<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Yazarlar</title>
         <link>https://www.sesvertrabzon.com/yazarlar/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[AHMET KAYA'YA TAVSİYEM; "İYİ NİYETİN YORGUNLUĞU, KARARLILIKLA AŞILIR!"]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gazetecilik, kimi zaman kelimelerle duvar yıkmak, kimi zaman da o duvarın ardındaki gerçeği göstermekle sorumludur.

Ancak ne yazık ki her kelime aynı samimiyetle karşılık bulmaz. Bazen ne kadar iyi niyetli olursanız olun, anlatmak istedikleriniz başka yerlere çekilir, farklı anlamlar yüklenir. 

Sözünüzden "art niyet" devşirmeye çalışanlar çıkar. Oysa ben hiçbir zaman bu tarz bir kalem benimsemedim. Yazılarımda kimseyi hedef alma, karalama gibi bir niyetim olmadı. Amacım gördüğümü paylaşmak, iyi olanı takdir etmek, yanlış olanı ise yapıcı şekilde ifade etmektir.

Bu satırları yazarken konuğum Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya.

Ahmet Kaya, genç yaşına rağmen siyasette olgun bir duruş sergileyen, çalışkan, uzlaşmacı, temsil yeteneği yüksek bir isim. Duygusal tarafı da güçlü ve bu onu insan ilişkilerinde daha içten kılıyor. Belediye başkanlığı görevine geldiğinde ilk olarak ayrımcılığın önüne geçti. AK Parti’den devraldığı belediyede kadrolarla oynamadı, kimsenin görev yerini değiştirmedi. Partili ayrımı yapmadan herkesle çalışmayı tercih etti. Bu yaklaşımı kuşkusuz takdire şayan.

Ancak bazen iyi niyet, kötüye kullanılabiliyor. Ne yazık ki Başkan Kaya da bu durumun kurbanı oldu. Belediyede bazı birimlerde personel iş yükünden neredeyse nefes alamazken, kimi bölümlerde insanlar mesaisini masa başında bekleyerek geçiriyor. Eko Park gibi gelir getirici, yüksek tempolu bir sosyal tesiste çalışan birkaç personel canla başla hizmet verirken, başka birimlerde fazlalık haline gelen personelin oraya kaydırılması dahi yapılamıyor. Çünkü kimse "yorucu" yerlerde çalışmak istemiyor.

Belediyede vatandaş hattı kurulacak deniyor; müdür personelin kapısını tek tek çalıp "Bu birimde görev alır mısın?" diye soruyor. Gelen cevaplar çoğunlukla olumsuz. Neden? Çünkü artık bazıları için kamu görevinde sorumluluk değil, sadece hak talebi var. Ama çalışmak yok. Oysa çalışanla çalışmayanı ayırt etmek, sadece bir yöneticinin değil, adaletin de gereğidir.

Tüm bu tabloya rağmen, Başkan Ahmet Kaya'nın uğradığı haksızlıkları da görmezden gelmek mümkün değil.

Bazı basın kuruluşları tarafından kasıtlı şekilde hedef alındı. Henüz görevinin başında iken, hiçbir somut dayanağı olmayan eleştirilerle yıpratılmaya çalışıldı. Belediyelere yapılan merkezi kesintiler maaş ödemelerini bile zora sokmuşken, bu durumun faturası da yine ona çıkarılmak istendi. Ancak bütün bu sorunlara rağmen Kaya, yılmadan çalıştı, geri adım atmadı, sorunların üstesinden geldi.

Bu noktada bir gerçeği teslim etmek gerekiyor: Ahmet Kaya, zorlu bir görev üstlendi ve birçok alanda ciddi mücadele verdi. Fakat bu mücadelenin kalıcı olabilmesi için artık daha net kararlar almalı. Özellikle personel yönetiminde adaletin terazisini sağlam tutmalı. İyi niyet güzel bir erdemdir ama yönetim, sadece iyi niyetle sürdürülebilecek bir alan değil. Cesaret, kararlılık ve adaletle desteklenmezse, iyi niyet zamanla adaletsizliğe dönüşebilir.

Çalışan hakkını almalı. Çalışmayan ise ya kendine çeki düzen vermeli ya da bu sorumluluğun gereğini taşıyanlara yer açmalı.
"Çay ocağında saat doldurup, fazla mesaiye kaldığında ücret talep eden" bir mantık ne kamuya ne de vicdana hizmet eder.

Ahmet Kaya'nın bu şehir için hayalleri ve idealleri olduğunu biliyoruz. Samimiyetine, niyetine ve mücadelesine şahidiz. Şimdi bu mücadeleyi adaletle taçlandırma zamanı.

