Bu acı, sadece bir can kaybı değil; toplumun vicdanına, eğitim sistemine ve insanlığa atılan bir tokattır. Fatmanur Çelik, öğrencilerinin davranışlarıyla ilgili uyarılarda bulunmuş, olası riskleri paylaşmıştı. Ama yetkililer onu duymadı, dikkate almadı. Ve sonuç: bir kadının, bir öğretmenin hayatı elim bir şekilde son buldu.
Düşünün…
Bir öğrenci, anne gibi gördükleri bir kadına bunu yapabilecek kadar nasıl canavarlaşabilir! Bir öğretmeni öldürmek nedir? Nasıl olur da, hayatımıza dokunan, bizleri biz yapan insanlara bu kadar acımasızca yaklaşılır? Hz. Ali ne demişti: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Öğretmenlerimiz, hayatımızın şekillenmesinde anamızdan, babamızdan sonra en büyük dokunuşu yapan insanlardır. Onlara yapılan bu saldırı, sadece bir insanı kaybetmek değil, geleceğimizi de hedef alan bir ihmalin sonucudur.Milli Eğitim Bakanlığı acilen harekete geçmelidir. Okullarda güvenlik sağlanmazsa, bu acılar tekrar edecek. Bir kadının, bir öğretmenin, bir insanın hayatına kast etmek hiçbir şekilde mazur görülemez!
Allah Fatmanur Çelik’in ailesine, yakınlarına ve öğrencilerine sabır versin. Ama bu acıyı yaşayan bizler de sessiz kalmayacağız. Bu öfke, değişim talebidir. Bu kayıp, ihmal zincirine karşı bir çığlıktır. Bir daha hiçbir öğretmenimiz, okula giderken hayatından endişe duymamalıdır.
Fatmanur Çelik’in adı, yalnızca hatırlanmayacak; bu trajedi, sistemimizi sorgulatacak, vicdanları sarsacak bir uyarı olarak kalacak.
***
AHMET KAYA’YA KARŞI KARALAMA KAMPANYASI!
Son iki haftadır Ortahisar Belediyesi ve Başkan Ahmet Kaya, sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde adeta kurban ediliyor. Her video, her paylaşım özenle çarpıtılıyor; konuşmalar kesilip biçiliyor, başlıklar ise içeriğiyle neredeyse ilgisiz. Ama soruyorum: Bu gerçekten gazetecilik mi, yoksa sadece dikkat çekmek için kurgulanmış bir karalama mı?Elinde kalem ve klavye var diye, birkaç bin takipçiye sahip olmak, haksız eleştiriye meşruiyet vermez. Gerçek eleştiri, eksikleri göstermek, yön göstermek içindir; saldırmak, çarpıtmak ve kişisel hedef haline getirmek ise vicdana sığmaz, ahlaksızlıktır.
Ahmet Kaya, bu kentin seçilmiş belediye başkanı olarak sınırlı imkanlarla büyük işler yapmaya çalışıyor. Belediyeyi borçsuz yönetiyor, sosyal projeler üretiyor, kente değer katıyor. Bunu görmezden gelmek, çarpıtmak ve küçük göstermek, sadece gazetecilik kisvesi altında yapılan bir saldırıdır.
Halkın bilmeye hakkı var. Medya, korkutmak ve manipüle etmek için değil, gerçeği göstermek için vardır. Eleştiri yapılacaksa adil ve sorumlu olmalı; karalama ve yalanla değil.
Unutmayalım: Elinde kalem ve klavye olması, bir kişiyi veya kurumunu hedef almak için yeterli bir neden olamaz. Gazetecilik, hakikati savunmaktır; haksız karalama ise ahlaksızlıktır.
***
GERÇEKÇİ VE KARARLI BİR BAKIŞZiraat Türkiye Kupası’nda RAMS Başakşehir’i 4-2 yenerek çeyrek finale yükselen Trabzonspor, Teknik Direktör Fatih Tekke yönetiminde bir kez daha hem sahada hem de zihinsel olarak sınav verdi. Tekke’nin maç sonu açıklamaları, takımın sadece sahadaki değil, aynı zamanda mental performansını da yansıtıyor.Tekke, galibiyetin ardından şunları söyledi:
“Çeyrek finale yükseldiğimiz için çok mutluyuz. Olması gereken de buydu ama zor bir karşılaşma oldu. Zor olacağını biliyorduk. Türkiye'deki en güçlü kadrolardan birine karşı oynadık. Alternatifleri ve yeteneği açısından da iyi kadroları var. Genel hatlarıyla top bizde olduğu durumlarda final öncesi yapamadığımız şeyler var. Bizim açımızdan belli süreleri sene boyunca göremeyen oyuncuların sürelerini artırmak gibi bir durum da vardı. Oyuncularımız ellerinden gelenin en iyisini yaptı.”
