İLK YAĞMURDA TESLİM OLDUK!
Gece yağan yağmur değil aslında… O üstümüze çöken, bu şehrin yıllardır biriken ihmalidir. Her sağanakta yeniden çırılçıplak kalıyoruz. Sular yükseldikçe yalnızca yollar değil, bize anlatılan yalanlar da açığa çıkıyor.Bu şehir yine battı. Ama mesele su değil. Mesele o suyun neden her seferinde aynı yerleri boğduğu. Mesele, “altyapı çözüldü” diye alkış toplayanların bugün ortalıkta olmaması. Hani neredesiniz? Hani 50 yıl konuşulmayacaktı altyapı? Daha beş yıl bile geçmedi. Üç gün üst üste yağmur yağsa dördüncü gün halk sokağa çıkamıyor. Beşirli göle döndü, şehir merkezi sele kapıldı, insanlar can derdine düştü. Siz hâlâ projenizin tanıtım videosunu mı izliyorsunuz?Şehir merkezinde yürümek için çizme giymek gerekiyor artık. Ve bu ayıptır. Hem de çok büyük bir ayıp. Bu, sadece mühendislik hatası değil. Bu, basiretsizliğin, vurdumduymazlığın, “mış gibi yapmanın” çöküşüdür. Trabzon’un göbeğinde insanlar dükkânlarının içinden su tahliye ederken belediye yöneticileri hâlâ "olağanüstü yağış" masalına sığınıyor. Geçin o işleri artık.Yapılan her iş, fotoğraf vermek için yapıldı. Kameraya gülümsediğiniz her törende bu halk biraz daha unuttuğunuzu gördü onları. Projelerin adı vardı, ama içi yoktu. Beton döküldü ama altı boştu. Ve şimdi şehir de boşluğa düşüyor, güven de. Her seferinde biraz daha...Size o gün soranlara kulak vermediniz. “Bitmeden açmayın şu yolları” diyenlere yüz çevirdiniz. Sizi uyaran mühendisleri, uzmanları, halkı “engel oluyorlar” diye yaftaladınız. Şimdi ne oldu? O çok övündüğünüz altyapınız iki saatlik yağmurda gömüldü. Üstelik toprağa değil, rezilliğe…Trabzon halkı bunları unutmaz. Hele hele Beşirli’de evini her yıl yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan biri hiç unutmaz. Selin her gelişinde çocuğunu korkudan battaniyeye sarıp köşeye çeken bir anne, sizin bu rahatlığınızı affetmez.Artık kimse sabır taşımıyor. Çünkü taş bile bu kadarını kaldırmaz. Belediyecilik süs değil. Çöp kamyonunu süsleyip kortej yaptığınızda sorun çözülmüyor. Şehir parlatmakla değil, yağmurda ayakta kalmakla büyür.Yine çıkıp “ama büyük bir afetti” diyeceksiniz. Hayır. Bu sizin küçük aklınızın büyük ihmaliydi. Ve bunun bedelini halk ödedi, ödüyor.Size bir sır vereyim mi? Trabzon’un düşmanı yağmur değil. Trabzon’un düşmanı, iş bilmezliğe tahammül gösteren o sessizlik. Ama artık kimse susmuyor. Susmayacak da.Bu şehir hesap sormayı öğrendi.Ve bu hesabı sular değil, halk soracak.
***
BİRAZ VİCDAN, BİRAZ AHLAK!
Bir afet yaşanıyor. Metrekareye 63 kilogram yağmur düşüyor. Mahalleler sular altında, yollar kapanıyor, esnafın dükkanı çamura gömülüyor, vatandaş çaresiz. Ve tam da bu anda birileri çıkıyor, olan biteni gerçek nedenlerinden koparıp, sadece siyasi hırs uğruna günah keçisi ilan edecek birini arıyor.
Kimi buluyorlar dersiniz?
Henüz bir yılı bile dolmamış bir belediye başkanını: Ahmet Kaya’yı.
