Bazı iyilikler sessizce yapılır. Kimse bilmez, kimse görmez ama birinin sofrasında sıcak bir tabak olur, bir başkasının gözünde minnetle karışık bir tebessüm… Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin evde sıcak yemek hizmeti de işte tam böyle bir iyilik.
16 ayda 1805 aileye, toplamda 2 bin 842 kişiye ulaştırılan yemekler sadece birer öğün değil. Onlar; yalnızlığın içinde bir dokunuş, çaresizliğin içinde bir destek, yaşlı ya da yatağa bağımlı bir insan için “unutulmadığını” hatırlatan bir selam.
Hepimizin hayatında birilerinin şefkatli eline ihtiyacı oluyor. Kimi zaman komşumuzun bir çorbası, kimi zaman belediyenin kapımıza kadar gelen hizmeti… Bunlar büyütülmeden, gösterişe kaçmadan, ihtiyaç sahibini incitmeden yapıldığında daha da kıymetli hale geliyor.
Bu hizmeti sağlayanlara da, ulaştıranlara da, o kapıyı açıp “sağ olun” diyenlere de bir teşekkür borcumuz var. Çünkü insanı insan yapan tam da bu: Paylaşmak. Sessizce, içtenlikle ve samimiyetle.
***FIRTINA DOĞUM GÜNÜNÜ KUTLUYORBugün 2 Ağustos.Trabzonspor’un doğduğu, Karadeniz’in o gür sesinin sahalara yansıdığı gün. Tam 58 yıl geçti aradan.Bir kulüpten çok daha fazlasıydı Trabzonspor.
Bir inadın, bir inancın, bir hayalin gerçeğe dönüşmesiydi. “Anadolu’dan şampiyon çıkmaz” diyenlere karşı dimdik duran, “Biz de varız!” diyen bir şehir ve bir halkın sesiydi.
58 yılda her şey yaşandı.
Zorluklar da oldu, sevinçler de.
Kimi zaman haksızlıklar canımızı yaktı, kimi zaman gözyaşıyla kutladık başarılarımızı. Ama ne olursa olsun, her sezon başında o formaya yeniden umutla bakmayı bildik. Çünkü Trabzonspor taraftarı olmak, sadece galibiyet sevinci değil; dik duruş, vefa ve sadakat demekti.
Şampiyonluklar geldi, kupalar kaldırıldı. Ama en değerlisi, bu büyük camianın asla pes etmemesiydi. Bugün 58 yaşına girmiş bir kulüp olarak hâlâ dimdik ayaktayız. Gençliğimizle, altyapımızla, tarihimizle, taraftarımızla...
İyi ki varsın Trabzonspor.
Her yaşın ayrı bir gurur, ayrı bir sevda.
58. yılın kutlu olsun.
KİM CAN KURTARACAK!..
Deniz mevsiminin tam ortasındayız. Ancak Doğu Karadeniz’de güneşli tam gün sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyor. Bu da insanları ne yapmaya itiyor? Hava ısınınca ya dağlara ya denize akın etmek.
2007 yılında Duble Karadeniz Sahil Yolu’nun önemli bölümü dolgu alanı üzerine yapılınca bölgedeki 16 plajın sayısı 5’e düştü. Üstelik bunların üçü Giresun’da. Trabzon merkezde ise plaj yok. Evet, "Vardır, olmaz mı" diyenler olabilir ama akarlar nedeniyle suların kirliliği akıllara gelince durum bir başka gözüküyor.
Doğu’da plajlar Arsin’den başlıyor. Batı ilçelerinde ise ancak Akçaabat çıkışına kadar ulaşabiliyorsunuz. Sadece Trabzonlular değil; Erzurum, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane ve Artvin’den aileler bu bölgelere gelip denizin tadını çıkarıyor. Deniz kenarı olması, onlara kısmen çadır kurup piknik yapma şansı da sunuyor.
Ama tesisler talebi karşılayabiliyor mu? Gerekli önlem ve hizmetleri sunabiliyor mu? Kontrol var mı? Bu seneye kadar jandarma ekipleri sahilde sürekli denetim yapıyordu. Ama bu yıl sanki bu denetimler azaldı. Belki de periyodik kontroller henüz başlamadı ya da biz denk gelmedik. Gören, bilen okurlarımız varsa mutlaka bize yazsın.
Fakat en önemli sorun şu ki; ‘tesis’ iddiası ile geçici ruhsatlar alarak sahil hizmeti sunmaya soyunan işletmelerde kapıdan girer girmez ‘kâğıt para ödemesi’ şart koşuluyor. Kişi başı 150-200 lira isteniyor. Üstelik yanınızda şemsiye, örtü, sandalye, yiyecek, içecek ya da herhangi bir gıda maddesi asla getiremezsiniz. İçeride ise bu hizmetlerin çoğu ekstra ücrete tabi.
Normalde deniz kamuya ait ve para istenmesi cezaya tabi. Ama ne yazık ki bu ihlal ediliyor.
Peki güvenlik? İşte sorun tam burada başlıyor. Çünkü para tutkusu giderek artan bu plajlarda; su kirli, kumsal bakımsız ve en önemlisi de cankurtaran yok. Evet, bir cankurtaran kuleniz var ama kulenin devamlı boş olması büyük tepki çekiyor.
Doğal olarak ziyaretçiler de soruyor: "Siz sadece para almak için mi buradasınız?"










