Başantrenör Faruk Beşok, galibiyet sonrası yaptığı açıklamalarda, takımın şampiyonluk hedefinden hiçbir şekilde sapmadığını ve tüm odaklarının önümüzdeki maçları kazanmak olduğunu belirtti. Beşok, "Bundan sonraki hiçbir maçı kaybetmeyi düşünmüyoruz. Kalan 7 maçı da kazanarak bu şampiyonluğu hem şehrimize hem de başkanımıza armağan edeceğiz." diyerek, şampiyonluk yolundaki kararlılıklarını vurguladı.
Trabzonspor’un hedefi sadece Türkiye Basketbol Ligi'ni kazanmak değil, aynı zamanda bu başarıyı üst lige çıkmak için bir basamak olarak kullanmak. Takım, şampiyonlukla birlikte üst ligdeki yerini almak için de kararlılıkla mücadele ediyor. Başkanlarının büyük fedakârlıklarla kurduğu bu takım, sadece Trabzonspor’u değil, tüm şehri gururlandırmayı hedefliyor. Trabzonspor’un basketbol takımı, hem bu sezonki performansıyla hem de uzun vadeli hedefleriyle büyük bir umut kaynağı olmaya devam ediyor.
***HİSOĞLU, KISA SÜREDE GÖNÜLLERİ FETH ETTİSeyit Hisoğlu’nun AK Parti Ortahisar İlçe Başkanlığı’na yeni başlamasına rağmen halkın gönlünü kazanması, özellikle günümüz siyasetinde önemli bir başarı olarak öne çıkıyor. Birçok siyasetçinin sahadan uzaklaştığı, halkla bağlarını kopardığı bir dönemde, Hisoğlu'nun sürekli sahada ve halkla iç içe olması, onun ne kadar girişken ve halk odaklı bir düşünceye sahip olduğunu gösteriyor.Ekonomik sıkıntılar ve ülke gündemindeki olumsuz gelişmelerden dolayı vatandaş AK Parti’ye tepkili olsada Hisoğlu, halk ile iyi bir iletişim kurmuş gibi görünüyor.
Hisoğlu'nun hekimlik geçmişinin de bu süreçte büyük bir avantaj sağladığı açık. Hekimlik, ona sadece sağlıkla ilgili sorunlarda değil, halkın duygusal ihtiyaçlarına da hitap etme yeteneği kazandırıyor. Bu, siyasetçilerin halkla daha güçlü bir bağ kurabilmesi için önemli bir özellik.Özellikle genç yaşta göreve başlamış bir politikacının bu kadar ilgi ve sempati görmesi, halkın ona duyduğu güvenin bir göstergesi. İnsan bazen siyasi iktidarlara kızsada, aynı partide bulunan siyasetçiye alaka gösterebiliyor. Ahmet Metin Genç’te olduğu gibi Seyit Hisoğlu da bu kategoride yer alıyor.
***RAMAZAN’DA İSRAFTAN UZAK DURALIM!Ramazan ayı, İslam dünyasında ruhsal arınma, sabır, sadelik ve yardımlaşma ayı olarak kabul edilir. Ancak bu kutsal ay, zaman zaman bazı bireylerin yanlış davranışlarıyla gölgelenebiliyor. İftar sofralarındaki aşırı tüketimden, başkalarına saygısızca tavırlara kadar bir dizi görgüsüzlük, Ramazan'ın özünden uzaklaşıldığını gösteriyor.Ramazan ayında iftar sofralarında çeşit çeşit yemeklerin yer aldığı büyük sofralar kurmak, bazen israfa yol açabiliyor. Özellikle büyük miktarda yemek hazırlamak, fazla tüketmek ve ardından bu yemeklerin bir kısmının çöpe gitmesi, Ramazan’ın sadelik anlayışıyla çelişiyor. İslam, israfı haram sayar ve bu ayda gereksiz harcamalardan kaçınılması gerektiği vurgulanır. Ancak bazıları, Ramazan'ı gösteriş amacıyla yanlış bir şekilde kullanarak manevi anlamdan uzaklaşıyor.
Ramazan ayında oruç tutmayanlara karşı hoşgörü ve anlayışla yaklaşmak önemlidir. Ancak bazı insanlar, oruç tutmayanlara karşı alaycı bir tavır sergileyebilir ya da onları rahatsız edebilir. Oruç, sadece fiziksel bir açlık değil, aynı zamanda manevi bir arınma ve sabır pratiğidir. Bu tür davranışlar, hem dini hem de toplumsal normlara aykırıdır ve toplumsal huzuru zedeler.
İftar saatine yaklaşırken bazı kişiler sabırsızlanabilir ve iftar sofralarına koşarken gürültü yapabilirler. Bu da çevreyi rahatsız edebilir ve Ramazan'ın manevi atmosferini olumsuz etkiler. İftar vakti, sakinlik ve huzurla geçmesi gereken bir zamandır. İftarın yalnızca yemek yeme zamanı değil, aynı zamanda sabrın ve şükrün bir araya geldiği bir an olduğunu unutmamak gerekir.
Ramazan, insanın nefsini terbiye ettiği bir dönemdir. Ancak bazıları, oruçluyken bile sinirli olabilir veya küçük sebeplerle tartışmalara girebilirler. Bu, hem kişiye hem de çevresindekilere zarar verir. Oruç tutan kişinin, ruhsal huzuru bozulmamalı, sabırlı ve hoşgörülü olması beklenir.
***
SOKAKTAKİ CANLARIMIZ KATLETMEYELİM!Türkiye’de Sokak hayvanlarına yönelik zulüm her geçen gün artıyor ve bu durum gerçekten içimizi acıtıyor.Sokakta yaşayan bir canlının, sadece var olduğu için şiddet görmesi, kötü muameleye uğraması, aç kalması bizleri derinden etkiliyor. Her bir canlının yaşama hakkı olduğunu ne yazık ki bunu göz ardı eden insanlarla aynı toplumda yaşıyoruz. Bunu kabul edilemez bir vahşilik olarak görüyoruz.İnsanların sokak hayvanlarını birer "canlı" olarak değil, sadece "taş, toprak, yaratık" olarak görmeleri, bu sorunun temelinde yatıyor.
Birçok kişi, onlara sadece acımasızca yaklaşmakla kalmıyor, aynı zamanda onları görmezden geliyor. Belediyelerin bu konuda harekete geçmemesi de işin cabası. Şehirlerde sokak hayvanlarının düzgün bir bakım alması, tedavi edilmesi için yeterli önlem alınmıyor. Hal böyle olunca da hayvanlar, kötü muameleye uğruyor, aç ve çaresiz kalıyor.Yasal düzenlemeler de hala çok yetersiz. Hayvanları koruyan yasaların güçlendirilmesi gerektiği açık. Ama bir yandan da toplum olarak bizler bu konuda daha duyarlı olmalıyız. Sokak hayvanlarına sadece acıma duygusuyla yaklaşmak yetmiyor, onlara empatiyle, saygıyla yaklaşmak da gerekiyor. Onların da tıpkı bizler gibi duyguları olduğunu ve yaşam mücadelesi verdiklerini unutmamız gerekiyor.
Bu yüzden hayvan hakları konusunda daha fazla farkındalık yaratılmalı, eğitimler düzenlenmeli ve sokak hayvanlarına yönelik uygulamalar ciddi şekilde denetlenmeli. Toplum olarak daha duyarlı ve bilinçli olmamız, bu sorunun çözülmesi için atılacak en önemli adım olacaktır.








