Ama ne olduysa birkaç ay içinde oldu. Kent Lokantaları “sosyal hizmet” olmaktan çıktı, “siyasi vitrin” haline geldi. İlk zamanlardaki o titizlik, o kalite, o özen buhar olup uçtu. Kalan ne mi? Salçaya boğulmuş yağlı yemekler, etten çok hayal kırıklığı barındıran tabaklar, mideyi yakan ama vicdanı doyurmayan menüler…
“Tavuk ve et porsiyonları pirinç tanesi kadar küçülmüş”, “yemek sonrası şişkinlik ve mide ekşimesi şikayetleri artmış…” İnsanlar yediğine mi yansın, yemediklerine mi? Kent Lokantası’na gelen vatandaş artık ucuzlukla değil, “midem bozuldu” cümlesiyle ayrılıyor.
Ve dün, bu lokantaların birinci yılı kutlandı. Kutlandı derken; Ahmet Kaya'nın ağzından yazıldığı açıkça belli olan beş spotluk bir basın metni, belediyenin tüm kanallarından pompalanmaya başladı. Öyle cümleler kurulmuş ki, gören sanır Ortahisar Belediyesi değil de Birleşmiş Milletler Gıda Programı, sanır ki bu lokantalar Trabzon’u değil dünyayı doyuruyor! Yazık…
“Doğru belediyecilik yapıyoruz” diye diye yanlışta ısrar etmek, halkla alay etmektir. Kent Lokantası artık bir hizmet değil, bir aldatmaca. Çünkü içerik boşaldı, sadece tabela kaldı. Hâlâ “takdir topladık” diyorsanız, o zaman size bu yemeklerin vatandaşa nasıl dokunduğunu anlatan şikayetleri dinlemenizi öneririm. Gerçek takdir, kalbin doymasındadır; göz boyamada değil.
Kent Lokantası meselesi küçük bir detay gibi görülebilir ama aslında Ortahisar Belediyesi’nin yönetim anlayışının özetidir. Gösteriş var, içerik yok. Reklam var, hizmet yok. Rakamlar var, insan yok.
Eğer bir proje ilk başta nasılsa sonrasında da öyle olmalı. “Bir yıl önceki fabrika ayarları”na dönmeden, yeni şube açsanız ne yazar? Daha fazla kişinin mide problemi yaşamasına mı hizmet edeceksiniz?
Halk artık afişle, sloganla, spot metinle kandırılmıyor. Gerçek hizmetin ne olduğunu biliyor. Ahmet Kaya’ya düşen görev; çıkıp basın açıklaması yapmak değil, kent lokantasına oturup o yemekleri baştan sona kendi yemektir. Bakalım o zaman hâlâ “lezzetli ve sağlıklı” diyebilecek mi?
Ortahisar, göz boyamayı değil; dürüst, şeffaf ve kaliteli hizmeti hak ediyor. Gerisi laftan ibaret.
***
AĞLAMAYI BIRAK KAYA, İCRAAT YAP!
Belediye başkanı olmak, sadece “Halk Süt, Halk Ekmek, Kent Lokantaları” diye tekrarlanan şov projeleriyle halkın gözüne girmek değildir. Koltuğa oturup “ekonomik baskıya rağmen çalışıyoruz” diye şikayet etmek kolay. Asıl zor olan, şehri yönetmek, kaynak üretmek, gerçek projeler yapmak, yatırımcıyı kente çekmektir.
Trabzon’un denizi var, yaylası var, her gün havaalanına onlarca uçak inip kalkıyor. Siz ne yapıyorsunuz? Yatırımcıları nasıl buraya çekeceğinizin derdine düşmek yerine, sosyal medyada poz vermekle oyalanıyorsunuz.
Belediye başkanının görevi, şehrin kaynaklarını artırmak, israfı önlemekten öteye geçer. Proje üretmek, işsizliği azaltmak, altyapıyı geliştirmek ve kentte yaşam kalitesini yükseltmektir. Bu görevlerinizden haberiniz var mı?
“Elle tutulur bir proje yok” diyorlar. Ne yazık ki haklılar. Şehrin sorunları büyürken, siz sadece “silkeleyiniyoruz” deyip stratejik vizyon ortaya koymayı bir yana bırakıyorsunuz.
İlla halkın sizi sandıkta silkelemsini bekliyorsunuz!
İsraf etmiyoruz diye övünüyorsunuz, peki ya kaynak yaratma? Siz sadece var olanı idare etmekle mi görevlisiniz? Hayır! Siz bu kentin yöneticisisiniz, sorumluluğunuz şehrin kalkınmasıdır.
Sosyal medyada paylaştığınız birkaç poz, gerçek icraatların yerini tutmaz. Trabzonlular sizden yatırım, iş, hizmet bekliyor; boş laf değil, somut adımlar görmek istiyor.
Eğer “Keyfim yerinde, sosyal medyada poz vermek varken, neden zor işlerle uğraşayım?” diyorsanız, bilin ki bu şehir sizi affetmez. Siz bu şehri sadece şov için kullanıyorsunuz.
Unutmayın:
Belediye başkanı, halkın temsilcisi, şehrin kalkınmasının öncüsüdür. Kaynak üretmek, projeler geliştirmek, sorunları çözmek en asli görevinizdir. Bunları yapamıyorsanız, koltuğunuzda oturmanın anlamı yoktur.
Trabzon, gerçek hizmeti hak ediyor. Siz de koltuğunuzu hak edecek işlere başlayın artık!
