ELLİ YILLIK YATIRIM MASALI, ÜÇ SAATTE BİTTİ!
Karadeniz’in gözbebeği Trabzon, tarihinin en ağır sel felaketlerinden birini yaşadı. Aşırı yağışın kısa sürede kenti esir almasıyla sokaklar nehre döndü, altyapı adeta yerle bir oldu. Vatandaşlar evlerine, iş yerlerine giren sel sularıyla çaresizce mücadele ederken, “önceki yönetimin 50 yıllık yatırım” olarak lanse ettiği altyapının birkaç saat içinde çökmesi, kelimenin tam anlamıyla skandaldı.
Yeni belediye yönetiminin ise yaklaşık 1,5 yıldır olası bir felakete karşı hiçbir hazırlık yapmadığı, uyarılara ve bilimsel raporlara kulak tıkadığı ortaya çıktı. Şehir bu tabloyu hak etmiyor. Uyarılar yapıldı, raporlar yazıldı, ama kulak asan olmadı.
Geçmiş dönemde milyonlar harcanarak yapıldığı söylenen altyapı projesinin “50 yıllık ömrü” olduğu iddia edilmişti. Ancak yaşanan sel, bu sistemin bırakın 50 yılı, birkaç saatlik yoğun yağışı bile kaldıramayacağını gözler önüne serdi. Kentin birçok noktasında rögarlar taştı, yollar çöktü, araçlar sele kapıldı. Peki bu yatırım neye göre planlandı? Hangi bilimsel verilere dayandırıldı?
Felaketin ardından gözler doğal olarak mevcut belediye yönetimine çevrildi. Ancak yaklaşık 1,5 yıldır görevde olan yönetimin de krize hazırlıksız olduğu ve göreve geldiğinden bu yana altyapı yenileme ya da sel riskine karşı kayda değer bir önlem almadığı görülüyor. Önleyici hiçbir adım atılmadığı gibi, geçmişteki eksiklikler de adeta görmezden gelindi.
Şimdi herkesin oturup ciddi ciddi düşünme zamanı. Bu felaketin sorumluluğu sadece bir döneme, bir yönetime yıkılamaz. Hem önceki dönem hem mevcut yönetim, bu tablonun sorumluluğunu taşıyor. Yerel yönetimler, ilgili kurumlar, planlamacılar ve hatta kentteki sivil toplum yapıları dahi özeleştiri yapmalı.
Trabzon halkı, çaresizlikle sel sularını boşaltırken bir gerçeğin altını çiziyor: Bu felaket doğal değil, tamamen ihmalkârlığın ürünü. Artık kimsenin kaçacak yeri kalmadı.
***
TRABZON BOĞULURKEN TİSKİ NEREDE?Trabzon Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin son 1,5 yılına bakıldığında neredeyse her toplantıda bir gündem maddesi öne çıkıyor: TİSKİ adına istenen ödenekler ve kredi talepleri. Belediye meclisinden defalarca kredi onayı alındı, borçlanmalar yapıldı. Kesin olmayan ama kulislerde yüksek sesle konuşulan rakamlara göre Büyükşehir Belediyesi’nin kullandığı kredi miktarı 7 milyar TL’ye dayandı.Peki, vatandaşın cebinden çıkan bu kadar büyük bir kaynak nerede, nasıl kullanıldı?Bu yatırımlar, geçtiğimiz günlerde yaşanan ve kenti adeta felç eden sel felaketini önlemeye neden yetmedi?Bu sorunun cevabı şeffaflıkla açıklanmak zorunda. Yağmur yağdı, altyapı göçtü, şehir suya teslim oldu. Şimdi herkesin aklında aynı soru var:
7 milyar lira harcandıysa, neden bu felaketi engelleyecek tek bir sağlam altyapı hattı çalışmadı?İşin en vahim tarafı ise bu kredilerin çoğunun altyapı ve su yönetimi gibi alanlarda kullanılmak üzere onaylandığı. Yani tam da bugün yaşanan sorunların çözülmesi gereken alanlar.Bu noktada sadece teknik bir başarısızlıktan değil, aynı zamanda yönetsel bir zafiyetten söz etmek gerekiyor.
