SİMİTİN KADERİ ESNAFIN VİCDANINA MI BIRAKILDI?
Türkiye’de simit artık sadece kahvaltıların değil, ekonominin nabzını tutan bir ürün haline geldi. Çünkü simide yapılan her zam, halkın sofrasına yansıyan maliyetin ne kadar ağırlaştığını gözler önüne seriyor. Geçtiğimiz hafta 15 liradan 20 liraya çıkarılacağı açıklanan simit fiyatı, alınan yeni bir kararla yıl sonuna kadar ertelendi. Ancak bu erteleme sadece Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa için geçerli. Anadolu’nun geri kalanında yaşayan milyonlarca vatandaş için herhangi bir açıklama yapılmadı.
Şimdi soruyorum: Bu ülkenin insanı dört büyük şehirde yaşayanlardan mı ibaret? Trabzon’daki, Erzurum’daki, Kayseri’deki vatandaşın cebinden çıkan para önemsiz mi? Eğer “vatandaşın hassasiyeti” gerekçesiyle zam erteleniyorsa, Anadolu’daki vatandaş hassasiyet göstermiyor mu?
Mart ayında 10 liradan 12,5 liraya çıkarılan simit fiyatı Trabzon’da hâlâ gündemden düşmedi. Şimdi ise yıl bitmeden ikinci bir zamla fiyatın 20 liraya yükselmesi konuşuluyor. Aynı yıl içinde %61’lik artışa kim “vicdanlı” diyebilir?
Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu’nun açıklamaları maalesef tatmin edici olmaktan çok uzak. Bir yandan “halkın taleplerini dikkate aldık” deniyor, öte yandan kararın sadece dört büyükşehir için geçerli olacağı açıklanıyor. Bu çelişki, vatandaşın aklıyla adeta alay etmektir.
Unutulmasın: Simit lüks bir yiyecek değildir. Çayın yanına alınan en sade, en halkçı öğündür. Eğer bu en basit besin bile dar gelirlinin sofrasına ulaşamaz hale gelirse, bunun adı sadece “zam” olmaz; aynı zamanda sosyal adaletsizlik olur.
O halde sormak gerekiyor: Simitin fiyatı gerçekten maliyetler üzerinden mi belirleniyor, yoksa esnafın vicdanına mı bırakılıyor? Eğer bu belirsizlik devam ederse, yarın öbür gün Anadolu şehirlerinde vatandaşın karşısına 20 liralık simit çıktığında kim hesap verecek?
***
BİR VELİ BİR ÖĞRENCİ İÇİN KAÇ FORMA ALMAK ZORUNDA?
70’li 80’li yılların çocukları hâlâ siyah önlüğün kokusunu hatırlar. Tek tip, tek düğme, beyaz yaka… Bir yandan sadelik, bir yandan eşitlik… Oysa ne karmaşa vardı, ne de velilerin bu kadar yükü.
2000’li yılların başında kolejlerin hayatımıza soktuğu renkli formalar, kısa sürede resmi okullara da yayıldı. Önce “renk” geldi, sonra “zorunluluk.” Her okulun kendi renginin olması kimsenin itiraz etmediği bir durumdu. Fakat bugün gelinen noktada iş çığırından çıkmış durumda.
Velilerden gelen şikâyetlerin ardı arkası kesilmiyor. Artık her sınıf ayrı bir renkten sorumlu. Kısa kollu başka, uzun kollu başka… Yazlık ayrı, kışlık ayrı… Hırkası var, süveteri var… Yetmedi; “beden eğitimi için logolu özel takımlar” da zorunlu hale geldi. İşin ilginci, bu alışverişler okul aile birlikleri üzerinden değil, küçük esnaf görünümlü özel üretici-satıcılar üzerinden yönlendiriliyor. Yani velinin önüne adeta “zorunlu alışveriş listesi” konuluyor.
Sormak lazım: Bir öğrenci okula gitmek için mi hazırlanıyor, yoksa defileye mi?
Mesele sadece para değil. Her rengin, her modelin, her logonun peşinde koşturan veli; eğitim-öğretimin değil, kumaşın tonunun derdine düşüyor. Daha ilk haftadan veliler hem maddi hem manevi olarak sıkıştırılıyor. Bu, eğitimin ruhuna da ters, ailelerin yüküne de.
Buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na sesleniyorum: “Bu karmaşaya neden göz yumuluyor?” Öğrenciye eşitlik sağlamak için getirilen forma uygulaması, nasıl oldu da eşitsizliğin kaynağına dönüştü?