Çünkü bu şehir, çalışanın hakkını gözeten, adil, cesur ve kararlı bir yönetime fazlasıyla layık.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/07/ahmet-kaya-tavsiyem-iyi-niyetin-yorgunlugu-kararlilikla-asilir-1279.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/07/ahmet-kaya-tavsiyem-iyi-niyetin-yorgunlugu-kararlilikla-asilir-1279.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/07/ahmet-kaya-tavsiyem-iyi-niyetin-yorgunlugu-kararlilikla-asilir-1279-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/07/ahmet-kaya-tavsiyem-iyi-niyetin-yorgunlugu-kararlilikla-asilir-1279.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ahmet-kaya-tavsiyem-iyi-niyetin-yorgunlugu-kararlilikla-asilir/7005/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 11:30:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[EVVELA BİR CENAZEYİ KALDIRALIM… ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dün, Trabzon gökyüzünden boşalan bir öfkeye sahne oldu. Gök delinmişçesine yağan sağanak, sokakları dereye, mahalleleri göle çevirdi. 

Evler su aldı, arabalar sürüklendi, insanlar çaresizlik içinde pencereye mahkûm oldu. Yağmur bir rahmettir; ama tedbirsizlikle birleşince azaba döner. 

Çünkü su, her zaman hayat vermez; bazen ihmalin, bazen beceriksizliğin üstünü örten bir felaket olur.

Bu şehir, yağmurla ilk kez karşılaşmıyor. Trabzon, Karadeniz’in kalbi; nemin, bulutun, gri göğün kardeşi… 

Lakin yıllar geçmiş, iktidarlar değişmiş, makam koltukları eskimiş; ama altyapı hâlâ aynı acziyette. Ne zaman gökyüzü kararacak olsa, milletin yüreği hopluyor: “Acaba bu kez nereye su basacak?”

Burada suç sağanakta değil. Yağmurun günahı olmaz. Su, ne kadar haşin yağarsa yağsın, görevini yapar. Suyu yönlendiremeyen akıl, onu kontrol edemeyen irade, işini savsaklayan idare suçludur. Kimi zaman bu sorumluluğu belediyeler alır, kimi zaman merkezi yönetim… 

Ama esas kabahatli, "olmaz bir şey" deyip yıllardır bu halkı kandıranlar, ihaleyi alıp çamurdan başka şey üretmeyen müteahhitlerdir.

Ne acıdır ki, afet daha dinmeden linç kampanyası başlıyor. Bazıları için sel, halkı düşünme vakti değil; rakibini boğma fırsatıdır. Selin sürükleyemediği tek şey, hırslarıdır. Ahmet Metin Genç’in günler öncesine ait yurt dışı görev görüntüleri, sosyal medyada dolaşıma sokuluyor.

“Şehri su bastı, o horon tepiyor!” diyenler var. 

Ne kolay! 

Ne yüzsüzce bir kurgu bu…

Oysa aklı başında herkes bilir ki, görev gereği yurt dışına gitmek suç değildir. Asıl suç, gerçeği bile bile çarpıtmak, halkı galeyana getirmektir.

Ahmet Kaya’ya da aynı saldırganlıkla yöneldiler.

Sözümona “alkollü mekân açılsın” dedi diye linç ettiler. Oysa sözleri haftalar öncesine, turizm planlamalarına dair yapılmış bir değerlendirmeydi.

Ne içki istemiş, ne masa kurmuş… 

Lakin linç tayfasının gözünde hakikat değil, bağırmak makbuldür. Biri çıkar, bağırır; öbürü körlemesine saldırır. Hakikat arada boğulur. Haysiyet ayaklar altında kalır.

Ve elbette bir de bu kaosu fırsat bilen, tetikte bekleyen bir zümre var: Kalemini satmış, kelâmını kiraya vermiş, itibarsız bir kalemşorlar güruhu… 

Yıllarca belediyelerden, kamu kurumlarından nemalanmış; üç beş sayfalık “kitap” diye bastıkları paçavraları yüzbinlerce liraya pazarlamış, şimdilerde klavye başında ahlâk nutukları atıyorlar. Matbu yüzlerinde ne bir mahcubiyet, ne bir izan…

Midelerinde kamudan beslendiklerinin dışında bir damla helal lokma olmayan, tüyü bitmemiş yetimin hakkı ile semirmiş yaratıklar!

Düne kadar başkanların dizinin dibinden ayrılmayanlar, şimdi oradan buradan aldıkları kırıntılarla karakter suikastına soyunuyor.

Ama bilmezler ki; bu halk artık eskisi gibi saf değil. 

Artık herkes neyin niyet, kimin tehdit olduğunu sezebiliyor. 

Suyu bahane edip belediyeye saldıranın da, seli fırsat bilip halkı kandıranın da defteri tutuluyor. Bu şehir sadece yağmurdan korunmak istemiyor; iftiradan, istismardan, ikiyüzlülükten de arınmak istiyor.

