EMEĞİN VE DAYANIŞMANIN ONURLU GÜNÜ
Bugün 1 Mayıs. Takvimler, sadece bir günün değil; yüzyıllardır süregelen bir mücadelenin, emeğin alın teriyle yoğrulmuş onurlu geçmişinin ve eşit, adil bir gelecek özleminin simgesini gösteriyor. Bugün, emeğiyle hayatı var edenlerin, sabahın ilk ışıklarıyla fabrikalara, tarlalara, atölyelere ve ofislere koşan milyonların günü: İşçilerin, emekçilerin, alın terinin bayramı.
1 Mayıs sadece bir tatil günü değildir. O, 1886’da Amerika’nın Chicago kentinde günde 8 saatlik çalışma hakkı için canını ortaya koyan işçilerin mirasıdır. O, yıllarca süren hak arayışlarının, direnişlerin, grevlerin ve birlik olmanın sonucunda kazanılmış bir gündür. O, ekmeğini büyütürken sözü de büyütmek isteyenlerin sesidir.
Bugün emeğin kutsallığına, alın terinin onuruna, insanca yaşam mücadelesine sahip çıkma günüdür. İş güvenliğinden adil ücrete, sosyal haklardan sendikal örgütlenmeye kadar işçilerin taleplerinin görünür olduğu, eşitlik ve adalet arayışının yeniden hatırlandığı bir gündür.
Her 1 Mayıs, bize şunu hatırlatır: Birlik varsa umut vardır. Dayanışma varsa yarınlar daha aydınlıktır. Ve en önemlisi, hiçbir emek boşa değildir.
Tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun. Emeğin ışığı yolumuzu aydınlatmaya devam etsin.
***
TRABZON, EVLATLARI İLE HASRET GİDERDİ
UEFA Gençlik Ligi’nde tarihî bir zaferle ikinci sırayı elde eden U19 Takımımız, Trabzon’da adeta bir şampiyon gibi karşılandı. O ne coşku, o ne heyecan! Trabzon sokakları, bu genç kahramanların peşinden yürüyen taraftarların sesleriyle yankılandı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsis edilen özel otobüs, takımımızı bu zafer yolculuğunda en güzel şekilde taşıdı. Otobüsün camından kafasını uzatan gençlerimiz, her köşe başında karşıladıkları sevgiyi ve tezahüratları görünce mutluluktan havalara uçuyordu!
Yolda ilerlerken, her bir tezahürat, her bir alkış gençlerimize adeta bir enerji kaynağı oldu. Trabzon’un meşhur sokakları boyunca devam eden bu kutlama, öylesine samimi ve içten geçti ki, gençlerimiz bir yandan zaferin tadını çıkarırken, diğer yandan Trabzon halkının bu sevgisini tam anlamıyla içlerine sindiriyordu.
Şehir turunun ardından, bu muazzam organizasyon Ganita’da düzenlenen yemek programı ile taçlandı. Halkımızın sevgi gösterileri, futbolcularımızı öylesine etkiledi ki, adeta bu sevdanın kıymetini daha çok anladılar. Her köşe başındaki "Bravo, evlatlar!" sesleri, her bir gencimizin kalbinde unutulmaz bir iz bıraktı.
Trabzon, sadece bir futbol şehri değil; bir sevda şehri olduğunu bir kez daha kanıtladı. "Zafer senin olsun!" demek, ne kadar da kolaymış, ama o zaferi hak etmek ve sevinci halkınla paylaşmak, işte asıl güzellik burada gizliydi. Şimdi o gençlerimizin yüzlerinde bir gülümseme, her adımda başka bir gurur, her bakışta başka bir umut var. Trabzon, hep böyle coşkulu, hep böyle samimi kalacak!
***
TRABZONSPORLU GENÇLER PARALANDI!
Trabzonspor U19 takımının zaferi ödülleri de beraberinde getirdi…
UEFA Gençlik Ligi'nde tarihi bir başarı elde etmişler, ikinci sırayı kapmışlar. Gözler parlıyor, gurur tabii ki yerinde! Ama işin asıl tatlı kısmı ne biliyor musunuz? O primler! Gençler, başarıyı kutlamak için ne de olsa her türlü ödülü hak ettiler. Şimdi, gelsin o ödüller, dökülmeye başlasın paralar!
Öncelikle Nevzat Aydın'ı anmadan geçmeyelim. Eski Trabzonspor yöneticisi, bu gençlere 9 milyon TL’yi gözünü kırpmadan vermiş. "Ne var bunda?" demeyin, bu prim, gençlerin morali ve motivasyonu için bir arabanın motoru gibi! Bir de üstüne Türkiye Futbol Federasyonu devreye girmiş ve 20 milyon TL'yi takıma sunmuş. Vay be, şu başarıların tadı çıkıyor!