***
ORTAHİSAR'DA BİLGİ SIZIYOR, GÜVEN ERİYOROrtahisar Belediyesi’nde son günlerde yaşanan gelişmeler, sadece kamuoyunu değil, belediye koridorlarını da fazlasıyla meşgul ediyor. Kulislerde yüksek sesle dillendirilen bir iddia var: Belediye içinden bazı kritik bilgilerin sistematik şekilde dışarıya servis edildiği konuşuluyor.İddiaya göre, sadece birkaç üst düzey personelin bilgisi dâhilinde olan kimi gelişmeler, kısa süre içerisinde özellikle muhalif yayın organlarında detaylı şekilde yer buluyor. Bu durum, hem içerideki işleyişe dair ciddi bir güven krizini, hem de bir tür “içeriden müdahale” şüphesini doğurmuş durumda.
Kaya’nın en yakınında görev yapan bazı isimlerin bu bilgi akışında rol oynadığı öne sürülüyor. Belediyeye yakın kaynakların aktardığına göre, "bazı isimlerin içeride başka, dışarıda bambaşka bir pozisyon aldığı" konuşuluyor. Bu kişilerin, hem başkanla birlikte fotoğraf veren, hem de perde arkasından medya operasyonlarına zemin hazırlayan aktörler olduğuna dair şüpheler güç kazanmış durumda.
Başkan Ahmet Kaya’nın bu tablo karşısında gözle görülür bir refleks göstermemesi ise kulislerde ayrı bir tartışma konusu. "Belediyede yönetsel boşluk var" diyenler, sorunlara karşı etkili ve kararlı bir irade gösterilemediğini, aksine çözüm arayışında olanların önünün kesildiğini iddia ediyor.
Belediyede "herkesin herkesten şüphelendiği", odalarda "sessiz konuşmaların arttığı" bir döneme girildiği ifade ediliyor. Bazı birimlerde çalışanların, artık kendi aralarında dahi açık konuşmaktan kaçındığı yönünde bilgiler var. Bu da Ortahisar Belediyesi’nde idari yapının, kurumsal reflekslerini kaybetmeye başladığını gösteriyor.
Ortahisar Belediyesi çevresinde konuşulan bu kulis bilgileri ışığında kamuoyu, hem içeriden bilgi sızdırdığı öne sürülen isimlerin kim olduğunu, hem de başkanın bu tabloya ne zaman ve nasıl bir yanıt vereceğini merak ediyor.
Şu bir gerçek ki, Ortahisar’da yaşananlar artık sadece siyasi bir mesele değil. Bu bir yönetişim testi. Ya kurum içi disiplin sağlanacak ya da bu “sessiz kriz”, belediyeyi daha da içinden çıkılmaz bir noktaya sürükleyecek.
***
BİR KAP SUYLA BİR CANA NEFES OLMAKTrabzon’un gölgesiz sokaklarında bir kedi dili dışarıda, bir köpek kaldırımın köşesine kıvrılmış. Üstelik bu sadece bir manzara değil, gün geçtikçe daha sık karşımıza çıkan bir tablo. Yaz bastırdı. Güneş, taş duvarlara abanıyor. Asfalt, ayakkabımızın altını yakarken, sokaktaki dostlarımız bu sıcakta ne yesin, ne içsin?
İşte tam da burada bir durup düşünmek gerekiyor. Çünkü mesele büyük ve karmaşık değil. Sadece bir kap su. Evet, sadece bu kadar basit bir şeyle bir canın hayatına dokunmak mümkün.
Ortahisar’da oturuyorsak, bir apartmanda yaşıyorsak, bir dükkan işletiyorsak… Bahane yok. Belediyenin temizlik çalışmaları ya da görüntü kaygıları bir yana, vicdanlarımızın sesi daha yüksek olmalı. Bir kap su, belki bir kap mama koymak, inanın dünyaları değiştiriyor o hayvanların.
Elbette bu sadece bireysel bir sorumluluk değil. Kurumsal adımlar da şart. Özellikle Ortahisar Belediyesi’nin, kent genelinde sokak hayvanları için kalıcı su pınarları oluşturması artık bir lüks değil, ihtiyaç. Hem çevreye hem canlara duyarlı bir şehir olacaksak, bu gibi adımları hızla atmalıyız.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in hayvan hakları konusundaki duyarlılığını zaten biliyoruz. Bugün tam da o duyarlılığın ete kemiğe bürünmesi gereken günlerdeyiz. Sayın Başkan'ın bu konuda yapacağı bir çağrı, hem belediyelere hem vatandaşlara örnek olur. Çünkü toplum, liderini izler.
Sıcaklar artıyor, asfalt yanıyor. Gözleri susuzluktan buğulu bakan bir kedi ya da dili dışarıda bekleşen bir sokak köpeğiyle göz göze geldiğimizde, içimizde bir şeylerin kıpırdaması gerekiyor. Çünkü vicdan dediğimiz şey, tam da böyle anlarda ortaya çıkar.
Unutmayalım, “bir kap su” demek, bazen bir canın daha sabaha çıkabilmesi demektir.











Basın Şube Müdürü Elif Çavuş, Ersen Küçük'ü Ali Öztürk'e şikayet etmiş. Ali'de yazmış. Ahmet Kaya'nın müdürü Ali ile kol kola. Ahmet Kaya'da seyrediyor. Kimler kimlerle...Ver mehteri...