Bu sözler, Tekke’nin hem rakibin gücünü takdir ettiğini hem de takımının potansiyelini net bir şekilde ortaya koyduğunu gösteriyor. Zorlu mücadeleye rağmen Trabzonspor’un disiplinli oyunu ve doğru hamleleri, ikinci yarıda yaşanan aksaklıkları bile avantaja çevirdi. Tekke, ikinci yarıya kötü bir golle başlandığını şöyle aktardı:
“İkinci yarı oyun başında saçma sapan bir gol yedik. Arkasından hızlı hücumdan bir gol daha yedik. Akabinde giren oyuncuların coşkusuyla oyun bizim lehimize döndü.”
Tekke’nin açıklamalarında öne çıkan bir başka nokta, oyuncularının gelişimine verdiği önem. Özellikle Onuachu hakkında yaptığı yorum, teknik direktörün hem gerçekçi hem de oyuncularına güvenen bakış açısını ortaya koyuyor:
“Bence daha fazla gol atması lazım Onuachu'nun. Öyle bir oyuncu. Onuachu'nun antrenmanı her şeyiyle antrenman. Tam bir profesyonel antrenman. Maçta istediklerimin bazen çok azını yapıyor, beni kızdırıyor ama antrenmanı yüzde 100. Gol atma isteği hep var. Saygıyı, alkışı hak ediyor. İlla gol atması gerekmiyor. O mücadeleyi bize verince bize geçiyor. Ona sahip olduğumuz için çok şanslıyız.”
Bu yaklaşım, Tekke’nin skor odaklı bir teknik adam olmadığını, oyuncuların gelişimi ve takım kimyasına verdiği önemi gözler önüne seriyor. Ayrıca, taraftarların coşkusunu ve motivasyon kaynağını da vurgulaması, sahadaki başarının sadece taktikle değil, atmosferle de bağlantılı olduğunu gösteriyor:
“Taraftarımız çok coşkuluydu, sağ olsunlar. Oyuncularım iyi çalışıyor. Herkes ciddi pozitif enerji saçıyor ama burada beklenti ne? Ben beklentiyi gerçekçi düzleme oturttuğumda insanlar bana kızıyor. Şu an önde gidiyoruz. İnşallah böyle devam eder.”
Özetle, Tekke’nin açıklamaları sadece bir galibiyetin ardından yapılan rutin sözler değil; Trabzonspor’un gerçekçi bakış açısını, oyuncu yönetimini ve stratejik sabrını gösteren bir manifestoya dönüştü. Taraftarlar, saha içinde gördükleri mücadeleye güvenebilir. Ancak Tekke’nin de dediği gibi, “iyi yoldayız ama kesinlikle daha iyi olabiliriz.”
Trabzonspor’un bu mücadeleci ruhu ve Tekke’nin akılcı yönetimi, kupada daha büyük adımlar için umut veriyor.
***
İFTAR SOFRASI İSRAF SOFRASINA DÖNÜŞÜRSE…
Ramazan ayı, paylaşmanın, sabrın ve yardımlaşmanın ayıdır. Bu ay, sofralarımızı bereketle doldurduğumuz, sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz en özel zamanlardan biridir. Ama ne yazık ki, bu mübarek ayda hazırlanan iftar sofraları bazen tam tersine birer israf gösterisine dönüşüyor.
Görüyorsunuz; sofralar tıka basa doluyor, tabaklar taşmak üzere… Ama bir bakıyorsunuz ki, birçoğu yenmeden çöpe gidiyor. Birkaç lokma alınacakken, yarısı tabağın içinde kalıyor, belki de günlerce ihtiyaç sahiplerine ulaşacak o nimetten mahrum kalıyor. İşte bu, sadece cebimizi değil, vicdanımızı da yaralayan bir durum.
İsraf sadece yemek israfı değildir; emeğin, zamanın ve doğanın israfıdır. Tarlada yetişen sebze, meyve, çiftçinin alın teri, markete taşınan ürünler… Hepsi bir çırpıda çöpe gitmemeli. Ramazan, bizi bu konuda daha dikkatli olmaya, ihtiyacımız kadar almaya ve hazırlamaya davet eder.
Soframızı bereketli kılan şey, tabakların doluluğu değil, paylaşmanın ruhudur. Komşuyla, arkadaşla, ihtiyaç sahibiyle paylaşılan bir lokma, boşa harcanan yüz tabaktan çok daha değerlidir. Küçük adımlarla başlayabiliriz: İhtiyacımız kadar hazırlamak, artan yemekleri uygun şekilde saklamak veya paylaşmak…
Unutmayalım ki, Ramazan sofraları israfla değil, ölçülü bereketle güzelleşir. Her lokma, hem kendi bedenimize hem de dünyamıza saygıdır. Soframızı israf sofrasına çevirmemek, aslında insanlığımızı korumaktır.
Ramazan, gönüllerimizi ve sofralarımızı genişletmek için bir fırsattır. Gelin, bu fırsatı heba etmeyelim; sofralarımızı israftan arındıralım, bereketi paylaşalım ve gelecek nesillere daha duyarlı bir miras bırakalım.










