Yeni uygulamayla birlikte, özellikle Meydan ve Postane çevresindeki yoğunluğun azaltılması hedefleniyor. Köprü altı bölgesinin boşaltılması, dolmuşların Esentepe ve Pazarkapı’daki depolama alanlarına yönlendirilmesi ve Mumhaneönü’nde sınırlı sayıda aracın bekletilmesiyle merkezdeki araç trafiğinin rahatlatılması amaçlanıyor. Başkan Genç’in “Vatandaşımız mağdur olmayacak” ve “Meydan’a erişimde sorun yaşanmayacak” sözleri, düzenlemenin temel dayanağını oluşturuyor.
İlçelerden ve komşu illerden gelen dolmuşların şehir merkezine sokulmaması, Pazarkapı ve otogar merkezli bir sistem kurulması da bu yeni modelin önemli parçaları arasında yer alıyor. Ayrıca Reşadiye Viyadüğü’nün kaldırılması ve bölgenin yayalaştırılması planı, ulaşım düzenlemesini kent estetiğiyle birlikte ele alan bir yaklaşımın işareti olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, dolmuş ücretlerine yapılması muhtemel zamların Mart ayında ele alınacak olması, belediyenin sosyal hassasiyet göstermeye çalıştığını gösteriyor. “Ramazan ayını mevcut tarife ile tamamlayalım” ifadesi, bu yaklaşımın somut bir örneği.
Sonuç olarak, Büyükşehir Belediyesi, Trabzon’da ulaşımı yeniden şekillendirecek kapsamlı bir adım atmış durumda. Amaç, merkezi rahatlatmak, trafiği dağıtmak ve daha düzenli bir sistem kurmak. Ancak bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleşeceği, uygulamanın sahadaki başarısına, vatandaşın ve esnafın yeni düzene uyumuna bağlı olacak. Gerçek tablo, sistem hayata geçtikten sonra net biçimde ortaya çıkacak.
***
RAMAZAN PİDESİ ARTIK LÜKS MÜ?Bazen bir şehir, en çok ekmeğinin fiyatıyla konuşur. Bir pidenin kaç lira olduğu, aslında insanların cebinde ne kaldığını, sofrada neyin eksildiğini anlatır. Trabzon’da bu Ramazan, susamlı yumurtalı 500 gram pide 60 TL. Kilo hesabıyla bakıldığında ise 120 TL.Kimi için sadece bir rakam…
Kimi için ise iftara bir pide koyup koyamayacağının hesabı.
Sokakta yürürken fırın önlerinde oluşan kuyruklara bakıyorum. İnsanlar ellerini cebine atmadan önce düşünüyor artık. “Alayım mı, almasam mı?” diye tereddüt ediyor. Çünkü mesele sadece pide değil, mesele geçim.
Ama işin bir de diğer yüzü var.
Fırıncılar da dertli. Un pahalı, elektrik pahalı, doğalgaz pahalı, işçilik pahalı… Dükkanın ışığını yakmak bile masraf olmuş. Fırıncılar Odası Başkanı Davut İlik’in sözleri bunu açıkça anlatıyor:
“Trabzon fırıncıları her zaman vatandaşın yanında olmuştur. Artan maliyetlere karşı vatandaşımızı düşünerek zam aldık.”
Bu cümlede bir savunmadan çok, bir yorgunluk hissediliyor. “Biz de zor durumdayız” demenin kibar bir yolu gibi…
İlik devam ediyor:
“Maliyetler aşırı derecede arttı. Trabzon fırıncıları para kazanma derdinde olmamıştır. Her zaman insan odaklı çalışmalarımızı sürdürdük.”
Belki de en samimi cümle bu… Çünkü bugün kim büyük paralar kazanıyor ki? Herkes ay sonunu getirme derdinde.
Yine kendi ifadeleriyle:
“Yumurtalı susamlı pidenin kilo fiyatını 120 TL olarak belirledik. 500 gramlık pidemiz 60 TL’den satışa sunulacak.”
Rakamlar ortada. Tartışmaya da gerek yok aslında. Ne vatandaş bu fiyata sevinçle gidiyor fırına, ne de esnaf gönül rahatlığıyla etiketi asıyor.
İki taraf da biraz mahcup, biraz kırgın.
Vatandaş, parasızlıktan şikâyetçi.
Esnaf, giderlerin ağırlığından…
İkisi de haklı.
Ramazan, eskiden biraz daha bereketti. Sofralar kalabalıktı, ekmek boldu, paylaşmak kolaydı. Şimdi herkes daha temkinli. Daha hesaplı. Daha sessiz.
Bir pide alırken bile içinden “Acaba?” diye geçiriyor insan.
Belki de en çok buna üzülüyoruz.
