KARTAL PROJESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Trabzonspor’a 1994 yıllarında kazandırılan ve 29 yıllığına kiralanan, üzerine çeşitli tesisler yapılan fakat artık hiçbir işlevi olmayan, atıl duruma düşen İstanbul Kartal’daki arsanın değerlendirilmesi için Ahmet Ağaoğlu başkanlığında bir çalışma başlatılmıştı. Bu çalışma bitirilemeden Ertuğrul Doğan, başkanlık koltuğuna oturmuştu. Doğan da büyük gelir beklenen Kartal arazisiyle ilgili çok yoğun çalışmalar gerçekleştirdi. Yani neredeyse transfere ayırdığı süreç kadar bir zamanı buradaki sorunun çözümü için kullanmıştı.
Cumhurbaşkanından ilgili bakanlara ve bürokratlara kadar kapısı çalınmadık yetkili bırakılmamıştı. Sonunda Ertuğrul Doğan ve yönetimi muradına erdi. Kartal arazisinin 29 yıllığına daha Trabzonspor’a kiralanıp, üst kullanım hakkının da verilmesiyle birlikte Bordo-Mavili camiada adeta bayram yaşandı. Çünkü Doğan’ın burada yapılacak projeyle birlikte geçen yıl beklentisi 2,5 milyar liralık bir kardı. Artık bu kadar yüksek enflasyonun yaşadığı ülkede, bu rakam her halde 5 milyar lira gibi bir noktaya ulaşması gerekiyordu. Neyse dün KAP bildirimiyle arazinin Trabzonspor kulübünden 3 milyar 993 milyon lira karşılığı devralındığı belirtildi.
BORÇ AZALDI DİYE TRANSFER AZGINLIĞI YAPMAYIN
Bunun anlamı şu; Trabzonspor Derneği’nin (Kulübü) kiralamış olduğu arazi, yönetim tarafından Trabzonspor şirketlerinden Sportif AŞ’ye 3 milyar 993 milyon liraya devredilmesidir. Muharrem Usta başkanlığındaki yönetimin daha önce Kartal arazisi ile ilgili genel kurulda üyelerden aldığı onay ile mevcut yönetim Genel Kurul’dan onay almaya gerek duymadan Kartal Arazisi ile ilgili her türlü yetkiyle donatılmış oldu. Şimdi bu arazinin nasıl değerlendirileceği konuşuluyor.
Büyük ihtimalle TOKİ veya Emlak Konut gibi kuruluşlarla ortak bir çalışma yürütülecektir. Sonuçta da kulübün en az 5 milyar lira civarında bir gelir elde etmesinin önünü açılacak proje hayata geçecektir. Hayata geçirilecek projeden kulübün kasasına girmesi muhtemel kar 5 milyar lirayı bulursa kimse şaşırmasın. Ancak böyle bir gelirin elde edilmesiyle birlikte transfer azgınlığına kapılma yanlışlığına düşülmemesi gerektiğinin de altını çizmek gerekir.
EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜR BORCUMUZDUR
Bizim buradan Kartal Projesiyle ilgili çalışan, çabalayan ve desteği olan herkese teşekkür etmek ve kutlamak boynumuzun borcudur. Burada öncelikli olarak Faruk Nafız Özak, Akif Hamzaçebi gibi isimlerin bu araziyi Trabzonspor’a 30 yıl önce kazandırmalarından dolayı onlara ilk teşekkür borcumuz. Sonra bu araziyi değerli kılmak için çaba harcayan tüm yönetimlere…
Ve tabii ki araziye ruhsat verilmesini sağlayan dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Recep Tayyıp Erdoğan ile Belediye’nin CHP’li Refah Partili ve MHP’li üyelerine de teşekkür bir borçtur. Şimdi de mevcut yönetime alkış tutuyoruz.
Ancak!... Bu projeden gelecek olan paranın borçlara yatırılması şarttır. Başkan Ertuğrul Doğan da bunu açıklamıştı zaten… Öncelikli olarak Bankalar Birliğine olan borcun kapatılacağını vurgulamıştı. Fakat asıl sorun işte bu aşamadan sonra başlayacak diye düşünüyorum. Çünkü eğer Ertuğrul Doğan ve yönetimi, “Nasılsa Kartal Projesinden önemli bir gelir elde edeceğiz. O halde, çok daha pahalı ve ne idüğü belirsiz transferleri yapmaya, freni patlamış kamyon gibi hareket etmeye devam edelim” derse işte o zaman Trabzonspor’a en büyük ihanet edilmiş olurlar.