İşte tam da bu yüzden diyorum;

Evvela bir cenazeyi kaldıralım. Suları tahliye edelim, zarar görenlerin yarasını saralım. Sonra konuşacaksak oturur konuşuruz. Eleştirilecek varsa, vakarla, delille, hakkaniyetle eleştiririz. 

Ama daha sokaklarda sular durulmamışken bağıranların, konuşmaya değil, susmaya ihtiyacı vardır.

Bu memleketin meselesi artık sadece sağanak değil. Bu topraklarda asıl felaket, insafın yağmaması, vicdanın kurumasıdır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/06/evvela-bir-cenazeyi-kaldiralim-2186.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/06/evvela-bir-cenazeyi-kaldiralim-2186.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/06/evvela-bir-cenazeyi-kaldiralim-2186-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2025/06/evvela-bir-cenazeyi-kaldiralim-2186.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/evvela-bir-cenazeyi-kaldiralim/6496/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 07:46:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRABZON BİR TÜRLÜ BENİ KABULLENEMEDİ!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bu kentin sınırları içinde doğdum. Geriye dönük yedi sülalem de Trabzon'un Arsin ilçesinde ikamet eder... Kendimi bildim bileli Trabzonspor taraftarı oldum. Bordo-Mavili renklere gönül verdim. Hiç devşirme olmadım. Başka kentlerden gelip yalandan Trabzonsporlu olmuş havası estirip, bu kulübü sömürmedim. Bu kentin nimetlerini hamuduyla götürmeyi hiç düşünmedim. Bununla övünmüyorum, kendimi bir dünya yurttaşı kabul ediyorum ama sonuçta Trabzon benim dedemin dedesinden itibaren doğup büyüdüğüm ve hiç terk etmeyi düşünmediğim bir kent...

Buradan hareketle asıl meseleye gelelim isterseniz...

Askerden dönüp, 1983 yılının Temmuz ayında gazeteciliğe başladıktan ve bu mesleğin gerçek ilkelerini öğrendikten sonra, ona ihanet edecek tek bir eylemde bile bulunmadım... Genç bir gazeteci olmama rağmen, önce Trabzon'daki yerel spor bronşlarında etkin olanlara, sonra da ulusal ölçekte çok güçlü, kendilerini Trabzonspor'un sahibi olanlara karşı mücadele ettim. Mustafa Şamil Ekinci gibi bir efsanenin sahibi olduğu gazetede, uyarı üzerine uyarı aldım. Zaman zaman meslek büyüklerimiz, zaman zaman Trabzonspor'da etkili isimler Ekinci'ye beni sürekli şikayet ettiler. Ne uyarılar durdurdu, ne de şikayetleri dikkate aldım. İnandığım yolda yürümeye devam ettim ve ödülünü de() işime son verilerek aldım. 

Aynı durumu daha sonra ismini Doğan Haber Ajansı olarak değiştiren Hürriyet Haber Ajansı'nda da (Hürriyet Gazetesi) yaşadım. Ama kimseye boyun eğmedim. Tehdit edildim, saldırıya uğradım ama bunların beni yolumdan çeviremeyeceğini tüm muhataplarım gördü..

Birçok yerel gazetede spor müdürlüğü, ya da danışmanlık yaptım. Yine hiç kimseye en küçük bir tolerans tanımadım. İnandığım, bildiğim gazetecilikte hep ısrar ettim. Bugüne kadar 41 yılı aşkın süre içinde hiçbir biçimde, hiç kimseyle en küçük bir maddi ilişki içine girmedim. Meslek hayatım boyunca bir tek iş insanı ya da Trabzonspor orijinli kişiden reklam, ilan almadım. ;Yarı aç, yarı tok yaşadım ama kalemimden başka hiçbir gücün önünde eğilmemenin tek yolunun bu olduğuna inandım. 

Tüm bunları yaparken meslektaşlarıma da örnek olurum diye düşürdüm. Ama ne yazık ki bir tek kişinin örneği bile olamadım. Beni örnek aldığını söyleyenlerin her birinin bir yemek davetine bile nasıl koştuklarını, güçlü insanlarla nasıl da kol kola olmak istediklerini gördükçe midem bulandı. "Beni örnek aldığınızı söylemeyin, utanıyorum bundan" diye kaç kişiyi uyardım. 

Çalışırken işimi sadece layıkıyla değil, çok yüksek bir enerjiyle, çalışma temposuyla yürüttüm. Kazandığım paranın beş katı, on katı hizmet etmek istedim. Her çalıştığım kurumu sahiplenmek istedim. 

Bir kez olsun bile yüksek paralarda gözüm olmadı. Emeğimin karşılığı olanın yarısını, hatta dörtte birini bile istemediğim dönemler oldu. Çünkü çok iyi biliyordum ki, para insanı bozar ve parayı veren de seni satın aldığını düşünür. Tek bir kişide bile beni satın aldığı düşüncesini oluşturacak tavır takınmadım. 