Davut İlik’in sözlerinin sonunda söylediği şu cümle, aslında hepimizin ortak temennisi:
“Hem esnafımıza hem de vatandaşımıza hayırlı olsun. Ramazan’ımız mübarek olsun.”
Evet…
Hayırlı olsun.
Ama sadece pidenin fiyatı değil, bu zor günlerin de bir an önce geçmesi hayırlı olsun.
Çünkü bu şehirde kimse kimsenin düşmanı değil. Fırıncı da bizim, müşteri de… Aynı sokakta yürüyoruz, aynı havayı soluyoruz, aynı dertle başımızı yastığa koyuyoruz.
Bir pideye bakıp koskoca hayatı tartışıyorsak, mesele zaten pideden çok daha büyüktür.
***
ZAFER PARTİSİ TRABZON’DA SINIFTA KALDIZafer Partisi, yaklaşık dört yıl önce Genel Başkan Ümit Özdağ tarafından kuruldu. Kurulduğu günden bu yana özellikle Anadolu’da teşkilatlanma iddiasıyla yola çıktı. Ancak gelinen noktada, bu hedefin tam anlamıyla karşılık bulduğunu söylemek zor.Ümit Özdağ’ın özellikle göç, güvenlik ve milli meseleler üzerine yaptığı çıkışlar, toplumun belli kesimlerinde karşılık buluyor. Hatta zaman zaman kamuoyunda ciddi bir gündem de oluşturuyor. Fakat ne yazık ki bu çıkışlar, sahada güçlü bir teşkilat yapısıyla desteklenemiyor.
İşte tam da bu noktada Zafer Partisi’nin en büyük sorunu ortaya çıkıyor: Teşkilat zaafı.
Son olarak Trabzon’da yaşanan il başkanlığı değişikliği, bu sorunun en somut örneklerinden biri oldu. İl başkanı neden görevden alındı? Yerine gelecek isim hangi kriterlere göre belirlenecek? Teşkilat neden sürekli sarsılıyor? Açık konuşmak gerekirse, bu soruların cevabını bilen pek kimse yok.
Trabzon gibi siyasi refleksi yüksek, toplumsal duyarlılığı güçlü bir şehirde bile net bir yapılanma ortaya koyamayan bir partinin, Türkiye genelinde kalıcı olabilmesi oldukça zor görünüyor.
Burada şu soruyu sormak gerekiyor: İl başkanları seçilirken mi hata yapılıyor, yoksa görevden alınırken mi yanlış yapılıyor? Yoksa asıl sorun, baştan sona yanlış bir teşkilat anlayışında mı?
Bir siyasi parti kurmak zor değildir. Asıl zor olan, o partiyi ayakta tutacak sağlam kadroları oluşturmak, tabanla bağ kurmak ve güven veren bir yapı inşa etmektir. Zafer Partisi, ne yazık ki bugüne kadar bu konuda istikrarlı bir çizgi yakalayamadı.
Bugünkü görüntü, daha çok “lidere dayalı bir parti” profilini yansıtıyor. Ümit Özdağ konuşuyor, gündem oluyor; ancak sahada bunu taşıyacak güçlü bir örgüt yapısı görünmüyor. Oysa siyaset, sadece televizyon ekranlarında ya da sosyal medyada yapılmaz. Asıl siyaset, mahallede, köyde, sokakta yapılır.
Eğer teşkilatınız yoksa, halkla güçlü bir bağ kuramıyorsanız, kalıcı olmanız mümkün değildir.
Bugün Trabzon’da, vatandaşın temel sorunları belli: işsizlik, göç, ekonomik sıkıntılar, gençlerin gelecek kaygısı… Bu sorunlara sahada dokunan, çözüm üreten, vatandaşla birebir temas kuran bir siyasi yapı göremiyoruz. Zafer Partisi’nin de bu anlamda sahada yeterince varlık gösterdiğini söylemek zor.
Ümit Özdağ, eğer partisinin Türkiye siyasetinde kalıcı olmasını, gerçekten bir alternatif haline gelmesini istiyorsa, öncelikle teşkilat meselesini masaya yatırmak zorundadır. Liyakatli kadrolar oluşturmalı, yerel yapıları güçlendirmeli ve parti içi istikrarı sağlamalıdır.
Aksi halde kamuoyunda şu soru giderek daha yüksek sesle sorulmaya başlanır:
“Kendi partisini yönetemeyen, ülkeyi nasıl yönetecek?”
Bu soru sorulmaya başlandığında, verilen tüm emekler, yapılan tüm siyasi hamleler boşa gider. Ve ne yazık ki siyaset, hataları affetmez.
***
AMATÖR KULÜPLER YALNIZ BIRAKILDI
Trabzon, sporu sadece futbol üzerinden yaşayan bir şehir değildir. Bu kentte yüzlerce genç, mahalle aralarında, okul bahçelerinde, mütevazı tesislerde spor yapmaya çalışır. O gençlerin arkasında ise ayakta kalma mücadelesi veren amatör kulüpler vardır.
