Devlet hastanelerinde yoğun bakım üniteleri dolu. Acil gelen hastalara yer yok. Çare olarak gösterilen adres ise özel hastaneler. Ama bu, herkes için bir çare değil. Çünkü özel hastanelerin talep ettiği fahiş ücretler, dar gelirli vatandaşın belini büküyor. Sigortası olmayan hastaların bile özele yönlendirildiği bir sistemde, sağlık hizmeti adım adım parası olana erişilebilir hale geliyor.
Trabzon’da da durum ne yazık ki bundan farklı değil. Acil olduğu söylenen vakalarda bile MR için en az 15-20 gün beklemek gerekiyor. Özel hastaneye gidecek parası olmayan hasta, çaresizce randevu tarihini bekliyor. Bekliyor ama herkes o günü göremiyor. “MR günü gelmeden hayatını kaybeden hastalar var” denildiğinde, insanın boğazı düğümleniyor.
Burada mesele sadece yoğunluk değil. Mesele, insan hayatının bir takvim yaprağına sıkıştırılması. Sağlık, bekleyebilecek bir konu değildir. Hastalık, randevu saatine göre ilerlemez. Ama sistem, vatandaşa “bekle” diyor. Beklemenin bedelini ise çoğu zaman en ağır şekilde vatandaş ödüyor.
Şu soruyu sormadan geçemiyorum:
“Bir şehirde insanlar teşhis sırası beklerken hayatını kaybediyorsa, burada herkesin dönüp aynaya bakması gerekmez mi?”
Sağlık, lüks değildir. Zenginle fakiri ayırmaması gereken en temel haktır. Devlet hastanelerinde yatak yok, MR yok, zaman yoksa; çözüm vatandaşı özel hastanelerin kapısına göndermek olmamalı. Bu, çözüm değil, sorunu parayla öteleme biçimidir.
Bugün yaşananlar bize şunu çok net söylüyor:
Sağlıkta gecikmenin adı bazen “randevu”, sonucu ise “geri dönüşü olmayan kayıp” oluyor.
Ve bu kayıplar, hiçbir istatistiğin satır arasında kaybolmamalı.
***
TRABZONSPOR’DA FATİH TEKKE GERÇEĞİ!
Fatih Tekke, Trabzonspor için sıradan bir teknik direktör değildir. Bu şehirde onun adı, sadece bugünü değil, geçmişi de çağrıştırır. Bu durum değerlendirme yaparken işi kolaylaştırmaz; aksine daha dikkatli olmayı gerektirir. Çünkü Fatih Tekke’yi konuşurken duyguyla gerçek arasındaki çizgi çoğu zaman birbirine karışır.Onu teknik direktör olarak ele alırken “ne sadece eski bir yıldız” demek yeterlidir ne de bugünkü tabloyu geçmişten tamamen bağımsız okumak mümkündür. Sağlıklı bir bakış, bu iki alanı birlikte değerlendirebildiğimiz ölçüde anlam kazanır.
Fatih Tekke’nin en güçlü tarafı, futbolu sahada öğrenmiş olmasıdır. Oyuncu psikolojisini tanıması, maçın temposunu sezebilmesi ve futbolcunun neye ihtiyaç duyduğunu hissedebilmesi önemli bir artıdır. Uluslararası düzeyde yaşadığı deneyimler ve karşılaştığı zorluklar, onun futbolu yalnızca sonuçlar üzerinden okumadığını gösterir.
Antrenman süreçlerine yaklaşımı da bu bakışın bir yansımasıdır. Planlama, uygulama ve geliştirme konularında emek veren, detaylara önem gösteren bir teknik adam profili çizer. Çalışkanlığı ve araştırmaya açık yapısı, teknik direktörlük yolculuğunda elini güçlendiren unsurlar arasında yer alır.
