ORHAN KAYNAK’A SON VEDA
Futbol dünyası dün gerçekten zor bir gün yaşadı.
Trabzonspor’un yardımcı antrenörü, Türk futbolunun mütevazı ve sevilen isimlerinden Orhan Kaynak, geçirdiği kalp krizinin ardından hayata veda etti. Ardından ise geride büyük bir hüzün bırakarak son yolculuğuna uğurlandı.
İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Fatih Sultan Mehmet Camii dün sadece bir cenaze için değil, aynı zamanda bir vefanın, bir saygının ve bir sevginin buluşma noktasıydı. İkindi namazını müteakip kılınan cenaze namazında spor dünyasından çok sayıda isim saf tuttu. Aynı safta duranlar sadece meslektaşlar değildi; aynı zamanda Orhan Kaynak’ın hayatına dokunduğu insanlardı.
Cenazede bir gerçek çok net hissediliyordu:
Orhan Kaynak iyi bir futbolcu olmanın ötesinde, iyi bir insandı.
Cenaze namazının ardından Kaynak’ın naaşı Kilyos Mezarlığı’na götürüldü. Dualar okundu, gözler doldu, sessizce uğurlandı. Futbolun gürültülü dünyasında çoğu zaman unutulan o insani taraf, o anlarda bir kez daha kendini hatırlattı.
Cenazede Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, teknik direktörler Şenol Güneş, Fatih Terim, Rıza Çalımbay, Hami Mandıralı, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas, Samet Aybaba ve spor camiasından birçok isim vardı. Eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu da bu veda anında oradaydı.
Ama o kalabalığın içinde en çok dikkat çeken şey isimler değildi.
Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: hüzün ve şaşkınlık.
Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan duygularını dile getirirken aslında birçok kişinin hislerine tercüman oldu. “Öncelikle camiamızın başı sağ olsun. Ailesine sabır diliyoruz. Onu hep güler yüzüyle hatırlayacağız. Teknik kadro içinde hepimizin çok sevdiği, saygı duyduğu biriydi. Çok üzgünüz. İnşallah onun anısına Trabzonspor ligi daha iyi yerlerde bitirir.” sözleri, camianın yaşadığı kaybı açıkça ortaya koyuyordu.
Teknik direktör Rıza Çalımbay ise onu çok daha yakından tanıyan isimlerden biriydi. Sözleri sade ama çok anlamlıydı: “Orhan hocayla bağımız çok iyiydi. Benim yardımcımdı. Çok iyi bir insandı. Kimseyi üzmeyecek, güler yüzlü bir insandı. İyi bir aile babasıydı. Çok üzüldük.”
Futbol dünyasında başarı konuşulur, kupalar konuşulur, goller konuşulur. Ama bazı insanlar vardır ki geriye sadece başarıları değil, insanlığıyla bıraktığı iz kalır.
Orhan Kaynak işte o insanlardan biriydi.
Belki çok büyük manşetler atan bir yıldız değildi. Belki en çok konuşulan isimlerden biri de olmadı. Ama futbolun içinde olan herkesin bildiği bir gerçek vardı: O iyi bir kalpti.
Dün Kilyos’ta toprağa verilen sadece bir teknik adam değildi.
Futbolun içindeki o güzel insanlardan biri, sessizce aramızdan ayrıldı.
Geride ise onu tanıyan herkesin hafızasında aynı cümle kaldı:
“Ne iyi bir insandı.”
***
TRABZON BÜYÜKŞEHİR’İN ÖRNEK ORGANİZASYONU
Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Ramazan ayı boyunca çocuklara yönelik gerçekleştirdiği Tekne Orucu etkinlikleri ile birçok belediyeye örnek oluyor. 4-12 yaş grubundaki miniklere Ramazan’ı sevdirmek ve gelenekleri yaşatmak amacıyla hazırlanan bu organizasyon, şimdiden birçok belediyenin gündemine girmiş durumda.
