YENİLENEN CHP’DE YENİLENEMEYEN TRABZON
Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’nda Parti Meclisi seçimleri tamamlandı, Özgür Özel’in anahtar listesi de firesiz şekilde geçti. Peki ya Trabzon? Yeni Parti Meclisi’nde yokuz. Yüksek Disiplin Kurulu’nda yokuz. Koca şehir, koca örgüt, koca iddialar… Ama sonuç: SIFIR TEMSİL.
Demek ki biz hâlâ yenilenememişiz!
“Ben bilirim, siz ne bilirsiniz?” tavrıyla yıllardır örgütü dizayn etmeye çalışanların duvara toslaması sürpriz mi? Hayır.
Özgür Özel’in listesinde yer bulamayanların, Ankara’da günlerce kulis yapıp sonunda sükût-u hayale uğraması aslında her şeyin özeti.
Trabzon örgütü uzun süredir “tek liste” adı altında kendince bir düzen kurduğunu sanıyor. Aynı yüzler, aynı yöntemler, aynı dar kadro… Ama iş PM seçimlerine gelince görüldü ki bu düzen Ankara’da işlemiyor.
Hani yıllardır övünülen “ağırlığımız var” söylemi?
Hani “Genel Merkez’de güçlü ilişkilerimiz” masalı?
Görüldü ki hepsi pamuk ipliğine bağlıymış.
Siyaset temsil–ağırlama–karşılama–uğurlama ile yürümüyor.
Siyaset, Genel Merkez’in kapısında fotoğraf çektirmekle hiç yürümüyor.
Evet, dev aynaları bir kenara bırakmanın vakti geldi. Çünkü o aynalarda görülen büyüklüğün hiçbir karşılığı olmadığı ortaya çıktı.
Merak ediyorum…
PM’ye bir kişiyi bile sokamayanlar şimdi çıkıp ne diyecek?
“PM’ye giremedik ama Cumhurbaşkanı adayımız Trabzonlu!” diyerek mi başarı hikâyesi yazacaklar?
CHP içinde Trabzon’un etkisi bu kadar zayıflamışken kimse bahane üretmesin. Bu sonuç bir uyarıdır, hem de yıllardır duymamak için direnen kulaklara bile ulaşacak kadar sert bir uyarı.
***
O PARTİNİN EN ZAYIF HALKASI TRABZON MU?Anahtar Parti son dönemlerde “yıldızı parlayan” en önemli partilerin başında yer alıyor.Trabzonlu Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu liderliğinde her geçen gün kamuoyu desteğini arkasına alan Anahtar Parti, Türkiye’nin dört köşesinde ciddi bir teşkilatlanma içine girdi.Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu’nun sade, anlaşılır ve ironik konuşmaları halkı etkileyen en önemli faktörlerin başında yer alıyor.Türkiye’de yapılan organizasyonlarda salonlar tıklım tıklım doluyor. Coşkulu kalabalıklar Ağıralioğlu’na ciddi destek veriyor.Anahtar Parti’nin Türkiye’deki bu coşkusu maalesef ki Trabzon teşkilatlarına yansımış değil.Türkiye’de ve Trabzon’da bu kadar ciddi gelişmeler yaşanırken Anahtar Parti Trabzon teşkilatının sesi soluğu çıkmıyor!Adeta varlıkları ile yoklukları belli değil!Trabzon İl ve ilçe başkanlarını parti mensupları dışında kimseler tanımıyor. Üstelik de bunların hepsi genel başkanın memleketinde oluyor!Yavuz Ağıralioğlu önümüzdeki günlerde Trabzon’a gelecek. Birkaç gün boyunca vatandaş ziyaretleri gerçekleştirecek, teşkilatları ile toplantılar yapacak.Kamuoyunun Ağıralioğlu’ndan beklentisi, Trabzon’daki parti teşkilatlarını uyararak daha çok çalışmalarını sağlaması…Halkla buluşmaları gerektiğini, Trabzon’da yaşanan olumlu veya olumsuz gelişmelere karşı duyarsız kalmamalarını; aktif siyaset yaparak sürekli sahada kendilerini hissettirmeleri talimatını vermeli…Hepsinden önemlisi, Trabzon’daki kurmaylarının “Ağıralioğlu’na yük olmak yerine, yüküne ortak olması” hususuna özen göstermelerini istemesidir. Hatta kendisiyle bu yolda mücadele etmeyecek olan partililerinin daha yolun başında ayrılmalarını talep etmelidir!Aksi takdirde, Türkiye’deki Anahtar Parti ile Trabzon’daki Anahtar Parti arasındaki makas daha fazla açılmış olacak…***
BAKAN URALOĞLU BU KONUYA MÜDAHALE ETMELİ!
