Ama gelin görün ki bu güzelliğin kıymetini bilmeyen, doğaya dair en ufak bir sorumluluk duygusu taşımayan bir kesim de var aramızda.
İnsanlarımız ellerinde sepetleriyle, termoslarıyla geliyorlar. Çocuklar çimenlerde yuvarlanıyor, büyükler ağaç gölgelerinde çayını yudumluyor. Güzel. Hatta çok güzel. Lakin işin can acıtan kısmı, bu huzur dolu anların ardından başlıyor. Çünkü o sepetten çıkan her şey tüketildikten sonra, yere bırakılıyor. Evet, yere! Pet şişeler, naylon poşetler, yağlı peçeteler… Ve geriye koca bir ayıplar manzarası kalıyor.
Sormak isterim size: İki poşeti yanına alıp çöplerini toplamak bu kadar mı zor?
Yoksa “Nasıl olsa belediye temizler” düşüncesi artık bir refleks mi haline geldi? Bu ne biçim bir alışkanlık, bu nasıl bir çürümüş zihniyettir?
Belediye çalışanları –ki sayıları oldukça sınırlı– sabahın köründe ellerinde çöp poşetleriyle bizim ardımızı topluyorlar. Ama kimsenin aklına gelmiyor:
“Ben bu güzel parkı nasıl bulmak istiyorsam, öyle de bırakmalıyım” demek.
Hadi empati yapmıyoruz, doğaya saygı göstermiyoruz... Bari biraz utanma hissi taşıyalım.
Çocuklarımıza temiz bir çevre bırakmak için milyon dolarlık projelere değil, vicdanlı insanlara ihtiyaç var.
Parkta kuş yuvası var ama vicdan yuvası eksik!
Sevgili hemşerilerim, bu park hepimizin.
Gölgesiyle serinlediğiniz ağacın köküne poşet gömmek mi düşer bize?
Çocuklarınızın koştuğu çimlere pet şişe mi serilir?
Temizliğin sadece belediyenin işi olduğunu sanmak, bencilce bir gaflettir.
Bugün bıraktığınız çöp, yarın pikniğe getirdiğiniz domatesin yetiştiği toprağı kirletir.
O toprağın yüzüne nasıl bakacaksınız?
Ekopark’ı korumak bir zorunluluk değil, bir vicdan meselesidir.
Gelin, bu güzel yeri çocuklarımızdan ödünç aldığımızı unutmayalım.
Yiyin, için, gülün, eğlenin ama giderken bir çöp poşetini de yanınıza almayı unutmayın.
En güzel hatıra, arkanızda bıraktığınız temizliktir.
***
TRABZON ÜNİVERSİTESİ'NİN SESSİZLİĞİ
Bir şehri üniversiteyle büyütmek kolay iş değildir. Hele ki söz konusu olan Trabzon gibi tarihiyle, kültürüyle, insanıyla zengin bir şehirse... Üniversite dediğiniz şey sadece bina, masa, sandalye, diploma değildir. Üniversite; ufuktur, vizyondur, heyecandır. Toplumu dönüştüren, gençliğe yön veren, bilimle halkı buluşturan bir köprüdür.2018 yılından bu yana Trabzon Üniversitesi rektörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu’nun bu köprüyü kurmakta yetersiz kaldığını üzülerek söylemek gerekiyor. Üniversiteye ivme kazandırmak bir yana, birçok alanda durağanlık hâkim. Ne bilimsel üretimde bir sıçrama gördük ne de üniversite-şehir bütünleşmesinde anlamlı bir adım.
Üniversitenin ismi var ama sesi yok. Onlarca fakülte, bölüm, akademisyen var ama şehirde karşılığı neredeyse hissedilmiyor. Trabzon gibi dinamik bir şehirde, üniversitenin bu kadar silik kalması düşündürücü. Oysa bu üniversite, Karadeniz’in bilimsel kalbi olabilecek potansiyele sahipti.
Emin Hoca, belki iyi bir akademisyen olabilir, belki de kendi alanında başarılı çalışmalar yapmıştır. Ancak bir üniversiteyi yönetmek, sadece akademik bilgiyle değil; vizyonla, iletişimle, empatiyle, toplumu anlamakla olur. Maalesef kendisinin üniversiteyi ileriye taşıyacak bir liderlik sergileyemediğini görmekteyiz. Toplumla bağ kuramayan, iletişimi zayıf bir yönetim tarzı, bir üniversiteyi ancak içine kapatır.