TRANSFER YAPILIRSA TÜM EMEKLERE YAZIK OLUR
Çünkü transfer sevdasıyla birlikte hem kulübün önemli bir arazisi elden gitmiş, hem de borç bugünü bile çok çok aşan noktalara ulaşmış olur. Onun için kulübü yönetenler, borcu azaltırken, bundan sonraki süreç için yeni borçlar üretmemenin ve kulübü artık ekonomik açıdan güvenli limana çekmenin planlamışını yapmalı…
Yani Abdullah Avcı ve onun benzeri teknik adamların batırma planlarını çöp sepetine göndermeli…
Bir başka önemli proje de Çukurçayır’daki benzin istasyonu ile ilgili yapılan tahsistir… Bu da iyi işlerse, kulübün kasasına sürekli bir gelir gelecek demektir. Ama onun da iyi kullanılması şarttır. Bu noktada da üyelere büyük görev düşüyor. Parayı bulunca yönetimin hemen transfer yapmasını değil, borcu azaltmasını ve zamanla sıfırlamasını istemek onların en doğal görevi olmalıdır. Kulübün üyeleri, Trabzonspor’un çıkarlarını düşünür ancak…
Anlık heyecanlarla birlikte yapılacak gereksiz transferlerle mutlu olmaz. Üye ancak kulüp kimseye elini açmadan yaşayabiliyor ve bunun yanında başarılı olabiliyorsa gurur duyar.
AKTUĞ DÖNEMİNDE DE BORÇ SIFIRLANDI DA!...
Bakın bir örnekle kulübün borçlarının bitirilirken, uygulanmaması gereken politikaları anlatmaya çalışayım. Atay Aktuğ başkanlığı döneminde Trabzonspor şirketleşti ve Borsa’ya girdi.
Kulübün yüzde 25’i Borsa’ya kote edildi. Buradan 33 trilyon lira (O dönem liradan altı sıfır atılmamıştı) gelir elde edildi. Bunun 6 trilyon lirası reklam ve tanıtım için harcanmıştı. Kasaya giren 27 trilyon liranın 20 trilyonu ile tüm borçlar kapatıldı. 7 trilyon lira ile ise Borsa’daki hisselerin yüzde 6’sı geri alındı. Bu arada Ziya bey Sitesi Maliye Bakanlığına 4 trilyon 750 milyar lira karşılığı satılarak tüm vergi ve KDV borçları kapatıldı. Yani sıfır borçlu bir kulüp ortaya çıktı.
Ancak Aktuğ bırakırken borç 10 trilyon, Nuri Albayrak ile 40 trilyon lira oldu. Sadri Şener döneminde takım Şampiyonlar Ligine girdi, Gökdeniz Karadeniz ve Burak Yılmaz’dan devasa paralar kazanıldı. Başka futbolculardan da büyük paralar geldi. Gelirler üç katına çıktı. Ancak Sadri Şener görevi bırakırken, borç 173 milyon liraya çıkmıştı. (Liradan 6 sıfır atılmıştı) Demek istediğim bırakın borcu sıfırlamayı, kasanızda 500 milyon Euro’da olsa yanlış transfer politikası izlerseniz, yarın borç batığına yeniden gömülürsünüz.
Tarihten ders alın ve bunu yapmayın lütfen…
***
BU HİÇ OLDU MU HACIOSMANOĞLU?
Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığına ilk kez bir Trabzonspor başkanı olarak seçilen İbrahim Hacıosmanoğlu ile ilgili kafalarda çok soru işareti bulunuyordu. Bunun sebebi de bizim çok yakından takip ettiğimiz Trabzonspor başkanlığı sırasında neler yaptığıydı. Yaptıkları hiç de güven vermiyordu.
TFF’de ise göreve başladıktan sonra özellikle tüm kulüplerin güvenini kazanma adına sürekli adaletten, eşitlikten, barıştan, dostane rekabetten söz ediyor. Bunlar da toplumun hoşuna gidiyor.
