı hedef alarak yazılması, bu sanatın basitleştirilmesine, değersizleşmesine yol açar.











Trabzon medyasında kitap çıkaran kişilere baktığımızda Türkçe'yi dahi doğru kullanmadıklarını görürüz. Sosyal medya paylaşımlarında bile felaket yazım hataları yapanların kitapları eline alıp o belediye senin şu kurum benim dercesine satış yapmaları mesleki açıdan da yüzkarası bir durum. Bu işlere prim vermemek gerekiyor. Bu konuyu gündem yaptığınız için de sizlere teşekkür ediyorum