Ortahisar Belediyesi Başkan Yardımcısı Cüneyt Zorlu’nun kamuoyuyla paylaştığı sayılar, parti hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Trabzon genelinde yaklaşık 20 bin yeni üye hedeflenirken bunun beşte birine dahi ulaşılamaması, merkez ilçede ise hedeflenen 8 bin üyeye karşılık 560 kişide kalınması, üzerinde durulması gereken veriler olarak öne çıkıyor.
Bu noktada mesele, kimin haklı olduğu ya da kimin siyasi üstünlük sağladığı tartışmasından ziyade, bu rakamların ne anlattığıdır. Uzun yıllardır AK Parti’nin güçlü olduğu Trabzon merkezinde üye çalışmalarının hedeflerin gerisinde kalması, seçmen davranışlarında bir değişim yaşandığını düşündürüyor. Ancak bu değişimin kalıcı mı yoksa dönemsel mi olduğu sorusu henüz net bir yanıt bulmuş değil.
Yerel seçimlerin ardından Ortahisar’da oluşan yeni siyasi atmosferin, parti tercihlerine ve teşkilat çalışmalarına nasıl yansıdığı da ayrı bir başlık. CHP’nin belediyecilik performansının seçmen nezdinde nasıl karşılık bulacağı, önümüzdeki süreçte daha somut şekilde görülecek.
Öte yandan üye sayıları, tek başına sandık sonucunu belirleyen bir ölçüt değil. Teşkilat yapısı, saha çalışmaları, aday profilleri ve ülke gündemi gibi birçok etken bu tabloyu doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut verileri kesin bir siyasi hüküm olarak okumak yerine, bir uyarı işareti olarak değerlendirmek daha sağlıklı olur.
***TRABZONSPOR TRANSFER MASASINDA SOĞUKKANLITrabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın ara transfer dönemi öncesinde yaptığı açıklamalar, kulübün transfer politikasına dair net mesajlar içeriyor. Özellikle “4 oyuncumuza çok ciddi teklifler var” sözleri, sadece piyasa hareketliliğine işaret etmiyor; aynı zamanda yönetimin nasıl bir yol haritası izlediğini de ortaya koyuyor.Devre arası transfer dönemleri, futbolun en kırılgan zamanlarıdır. Bir yanda cazip teklifler, diğer yanda bozulma ihtimali bulunan takım dengesi vardır. Bu nedenle Doğan’ın “iyi giden takımı bozmak istemiyoruz” ifadesi, kulağa hoş gelen bir temenniden çok, bilinçli bir tercih olarak okunmalı. Trabzonspor yönetimi bu süreçte sportif istikrarı öncelik haline getirmiş görünüyor.
Ancak futbol sadece saha içiyle sınırlı değil. Ekonomik gerçekler, kulüplerin kararlarını doğrudan etkiliyor. Başkan Doğan’ın “reddedilemeyecek bir teklif” vurgusu da bu gerçeğin inkâr edilmediğini gösteriyor. Buradaki kritik soru şu: Böyle bir ayrılık yaşanırsa, sahadaki karşılığı hazır mı? Doğan’ın “alternatiflerimiz var” demesi, bu ihtimalin masada olduğunu ve plansız hareket edilmeyeceğini düşündürüyor.
Teknik direktör Fatih Tekke’nin raporları doğrultusunda hareket edilmesi ise ayrıca dikkat çekici. Trabzonspor’un geçmişte sıkça eleştirildiği plansız ve ani transfer hamlelerinden uzak durulmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Yönetim ile teknik heyet arasında kurulan bu iletişim, özellikle hedef büyüten takımlar için hayati bir unsur.
Özetle Trabzonspor, ara transfer dönemine ne panik havasıyla ne de kapıları tamamen kapatarak giriyor. “Satmak için satan” ya da “transfer olsun diye transfer yapan” bir anlayıştan uzak duruluyor. Başkan Doğan’ın açıklamaları, kontrollü ve ölçülü bir sürecin işletileceğine işaret ediyor. Asıl mesele ise, masaya gelecek tekliflerin cazibesinden çok, bu tekliflerin sezonun tamamına nasıl yansıyacağı olacak.
Çünkü transferde atılacak her adım, yalnızca bugünü değil, Trabzonspor’un yolculuğunu da doğrudan etkileyecek.