Fakat bazı atamaları, bazı isimleri görevden alma biçimi ise sıkıntıya yol açıyor. Bunlar ayrı konu da, TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, A Milli takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu’nun kendisini aradığını ve, “Gözümüz aydın” dediğini belirtip, Aslında söylemesi gereken, ‘hayırlı olsun, başarılar dilerim’ olmalıydı. Demek ki neler yaşanmış” ifadelerini kullandı.
ÇALHANOĞLU’NU SANKİ İSPİYONLAMIŞ OLDU
İbrahim Hacıosmanoğlu’nun özel bir konuşmayı kamuoyu önünde ifşa etmesi gerçekten çok çirkin oldu. Sormak gerekir Hacıosmanoğlu’na ki; Bu hiç oldu mu, yakışık aldı mı? Milli takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu, belli ki size yağcılık yapmak istemiş, bunun da yolu olarak bir önceki yönetime eleştiri mahiyetinde söylememesi gereken bir sözü kullanmış… Ama bunlar özel konuşmalar…
Yani bir üçüncü şahsın bile tanık olmadığı bir diyalog…
Bunu kamuoyu önünde kullanmak, bir Federasyon başkanına hiç yakıştı mı? Hakan Çalhanoğlu’nun başka grupların gözünde yerle bir olması, hakkında kötü düşünmesi ve nihai olarak düzen değiştiğinde de intikam alabilecekleri koşulları yaratmak hiç de etik bir yaklaşım olmadı…
Bir yerde milli takım kaptanını bir önceki yönetime ve onlara yakın olanlara ispiyonlamış gibi oldunuz. Bunun farkında değil misiniz?
Biraz daha özen, biraz daha dikkat lütfen!.
***
YAPMA BE ULAŞ ÖZDEMİR YAPMA!
Ulaş Özdemir’i gençlik yıllarında Trabzon’a geldiği ilk günlerden itibaren tanırım. Uzun bir süre Doğan Haber Ajansı’nda da beraber çalıştık. Sonra yollarımız ayrıldı. Kendisi Kanal Mavi’ye haber müdürü oldu, bense biraz daha ilerleyen süreçte Günebakış’a spor müdürlüğü görevine geçiş yaptım.
Hukukumuz her zaman iyi oldu. Bana da saygıda hiç kusur etmedi. Kendisinin spor gazeteciliğiyle hiç ilgisi olmadı. Futbolla da taraftarlığın ötesinde bağlantısı bulunmadı. Fakat ilişkileri onu bir anda Trabzonspor’da Medya’dan sorumlu Genel Müdür yardımcısı yaptı. Ahmet Ağaoğlu döneminde yaşanan bir gelişmeyle istifa etti. Zaten daha önce Turkuaz Grubu’nun Karadeniz Büro Şefiydi, bu kez futbol yazarı olarak bu kuruma dönüş yaptı. Bir yandan da Başkan Ertuğrul Doğan’a danışmanlık hizmeti sunmayı da başardı.
ESKİ YILLARDA SADECE FUTBOL TAKIMI TARAFTARIYDIN
Ulaş Özdemir, futboldan eskiden pek konuşmazdı ama fanatik taraftarı olduğu kulüp vardı. Bu konuya hiç değinmeyelim. Şimdi bir yandan Takvim Gazetesi’nde yazıyor, diğer yandan da ASpor’da Trabzonspor’u yorumluyor.
Rapit Wien maçından sonra canlı yayına görüntülü bağlandı ve özellikle transferlerle ilgili konuştu. Hele santrafor transferi konusunda öylesine fikirler ortaya koydu ki, dersin ki yılların teknik direktörü…
Paul Onuachu ile Woud Weghors arasında kıyaslama yaparken, “Onuachu, Trabzonspor’da çok başarılı oldu ama bana sorarsınız, Weghorst derim. Çünkü bu oyuncu başka bir seviye… Sahada bir santrafor olarak her şeyi yapıyor. Hava toplarında etkili, takım arkadaşlarını oynatıyor, sırtı dönük oynuyor. Sahada liderlik yapıyor” falan dedi de dedi… İnsanın gerçekten aklı almıyor. Trabzonspor’a bilmeyerek bu kadar kötülük yapılır mı kardeşim?