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, afetin ilk anından itibaren ekibiyle birlikte sahada. "Bu bizim görev alanımız değil" demiyor. Büyükşehir mi, TİSKİ mi, AFAD mı, kim ne kadar sorumlu, kim ne kadar hazırlıklıydı, tartışmasına girmeden önce vatandaşın derdine koşuyor. Çünkü siyaset bir kenara bırakıldığında, geriye sadece insan kalır. Kaya da bunu yapıyor; bir insan gibi davranıyor.
Ama işte bu, birilerini rahatsız ediyor.
Çünkü Ahmet Kaya, “yandaş” olmayan biri. Çünkü onun derdi gerçekten halk. Çünkü göstermelik açılışlarla, alkışlı şovlarla değil; alın teriyle, sahada mücadeleyle iş yapıyor. Ve çünkü bu tarz insanlar, düzene biat etmeyenler, gerçeği konuşanlar, hep hedef tahtasına konur bu ülkede.
Başkan Kaya’nın sözleri sertti, evet. “Alçak güruh”, “Allah’a havale ediyorum” gibi ifadeleri belki bazılarını rahatsız etti. Ama gelin dürüst olalım: Siz olsanız ne yapardınız?
Bir yanda halkın derdiyle hemhal olmuşken, diğer yanda gerçekleri saptırarak siyasi hesaplarla belediyeyi hedef gösteren bir medya düzenine karşı nasıl sessiz kalırsınız? Bu bir isyan değil, bu bir vicdan çığlığıdır.
Başkan Kaya’ya bugün hak vermek, sadece bir belediye başkanına destek olmak değil; aynı zamanda vicdanlı bir yurttaş olarak gerçek ile algı arasındaki farkı görebilmek demektir.
Afet, sadece doğanın değil, bazen insanın da ne kadar hoyrat olabileceğini gösteriyor.
Ama aynı zamanda, bu ülkede hâlâ dik durmaya çalışan insanların da var olduğunu hatırlatıyor.
Bugün Ortahisar’ın seli konuşuluyor ama yarın unutulacak.
Fakat unutulmaması gereken bir şey var:
Gerçekler, bir gün mutlaka su yüzüne çıkar.
Tıpkı sel sularının çekilmesi gibi…
Ve işte o gün geldiğinde, Başkan Kaya’nın bugün söylediklerine çok daha fazla hak verilecektir.
***
YAVUZ AYDIN YİNE SEYREDİYOR!
İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın, her fırsatta Meclis kürsüsüne çıkıp Trabzon’un dertlerini dillendiriyor, ama iş sahaya inmeye, vatandaşın yanında durmaya gelince ortalıkta yok. Son sel felaketinde de klasik senaryo tekrarlandı: Ortahisar başta olmak üzere birçok mahalle sular altında kaldı, vatandaş çaresizlik içinde mücadele ederken Aydın yine Ankara’da konforlu koltuğundan bildik nutukları attı.
Aydın’ın yaptığı tek şey, danışmanlarının hazırladığı kâğıtları Meclis’te okumak ve sonra bu metinleri basına servis etmek. Gözlemi yok, incelemesi yok, halkla teması yok. Sadece vitrin siyaseti. Trabzon yerle bir olmuş, esnaf perişan, yollar çökmüş ama Aydın hâlâ kente uğrama zahmetine girmiyor. Temsil ettiği şehre bu kadar uzak olan bir vekilin, Trabzon adına konuşmaya ne kadar hakkı kaldı, orası da tartışmalı.
Trabzon halkı artık bu göstermelik ilgiden bıktı. Her yağmurda aynı dram yaşanıyor, ama Aydın her seferinde kopyala-yapıştır açıklamalarla günü kurtarmaya çalışıyor. Siyaseti Twitter paylaşımlarından, danışman notlarından ve Meclis tutanaklarından ibaret sanıyor. Oysa halk, afeti yerinde gören, elini taşın altına koyan, çözüm için baskı yapan bir milletvekili istiyor.
