***
ORTAHİSAR’DA İLK İFTAR HEYECANI
Ramazan’ın ilk günü…
Şehrin sokakları bir başka canlı, bir başka sıcak. Ortahisar Belediyesi’nin kurduğu iftar sofralarına adım attığınızda, yüzlerdeki heyecanı, kulaklarda yankılanan “afiyet olsun” seslerini hissetmek mümkün. Kent Lokantaları ve belediye önündeki çadırlar, sadece yemek için değil, gönülleri birleştirmek için hazırlanmış adeta.
Sofralar kurulmuş, tabaklar dizilmiş, ama asıl güzellik, aynı sofranın etrafında buluşan insanların birbirine sarılan bakışlarında, paylaşılan dualarda saklı. İlk iftarını burada yapan yaşlısı, genci, çocuğu…
Hepsi, Ramazan’ın manevi huzurunu birlikte soluyor. Bir yandan kulaktan kulağa geçen minik sohbetler, bir yandan ezan sesiyle birlikte açılan oruçlar…
İşte bu, şehrin kalbinde gerçek bir birlik ve beraberlik manzarası.
Belediye Başkan Yardımcıları Celal Akaç ve Mustafa Özer İskender’in de katıldığı bu iftar sofraları, sadece bir yemek paylaşımı değil; dayanışmanın, komşuluk bilincinin ve Ramazan’ın manevi ikliminin somut bir göstergesi.
Akaç’ın sözleri akılda kalıyor:
"Bugün hemşerilerimizle birlikte ilk iftarımızı yapmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Allah oruçlarımızı ve niyetlerimizi kabul etsin."
Ortahisar’ın her sokağında, her mahallesinde Ramazan’ın bu güzel ruhunu hissetmek mümkün. Ve insan bir kez daha anlıyor ki; asıl zenginlik, paylaştıkça çoğalıyor. İftar sofraları sadece karın doyurmaz, gönülleri de doyurur.
Ramazan, birlik ve beraberlik demek. Ortahisar’da bu ilk gün, bunu bize bir kez daha gösterdi.
***
RAMAZAN, BİR ÇADIR VE ÇOCUK GÜLÜŞLERİ…Ramazan ayını diğer aylardan ayıran şey sadece oruç değildir. Ramazan; sokakta hissedilen bir huzur, akşamüstü çöken o tatlı telaş, paylaşmanın verdiği iç rahatlığıdır. Ama hepsinden önemlisi, Ramazan çocukların hafızasında bir anı olarak kalabiliyorsa anlam kazanır.
Geçtiğimiz günlerde Pazarkapı’da, Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan Ramazan çadırından yükselen çocuk seslerini duyunca bunu bir kez daha anladım. İftar saatine daha vakit vardı ama çadırın içi şimdiden şenlenmişti. Çünkü Ramazan, o gün çocuklarla gelmişti.
Hanife Hatun Camii’nin hemen yanında, yani Hanife Hatun Camii çevresinde kurulan o çadır, aslında sadece bir etkinlik alanı değil; geçmişle geleceğin buluştuğu bir hatıra mekânı gibiydi. Beşikdüzü Merkez İlkokulu ve Hızırbey Ülkü İlkokulu’ndan gelen miniklerin gözlerindeki heyecan, Ramazan’ın neden “paylaşınca güzel” olduğunu sessizce anlatıyordu.
Hacivat ile Karagöz sahnedeydi…
Yüzler boyandı, sorular soruldu, doğru cevaplar alkışlandı.
Bir köşede el sanatları, bir köşede hat eserleri…
Ama en kıymetlisi, çocukların kalbine düşen o ilk Ramazan sevinciydi.
Biz büyükler Ramazan’ı çoğu zaman sorumluluklarla hatırlarız. Oysa çocuklar için Ramazan; bir oyun, bir gülüş, bir hikâyedir.
Bugün kurulan bu çadırlar, yarın “Ben Ramazan’ı orada sevdim” diye anlatılacak hatıralara dönüşür. İşte asıl kazanç da budur.Hele bir de “tekne orucu” gibi gelenekler ilçelere taşınacaksa, bu şehir Ramazan’ı sadece yaşamıyor, nesilden nesile aktarıyor demektir.
Bazen büyük projelere, büyük cümlelere gerek yok.
Bazen bir çadır yeter…
Ramazan da zaten tam olarak böyle bir şey değil mi?
***
GALATASARAY’IN YAPTIĞI İŞ OLMADI
Futbol dediğin sadece top koşturmak değildir. Bir de bunun edebi, örfü, usulü vardır. Her şey kâğıt üstünde bitmez; sözün de bir ağırlığı olur. İşte son günlerde Trabzonspor’un yaşadığı mesele tam olarak budur.
Haber61 canlı yayınına katılan Ahmet Metin Genç, Fenerbahçe yenilgisinin ardından duyduğu üzüntüyü dile getirdi ama asıl dikkat çeken sözleri başka bir yere parmak bastı. Açık konuştu, eğip bükmedi:
“Galatasaray ve Trabzonspor çok büyük yanlış yaptı. Trabzonspor’un anlaştığı bir topçuyu, anlaşmasına rağmen almak etik anlayışına sığmaz”
Gelelim Trabzonspor tarafına…
Bugün eldeki kadro sınırlı olabilir. İmkânlar dar, yol yokuş. Lakin bu takımın başında Fatih Tekke var; sırtında yük taşıyan bir camia var. Kulübün dümeninde ise Ertuğrul Doğan duruyor. Kolay iş değil yaptıkları ama emek var, niyet var.
Genç oyuncularla bir harman kuruluyor. Daha hamlar, doğrudur. Lakin bağ bozumu sabır ister. Bugün dikilen fidan, yarın gölge verir. Şimdi taş atmanın, ateş yakmanın kimseye faydası yok. Bu takım yıkıla yıkıla değil, sahip çıkıla çıkıla ayağa kalkar.
Eskiler ne demiş: “Acele işe şeytan karışır.”
Trabzonspor’un bugün ihtiyacı olan şey, bağırıp çağırmak değil; dirayet, sabır ve biraz da vefadır. Yanlış yapan yanlışında kalır, doğru yapan ise er geç yolunu bulur.