Tüm bunların sonucu olarak 5 yıl bir tek teklif almadan işsiz kaldım. Trabzon'un ne kadar embesilive kara cahili varsa, makamlarda, koltuklarda, ekranlarda boy gösterdi fakat bir tek bana bir yer bulunamadı...

Bir gün, şimdi CHP Ortahisar Belediyesinde önemli bir makama oturtulan ama hiçbir zaman o yerleri hak etmeyen tanımaktan utanç duyduğum kişi, "Ağabey, bu yolu sen seçtin" demişti. Haklıydı. Onlar gibi güçlülerin oyuncağı hiç olmamıştım. Bu nedenle de 3-4 ayrı yerden gelir elde edebilecek bir noktada değildim. Bana bu sözü söylerken aslında yüzünün kızarması gerekiyordu ama o yüz ne yazık ki ne onda, ne de bir başkasında vardı.

Benim yolum hep güçlülere karşı savaşmakla çizilmişti. Zayıfı ezen, sistemden beslenen ve bir de Trabzonspor'a karşı kötü niyetli olanlarla savaşla geçmişti ömrüm...

Neyse ki bundan 2 yıl önce Atakan Kadıoğlu kardeşim, yeni bir site kuracağını ve benimle beraber çalışmak istediğini söyledi. Beş yıllık bir boşluktan sonra onun teklifini kabul ettim. Bir lira para pazarlığına girmedim. Bana, "Kesinlikle özgür gazetecilik yapacağız" sözünü verdi. Bu sözünü de tuttu. Trabzonx'te güzel gazetecilik yaptık. Trabzon ve Trabzonspor'un çıkarlarını koruduk. Ne yazık ki bu site etkili olmasına rağmen doğru dürüst reklam alamıyordu bile... Düşünün Ortahisar Belediye başkanlığına aday olan Ahmet Kaya, AKP borozanı sitelere reklam verirken, "Ne yapalım onlar çok okunuyor" deme hafifliğini bile gösterebiliyordu. Muhalif geçinin hiç kimseden en küçük destek alamıyorduk ama, "Aslansın, kaplansın" şeklinde dolduruşları yapmayı destek sanacak kadar da aptaldılar. Onların bu övgü sözlerinin aslında bende zerre değeri olmadığını da fark edemeyecek kadar kör cahildiler. 

Neyse konumuza dönelim...

Atakan Kadıoğlu bu sitede yaşadığı bazı sorunlardan dolayı ayrıldı. Ben de etik olarak onunla birlikte ayrılma kararı verdim. 

Atakan Kardeşim, henüz aradan bir hafta geçmemişti ki yeni bir site kurmaya karar vermişti ve beni aradı... "Abi yine beraber olur muyuz?" diye sordu. Kendisiyle oturup uzun uzun uzun konuştum: "Bak Atakancığım" dedim.. "Ben hiç para kazanmasam da yoğun çalışan ve inandığım değerlerden hiç taviz vermeyen bir gazeteciyim. Ama benim gazeteciliğimin Trabzon'da ekonomik karşılığı yok. Yani bu gazetecilikten dolayı ne Trabzon muhalefeti, ne Trabzonspor'da yönetim muhalefeti, 'Şu siteyi bir yaşatalım, reklam verelim, özgürce yayın yapmayı sürdürsünler' demiyor. Ama bunun yanında ben de kendi değerimin onda biri kadar etmeyecek ücretlerle çalışmak zorunda kalıyorum. Sana ya da bir başkasına da, 'Benim değerim budur, en azından bunun yarısını isterim' bile diyemiyorum. Çünkü, 'Sen bu gazeteciliği yapıyorsun ama bunun karşılığı gazete ya da siteye bir lira para girmiyor' deme hakkına sahipsiniz. Bu nedenle tamam yola çıkalım ama 15 Eylül tarihine kadar eğer bu site kendi ayakları üzerinde duramazsa, belli oranda para kazanamazsa, en azından bir tane editör alacak noktaya gelemezse ve bir ölçüde emeğimizin karşılığını verecek duruma gelemezse ayrılırım" demiştim. 

Atakan da bunu kabul etmişti. Bu arada yaptığımız gazetecilik sürekli birilerini rahatsız ediyordu. Çıkarlarına dokunanların adeta bir yerlerine bir şeyler batıyordu. Beni değil ama Atakan'ı taciz etme eylemleri devam etti. Ne hikmetse bir teki benimle konuşma ihtiyacı bile hissetmedi. Benim yüzümden birilerinin hayatlarını tedirgin yaşamaması için yapacağım tek şey vardı. Ayrılmak... Ve ben de ayrıldım... 

Bundan sonrası ne mi olur?

Benim açımdan sanırım olumlu bakış açısından pek bir şey olacağı yok...

Çünkü bu Trabzon kenti de, Trabzonspor camiası da beni bir türlü sindiremedi, kabullenemedi. 

Neden mi?