Akyazı Stadyumu’nun önüne geçtiğimiz aylarda bir döner kavşak yapıldı.
Bu kavşağın trafiği rahatlatacağı ve ulaşımın daha hızlı olacağı fikri ortaya atıldı. Sanki çok büyük bir sorunu çözecekmiş gibi, inşası 20 gün kadar kısa bir sürede bitirildi.
Fakat yapılan kavşak hiçbir sorunu çözmediği gibi, trafiği de daha çekilmez hale getirdi.
En başta kavşak ölçümlerinde muhteşem bir dengesizlik var!
Hem kavşağın yuvarlak kısmı engebeli, hem de bağlantı giriş yolları düzensiz yapılmış.
Yolda ilk kez geçecek bir sürücü, kavşak bağlantı yoluna biraz süratli bir şekilde girmeye kalksa, kaza yapmaması içten bile değil.
Zaten Akçaabat istikametine gelen araçlar, güzergâhta kavşağın olup olmadığını bile göremiyor. Eğer kavşağı zamanda fark etmeden girerlerse, bir araçla çarpışmaması mümkün değil.
Kısacası, kavşağın neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Bu kadar plansız-programsız bir kavşak herhalde Türkiye’de yoktur.
Şimdilerde, maç günlerinde yoğunluk yaşanan kavşakta, Şehir Hastanesi hizmete girdiğinde yaşanacak çileyi düşünmek bile istemiyoruz.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, kavşak bu durumda haberi olsa, bu yapıyı inşa edenlerin hiçbirini bir dakika bile o görevde tutmaz!
Tavsiyemiz, Şehir Hastanesi açılmadan kavşağın yeniden gözden geçirilip nizami hale dönüştürülmesi…
Hazır zaman varken, yetkililer konuyu değerlendirmeli ve sorunu çözüme kavuşturmalı…
***
CEBİMİZDEKİ YANGIN HER GEÇEN GÜN BÜYÜYOR!2026’ya bir ay kalmış… Ülkenin gündemi yine aynı noktada dönüyor duruyor: Asgari ücret kaç lira olacak? Emekliye refah payı verilecek mi? Herkes soruyor, herkes merakta… Fakat soruların hiçbirine net bir cevap hâlâ yok. Buna karşın, bir gerçek var ki artık tartışmaya bile yer bırakmıyor: Asgari ücretliye de emekliye de “okkalu bir zam” gerektiği apaçık ortada.Tam da bu noktada CHP’li eski Meclis Üyesi Oktay Söğüt, ekonomik tabloya yönelik dikkat çeken bir çıkış yaptı. Söğüt’ün sözleri ne hamasi bir siyaset dili ne de teorik bir eleştiri; bizzat hayatın içinden çekilip alınmış cümleler. “Yeni yılda asgari ücret ne olacak bilmiyoruz, emekliye refah payı verilecek mi onu da bilmiyoruz” diyen Söğüt, aslında bildikleri tek şeyi net bir ifadeyle ortaya koyuyor: Vatandaşın artık nefes alamadığını…
Kasım ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklanır açıklanmaz, tüm bu tartışmaların üzerine bir tokat gibi indi. Açlık sınırı 30 bin liraya dayanmış durumda. Yoksulluk sınırı ise 100 bin liranın kapısında. Bu rakamların her biri, milyonların hissettiği geçim derdinin yalnızca istatistiklere dökülmüş hâli. Çünkü açlık sınırının 30 bin liraya yaklaşması, bu ülkede milyonlarca insanın karnını bile doyuramadığının artık tartışmasız kanıtı.
Bugün markete giden her vatandaş, kasapla göz göze gelen her anne-baba, faturaları elinde tutup hesap yapan her emekli bu tabloyu ezbere biliyor. Çünkü geçim derdi artık teorik bir kavram değil; hayatın üzerine çöken sert bir gerçek. Fırından çıkan ekmeğin kokusu bile insanın canını sıkarken, temel ihtiyaçların bile lüks sayıldığı bir ülkede “asgari ücret ne olacak” sorusunun yanıtı yalnızca teknik bir karar değildir; milyonların yaşam mücadelesinin karşılığıdır.
Kısacası… Rakamlar sadece sayı değil; sokakta yankılanan bir çığlık.
Hayatın ta kendisi.
Ve o hayat bugün açıkça şunu söylüyor: “Artık dayanacak gücüm kalmadı.”








