Bir yandan mali dengeyi koruma çabası, diğer yandan sahadaki gücünü yitirmeme isteği... Bu iki gerçeği aynı anda taşımak kolay değil.Pedro Malheiro’nun satışından gelen gelir, kulübün ekonomik yaklaşımının bir örneği oldu. Şimdi gündemde başka isimler var: Mendy, Batagov, Zubkov ve Cham... Her biri için ciddi teklifler masada.Bu tablo, kulübün doğru oyuncuları seçip geliştirme konusunda başarılı olduğunu gösteriyor. Ancak asıl mesele bu oyuncuların gidip gitmemesi değil; yerlerine neyin konulacağıdır. Satmak, sadece para kazanmak değildir. Boşluğu dolduramıyorsan, kazanç geçicidir.Teknik direktör Fatih Tekke’nin görüşü bu noktada belirleyici olacak. Yönetim, futbol aklını merkeze alarak ilerliyor. Bu yaklaşım desteklenmeli. Çünkü kulüp olmak, günü kurtarmak değil; yarını sağlam temellere oturtmaktır.Önümüzde kritik bir yaz var. Atılan her adım, Trabzonspor’un yol haritasını etkileyecek. Sabırlı, kararlı ve planlı olmak gerekiyor.Zaman, doğru karar verme zamanı.***1461 TRABZON’DAN GERÇEKÇİ HAMLELERKTC 1461 Trabzon FK Başkanı Celil Hekimoğlu, yeni sezon için “Zor ama keyifli bir lig” dedi. Bu cümle, bu senenin maç temposunu özetliyor.Aynı grupta 11 şehir takımı var. Bu, demek oluyor ki her hafta deplasman havasında maç oynanacak. Seyirci baskısı, zemin koşulları ve hakem kararları bu ligin kaderini belirleyecek.Başkan’ın açıklamaları dikkatli. “Şampiyonluk değil, ilk beş hedefliyoruz” diyor. Bu doğru bir yaklaşım. Çünkü futbol artık sadece saha işi değil. Bütçe, kadro derinliği ve istikrar belirleyici.Transfer sözü verilmiş. “Kaliteli ve iyi oyuncular alacağız” deniyor. Bu da demek oluyor ki mevcut kadro yeterli görülmüyor. Ama unutmamak gerekir: Yeni oyuncu, uyum süreci ister. Sahaya çıkan her oyuncu, oyunu bilen ve formaya sadık olmalı.TFF 2. Lig artık eski lig değil. Rakipler güçlü. Bazı takımlar belediye destekli, sınırsız harcama yapıyor. Bu ortamda başarı, sadece parayla değil; plan, sabır ve doğru teknik ekiple gelir.1461 Trabzon, geçmişte Play-Off havasını tattı. Bu kez hedef yine orası. Fakat bu yol, sabırlı ve akıllı oynanırsa sonuç verir.Sözün özü: Lig uzun bir maraton. Başlangıç değil, son düdük belirleyici olur. Tribünlerin sesi kadar, soyunma odasının sesi de önemlidir.Top yuvarlak ama iş sağlam ayakta biter.***
TAMER BEY VE TRABZON TURİZMİNİN İLETİŞİM SINAVI
Trabzon turizmi son yıllarda daha fazla dikkat çekiyor. Ancak bu gelişmeye rağmen, bazı kapılar hâlâ kapalı gibi… İl Kültür ve Turizm Müdürü Tamer Erdoğan, sektörden gelen eleştirilerin odağında. İnsanlar onun zeki ve çalışkan biri olduğunu söylüyor; ama iş diyaloga, sıcak ilişkilere gelince biraz mesafeli durduğu hissi var. Herkes “Belki zamanla ısınır, iletişim artar” diye bekledi ama ne yazık ki, o sıcak ortam hâlâ kurulamadı. Turizmde en çok ihtiyaç duyulan şey; birlikte hareket etmek, sorunları birlikte çözmek. Oysa ne yazık ki, sektör paydaşları ile arada bir soğukluk olduğu gözleniyor. Eleştiriler çok ama Tamer Bey görevine devam ediyor. Kimse ondan mucizeler beklemiyor belki; asıl merak edilen “Bir sonraki müdür kim olacak?” sorusu... Trabzon turizmi, elbette ki sıcak, samimi ve üretken bir iletişimle hak ettiği yere ulaşacak. Umarız bu sürecin sonunda, hem sektör hem de kent için en iyisi olur.
***
SUYU ÇEKTİLER, HESABI UNUTTULAR!
Evet, temizlik hızla yapıldı. Caddeler yıkandı, molozlar kaldırıldı, kameralara birkaç “çalışkanlık” görüntüsü verildi. Ama kimse dönüp de şu soruyu sormadı – ya da sordu da cevabını bulamadı:
“Bu afet neden yaşandı?”
Klasik bir refleksle yine “çok yağmur yağdı” denip geçildi. Oysa asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü “çok yağmur” yağması, bir doğa olayıdır. Ama “bu kadar yağmurda yolların çökmesi”, “yeni yapılmış altyapıların iflas etmesi”, “binaların sular altında kalması”... bunlar sadece yağmurla açıklanamaz.
Bir de şu var: Vatandaşa yapılan “20 bin TL yardım” ile övünülüyor. Milyonluk zarar görmüş insanlar, bu parayla ne yapabilir? Beyaz eşyasını mı alsın, evinin tadilatını mı yaptırsın, aracını mı onarsın? Bu para bir jest değil, neredeyse bir “lütuf” gibi sunuluyor. Oysa devletin görevi, zarar gören vatandaşın yanında olmak; hakkını teslim etmek. Yardım değil, tazmin gerekir.
Üstelik ortada cevapsız çok soru var:
Yeni yapılan yollar nasıl bu kadar çabuk yıkıldı?
Altyapı projeleri neden bu kadar dayanıksız çıktı?
Kamu parasıyla yapılan bu işlerde denetim var mıydı?
Vardıysa, nasıl gözden kaçtı? Yoksa, neden yoktu?
Tüm bu sorular cevapsız. Ve işin en can alıcı noktası da bu:
“Bu işin faturası kime kesilecek?”
Her afetten sonra aynı senaryo yaşanıyor: Vatandaş zarar görüyor, birkaç gün medyada konuşuluyor, ardından unutuluyor. Hiçbir müteahhit hesap vermiyor, hiçbir belediye başkanı kamuoyuna açıklama yapmıyor, hiçbir denetçi istifaya zorlanmıyor.
Ama vatandaş? O, zararını kendi cebinden ödüyor. Yani bedeli yine gariban, yine halk ödüyor.
Gerçek bir hesap sormadan, gerçek bir sorumluluk duygusu olmadan bu döngü kırılmaz. Herkesin eli cebine gitmeli ama önce sorumluluğu olanların eli gitmeli. Kim imza attıysa, kim “olur” verdiyse, kim ihmal ettiyse, bu zararın bedelini o ödemeli. Yoksa Trabzon’dan sonra sırada başka şehirler olur. Ve biz bu yazıyı, başka şehirlerin adıyla bir kez daha kaleme alırız.
Ama sorumlular hâlâ susarsa…
Sel gider, kum kalmaz.
Güven de kalmaz.










