BU HASTANELERİ KİM DENETLİYOR?
Trabzon’daki devlet hastanelerinin durumu hakkında son günlerde tespit ve görüşlerimizi dile getiriyoruz.
Hastanelerin acil servislerinden tutunda yoğun bakım ünitelerine kadar her birimleri vatandaşla dolup taşmış durumda.
Bu yoğunluk karşısında doktor ve sağlık personeli yetersiz kalıyor.
Diyalog, hizmet, hijyen, havalandırma, temizlik, gibi konularda hepsinin sınıfta kaldığını söyleyebilirz.
Özel hastanelerde de aynı yoğunluk var. Fakat onlarda durum daha iyi. Temizlik ve bakım personellerin sayısının az olmasına, devlette çalışan personellerden daha az maaş almalarına rağmen temizlik ve hijyen konusunda daha özverili çalışıyorlar.
Demek ki devlet hastanelerinde çalışan personeller, “salla başı, al maaşı” taktiğini uyguluyor.
Bunun sebebi yeterince denetim yapılmaması. Personellerin siyaseten işe alındıkları için ikendilerini “dokunulmaz” olarak görmeleri, iş ahlakında yoksun olmaları olarak sıralandırılabilir.
Hele de hastalara karşı kullandıkları kaba uslüp, tahammül sınırlarını oldukça zorluyor.
Kısacası hastaneye yolunuz düştüğünde asıl hastalık o zaman başlıyor.
Gidişat hiçte hoş değil, gerekli önlemler alınmazsa dahada kötüye gideceği aşikâr!
***
YAYA GEÇERKEN BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN
Araç kullanıyorsunuz. Ama aynı zamanda bir yayasınız. Dolayısıyla hem sürücü, hem de yaya olarak uymanız gereken kurallar ve kaideler var. Resmi kural ve caydırıcı cezalar güncellendi. 4 bin 512 liralık bir ceza var. Adı; Yayaya Yol vermemek. Adana’da uygulama yapan asayiş ekipleri birçok sürücüye yaya geçidini kullanmakta olan ya da geçide yürüyen yayalara yol vermediği için onlarca kişiye bu cezayı uyguladı. Standart bir ceza olarak görünebilir ama yol verilmeyen her yaya için 4bin 512 lira ceza uygulamasına çarptırılabileceğinizi tekrar düşünürseniz bu rakam herkesi yorabilir. Zaten yayaya yol vermek bir trafik değil, medeniyet kuralıdır. Hem yaya geçidi, hem trafik lambası bulunan yerlerde sarı ışık yanmadan ya da henüz yanar yanmaz kornaya basmaya başlayan sürücülerimizi bu vesileyle tekrar uyarmak isteriz, önünüzdeki araç yaya geçişini ihlal ederse hem ona hem size ceza var. Hem de direkt plaka tanımlı TC kimlik numaranız üzerinden, anlık kayıtla hakkı çalınan yaya sayısı kadar!..
***
SARI LAMBANIN RESMİ ANALİZ VE AÇILIMI
Söz trafik cezalarından ve kurallarından açılmışken çok çarpıcı bir uzmanlık bilgisi edindik ve sizinle paylaşacağız. Elbette trafikçi olanlar ve ikinci kademe trafik eğitimi alanlar bunu iyi bilirler. Hani sarı ışık yandığından geçen sürücüler var ya, devamında ister kırmızı ister yeşil ışık olsun; sarı ışığın anlamı geçebilirsin demek değil. Peki sarı lamba resmi anlamda neye karşılık geliyor? O kadar ki; Allah korusun kazaya karışırsanız ‘ben sarı ışıkta geçmiştim’ veya ‘sarıda kalkmıştım’ demek sizi haklı çıkarmadığı gibi hem trafik cezası getirebiliyor, hem kazaya yol açabiliyor, hem de sigorta şirketi ile de karşı karşıya getirebiliyor. Bilirkişi trafikçi dedi ki; “Sadece hazırlanmaktır; geçmeye ya da durmaya hazırlanmak… Sarı lamba asla geçme hakkı vermiyor.”
***
ARSİN YATIRIM ADASI, GERÇEKLEŞMEYEN VAATLER!
Trabzon’da kamuoyunu yıllardır meşgul eden Arsin Yatırım Adası Projesi, sıkça gündeme gelmesine rağmen hâlâ elle tutulur bir ilerleme kaydedilmiş değil. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TTSO) yönetim kurulu toplantısında Erkut Çelebi’nin yaptığı açıklamalar, projenin çıkmazlarını ve uygulamada yaşanan aksaklıkları bir kez daha güzler önüne serdi. Ancak bu toplantının ardından ortaya çıkan temel soru şu: Arsin Yatırım Adası, gerçekten bir proje mi yoksa sadece hayali bir yatırım mı?
Projenin Cumhurbaşkanlığı kararı ile 2019 yılında yürüklüğe girdiği, dolayısıyla devlete ait önemli bir proje olduğu ifade edilse de, gelinen nokta hayal kırıklığı yaratıyor. Şirket yapısının kurulmasından çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporlarının tamamlanmasına kadar birçok aşama gerçekleşmiş gibi görülüyor. Ancak Milli Emlak’tan tahsislerin yapılamamış olması ve proje alanında şu ana kadar nitelikli dolgu işlemlerinin başlayamayışı, bu projenin başlangıçtan itibaren yeterince planlanmadığını ortaya koyuyor.
Proje, sürekli “Cumhurbaşkanlığı projesi” olarak lanse edilse de, uygulamada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın pasif kalışı dikkat çekiyor. Projenin deniz dolgusuyla gerçekleşeceği belirtilmesine rağmen, malzeme kaynağının temininde ve lojistik planlamada yaşanan aksaklıklar, ilgili bakanlıkların proaktif bir yaklaşım sergilemediğini gösteriyor.
Erkut Çelebi’nin, “Taş ocaklarından malzeme temininde sorun yaşıyoruz, Yanbolu Vadisi’nden taş alamıyoruz, halk bu projeye karşı çıkabilir” ifadeleri, böyle devasa bir projeye gerekli altyapı ve toplumsal destek çalışması yapılmadan başlanıldığını kanıtlar nitelikte. İstimlak edilmesi gereken alanların henüz tamamlanmaması ve bunun için milyonlarca lira ödenecek olması, bu bakanlıkların proje sahipliğini ciddiyetle ele almadığını gösteriyor.
Her yıl kiralama bedeli olarak 2 milyon TL’nin “boş denize” ödendiği, fakat alanda herhangi bir somut adımın atılmadığı ifadeleri, bu projenin ciddi bir kaynak israfına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Toplantıda belirtilen, “Bu projeyi devlet eliyle yapmalıyız, biz bunu yatırımcı bulup yapamayız” sözleri, yerel yönetimlerin sorumluluğu proaktif bir şekilde yerine getiremediğini ve merkezi idarenin de yeterince sahip çıkmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
İlgili toplantıda “Proje 49 yıllığına kiralandı, ancak malzeme yok, istimlak edilecek alanlar belirlenmedi” gibi sözler, projenin gerçekleştirilebilir olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Sondaj raporlarında deniz derinliğinin 50 metreyi bulması ve dolgunun yaklaşık 20 katlı bina yüksekliğine ulaşacağı gibi detaylar, bu işin mühendislik açısından son derece zor olduğunu kanıtlar nitelikte. Şu ana kadar hangi tür mühendislik çalışmalarının yapıldığı veya hangi alternatiflerin masaya yatırıldığı ise belirsiz.