Yavuz Aydın ne yazık ki bu beklentilerin çok uzağında. Trabzon için ne gerçek bir mücadele veriyor ne de samimi bir sorumluluk üstleniyor. Sadece görünürlük peşinde. Olan yine sahipsiz kalan Trabzon’a ve çaresiz bırakılan vatandaşlara oluyor.
Bu kadar kopuk, bu kadar ilgisiz bir temsil anlayışıyla, Aydın'ın artık Trabzon halkının güvenini ve desteğini hak edip etmediği ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Çünkü temsil sadece konuşmakla değil, sorumluluğu taşımakla olur. Yavuz Aydın ise bugüne kadar bu yükün altına girmemeyi tercih etti.
***
TRABZONSPOR’DA VEDA MEVSİMİ
Sezon bitti, şimdi herkesin aklında tek bir soru var: “Kim kalacak, kim gidecek?” Transferden çok, ayrılıklar konuşuluyor bu yaz. Çünkü gidecek olanlar, gelecek olanlardan daha çok belirleyecek Trabzonspor’un geleceğini.
Fatih Tekke'nin önüne konan rapor, sadece bir kağıt parçası değil; bir sezona, belki birkaç seneye yön verecek bir pusula gibi. Her oyuncunun isminin karşısında bir not var. Kimi “kalır”, kimi “teklif gelirse gider”, kimi de “yolun sonuna geldi” diye yazılmış. Bu işler dışardan kolay gibi görünür ama inanın içerden öyle değil. Bir oyuncuyu göndermek sadece forma çıkarmak değil, bazen koca bir hikâyeye nokta koymak demek.
Kadroda kalmasına kesin gözüyle bakılan birkaç isim var. Batagov gibi gençler, Zubkov gibi istikrarlılar, Nwakaeme gibi bu şehrin havasını solumuş adamlar... Bunlar kalacak, belli. Zaten yeni kadronun çatısı da onların üzerine kurulacak. Ama yetiyor mu? Yetmiyor. Eksik çok. Özellikle tecrübe tarafında takımın eli biraz zayıf.
Bir de “teklif gelirse gider” denilenler var.
Uğurcan mesela...
Bu şehre çok şey verdi. O formayı terletti, kaptan oldu, lider oldu. Şimdi bir yol ayrımında. Eğer Avrupa’dan eli yüzü düzgün bir teklif gelirse, kimse de bir şey diyemez. Sadece teşekkür edilir, başarılar dilenir. Savic, Mendy, Cham, Destan... Her biri ciddi potansiyel barındırıyor. Kulüp onlardan gelir elde ederse, hem borç biraz hafifler hem de yeni transferlerin önü açılır.
Gözden çıkarılanlar listesi ise başka bir hikâye. Visca var mesela... Adı duyulunca bile taraftarın gözleri dolar. Ama zaman geçiyor, futbol fizik oyunu. Bazen veda kaçınılmaz oluyor. Lundstram, Dragus gibi isimler de bekleneni veremedi. Hani derler ya, “olmadı be abi.” İşte öyle. Belki niyet iyiydi, ama saha içi tutmadı.
Trabzonspor yönetimi şimdi çok ince bir ip üzerinde yürüyor. Bir yanda taraftarın beklentisi, bir yanda kulübün mali yapısı. Hem ayakta kalmak hem de başarıya oynamak kolay değil. Ama bu işin raconu da bu zaten. Gelen kadar gidenin de hikâyesi var bu oyunda.
Transfer sezonu başladı, evet. Ama bu yaz Trabzon’da asıl konuşulacak olan “kim geldi” değil, “kim gitti” olacak gibi. Kimi sessizce, kimi alkışlarla uğurlanacak. Kimi gözyaşlarıyla, kimi içten bir “yolun açık olsun”la...
Şunu unutmamak lazım: Bu formayı giyen her oyuncunun Trabzonspor tarihinde bir izi kalır. Gidenlere teşekkür, kalanlara destek, gelecek olanlara sabır düşer bize. Şimdi hep birlikte, yeni sezona umutla bakalım. Çünkü bu şehir her zaman yeniden kurulur.