Trabzonspor’la olan bağı ise bu tablonun en belirleyici parçalarından biridir. Trabzon ve Trabzonsporluluk onun için bir söylem değil, kişisel bir aidiyet alanıdır. Bu durum zaman zaman yük oluşturabilir, ancak samimiyet duygusunu da beraberinde getirir. Taraftarla kurduğu ilişki doğaldır; medyayla iletişiminde sertlikten çok anlatmayı tercih eder. Bu yönüyle kamuoyunu yönetme konusunda belirli bir denge kurabildiği söylenebilir.
Rakip analizleri yapma çabası, takımın güçlü ve zayıf yönlerini belirleme isteği ve teknik ekiple uyumu sağlama arayışı da göz ardı edilmemelidir. “Toparlayıcı” bir karakter sergilediği anlar, bu sürecin olumlu taraflarını ortaya koymaktadır.
Ancak teknik direktörlük pratiği söz konusu olduğunda tablo her zaman bu kadar net değildir. Takım ruhunu kalıcı hâle getirme, sahaya net bir oyun kimliği koyma ve bu kimliği sürdürebilme konusunda dalgalanmalar yaşanmaktadır. Motivasyonun sürekliliği sağlanamadığında, oyunun dağılması kaçınılmaz hâle gelmektedir.
Liderlik ve kriz yönetimi, Fatih Tekke’nin en çok sınandığı alanlardan biridir. Sorun anlarında daha sade, daha hızlı ve daha net kararlar beklentisi zaman zaman karşılık bulmamaktadır. Bu durum, saha içi organizasyona da doğrudan yansımaktadır.
Oyun okuma ve hamle zamanlamaları ise eleştirilerin yoğunlaştığı başlıkların başında gelir. Maçın gidişatına erken müdahale edebilmek, alternatif planları devreye sokabilmek ve taktik esnekliği koruyabilmek modern futbolun temel gereklilikleri arasındadır. Bu alanlarda istikrar henüz sağlanabilmiş değildir. Büyük maçlarda alınamayan sonuçlar da bu tabloyu beslemektedir.
Genç oyuncuların keşfi ve değerlendirilmesi, teknolojik verilerin kullanımı ve transfer süreçlerinin yönetimi ise gelişime açık alanlar olarak öne çıkmaktadır. Aynı şekilde kulüp yönetimiyle uyumlu bir çalışma zemini oluşturmak, fikir paylaşımını genişletmek ve ortak hedefler etrafında buluşmak da bu sürecin önemli parçalarıdır.
Fatih Tekke ne kusursuz bir teknik direktördür ne de gözden çıkarılacak bir denemedir. O, hâlâ öğrenme sürecinde olan bir futbol adamıdır. Sahiciliği, emeğe olan inancı ve futbola yaklaşımı en güçlü dayanak noktalarıdır. Eksikleri ise açıkça görülmekte, ancak doğru destekle aşılabilecek düzeydedir.
Trabzonspor açısından asıl mesele, bu süreci doğru okumaktır. Hataları büyütmeden ama görmezden de gelmeden, gerçekçi beklentilerle ilerlenen bir ortam hem Fatih Tekke’ye hem de kulübe daha sağlıklı bir yol açabilir. Bu denge kurulabildiği ölçüde, ortaya çıkacak tablo da daha net olacaktır.
***
VALİ AZİZ YILDIRIM’A VEDA EDERKEN…Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Trabzon Valisi Aziz Yıldırım merkeze çekildi. Yerine Kilis Valisi Tahir Şahin atandı. Devlette bu tür değişiklikler sürpriz değildir. Makamlar kalıcıdır, görevler ise geçicidir.Aziz Yıldırım, 10 Ağustos 2023 tarihinde Trabzon’da göreve başladı. İki yıl boyunca bu kentin mülki amirliğini yürüttü. Sessiz bir dönemdi. Ancak bu sessizlik, ilgisizlikten değil; bilinçli bir tercihten kaynaklandı. Ön planda olmayı değil, görev sınırları içinde kalmayı seçti.
