Mübarek Kurban Bayramı’na kavuşmanın sevinciyle, birliğin, kardeşliğin ve merhametin en güzel örneklerinin yaşandığı bu anlamlı günlerde; ihtiyaç sahiplerine el uzatmanın, gönüller kazandırmanın ve insanlığın öz değerlerini yaşatmanın önemini bir kez daha hatırlıyoruz.
Kurban Bayramı’nın, sadece bir ibadet değil; aynı zamanda hoşgörünün, vicdanın ve insani değerlerin yaşandığı bir bayram olduğuna inanıyoruz. Bu kutsal günlerin, toplumumuzda dayanışmayı güçlendirmesini, aramızdaki sevgiyi, saygıyı ve anlayışı artırmasını temenni ediyoruz.
Bu vesileyle, başta ülkemiz olmak üzere tüm İslam âleminin Kurban Bayramı’nı en içten duygularımızla kutluyor; barış, sağlık ve huzur içinde daha nice bayramlara birlikte ulaşmayı diliyoruz.
***KURBAN BAYRAMI’NI DOĞRU ANLAMAKKurban Bayramı, sadece bir ritüel değil; birlik, paylaşma ve saygı günüdür. Her yıl bu özel gün geldiğinde, kalplerimizi birbirine yaklaştırmak için güzel bir fırsat yakalarız. Ancak bu güzel günün hakkını vermek, bazı kurallara uymaktan geçer.
Öncelikle, kurbanlarımızı belediyelerin belirlediği yerlerde kesmeliyiz. Bu, çevremizi korumak, kirliliği önlemek adına önemli bir sorumluluktur. Çünkü bayramın sevincini, temiz bir çevrede yaşamak herkesin hakkıdır.
Kurban kesildikten sonra ortaya çıkan atıklar da özenle ele alınmalı; toprağa gömülmeli ve dezenfekte edilmelidir. Unutmayalım ki, bu vatan bizlere atalarımızdan emanet. Ona zarar vermek, hem kendimize hem gelecek nesillere haksızlıktır.
Bayramın en anlamlı tarafı ise, kurban etlerinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır. Paylaşmak, yardımlaşmak bayramın ruhudur. Bu süreçte etlerin gizlilikle ve saygıyla dağıtılması, gerçek iyiliğin göstergesidir.
Memleketlerine yolculuk edenler ise trafikte sabırlı olmalı, kurallara mutlaka uymalıdır. Bayram, sadece sevinç değil; aynı zamanda dikkat ve saygı zamanıdır.
Bayramda büyüklerimizi ziyaret etmek, küsleri barıştırmak da bizim görevimizdir. Çünkü bayram, kalpleri ısıtan, insanlığı yücelten bir gündür.
Kurban kesmeyenlere karşı ise anlayışlı olmalıyız. Kimseyi sorgulamadan, kırmadan bayramı kutlamalıyız. Herkesin bayramı yaşama şekline saygı göstermek gerekir.
Son olarak, çocuklara bayramların önemi iyi anlatılmalı, gelenekler yaşatılmalıdır. Bu sayede hem geçmişimizi korur hem de geleceğimizi sağlam temeller üzerine inşa ederiz.
Unutmayalım ki, Kurban Bayramı sadece kurban kesmek değildir; paylaşmak, hoşgörmek ve bir arada olmaktır. Gelin, bu bayramda kalplerimizi açalım ve gerçek bayram sevincini yaşayalım.
***KTÜ'DEN CERRAHİYE AKILLI DOKUNUŞBilim bazen büyük laboratuvarlarda, bazen de küçük ama etkili bir fikirle hayat bulur. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden çıkan “Cinel Ekartörü” tam da bu tanıma uyuyor. Prof. Dr. Akif Cinel ve ekibinin geliştirdiği bu cerrahi aparat, ameliyatlarda doktorların işini kolaylaştıran, hastaya daha güvenli bir müdahale imkânı tanıyan bir çözüm sunuyor.Üç eksende hareket edebilen yapısıyla, klasik sistemlerin önüne geçen bu cihaz, pratikliği ve esnek kullanımıyla dikkat çekiyor. Daha az zahmetle daha net bir görüş sağlayan bu tasarım, tıpta önemli bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor.
KTÜ’nün bu çalışması, üniversitelerin sadece eğitim değil, üretim merkezi de olabileceğini bir kez daha gösterdi. Sessiz ama etkili bir başarı… Karadeniz’in kıyısından doğan bu fikir, sağlık alanında pek çok kapıyı aralayacak potansiyele sahip.
KTÜ’yü ve bu işe emeğini katan tüm isimleri gönülden tebrik etmek gerek. Bu tür adımlar, bilimin hayatla buluştuğu en güzel örneklerden biri.
***FORMA RENKLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİTrabzonspor yeni sezon formalarını kamuoyuna tanıttı. Her sezon büyük bir heyecanla beklenen forma lansmanı, bu kez farklı bir gündemin gölgesinde tartışılıyor: renkler.
Elbette bordo-mavi forma, her zaman olduğu gibi kulübün simgesi olarak yerini koruyor. Ancak tanıtılan bordo-sarı ve turuncu alternatif formalar, özellikle camianın belli bir kesiminde rahatsızlık yarattı. Nedeni oldukça açık: Bu renklerin, özellikle sarı-kırmızıya olan benzerliği, Trabzonspor’un tarihsel kimliğiyle çelişiyor ve şehirde uzun yıllardır süregelen renk hassasiyetlerini yeniden gündeme taşıyor.
Tarih, burada devreye giriyor. Trabzonspor’un 1967’deki kuruluş sürecinde, şehrin iki köklü kulübü olan İdmangücü (yeşil-beyaz) ve İdmangocağı (sarı-kırmızı) arasındaki çekişmenin ne denli derin olduğunu bilenler, bugün yaşanan bu tartışmayı basit bir “forma rengi meselesi” olarak görmüyor. Hatta geçmişte benzer bir durum yaşandığında, bordo-mavili yönetim, sarı-kırmızıya yakın turuncu formaya karşılık, İdmangücü’nü simgeleyen su yeşili formalarla denge sağlamaya çalışmıştı.
Bugün gelinen noktada ise bu denge hissinin gözetilmediği yönünde ciddi eleştiriler var. Özellikle formaları tasarlayan firmanın kulübün tarihine ve taraftar hassasiyetlerine uzak bir bakış açısıyla hareket ettiği algısı, tepkilerin merkezine oturmuş durumda. Yönetime yönelik temel eleştiri ise bu sürecin yeterince şeffaf ve duyarlı yürütülmemiş olması.
Ancak burada bir parantez açmak gerekiyor: Trabzonspor yönetiminin iyi niyetinden kimsenin şüphesi yok. Özellikle globalleşen futbol dünyasında marka değeri oluşturmak, forma satışlarını artırmak ve yeni jenerasyonlara ulaşmak gibi hedefler doğrultusunda alternatif tasarımların arayışı anlaşılabilir. Ancak bu arayışta, kulübün ruhunu ve camianın hassasiyetlerini göz ardı etmek, iyi niyetle atılan adımların yanlış anlaşılmasına sebep olabiliyor.
Tavsiyemiz net;
Trabzonspor yönetimi, bu tür kararları alırken yalnızca estetik ya da pazarlama kriterlerine değil; kulübün tarihi kodlarına, şehir hafızasına ve taraftarın ortak vicdanına da kulak vermelidir. Belki bir forma sadece bir forma değildir. Bazen bir forma, bir şehrin ruhudur. Ve o ruhun renkleri kolay kolay değişmez.