Bugün o kulüplerin büyük bir bölümü ekonomik darboğazın içinde ayakta durmaya çalışıyor.
Forma alamayan, deplasmana gidecek yakıt parası bulamayan, hakem ücretini denkleştirmekte zorlanan, malzeme eksikliğiyle boğuşan kulüpler var. Birçok kulüp yöneticisi, kendi cebinden harcayarak kulübünü yaşatmaya çalışıyor.
Bu şartlar altında spor yapmaya çalışan gençlerden başarı beklemek ne kadar gerçekçi?
Türkiye genelinde Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri aracılığıyla amatör kulüplere verilen destekler, bu nedenle hayati önem taşıyordu. Bakanlıktan gelen bu kaynak, birçok kulüp için can suyu niteliğindeydi.
Bu para, belki bütün sorunları çözmeyecekti. Ama bir nebze olsun nefes aldıracaktı.
Birçok kulüp yöneticisinin ortak görüşü şu:
“O destek gelseydi, sezonu rahat bitirirdik.”
Ancak Trabzon’daki kulüpler bu imkândan mahrum bırakıldı.
PARA VAR, ÇÖZÜM YOK
Edinilen bilgilere göre, Trabzon’daki kulüplere aktarılması gereken destek ödemeleri yapılmadı ve bakanlığa devredildi. Diğer illerde ödemeler gerçekleşirken, Trabzon’un bu süreçte geri planda kalması ciddi soru işaretleri doğurdu.
Yetkililer, paranın emanette bekletildiğini ve ödenek çıkmayan kulüpler için tutulduğunu ifade ediyor.
Peki soralım:
Eğer para vardıysa, neden zamanında planlama yapılmadı?
Neden kulüpler aylarca bekletildi?
Bugün birçok kulüp borç içinde. Kimisi ligden çekilmeyi düşünüyor, kimisi altyapısını kapatma noktasına geldi. Bazı kulüplerde antrenmanlar aksıyor, bazı takımlar maça eksik kadroyla çıkıyor.
Bunlar abartı değil, sahadaki gerçeklerdir.
Kulüp yöneticilerinin sözleri çok net:
“Biz yardım istemiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz.”
BEKLENEN YÖNETİM ANLAYIŞI
Trabzon Gençlik ve Spor İl Müdürü Sayın Lokman Arıcıoğlu’nun göreve geldiği günden bu yana, sahadaki bu sorunlara yeterince çözüm üretemediği yönünde ciddi eleştiriler var.
Kamuoyunda oluşan algı şu:
Sorun çok, çözüm az.
Amatör kulüpler maddi sıkıntılarla boğuşurken, yöneticilerin en çok gördüğü şey sosyal medya paylaşımları oluyor. Elbette yapılan çalışmalar duyurulmalı. Ancak paylaşımlar, sahadaki eksiklikleri örtmeye yetmiyor.
Bugün birçok kulüp yöneticisi şunu söylüyor:
“Biz fotoğraf değil, destek görmek istiyoruz.”
Bu söz, aslında her şeyi anlatıyor.
GENÇLER KAYBEDİLİYOR
Bu ilgisizlik sadece kulüpleri değil, gençleri de etkiliyor.
Maddi imkânsızlıklar yüzünden sporu bırakan çocuklar var. Ailesine yük olmamak için kulüpten ayrılan gençler var. Yeteneği olduğu hâlde imkânsızlıklar nedeniyle kaybolan sporcular var.
Her kaybedilen genç, Trabzon’un geleceğinden eksilen bir değerdir.
Bu tablo, bir “spor kenti” için kabul edilebilir değildir.
HİZMET UNUTULMAZ, İHMAL DE UNUTULMAZ
Trabzon, geçmişte görev yapmış birçok bürokrat gördü. Kimi geldi geçti, kimisi iz bıraktı. Bugün hâlâ saygıyla anılanlar, sahada iz bırakanlardır.
Bu şehir şunu unutmaz:
Kim çalıştı, kim seyirci kaldı.
Sayın Halıcıoğlu’nun da bu gerçeği göz önünde bulundurması gerekir.
SON SÖZ
Bu yazı bir suçlama değil, bir uyarıdır.
Amatör kulüpler Trabzon sporunun temelidir. O temel çökerse, üstüne hiçbir şey inşa edilemez.
Bakanlıktan gelen destekler zamanında ve adil şekilde dağıtılmalı, kulüpler kaderine terk edilmemelidir.
Beklenti nettir:
Daha fazla planlama, daha fazla adalet, daha fazla sahaya inen yönetim.
Trabzon’un sporu bunu hak ediyor.