TİSKİ’nin üst yönetimi, harcama kalemleri, öncelik sıralamaları, planlama süreçleri... Hepsi masaya yatırılmalı. Bu konuda en büyük sorumluluk ise Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’e düşüyor.Bugün bir hesap günü değilse, ne zaman? Bu kadar borcun, bu kadar yatırımın, bu kadar projenin sonunda Trabzon halkı hâlâ dizine kadar su içinde kalıyorsa, bu işte bir yanlışlık yok mu?Trabzon halkı artık kuru açıklamalardan, “afetten etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun” temennilerinden fazlasını istiyor. Beklenen, somut açıklamalar, açık mali tablolar, şeffaf ihaleler ve sorumlular hakkında net adımlar.Siyaset kurumları, meclis üyeleri, sivil toplum ve en önemlisi kamuoyu, bu tablonun peşini bırakmamalı. Aksi halde yaşanan sadece bir sel değil, bir kentin umutlarının sürüklenip gitmesidir.***BU ISLAH DEĞİL, İHMALİN ANATOMİSİTrabzon’u etkisi altına alan ve kenti felç eden sel felaketi sadece bir “hava olayı” değil; ihmaller zincirinin, kurumsal körlüğün ve denetimsizliklerin açık bir sonucudur. Bu noktada sadece belediye yönetimini değil, aynı zamanda DSİ’yi (Devlet Su İşleri) de sorgulamak mecburiyetindeyiz.Sel sonrası yaşanan tabloyu gözler önüne serelim:
Dere yatakları taştı, menfezler tıkandı, taşkın kanalları işlevsiz kaldı. Oysa DSİ'nin görevi tam da bu: Taşkın öncesi önlem almak, dereleri ıslah etmek, suyun yönünü güvenli hale getirmek. Peki bu görevler ne kadar yerine getirildi?Yıllardır aynı görüntüler yaşanıyor: Sel geliyor, su basıyor, insanlar mağdur oluyor. DSİ ise raporlar hazırlıyor, ama uygulamaya ne zaman geçiliyor? Kaç dere yatağı hala yapılaşma tehdidi altında? Kaç kanal yıllardır temizlenmediği için tıkanmaya mahkûm? Bunların hesabını kim verecek?Şimdi sormamız gerekiyor:
- Görevini yapmayan kim?
- Görevini savsaklayan kim?
- Liyakatsiz olan kim?
- Uyarıları ciddiye almayan hangi yönetici bugün hâlâ görevde?
Eğer bir şehir yıllardır aynı noktada sel yaşıyorsa, sadece yerel yönetim değil, devlet kurumları da sınıfta kalmıştır.Bu nedenle artık sadece yerel siyaseti değil, bürokratik hantallığı ve liyakatsiz kadroları da eleştirmekten çekinmemeliyiz. “İhale yaptık, proje çizdik” diyerek sorumluluk savuşturulamaz. Halk, artık uygulama ve sonuç istiyor.Felaketin ardından toplanan kriz masaları, verilen talimatlar, yapılan “geçmiş olsun” ziyaretleri artık yetmiyor. Asıl mesele şudur:
Felaket gelmeden önce kim ne yaptı, kim ne yapmadı?Bunu konuşmazsak, sorumluları açıkça teşhir etmezsek, önümüzdeki ilk yoğun yağmurda yine aynı sahneleri yaşar, yine aynı acıları çekeriz.***SELİN FATURASI KİME KESİLİYOR?Trabzon yaşadığı sel felaketiyle sarsılırken, bir başka fırtına da medya üzerinden koptu. Bu kez hedef tahtasına konulan, Ortahisar Belediyesi ve Belediye Başkanı Ahmet Kaya oldu.
Felaketin hemen ardından bazı ulusal medya organlarında amaca hizmet etmeyen, ölçüsüz ve açıkça ısmarlama olduğu hissedilen haberler arka arkaya yayımlandı.Klasik deyimle: “Vurun abalıya!”
Kolaydı... Elinde sınırlı yetki, kısıtlı kaynak olan bir ilçe belediyesine yüklenmek, topyekûn felaketin faturasını oraya kesmek.Ama bir gerçeği göz ardı etmemek gerekiyor:
Ortahisar Belediyesi’nin sorumluluk alanı, yapabileceği müdahaleler ve sahip olduğu yetkiler yasal çerçeveyle sınırlı. Altyapı, taşkın kanalları, su yönetimi gibi konular doğrudan Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kurumların (özellikle TİSKİ, DSİ) yetki alanında. Bu durum herkes tarafından bilinmesine rağmen, yine de hedef saptırmak kolayına geldi bazı çevrelere.Trabzon halkı kimin ne yaptığını görüyor. Eleştiri elbette olacak; kimse dokunulmaz değil. Ama eleştirinin adil, hakkaniyetli ve gerçeklere dayalı olması gerekir.
İşte bu noktada Ahmet Kaya örneği karşımıza çıkıyor.Felaket günü ve sonrasında şehri terk etmeyen, çizmeleriyle sokak sokak dolaşan, vatandaşın elini sıkan, durumu yerinde inceleyen bir belediye başkanı vardı sahada.
Sosyal medya kampanyalarına, siyasi manipülasyonlara kulak asmadan, görevini yapmaya devam etti.Bravo demek gerekir. Çünkü bu şehir “fotoğraf çekip giden” değil, çizmeleriyle çalışan yöneticileri hak ediyor.
O manşetleri atanlar, o sipariş haberleri yazdıranlar ise oturdukları yerden bir satırla algı oluşturmaya çalıştı. Ama unuttukları bir şey var: Halk, kimin ne olduğunu görüyor.Ortahisar Belediyesi eleştirilebilir, evet. Eksikleri, hataları varsa tartışılır. Ancak sel gibi ağır bir tablonun tüm sorumluluğunu tek başına bir ilçe belediyesine yıkmak ne adil, ne de ahlakî.
Sorumluluk, yetki kadar paylaşılır; ve suç, gerçek paydaşlarıyla hesaplaşmadıkça çözüm doğmaz.Bu yüzden artık “manşetlerle” değil, şeffaf bilgiyle, adil sorgulamayla ilerlemeliyiz.
Siyasi hesaplaşmalar değil, şehrin geleceği öncelik olmalı.