Etkinliğin dünkü durağı Ortahisar’daki Hanife Hatun Camii oldu. Etkinliğe katılan çocuklar, hem eğlenceli anlar yaşadı hem de Ramazan ayının manevi atmosferini yakından hissetme fırsatı buldu.
Yaklaşık 2 bin çocuk, Nasrettin Hoca hikâyeleri ve Hacivat-Karagöz gösterileri ile keyifli vakit geçirirken, Ramazan’ın kültürel ve manevi yönü de eğlenceli bir şekilde anlatıldı. Böylece çocuklar için unutulmayacak bir Ramazan akşamı ortaya çıktı.
Programa Trabzon Valisi Tahir Şahin ile Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç de katılarak çocukların heyecanına ortak oldu. Çocukların yüzlerindeki mutluluk ve alandaki coşku, Ramazan ayının birlik ve paylaşma ruhunu adeta gözler önüne serdi.
Ortaya çıkan görüntüler ise tam anlamıyla **“Ramazan coşkusu”**nu yansıtan bir tablo niteliğindeydi. Ailelerin ve çocukların yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, sosyal belediyecilik anlayışının güzel bir örneği olarak dikkat çekti.
Bu etkinlik modelinin önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin farklı şehirlerinde de uygulanacağı şimdiden konuşulmaya başlandı. Çünkü çocuklara Ramazan kültürünü eğlenceli ve öğretici bir şekilde aktaran bu organizasyon, belediyecilikte sosyal sorumluluk projelerine güçlü bir örnek teşkil ediyor.
Bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese yürekten teşekkür etmek gerekiyor. Gerçekten de çocukların hafızasında iz bırakacak böylesine güzel bir etkinlik, Ramazan ayının ruhuna yakışan örnek bir çalışma olarak öne çıkıyor.
***
YARIM MİLYONA DAYANAN TRAFİK NE ANLATIYOR?
Karadeniz’in en önemli ulaşım kapılarından biri olan Trabzon Havalimanı için açıklanan son veriler, şehrin ne kadar hareketli bir merkez haline geldiğini bir kez daha ortaya koydu. Rakamlar ilk bakışta bir istatistik gibi görünebilir ama aslında bir şehrin ekonomisini, turizmini ve dinamizmini anlatan önemli göstergelerden biri.
Devlet Hava Meydanları İşletmesi tarafından açıklanan verilere göre şubat ayında havalimanını kullanan yolcu sayısı 201 bin 586 olarak kayıtlara geçti. Aynı dönemde iniş-kalkış yapan uçak sayısı bin 399 oldu. Taşınan yük miktarı ise bin 574 ton olarak açıklandı. Ancak asıl dikkat çeken tablo yılın ilk iki ayında ortaya çıkıyor. Ocak ve şubat aylarını kapsayan dönemde toplam yolcu sayısı 456 bin 496’ya ulaştı. Yani yılın daha başında yarım milyona yaklaşan bir yolcu trafiği söz konusu.
Bu rakamlar Trabzon adına hiç de küçümsenecek bir tablo değil. Turizm sezonu henüz başlamamışken ortaya çıkan bu hareketlilik, şehrin ulaşım açısından ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Yaz aylarında özellikle Körfez ülkelerinden gelen turist yoğunluğu düşünüldüğünde yılın geri kalanında bu sayının çok daha yukarılara çıkması sürpriz olmayacaktır. Bu nedenle “Trabzon Havalimanı yalnızca bir ulaşım noktası değil, aynı zamanda bölgenin ekonomik damarlarından biri” demek abartı sayılmaz.