ÜRETİM POLİTİKALARI İÇİN NEDEN ÇIĞLIK ATMIYORSUN?
Bir kere şunu ifade edeyim ki bu kulübün az çok durumunu bilen bir kişi olarak, “Bir dakika arkadaş, Trabzonspor’u yönetenler ve Abdullah Avcı altyapıdan neden bir tek oyuncu kazanamıyor. Bunlar gelene kadar çok verimli olan altyapı, şimdi mi kurudu? Bu altyapıda Poyraz Efe isimli bir santrafor var. Hem Başkan Doğan, hem Abdullah Avcı, cesaret gösterip, bu futbolcuyu vitrine çıkarmalı, güvenmeli, özgüven aşılamalı…
Üç tane yabancı santrafor eder…
Enis Destan geçen sezon çıkış yaptı, bu sezon üzerine koyması sağlanıp, takımın starı haline getirilmeli…
Denis Dragus çok yönlü bir forvet ve onun da harcanması engellenmeli… Yeni santrafor hem masraf, hem lüks, hem eldeki oyuncuların harcanması anlamına gelir” neden diyemiyorsun, neden? Trabzonspor kulübünün yaptığı 10 transferi görüyoruz. Geçen sezon da 17 transfer yaptı. Ulaş Özdemir, Galatasaray kulübe bunlardan 3 tanesini aldırır mısın? Ya da Fenerbahçe veya Beşiktaş’a…
Hiç neden, “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” demiyorsunuz da, durmadan transfer transfer diye yırtınıyorsunuz?
WEGHORST’UN AVRUPA NEDEN PEŞİNE DÜŞMÜYOR?
Peki bu Woud Weghors başka bir seviyeyse, neden Beşiktaş’tan ayrılmak istedi, Manchester United’e gitti ama tutunamadı, tam bir fiyasko oldu? Madem bu oyuncu başka bir seviye neden kulübü Burnley, onu elde tutmak için tüm yolları denemiyor? Neden Hoffenheim’e kiralık gönderildi. Ve bu oyuncu başka seviyeyse niçin Hoffenheim bu oyuncuyu transfer etmek istemiyor? Bu futbolcu başka bir seviyeyse hangi nedenle, çok iyi oynadığı Beşiktaş yeniden kadrosuna katmak için çabalamadı da 34 yaşındaki bir futbolcuyu aldı? Bu futbolcu başka bir seviyeyse Hollanda A Milli takımında niçin banko oynamıyor? Bu oyuncu başka seviyeyse onu isteyen Ajax Ahmet Can Kaplan’a 9,5 milyon Euro verirken, bu adam için niçin 5 milyon Euro’yu gözden çıkarmıyor? Weghors, 32 yaşına gitti, tam 468 profesyonel resmi maça çıktı. Bu maçlarda sadece 180 gol atabildi, 57 asistte kaldı. Yani üç maçta bir gol atabildi. Başka bir seviyeyse neden en azından iki maçta bir gol katkısı yapamadı? İnan milleti kör, alemi sersem sanıyorsunuz! Yani neredeyse, “Acaba bu Weghorst’un menajeriyle çok yakın arkadaş mı bizim Ulaş Özdemir?” diye sormak durumunda kalacağım…
Yapma Ulaş, etme…
Bu kulübe daha fazla zarar verilmesine zemin hazırlayacak sözler söyleyip, kamuoyunu da beklentiye sokma olmaz mı?
Olmaz mı kardeşim!!!
***
İDMANOCAĞI NASIL KÜME DÜŞTÜ?...
Geçtiğimiz sezon elde ettiği şampiyonlukla Bölgesel Amatör Ligi’e katılma hakkı kazanan İdmanocağı şok bir karar aldı.
Yapılan açıklamaya göre camianın ileri gelenleri ve eski başkanlarıyla yapılan istişare sonucunda İdmanocağı yönetimi lige katılmayacağını duyurdu.