Bu kentin kendini güçlü zannedenleri, ancak hükmedebilecekleri insanları kabul eder...

O da ben değilim...

Saygılarımla...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/trabzon-bir-turlu-beni-kabullenemedi-7199.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/trabzon-bir-turlu-beni-kabullenemedi-7199.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/trabzon-bir-turlu-beni-kabullenemedi-7199-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/trabzon-bir-turlu-beni-kabullenemedi-7199.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/trabzon-bir-turlu-beni-kabullenemedi/2485/</link>
			<pubDate>Sun, 15 Sep 2024 13:53:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DOĞAN'IN GERÇEKLERLE YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[30 yılı aşkın bir zamandır Trabzonspor’u medya mensubu olarak takip ediyorum.

Bu zaman zarfında yüzlerce müsabaka izleyip, Trabzonspor başkan ve yöneticileri ile yüzlerce televizyon programı yaptım.

Her yönetimin ayrı bir “yoğut yiyiş” tarzı vardı. Çok başarılı olanları da gördüm, kulübü uçurumun eşiğine taşıyanları da!

Fakat son zamanlarda Ertuğrul Doğan gibisini görmedim!

Son derece Trabzonspor gerçeklerinden ve geleneklerinden uzak, kulüpçülük anlayışını benimseyememişini görmedim!

Söylem ve eylem bütünlüğü olmayan, bir adım önünü göremeyen ve kulübü refleksle yöneten bir anlayış…

“Altyapı” dedikçe yaşlı oyuncuları transfer eden,

“ekonomik sıkıntılar var” derken borcu neredeyse iki katına çıkaran,

“torpil olayı bizim zamanımızda bitmiştir” mesajı verirken, akrabalarını kulüpte istihdam eden,

“herkesin eleştirilerini saygı ile karşılayacağım” deyip, teknik direktöre gayet kibar ve makul sorular sorulduğunda, medya mensubuna stat ve tesislere girme yasağı getiren sığ ve antidemokrat bir yönetim anlayışı!..

Neresinden tutsam elimde kalıyor…

“Trabzonspor’a siyasetin müdahale etmesine müsade etmem” deyip, aslında tam da siyasetin merkezine oturtanın da kendisi olduğunu da vurgulamadan geçemeyeceğim!

Bir kulüp başkanı düşünün ki, Trabzonspor tarihi boyunca en yüksek gelirleri kulübe kazandıracak, fakat boç azalmadığı gibi sürekli artacak!

Bir kulüp başkanı düşünün ki; gündüzünü gecesine katıp kulübe para bulacak ve iş bilmezliği yüzünden bu gelirleri anında hiç edecek!

Bir kulüp başkanı düşünün ki; bir gün önce “arkasındayım” dediği teknik direktörü bir gün sonra görevden alacak!

Bir kulüp başkanı düşünün ki; kulübün yönetimselliği anlamında hiçbir alternatif planı olmayacak!

Bir kulüp başkanı düşünün ki; hiçbir eylem, söylem ve kararlarında yönetim kurulu ile birlikte bağımsız hareket edemeyecek!

Şahsen ben böyle bir kulüp başkanı düşünmek istemiyorum!...

Görünen o ki; “Trabzonspor camiası da Aralık ayında yapılacak genel kurula kadar kendisine çeki düzen vermezse onlarda Ertuğrul Doğan’ı düşünmeyecek”!

Son söz;

Ertuğrul Doğan’ın herşeyden önce kendisi ile yüzleşmesi gerekiyor!

“Kulüpçülüğü çok iyi bildiği için değil, parası olduğu için” Trabzonspor Başkanlık koltuğunu işgal ettiğini benimseyip, hazmetmesi gerekiyor…

Ve finalde de kendisine şu canalıcı soruyu sorması gerekiyor;

“Hiç param olmazsa, şu anki performansımı göz önünde bulundurarak amatörlerinde içinde yer aldığı kaç kulüp beni yönetim kurulunda tercih eder?”

Ne dediğinizi duyar gibiyim!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/dogan-in-gerceklerle-yuzlesmesi-gerekiyor-3186.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/dogan-in-gerceklerle-yuzlesmesi-gerekiyor-3186.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/dogan-in-gerceklerle-yuzlesmesi-gerekiyor-3186-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/dogan-in-gerceklerle-yuzlesmesi-gerekiyor-3186.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/dogan-in-gerceklerle-yuzlesmesi-gerekiyor/2197/</link>
			<pubDate>Sun, 25 Aug 2024 08:31:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ŞENOL GÜNEŞ VE GERÇEKLER!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor’da son yıllarda işler bir türlü yolunda gitmiyor…
Özellikle son üç sezondur yapılan transferlerin pahalı ve kalitesiz oluşu, kulübü altından çıkılmaz bir noktaya getirdi.

Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan’ın şahsi katkıları ve onca alınan sponsorlara rağmen, kulübün borcu azalmadığı gibi transfer edilen oyuncular kulübü ciddi zarara uğratarak terk etmiştir.

Trabzonspor’un bu sezondaki transfer yanlışları geçen yılları aratmayacak tarzda gerçekleşti. Dâhil edilen hiçbir futbolcu için, “olmazsa olmazımızdır” diyecek durumda değiliz!

Herkesin kesin bildiği bir şey var oda; transfer yanlışlıklarını kulübün bütçesinde ciddi tahribat yarattığıdır!

Gelelim Şenol Güneş meselesine;
Avcı’nın görevden alınması haberleri olayın gerçekleşmesinin ardından 10 dakikada basın ve sosyal medya yoluyla tüm dünyaya yayıldı.
Sonrasında Trabzonspor’da göreve gelebilecek teknik adamların isimleri zikredilmeye başlandı.

Bunlardan biride Şenol Güneş’ti…
Bazı haberlerde, “Trabzonspor yönetimi Şenol Güneş ile görüştü fakat anlaşma sağlayamadı. Trabzonspor eski Başkanı Faruk Özak, Şenol Güneş’i ikna etmeye çalışıyor” gibi başlıklar basına yansımaya başladı.

Bunun üzerine eski dostum Faruk Özak’ı aradım. Özak bana, “ yayladayım, gelişmeleri şimdi senden duydum” dedi. Biraz sohbet ettikten sonra telefonlarımızı kapattık.
Sonrasında Şenol Güneş’i aradım. Kendisi kuaförde traş olmaya gittiğini söyledi. Hâlbuki o saatlerde sosyal medyada müthiş bir bilgi kirliliği vardı. Şenol Hoca traş olurken insanlar yönetimle toplantı halinde olduğunu dillendirdiler…
Tabi bu haberlerin hiçbirinin astı astarı yoktu…
Hepsi hayal ürünü senaryolardı!
En baştan şunu söyleyeyim; benim tanıdığım Şenol Güneş, böyle bir ortamda Trabzonspor’un teknik direktörlük görevini kabul etmez!

Şenol Hoca, ciddi bir belirsizlik ortamı yaşayan, transferlerini yapmış ve sezon başı hazırlık dönemini geçirmiş bir takıma neden gelsin ki?

Üstelikte kentte, Beşiktaş’ta Teknik Direktörlük yaptığı için kendisini affetmeyen ve halen daha arkasından konuşan geniş bir kitle varken!

Şenol Güneş’in Akyazı Spor Kompleksi’ndeki isminin silinmesi için onca uğraş veren varken, Trabzonspor yönetiminden bir kişinin sesi çıkmamış, yapılan hakaretlerin önüne geçmemiş, Şenol Güneş bizim en önemli değerlerimizden biridir diyememişken!

Geçtiğmiz aylarda yapılan Trabzonspor Divan Başkanlık Kurulu seçimlerinde Güneş’in en yakın dostu olan Hayrettin Hacısalihoğlu’nu yok sayan yönetimin, bugün Güneş ile yapılan görüşmelerde aracı olmasını istemeside son derece eyyamcı bir tavır olur.

Şimdiler ise gündemde Fatih Tekke’nin ismi var. Sosyal medyada Fatih Tekke için methiyeler diziliyor. Trabzonspor’un kurtuluş reçetesinin Tekke’de olduğu ifade ediliyor. Doğrudur, Fatih Tekke futbolculuk döneminde hem Trabzonspor’un hemde Türkiye’nin sayılı isimleri arasında idi. Bu tartışma götürmez bir konu. Fakat Teknik adamlık konusunda yolun çok daha başında. Kendisini ıspatlaması ve istikrarlı bir başarı yakalaması gerekmektedir. Bunun içinde zamana ihtiyacı vardır.

Kalın sağlıcakla…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/senol-gunes-ve-gercekler-9337.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/senol-gunes-ve-gercekler-9337.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/senol-gunes-ve-gercekler-9337-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/09/senol-gunes-ve-gercekler-9337.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/senol-gunes-ve-gercekler/2148/</link>
			<pubDate>Sun, 01 Sep 2024 02:53:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AVCI’NIN AYRILIĞI: KRİZ Mİ, FIRSAT MI?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor’un Abdullah Avcı ile yollarını ayırması, kulüp için dönüm noktası olmasının yanı sıra, Türk futbolunda da yankı uyandıran ancak beklenen bir gelişme olarak yorumlanmalı. 

Son şampiyonluk sürecinde takımın başında olan, camiaya zaferi tattıran  teknik direktör Avcı, taraftarların gönlünde taht kurmuştu. Ancak, futbol dünyası inişli çıkışlı bir yolculuktur ve bu yolculukta başarı kadar başarısızlıklar da kaçınılmazdır. 

Avcı'nın ayrılışının arkasında yatan nedenleri anlamak, Trabzonspor’un geleceği için dersler çıkarmak adına önemlidir.