Ama asıl işin güzelliği burada bitmiyor. Ahmet Metin Genç diye bir isim var, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı. O da, "Gençler sizleri kutluyoruz, hadi bakalım bir tatil hak ettiniz!" demiş. Hani derler ya, “Zaferin en güzel tarafı, tatilini de hak etmendir!” İşte tam da öyle bir şey. Şimdi o gençlerin kafasında tatil planları yapılmaya başlanmıştır. Hangi plajda güneşlenirler, hangi dağda doğa yürüyüşü yaparlar, acaba hangi tatlıyı yerler, bunlar en önemli sorular şimdi!
Tabii bir de Trabzonspor Kulübü var. Onlar da boş durmamış. “Primler verelim, bu gençler hak etti!” demişler. İyi ki de demişler! Çünkü bir başarı, ancak hakkıyla ödüllendirildiğinde gerçek değerini bulur. Hem tatil, hem prim, hem moral…
İşte başarıyı kutlamanın en güzel yolu!
Neticede, bu gençler işlerini harika yapmış, hem parayı hem de tatili hak etmişler. Şimdi biraz da keyfini çıkarın, rahatlayın! Ama unutmayın, tatilin sonunda yeni bir hedef, yeni bir zafer sizi bekliyor. Ama bugün, bugünü yaşayın, başarıyı kutlayın ve yapacak işlere enerji toplamak için biraz dinlenin. Tebrikler gençler, başarılarınız daim olsun!
***
ŞAHİNKAYA’NIN TAKDİR EDİLECEK MÜTEVAZİLİĞİ
UEFA Gençlik Ligi’nde tarihî bir zaferin eşiğinden dönen, finalde Avrupa’nın devlerini dize getirip ikinci sırayı kapan Trabzonspor U19 Takımı…
Ama bu destanın perde arkasında, kutlamaların coşkusunda görünmeyen biri vardı: Güngör Şahinkaya.
Hani derler ya: "Bazı insanlar görünmez ama gölgeleri dağ gibi düşer arkamıza."
İşte Güngör Hoca da o efsunlu gölgelerden biri. Final müsabakasında yoktu. Trabzon’daki zafer şenliklerine katılmadı. Ne alkış aldı, ne kürsüye çıktı. Ama inanın bana, o sahanın çimlerine terini değil, ömrünü dökmüştü.
Ben bu adamı 30 yıldır tanırım. Lafını eğip bükmez; dimdik söyler. Yalakalık mı? Bilmez. Egosu deseniz, bir çay bardağını bile doldurmaz.
Göstere göstere değil, sessiz sedasız çalışanlardan. Temiz kalpli, dürüst, minnetsiz… Eski zaman adamı vesselam. Halk arasında "dümdüz adam" derler ya, işte tam da o.
Göreve geldiğinde altyapıda ciddi sıkıntılar vardı. Ama Güngör Hoca ne yaptı?
Önce taşları dizdi, sonra çürük taşları temizledi. Torpili tarihin tozlu raflarına kaldırdı. Çalışanın hakkını verdi. Disiplinle yoğurdu gençleri, azimle şekil verdi.
Yönetim dahi işine karışamadı; öyle bir düzen kurdu ki, sistem tıkır tıkır işledi.
İlk atandığında “Ertuğrul Doğan’ın dayısı” yaftası yapıştı üzerine. Eh, memleket bu, başta taş atmadan yürüyeni sevmez.
Ama zaman, en iyi hakemdir. Ertuğrul Doğan da, Güngör Şahinkaya da haklı çıktı. Eleştiriler sustu, başarı konuşmaya başladı.
Ve şimdi...
Bu başarıda dahi ortalarda yok. Finale gitmedi, şehre dönüp sahnede görünmedi. Çünkü başarıyı genç teknik ekibin hanesine yazdı. "Bu sizin zaferinizdir" dedi, geri çekildi.
Ne yalan söyleyeyim; başka bir koordinatör olsa, ya sahada selfie çekerdi ya da sahneye üç kez alkışla çağrılırdı.
Ama Güngör Hoca başka. O, gürültüye değil; iz bırakmaya inanır.
O bir halk adamıdır. Gösterişsizdir ama kökleri derindedir.
Varsın kupayı başkaları kaldırsın, bu sessiz kahraman zaten gönüllerde taht kurmuştur.
Var olasın Güngör Hoca!
Senin gibiler az bulunur, kolay kolay da yetişmez.