Ekonomik açıdan bakıldığında bu karar mantıklı görülebilir. Ancak 1 Ağustos 2024’de değişen “YEREL LİGLERİN KATEGORİLERİ İLE İLGİLİ STATÜ”’de “2023-2024 Sezonunda TFF 3. Liginden düşen takımlar ve 2024-2025 sezonunda ilini temsilen Bölgesel Amatör Lig’e (BAL) katılmaya hak kazanan takımlar şayet 2024-2025 sezonunda BAL’a katılmak istemezlerse, küme düşmüş sayılarak bir sonraki sezonda illerindeki büyükler kategorisinin en üst ligine katılabilirler.” ifadesi yer alıyor
Yani geçen yılın şampiyonu İdmanocağı, kurala göre küme düşmüş sayılacak ve bu sezon bir alt kümede mücadele edecek.
Konuyu sitemizin yazarı ve İdmanocaklılığıyla bilinen Altuğ Atalay’dan değerlendirmesini istedik.
Atalay’ın görüşleri şöyle:
“Yönetimin tavrnı anlayışla karşılamak gerekli. Ancak burada bir öngörüsüzlük söz konusu. İdmanocağı geçen yıl ciddi bir harcama yaparak şampiyon oldu ve camiayı mutlu etti. Oysa Bölgesel Amatör Ligi’nin karşıya çıkaracağı ekonomik tablo belliydi. O zaman harcamayı sonuca değil, açıklamada da yer alan İdmanocağı’nın temelini oluşturan amatör ruha yani üretime harcasalardı. Hem Trabzon futboluna faydaları dokunur, hem de doğru iş yapmış olurdular. Şimdi ne oldu? O kadar yatırım harcayanların cebinden çıktı, boşa gitti. Üstüne üstlük 100 yıllık kulüp statü gereği de olsa küme düştü. Oradaki başkandan yöneticilere kadar herkes, dostumuz, arkadaşımız, kardeşimiz. Ne olursa olsun yanlarındayız. Hepsini çok seviyoruz ama kulübümüzü de. Keşke daha akılcı ve öngörülü bir bakış açısı sergileseydiler. Umarım bu süreçten ders alnır da bundan böyle aynı hatalara düşülmez.”
***
YİNE TRABZON ÜNİVERSİTESİ YİNE SKANDAL!
Geçtiğimiz günlerde resmi gazetede yayınlanan akademik personel alım ilanı Trabzon Üniversitesinde büyük bir sorun yarattı. Kurulduğu günden itibaren gerek ülke gündemine gerekse şehrin gündemine skandallarla gelmeyi başaran üniversite, bu defada Spor fakültesine profesör olarak bir mimarın alınmasını sağlayan ilan şartlarını yazdı. Resmi gazeteye düşen ilanda "peyzaj mimarlığı alanında doçent ünvanını almış olmak" şartı aranması adrese teslim ilan olarak nitelendirildi. Spor Bilimleri Fakültesi, Rekreasyon bölümü için yapılacak atamaya, Rekreasyon bölümü mezunu doçentler veya Spor Bilimleri alanında doçentliği olanlar başvuramıyor. Düşünebiliyormusunuz onlarca doktorasını yapmış ama işsiz açıkta bekleyen sporcu gencimiz veya peyzaj mimarı boşta beklerken, bir devlet üniversitesi sadece 1 kişinin başvurabileceği bir kadro ilanı verebiliyor. Trabzonda bunun hesabını sorabilecek ne iktidar nede muhalefetten kimsenin sesi çıkmıyor. Hani kişiye özel kadro ilanları son bulacaktı? Acaba Ak Parti il başkanı Sezgin Mumcu bir yorum yapacak mi? Yâda muhalefet milletvekilleri Sibel Suiçmez veya Yavuz Aydın sesini çıkaracakmı?
Sibel Hanım mecliste hertürlü haksızlığı dile getiriyormuş ama iş kendi cenahından birine gelince sus pus oluyormuş demekki. Bir büyük eleştirde üniversitede ki sendikalara gelsin. Sendikaların bu konuları dile getirmemesi nekadar samimiyetsiz olduklarını ortaya koyuyor. Bu ekonomik krizde vatandaşın hakkını yiyen ve hakkını savunmayanların sonu siyasi tarihimize bakıldığında anlaşılacaktır.











Trabzon üniversitesi rektörü ilahiyatcıydı sanırım.