Velilerin cebini yakan bu zorunluluğa artık bir dur denmeli. Çünkü mesele sadece forma değil; mesele adalet, mesele eğitimde fırsat eşitliği.
***
AMPUTE ULUSLAR LİGİ ŞAMPİYONASI BAŞLIYORTürkiye Ampute Futbol Federasyonu’nun organizasyonunda, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek Ampute Uluslar Ligi Şampiyonası, Trabzon’da sporseverlerle buluşuyor.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, 12 Eylül 2025 Cuma günü saat 13.30’da yapılacak açılış seremonisine tüm vatandaşları davet etti.
Bu önemli organizasyon; Türkiye Ampute Futbol Federasyonu’nun organizasyonu, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği ve Trabzon Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün koordinasyonu ile gerçekleştirilecek. Türkiye Ampute Milli Futbol Takımı’nın da sahada olacağı şampiyonanın açılışı, 12 Eylül 2025 Cuma günü saat 13.30’da Akyazı Şenol Güneş Spor Kompleksi Yavuz Selim Sahası’nda yapılacak. Turnuva, 12-14 Eylül tarihleri arasında oynanacak maçlarla tamamlanacak.
12 Eylül Cuma günü saat 15.00’te Türkiye – İtalya, saat 17.00’de Polonya – İngiltere karşılaşacak.
13 Eylül Cumartesi günü saat 15.00’te Türkiye – Polonya, saat 17.00’de İngiltere – İtalya oynanacak.
14 Eylül Pazar günü ise saat 15.00’te İtalya – Polonya, saat 17.00’de Türkiye – İngiltere karşı karşıya gelecek.
Şampiyonanın Trabzon’da düzenlenmesi kuşkusuz şehir adına ayrı bir gurur kaynağı. Sporun yalnızca saha sonuçlarından ibaret olmadığını, yürekten gelen azimle birleştiğinde neleri başarabileceğini gösterecek bu organizasyon, Trabzon’a da Türkiye’ye de çok şey katacaktır.
***
İLÇE BELEDİYELERİ ÜRETKEN OLMALI!Trabzon’un en doğusundan en batısına kadar bütün ilçe belediyeleri, bırakın yatırım yapmayı, çöpleri toplamaktan ve belediyelerin en temel, rutin görevlerini yerine getirmekten bile aciz durumda. Herkesin dilinde aynı cümle: "Büyükşehir’den destek bekliyoruz." Peki, asıl soru şu: Siz ne yapacaksınız?
Belediyecilik sadece destek almak değil, kendi kaynaklarını yaratmak ve bölgesini kalkındırmak demektir. İlçe belediyeleri, yerel iş insanlarını, girişimcileri harekete geçirmeli, dışarıdan yatırım çekmenin yollarını aramalıdır. Ne yazık ki, Trabzon’daki belediye başkanları bu sorumluluğu almakta isteksiz; kısıtlı bütçeyi mazeret olarak kullanıyor ve üretimden uzak duruyorlar.
Kaynak yetersizliği bir gerçek olabilir; ama bu, sorumluluktan kaçmak için bahane olmamalı. Yöneticilerin asli görevi, zor koşullarda bile çözüm üretmek, halka hizmet götürmektir. Ancak Trabzon ilçelerinde liyakat yerine siyasi ve kişisel ilişkilerin ön plana çıktığı kadrolaşmalar, verimliliği düşürmekte, hizmetlerin aksamasına neden olmaktadır.
Türkiye’nin birçok ilçesinde borçsuz, yatırım yapan, yerel potansiyeli harekete geçiren belediyeler varken, Trabzon’da “para yok” mazereti bir kılıfa dönüşmüş durumda. Belediyelerin asli görevi, sadece destek almak değil; kendi ayakları üzerinde durarak halkına fayda sağlamaktır.
Eğer belediye başkanları bu sorumluluğu üstlenemiyor, temel hizmetleri bile organize edemiyorsa, o zaman bu işi kaymakamlıklara devredin!
Trabzon ilçeleri artık sadece destek bekleyen değil, üreten ve kalkındıran yönetimlere ihtiyaç duyuyor. Bu değişim gerçekleşmediği sürece, vaatlerle dolu seçimler ve boş sözler Trabzon’a sadece zaman kaybettirir. Artık hesap verme zamanı; “büyükşehir’den destek beklemek”le olmaz. Siz ne yapacaksınız?










