GÜNDEMİN İLK MADDESİ TRAFİK!
Trabzon'da artık trafik bir sorun değil, doğrudan bir yaşam biçimi haline geldi. Ama ne yazık ki bu yeni yaşam biçimi, sabır, stres ve zaman kaybı üzerine kurulu. Pazarkapı'dan Değirmendere’ye gitmek için 45 dakikanızı ayırmanız gerekiyorsa, burada bir değil birkaç sorun var demektir. Sabah 8'de başlayıp akşam 8’e kadar süren bir yoğunluk, sadece yolları değil, insanları da kilitliyor.
Peki bu çilenin tek nedeni yollar mı? Elbette hayır.
Burada sert bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor:
Bu trafiğin suç ortağı biziz. Evet, biz vatandaşlar.
Günlerdir herkes trafik yoğunluğundan şikâyet ediyor ama aynı kişiler toplu taşımaya binmeye burun kıvırıyor. Aracından inmek istemeyen binlerce insan, şehri adeta lastik yığınlarıyla kuşatıyor. Otobüsler, dolmuşlar boş geçerken; her gün yüzlerce özel araç tek kişilik yolculuklarla trafiği kat kat artırıyor.
Sonuç? Korna sesleri, egzoz dumanı, saatler süren bekleyiş...
Oysa çözüm elimizin altında: Toplu taşıma.
Kullansak, destek versek, yaygınlaşsa, gelişse.
Ama ne yazık ki Trabzon’da toplu taşıma kültürü hâlâ gelişmiş değil. Şikâyet var, çözüm arayışı yok. Aracı bırakmak, birkaç adım yürümek lüks sayılıyor. Halbuki bu şehirde trafikle başa çıkmanın en etkili yolu araç sayısını azaltmaktır. Ve bu da ancak ortak taşıma bilinciyle mümkün olur.
Bir diğer büyük sorun ise şehir içi yollarda saat farkı gözetmeksizin dolaşan uzun araçlar, TIR’lar ve kamyonlar.
Bu araçlar dar yolları tamamen kapatıyor, kavşaklarda manevra yapamıyor, arkalarında metrelerce kuyruk oluşturuyor. Onlar için belirli saatlerde, belirli güzergâhlarda trafik izni uygulanması gerekirken, bugün neredeyse günün her saatinde şehrin kalbindeler.
Ağır tonajlı araçların şehir içi trafiğe sabah ve akşam saatlerinde çıkması kesinlikle engellenmelidir.
Bu, hem trafik güvenliği hem de akışın sağlanması için elzemdir.
Avrupa’da, gelişmiş şehirlerde bu düzen yıllardır var. Bizde neden hâlâ yok?
Trabzon trafiği tek taraflı bir kriz değil. Hepimiz bu tablonun içindeyiz. Suçu başkalarında aramak kolay, ama önce kendimize bakmalıyız.
Toplu taşımayı tercih etmediğimiz, kurallara uymadığımız, sorumluluk almadığımız sürece; bu trafik, bu çile devam eder.
Belki de artık hepimizin durup şunu sorması gerekiyor:
Ben bu sorunun çözümüne ne katkı sağlıyorum?
***
TRABZON KIRSALINDA ÇÖP DAĞLARI!Trabzon’da trafik kaosu yetmezmiş gibi bir de çöpler sorunu tüm şehri sardı. Yaz mevsimiyle birlikte artan nüfus ve fındık toplama sezonu, şehri adeta çöp yığınına çevirdi. Özellikle Kırsal alanlarda ve ilçe merkezlerinde günlerdir toplanmayan çöpler, sokakları berbat hale getirdi.
Belediyeler ise bu soruna karşı takındıkları umursamaz tavırla göz göre göre sınıfta kaldı. Çöpler, sokak hayvanlarının karıştırmasıyla yayıldı, pis kokular etrafa yayılıyor, sinek ve haşere istilası had safhaya ulaştı. Turizm kenti olmayı savunan Trabzon, kendi sokaklarını bile temiz tutamıyor.
Bu sorun önceden öngörülebilir ve önlemler alınabilirdi. Ama ortada ne bir plan, ne de bir çözüm var. Belediyeler, temel görevlerini yerine getirmekte aciz kaldı. Vatandaşın sağlığı ve yaşam kalitesi hiçe sayıldı.
Trabzon’a yakışmayan bu durum artık kanıksanamaz. Yetkililer derhal harekete geçmeli; temizlik hizmetleri artırılmalı, denetimler sıklaştırılmalı ve şehir adeta çöp dağlarına dönüşmeden sorun çözülmeli. Aksi halde, sadece turizm değil, Trabzon’un prestiji de çöple birlikte batacak.