Kopuşun arkasındaki temel sebeplerden biri, beklentilerin ağırlığı ve şampiyonluk sonrasında yaşanan duraklama dönemi olarak görülebilir. Trabzonspor şampiyonluk coşkusunun ardından, bir türlü istikrarlı performans sergileyemedi ve durum, hem saha içi hem de saha dışı baskıları artırdı. 

Şampiyonluk apoleti, ne kadar gurur verici olsa da, aynı zamanda ağır bir yük olarak omuzlara bindi. Camianın ve yönetimin beklentileri, saha sonuçlarıyla örtüşmeyince, Avcı üzerindeki baskı dayanılmaz bir hal aldı.

***

Bir diğer, belki de ana sebep, takımın oyun anlayışında yaşanan tıkanıklık ve yenilenme ihtiyacı. Abdullah Hoca, disiplinli ve sistematik oyun anlayışıyla bilinirdi; fakat bu anlayış, değişen futbol dinamiklerine yeterince hızlı uyum sağlayamayınca, Trabzonspor açısından taktiksel esneklikten yoksun bir yöne evdildi. 

Bordo Mavililer’in oyunu tahmin edilebilir ve rakipler açısından savunulabilir hal aldı. Genç ve dinamik oyuncuların kadroda fazla yer bulamaması da süreci olumsuz etkileyen unsurlardan biri olarak karşımıza çıktı.

Sonunda yollar ayrıldı... Avcı’nın iletişimle ilgili hatalarına, eksiklerine ve yanlış söylemlerine artık eğilmenin anlamı yok... Şimdi Trabzonspor için daha sezon başında geleceğin yeniden planlanması zamanı...

***

Abdullah Avcı sonrası, Trabzonspor’un izlemesi gereken yol dikkatlice adımlanmalı ve sürdürülebilir başarıya odaklanılmalıdır. Yeni teknik direktör tercihi yapılırken, yalnızca kısa vadeli başarılar değil, uzun süreli bir futbol felsefesi göz önünde bulundurulmalıdır. 

Kulübün genetik kodlarına uygun, mücadeleci ve ofansif futbol oynatan, aynı zamanda altyapıdan gelen oyuncuları değerlendiren bir hoca seçimi, geleceği şekillendirebilir.

Yönetim futbol aklını ön plana çıkararak, transfer politikalarını ve altyapı organizasyonunu yeniden gözden geçirmelidir. Trabzonspor, tarih boyunca yetiştirdiği oyuncularla başarıya ulaşmış bir kulüptür. Bu özelliğini yeniden canlandırmak, kulübün finansal ve sportif sürdürülebilirliği için hayati önem taşımaktadır.

Abdullah Avcı’nın ayrılışı bir devrin sonu gibi görünse de, aslında Trabzonspor için yeni başlangıcın kapılarını aralıyor olabilir. Bu dönemi iyi değerlendirmek, doğru stratejilerle yola devam etmek, camianın yeniden zirveye çıkması için gereklidir. 

Trabzonspor, geçmişinden aldığı güçle, geleceğe umutla bakmalı ve şampiyonluk yürüyüşünü sürdürebilmelidir. Doğru kararlar ile sabırlı duruş, yeniden zirveye yerleşilmesine katkı sağlayacaktır.

Yapılabilir mi?

Göreceğiz!...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avci-nin-ayriligi-kriz-mi-firsat-mi-5102.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avci-nin-ayriligi-kriz-mi-firsat-mi-5102.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avci-nin-ayriligi-kriz-mi-firsat-mi-5102-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avci-nin-ayriligi-kriz-mi-firsat-mi-5102.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/avci-nin-ayriligi-kriz-mi-firsat-mi/2119/</link>
			<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor tarihine St.Gallen gibi bir takıma kendi evinde penaltılarla elendiğini de ekledi. Aslında Abdullah Avcı’nın başından beri güven vermeyen oyun anlayışı taraftarda korku endişe ile acaba kazara da olsa elenir miyiz düşüncesi ne yazık ki gerçekleşti.

Gittiği gün; ben gitmedim ki geri döndüm dediği andan beri hep Abdullah Avcı ile başarının sağlanamayacağını dile getirdik. Hem en üst organ genel kurulda.!!! Hatta daha ileri giderek onun yaptığı transferlerin kulübü batağa götürdüğünü söyledik. Ne yazık ne dinleyen oldu nede sesimizi duyan. İşte sonu hüsran.!!!

Trabzonspor’u yaptığı transferlerle büyük ekonomik dar boğaza sokan Abdullah Avcı algı yönetimiyle spor kamuyu oyalamaya çalıştı. Oynanan futbol tat vermediği gibi taraftar artık maça gitmez oldu. Takımda yaş ortalaması artarken alınan her futbolcudan zarar edilmesi dâhice idi.