Verilerdeki bir başka önemli nokta da yük taşımacılığı. İlk iki ayda taşınan toplam yük miktarı 3 bin 873 ton olarak istatistiklere yansımış durumda. Kargo, posta ve bagajın dahil olduğu bu rakam; ticari hareketliliğin ve lojistiğin de ciddi bir şekilde arttığını gösteriyor. Karadeniz’de üretim yapan birçok işletme için hızlı ulaşım ve kargo imkânı büyük önem taşıyor. Bu açıdan bakıldığında havalimanındaki hareketlilik sadece turizm açısından değil, bölge ekonomisinin canlılığının da bir göstergesi.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Yıllardır dile getirilen kapasite sorunu hâlâ gündemdeki yerini koruyor. Özellikle yaz aylarında terminalde yaşanan yoğunluk, park alanlarındaki sıkışıklık ve uçuş saatlerindeki yoğunluk neredeyse herkesin ortak şikâyeti haline gelmiş durumda. Bu nedenle açıklanan bu yüksek rakamlar bir yandan sevindirirken, diğer yandan da şu gerçeği hatırlatıyor: “Artan yolcu sayısı mevcut altyapının sınırlarını zorlamaya başladı.”
Bu tablo aslında önemli bir mesaj veriyor. Trabzon büyüyor, turizm gelişiyor, ulaşım ağı her geçen gün daha fazla kullanılıyor. Fakat bu büyümenin sağlıklı devam edebilmesi için havalimanı altyapısının da aynı hızla güçlendirilmesi gerekiyor. Aksi halde bugün gururla konuştuğumuz yolcu sayıları, yarın hizmet kalitesi tartışmalarının gölgesinde kalabilir.
Sonuç olarak ortaya çıkan tablo iki yönlü bir gerçekliği anlatıyor. Bir yanda büyüyen bir şehir, artan turizm ve canlı bir ekonomi, diğer yanda ise bu büyümeye ayak uydurması gereken bir altyapı ihtiyacı. Kısacası rakamlar bize şunu söylüyor: “Trabzon Havalimanı büyüyor, ama bu büyümeye hazırlıklı olmak da artık bir zorunluluk.”
***
CHP’DEN UYARI: ‘MEYDAN KAYBOLURSA ŞEHİR KAYBEDER
Trabzon’da şehircilik tartışmaları hiç bitmez. Ama bazı konular vardır ki sadece bir proje değil, şehrin geleceğine dair bir tercih anlamına gelir. Karagöz Meydanı meselesi de tam olarak böyle bir tartışmanın merkezinde duruyor.
Ortahisar Belediye Başkan Yardımcısı Celal Akaç ve Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Başkanvekili Cüneyit Zorlu’nun dile getirdiği görüşler, aslında sadece bir muhalefet eleştirisi değil; “nasıl bir şehir istiyoruz?” sorusunun farklı bir cevabı niteliğinde.
Bir tarafta kentsel yatırım ve dönüşüm iddiası var, diğer tarafta ise yeşil alan ve kamusal meydan hassasiyeti.
Tartışma tam da bu çizgide ilerliyor.
Önce işin mali tarafı…
Büyükşehir Belediyesi’nin Karagöz Meydanı Projesi için 1 milyar TL kredi kullanma planı var. Bu rakam tek başına bile oldukça dikkat çekici. Celal Akaç’ın dile getirdiği endişe de tam burada başlıyor.
Akaç’ın sözleri oldukça net:
“Belediyemizin neredeyse 20 milyarı bulan bir borç yükü oluşacak. Bu borç yükü bizim tanımlamamıza göre ödenebilir ya da yönetilebilir olmaktan çıkmıştır.”
Bu cümle aslında yerel yönetimlerde son yıllarda giderek büyüyen bir tartışmayı hatırlatıyor: yatırım için borçlanmak mı, mali disiplini korumak mı?
Şunu kabul etmek gerekir…
Bir şehir büyüyorsa yatırım yapmak zorundadır. Yeni projeler, meydanlar, ulaşım yatırımları, otoparklar… Bunların hepsi kaynak ister. Büyükşehir belediyeleri çoğu zaman bu kaynakları krediyle sağlar.