Sivil toplumla ilişki zayıf, kamu kurumlarıyla ortak projeler neredeyse yok denecek kadar az. Öğrencilerle iç içe değil, şehirle zaten teması yok. Üniversite kampüsünün dışına çıkmayan bir akademik anlayış, öğrenciyi, halkı ve geleceği de geride bırakır.
Artık bu dönem sona eriyor. Rektörlük koltuğunda son viraja girilirken, geriye dönüp bakıldığında koca bir sessizlik ve kayıp fırsatlar dönemi olarak anılması kuvvetle muhtemel. Bugüne kadar bir şey yapılmadıysa, bundan sonrası için büyük beklenti içine girmek de hayalcilik olur.
Ama hâlâ bir umut var. Bu şehir gençlerini seven, halkıyla iç içe olan, sivil toplumu önemseyen, akademiyi şehirle buluşturan bir yönetimi hak ediyor. Trabzon Üniversitesi için yeni bir dönem, taze bir nefes şart.
Kıymetli yöneticiler; bu sessizliği artık duymanın vakti gelmedi mi?
***
BAŞKAN GENÇ YİNE YOLLARA DÜŞTÜ!Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, siyasette sahada olmayı tercih eden nadir isimlerden biri. Şemdinli ziyaretinde de bu alışkanlığını sürdürdü. Trabzon ile Şemdinli arasında imzalanan kardeş şehir protokolü, sembolik ama anlamlı bir adım olarak dikkat çekti.Şemdinli’ye ilk defa ulaşan Trabzonlu bir büyükşehir belediye başkanı olması, bu ziyaretin önemini artırıyor. Kardeşlik mesajı sadece resmi belgelerle değil, sahada kurulacak gerçek bağlarla anlam kazanır.
Ancak bu protokolün samimi bir başlangıç olarak kalmaması, verilen sözlerin uygulamaya dönüşmesi gerekiyor. Bir düğün salonu yapılacak denildi; bu tür somut projeler, vatandaşların hayatına doğrudan dokunmalı.
Ülkemizin doğusu ve batısı arasındaki mesafe sadece coğrafi değil, sosyal ve kültürel de. Bu yüzden böylesi ziyaretler, farklı kültürlerin birbirini tanıması ve anlaması açısından önemli bir fırsattır. Siyasetin yüzeysel söylemlerinden çok, halkla gerçek temaslar kurmak esas olmalıdır.
Ancak önemli olan; açılan caddelerin, atılan imzaların unutulmaması ve kalıcı hale getirilmesidir. Trabzon ile Şemdinli arasındaki bağ güçlendirilirken, bu ilişki sürekli desteklenmeli ve geliştirilmeli.
***
KARANLIKTA KALAN UMUTLARTrabzon… Karadeniz’in incisi, yeşilin her tonunu barındıran, tarihiyle, kültürüyle kendine has bir şehir. Ancak ne yazık ki, bu güzelliklerin gölgesinde gizlenen karanlık bir gerçek var: İşsizlik.
Son yıllarda özellikle genç nüfus arasında işsizlik ciddi bir sorun haline geldi. Lise ve üniversite mezunları, şehrin sokaklarında iş ararken, umutları her geçen gün biraz daha eriyor. Esnaf sıkıntıda, küçük işletmelerin ayakta kalma mücadelesi büyüyor. Yatırım bekleniyor ama beklentiler genellikle karşılanmıyor.
Kulislerde konuşulanlara göre, Trabzon’un potansiyeli büyük ama yeterince değerlendirilmedi. Turizm, tarım ve küçük sanayi alanlarında atılabilecek adımlar var, fakat bunlar ya gecikiyor ya da yarım kalıyor. Gençler ise “Ya burada kalıp bekleyeceğiz, ya da başka şehirlere göç edeceğiz” diyor.
İşsizlikle mücadelede çözümün anahtarlarından biri, bölgesel kalkınma projeleri ve yerel yönetimlerin aktif rol almasıdır. Ancak, bu adımlar atılmadan önce, işsiz gençlerin sesi daha fazla duyulmalı, onların fikirlerine kulak verilmelidir.
Trabzon’un geleceği, işsiz kalan gençlerin elinde. Onlara sunulacak fırsatlar, şehrin kaderini değiştirebilir. Aksi halde, umutlar gibi şehir de yavaş yavaş solabilir.