***MEDYA MERKEZİ BAŞKANIN EMEĞİNİ HEBA EDİYOR!Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın Trabzon’un ilçelerinde yaptığı ziyaretler, öyle geçiştirilecek türden programlar değil. Bu şehirde Trabzonspor’un ne anlama geldiğini bilen herkes için bu temasların kıymeti büyüktür. Şalpazarı’ndan Yomra’ya uzanan hat, aslında kulübün kalbinin attığı yerdir.Başkan Doğan’ın gittiği her ilçede halkla iç içe olması, belediye başkanlarıyla samimi diyaloglar kurması, folklor ekipleriyle karşılanması bize çok net bir şey söylüyor: Trabzonspor bu şehrin en büyük ve vazgeçilmez ortak paydasıdır. Forma ile yöresel hediyelerin el değiştirdiği o anlar, protokol fotoğrafı değil; aidiyet fotoğrafıdır.Bu ziyaretlerin asıl değeri, kulübün yıllardır unuttuğu bir gerçeği hatırlatmasında yatıyor. Trabzonspor yalnızca Papara Park’ta oynanan 90 dakikadan ibaret değil. İlçelerde, köylerde, sokak aralarında yaşayan bir sevda bu. Ertuğrul Doğan’ın yaptığı tam olarak budur; kulübü tekrar sokağa indirmektir.Ancak bütün bu doğru adımların yanında, görmezden gelinemeyecek ciddi bir eksiklik var.Başkan ilçeleri gezerken, Trabzonspor Medya Merkezi adeta sınıfta kaldı. Böyle bir programın basına önceden duyurulmaması, basit bir unutkanlık değildir. Bu, iletişim adına ciddi bir zafiyettir. Başkan sahada emek verirken, o emeğin kamuoyuna duyurulmasını sağlayacak basın mensuplarının organizasyona davet edilmemesi ciddi bir ihmalkârlığını ürünü…Sorun şurada: Trabzonspor’un başkanı horonla karşılanıyor, marşlarla uğurlanıyor ama bu ortada birkaç basın mensubu dışında kimse yok!Trabzonspor medya merkezinin bu sorumsuluğu başta kulüp başkanı ve yönetim kuruluna saygısızlıktır!Ertuğrul Doğan ilçelerde doğru yerde duruyor. Halkla temas kuruyor, kulübün köklerini hatırlatıyor. Ama bu tabloyu tamamlayacak olan iletişim ayağı ne yazık ki aynı ciddiyeti gösteremiyor…Bu yüzden medya merkezi yetkililerinin ivedilikle uyarılması gerekiyor!***YAYLADAN ŞEHRE, ŞEHİRDEN KÖYE…
Trabzon’da yaz geldi mi hayat yer değiştirir. “Şehir biraz sakinler, köyler ve yaylalar canlanır.” Özellikle kırsalda yaşayan, hayvancılıkla ya da tarımla uğraşan insanlar için bu bir alışkanlıktan öte, kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam biçimidir.
Mayıs ayıyla birlikte köylüler yaylalara doğru göç etmeye başlar. Mezralar dolup taşar, yayla yolları hareketlenir. “Hayat, betonun arasından çıkıp doğanın içine taşınır.”
Sonra yavaş yavaş dönüş başlar. Eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte insanlar yeniden köylerine, mahallelerine iner. Ancak bu döngü herkes için aynı değildir. Hayvancılıkla uğraşmayan, köyle bağı zayıflayan, orada kalmasını gerektirecek bir sebebi olmayanlar için dönüş daha erkendir. Genelde Aralık sonu, yılbaşıyla birlikte “şehir hayatı yeniden merkez hâline gelir.”
Köyler sessizleşir. Ta ki Mayıs ayına kadar… Arada sadece havanın güzel olduğu birkaç günde, günübirlik ziyaretlerle köy yolları kısa süreliğine canlanır, sonra yeniden sessizlik çöker.
Havalar soğudukça Trabzon’da bu göç daha da belirginleşir. Yüksek kesimlerde kış serttir. Yağmur, çamur, sis derken insanlar bu şartlarda köyde kalmak istemez. “Bacalardan tüten duman yerini şehirde doğalgaz peteklerine bırakır.” Köy evlerinin ışıkları birer birer söner.
Oysa yaz aylarında köyde kalanlar için hayat bambaşkadır. İnsanlar ciddi anlamda çalışır; hem bedenen yorulur hem de farkında olmadan spor yapar. Doğal beslenir, temiz hava solur. “Şehirde aranan enerji, aslında köyde kendiliğinden bulunur.” Kış geldiğinde ise yaz boyunca biriken o enerji, şehir hayatında yavaş yavaş tükenir.
Trabzon; deniziyle, duasıyla, yeşiliyle Türkiye’nin en özel şehirlerinden biridir. Karadeniz insanı köyüne düşkündür. Bu yüzden köyüne yatırım yapmaktan geri durmaz. Evler yenilenir, tadilatlar yapılır; olmuyorsa sıfırdan yeni yapılar yükselir.
Ancak tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Son yıllarda özellikle ilçelerde ve köylerde “gözle görülür bir betonlaşma” dikkat çekiyor. Eskiden tek katlı, müstakil evlerin arasında yeşilin hâkim olduğu köyler, artık apartmanların yükseldiği alanlara dönüşüyor. Doğanın, ağaçların, eski köy dokusunun yerini beton alıyor.
Belki daha konforlu evler yapılıyor ama “köylerin ruhu yavaş yavaş kayboluyor.” Yeşilin içinde kaybolan taş evlerin yerini gri duvarlar aldığında, ortaya çıkan manzara insanın içini pek de ısıtmıyor.
Trabzon’un asıl zenginliği beton değil, doğasıdır. “Köyleri şehirleştirmeden, doğasını koruyarak yaşatmak” belki de bu bitmeyen döngüyü gerçekten anlamlı kılmanın tek yoludur.