Bürokrasiyle uyumlu bir çalışma yürüttü. Siyasetle mesafesini korudu. Trabzon gibi siyasetin bürokrasi üzerinde etkisinin yüksek olduğu bir şehirde bu dengeyi sağlamak kolay değildir. Geçmişte farklı bir yol izleyen pek çok vali ve üst düzey bürokratın görev yerinin değiştirildiği herkesin malumudur. Aziz Yıldırım da bu tabloyu doğru okudu ve adımlarını buna göre attı.
Trabzonlu ve Trabzonsporlu olması şehirle arasında doğal bir bağ oluşturdu. Ancak onu farklı kılan asıl unsur bu değildi. Girişimci ya da yatırımcı bir vali profili çizmedi. “Valilik nasıl yapılmalıysa o şekilde yapılır” anlayışıyla hareket etti. Temsili bir valilik anlayışını benimsedi.
Devlette devamlılık esastır. İsimler değişir, görevler el değiştirir; ancak devlet düzeni aynı ciddiyetle yoluna devam eder. Bugün Trabzon’da görev yapan bir vali, yarın başka bir şehirde ya da merkezde sorumluluk üstlenebilir. Çünkü “devlete hizmet edilen her görev kutsaldır.”
Önemli olan nerede görev yapıldığı değil, o görevin nasıl icra edildiğidir.
Şimdi Trabzon, Vali Aziz Yıldırım’ı başkente uğurlamaya hazırlanıyor. Ardında büyük tartışmalar, yüksek sesli polemikler değil; sakin, ölçülü ve gerilimsiz geçen iki yıl bırakıyor.
Bu şehir için bazen en kıymetli olan da tam olarak budur.
Kendisine Trabzon’da verdiği hizmetler için teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz.
Allah yolunu açık etsin.
***
EĞİTİMDEKİ AKSAKLIKLAR BİTMİYOR!Türkiye’de eğitim sistemi, adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarıyla baş başa. Özellikle bazı okullarda yaşanan yoğunluk ve ayrıcalıklı yerleşim uygulamaları, öğrenciler ve aileler üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor. Trabzon’da da benzer tablolar görmek mümkün.Şehrin öne çıkan okulları, hem akademik kadro hem de fiziksel imkânlar açısından diğerlerinden daha avantajlı durumda. Bu nedenle veliler, çocuklarını bu okullara gönderebilmek için farklı yollar arıyor. Başarı puanı yetmeyenler, ikamet adreslerini değiştiriyor veya tanıdık adresleri kullanıyor. Denetimlerin sıklaşmasıyla birlikte sahte adres gösterimi riskli hâle gelmiş olsa da, sistemin açıkları hâlâ kullanılabiliyor.
Bu durum sınıflarda ciddi yoğunluklara yol açıyor. 25 kişilik sınıflar zaman zaman 40–45 öğrenciye kadar çıkıyor. Kalabalık sınıflar, öğretmenlerin verimli eğitim sunmasını zorlaştırıyor ve öğrencilerin öğrenme kalitesini olumsuz etkiliyor.
Bunun yanında, okulların bütçe yetersizlikleri, bazı müdürlerin velilerden ek ücret talep etmesine neden oluyor. Bu paralar, temizlik, boya-badana ve çeşitli etkinlikler için isteniyor. Maddi imkânı sınırlı aileler bu yükü karşılamakta zorlanıyor, bu da eğitimde eşitsizliği derinleştiriyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın, velilerden ücret talep edilmemesi yönündeki talimatına rağmen, bazı okullar bunu uygulamıyor. Görevden almalar, açığa almalar ve yargıya intikal eden süreçler yaşansa da, kalıcı ve net bir çözüm hâlâ bulunmuş değil.
Trabzon özelinde, bu sorunların çözümü için daha şeffaf, denetlenebilir ve adil bir sistemin kurulması şart. Aksi takdirde eğitimde fırsat eşitsizliği, çocuklar ve aileler arasında giderek büyüyen bir sorun olarak kalmaya devam edecek.