Bu açıdan bakıldığında yatırım için kredi kullanılması tek başına eleştirilecek bir durum değildir.
Ancak madalyonun diğer yüzü de var.
Borç büyüdükçe gelecek yönetimlerin hareket alanı daralır. Faiz yükü belediyelerin bütçesini sıkıştırır. Ve en önemlisi, yapılan yatırımın gerçekten şehir için vazgeçilmez olup olmadığı sorgulanmaya başlanır.
Karagöz Meydanı tartışmasının merkezinde de tam olarak bu soru duruyor.
Projenin savunucuları buranın kente yeni bir yaşam alanı kazandıracağını düşünüyor. Yeni bir çekim merkezi oluşturacağı, ticaretin canlanacağı ve bölgenin değer kazanacağı savunuluyor.
Bu bakış açısının da haklı olduğu taraflar var.
Şehir merkezlerinde yapılan planlı ticari alanlar, kafeler, sosyal mekânlar çoğu zaman kentsel canlılık yaratır. İnsanların vakit geçireceği alanlar oluşur. Ekonomik hareketlilik artar.
Ancak eleştirilerin odak noktası da tam burada ortaya çıkıyor.
Çünkü muhalefetin iddiası oldukça çarpıcı:
“Karagöz Meydanı, kent meydanı hüviyetini kaybederek ticari alana dönüştü.”
Bu iddia, şehircilik açısından son derece kritik.
Zira meydan dediğimiz şey yalnızca beton bir boşluk değildir. Meydanlar şehrin nefes aldığı kamusal alanlardır. İnsanların ücretsiz şekilde vakit geçirdiği, buluştuğu, etkinlik yaptığı, şehri hissettiği yerlerdir.
Cüneyit Zorlu’nun sözleri de bu bakış açısını güçlendiriyor:
“Projede meydan kalmadı. 1200 metrekare bir alan kalıyor. Alt katları kafelere vereceksiniz. Geriye alan diye bir şey kalmıyor, sadece ticari alanlar kalıyor.”
Eğer bu tespit doğruysa gerçekten önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Meydan mı yapıyoruz, yoksa ticaret alanı mı?
Zorlu’nun önerisi ise oldukça farklı bir yaklaşım içeriyor. 1 milyar TL’lik kredinin projeye değil, kamulaştırmaya harcanmasını ve alanın tamamen park olarak bırakılmasını öneriyor.
Onun ifadesiyle:
“Bu alanı bu şehre bir park olarak kazandıralım.”
Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde en büyük sorunlardan biri yeşil alan eksikliği. Betonlaşma arttıkça insanlar park ve meydan arıyor.
Trabzon gibi coğrafi olarak sıkışık bir şehirde ise bu ihtiyaç daha da büyük.
Bu yüzden Karagöz Meydanı tartışması aslında sadece bir proje meselesi değil. Şehir planlamasının hangi yönde ilerleyeceğinin de bir göstergesi.
Ancak şunu da unutmamak gerekir…
Her projeye sadece “ticari alan” diye karşı çıkmak da doğru değildir. Şehirler yaşamak için olduğu kadar ekonomik olarak ayakta kalmak için de gelişmek zorundadır.
Doğru olan şey çoğu zaman ortadadır.
Bir meydan hem kamusal alan olabilir hem de şehre ekonomik canlılık katabilir.
Önemli olan dengeyi kurabilmektir.
Trabzon’un en büyük ihtiyacı da belki tam olarak budur:
Şehrin kimliğini koruyan ama aynı zamanda geleceğini de inşa eden projeler.
Karagöz Meydanı meselesi bu yüzden basit bir meclis oylaması değildir.
Çünkü bugün alınan kararlar yarın şu soruyu belirleyecek:
Trabzon daha çok beton mu olacak, yoksa daha çok nefes alan bir şehir mi?