***
İLÇE BELEDİYELERİ ÜRETKEN OLMALI!Trabzon’un en doğusundan en batısına kadar bütün ilçe belediyeleri, bırakın yatırım yapmayı, çöpleri toplamaktan ve belediyelerin en temel, rutin görevlerini yerine getirmekten bile aciz durumda. Herkesin dilinde aynı cümle: "Büyükşehir’den destek bekliyoruz." Peki, asıl soru şu: Siz ne yapacaksınız?
Belediyecilik sadece destek almak değil, kendi kaynaklarını yaratmak ve bölgesini kalkındırmak demektir. İlçe belediyeleri, yerel iş insanlarını, girişimcileri harekete geçirmeli, dışarıdan yatırım çekmenin yollarını aramalıdır. Ne yazık ki, Trabzon’daki belediye başkanları bu sorumluluğu almakta isteksiz; kısıtlı bütçeyi mazeret olarak kullanıyor ve üretimden uzak duruyorlar.
Kaynak yetersizliği bir gerçek olabilir; ama bu, sorumluluktan kaçmak için bahane olmamalı. Yöneticilerin asli görevi, zor koşullarda bile çözüm üretmek, halka hizmet götürmektir. Ancak Trabzon ilçelerinde liyakat yerine siyasi ve kişisel ilişkilerin ön plana çıktığı kadrolaşmalar, verimliliği düşürmekte, hizmetlerin aksamasına neden olmaktadır.
Türkiye’nin birçok ilçesinde borçsuz, yatırım yapan, yerel potansiyeli harekete geçiren belediyeler varken, Trabzon’da “para yok” mazereti bir kılıfa dönüşmüş durumda. Belediyelerin asli görevi, sadece destek almak değil; kendi ayakları üzerinde durarak halkına fayda sağlamaktır.
Eğer belediye başkanları bu sorumluluğu üstlenemiyor, temel hizmetleri bile organize edemiyorsa, o zaman bu işi kaymakamlıklara devredin!
Trabzon ilçeleri artık sadece destek bekleyen değil, üreten ve kalkındıran yönetimlere ihtiyaç duyuyor. Bu değişim gerçekleşmediği sürece, vaatlerle dolu seçimler ve boş sözler Trabzon’a sadece zaman kaybettirir. Artık hesap verme zamanı; “büyükşehir’den destek beklemek”le olmaz. Siz ne yapacaksınız?***
TFF’DEN BİR DARBEDE AMATÖRE!Türkiye Futbol Federasyonu, 2025-2026 sezonu amatör futbol ligleri için belirlediği filiz lisans ücretleriyle adeta amatör kulüpleri köşeye sıkıştırdı. Zaten maddi imkansızlıklarla boğuşan, ayakta kalmaya çabalayan kulüplere 150 TL’den başlayan ve 10 bin TL’ye kadar çıkan lisans bedelleriyle bir darbe daha indirdi. Bu karar, futbolun en temel taşı olan amatörlerin kaderine terk edilmekten başka bir şey değil.
Trabzon’dan başlayıp birçok ilin amatör kulübüne yayılan öfke, TFF yönetiminin futbolun gerçek yüzünü ne kadar gördüğünün acı bir göstergesi. Kulüpler, ‘Amatör futbolun geleceğini yok eden’ bu karara isyan ederken, TFF’nin kulakları adeta sağır. Maddi imkansızlıklar içinde futbolu yaşatmaya çalışan kulüpler, bu yüksek ücretlerle kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Ancak TFF yönetimi, bunun farkında bile değil gibi davranıyor.
Amatör futbol, profesyonel liglerin temelini oluşturur. Genç yeteneklerin yetiştiği, spora gönül verenlerin bir araya geldiği bu liglerin ayakta kalması için kolaylık sağlanması gerekirken, alınan bu karar tam tersi bir sonuç doğuruyor. TFF yönetimi, kulüplerin sesine kulak vermek yerine onları daha da zor durumda bırakıyor.
Futbolun gerçek kahramanları olan amatör kulüplerin karşısına, bu kadar yüksek ve erişilmesi güç lisans ücretleri koymak, TFF’nin futbolu yönetme anlayışındaki kopukluğu ve sorumsuzluğu gözler önüne seriyor. Bu karar, amatör futbolun öldürülmesi için atılmış bir adım ve TFF’nin bu yanlıştan dönmesi artık kaçınılmaz.