Tüm bunlar yaşanırken basın toplantısında cesur bir gazetecinin sorusunda bile algıyla bunu çalışıp öyle cevap vereyim tarzındaki tavrı ve devamında o gazetecinin Trabzonspor’u takip grubundan çıkarılması zaten Abdullah Avcı’nın futbol dışında işlerle uğraştığını gösteriyordu. Ne bekliyordu? O gazeteci hocam takım harika mükemmel futbol oynuyor demesini mi? Tabi bunu değil o gazeteci bu takımın hiçbir taraftarı söylemiyor.

Taraftar beni seviyor ben uzun sokakta geziyorum dediği zaman gel bir anket yapalım demiştim. St.Gallen maçından sonrada bu iddiası devam ediyor mu bilinmez. Ama artık sözün bittiği yerdeyiz.

Başkan Ertuğrul Doğan’ın başından beri Abdullah Avcı’nın arkasında durması hatta geri getirmesi Trabzonspor’u hem ekonomik açıdan hem de sportif açıdan içinden çıkılamaz bir bataklığa sürükledi. Har vurup harman gibi savrulan Trabzonspor’un paraları hep boşa harcandı. 

Kartal tesisleri ve diğer gelirlerden elde edilecek kaynaklarla bir yıl içerisinde borcun sıfırlanacağına kimse inanmıyor. Trabzonspor’un o kadar paraları çarçur edildi ki kulübün 50 yıllık geleceği yok edildi. İşin acı tarafı Trabzonspor’un abileri eski başkanları, as başkanları, yöneticileri duymadım, bilmiyorum, görmedi mi oynadılar. Onlarda mı duygularını kaybetti bilinmez. Ama enkazın altından nasıl kalkılacak onu yönetim dahil kimse bilmiyor.

Büyük antrenör Abdullah Avcı dönemlerinde ne yazık ki Avrupa kupa maçlarından Trabzonspor istediği geliri başarısızlıkları sebebiyle elde edemedi. Bari üç beş puan alsaydık belki Avcı’nın tazminatını karşılamış olurduk.

Boşta kalmış bir antrenöre boş mukaveleye imza atıyor masalıyla 100 milyonluk fatura yükleyenler bu konuda gelinen ve sözün bittiği nokta da nasıl tavır koyacaklar merak konusu.

İnsanlar para kazanır. Çalışmaları karşılığında. Çalışmadan tazminatı beklemek, siz işime son verin deyip onu almak için taraftara kahır mektubu yazdırmak onurlu bir duruşu asla yansıtmamaktadır.

Bir zamanlar kasket edebiyatı yaparak Efsane antrenörümüz Merhum Ahmet Suat Özyazıcı’yı örnek aldığını söyleyenler önce onun para ile Trabzonspor sevgisi arasındaki tercihini örnek alsın.!!!

Artık sözün bittiği yerdeyiz. Trabzonspor Başarısızlığı ile tarih yazan Abdullah Avcı ile yola devam edemeyeceği gibi ona katlanamaz. Bu Trabzonspor için intihar olur. Güven kaybolmuş ve inanç yitirilmiştir.

Abdullah Avcı’da tarihe geçmek istiyorsa ben Trabzonspor’dan tek kuruş tazminat almıyorum demeli.!!! Tabi o yürek onda varsa… 

Son söz dünde bugünde kim Trabzonspor parasını hak etmeden almışsa haram zıkkım olsun. Merak etmeyin amin seslerini duyuyorum.

GÜNÜN SÖZÜ: İnsanın delisi rüzgâr gibi esmeli; insanın iyisi geldiği gibi gitmeli. Anonim
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sozun-bittigi-yerdeyiz-7273.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sozun-bittigi-yerdeyiz-7273.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sozun-bittigi-yerdeyiz-7273-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sozun-bittigi-yerdeyiz-7273.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/sozun-bittigi-yerdeyiz/2097/</link>
			<pubDate>Fri, 30 Aug 2024 11:22:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AVRUPA ARENASINDA DRAMATİK SON!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[UEFA Avrupa Ligine büyük iddia ile başlanmıştı ama Rapit Wien Trabzonspor’un gerçeğini erken teşhis edilmesine neden oldu ve bu organizasyona çok erken veda edildi. 

Artık tüm umutlar UEFA Konferans Ligindeydi. Ve bu arenada İsviçre’nin St. Gallen ile oynanan Play-Off ilk maçı deplasmanda golsüz berabere sonuçlanmıştı. Bu da önemli bir avantaj kabul ediliyordu ama Bordo-Mavililerin gol yollarındaki etkisizliği yine de kafaları karıştırmaya yetiyordu. Fakat ne olursa olsun bu tur geçilmeli ve Karadeniz Fırtınası en azından Konferans Liginde gruplara kalmalıydı. Bu bir yandan ekonomik girdi açısından önemliydi ama asıl olan marka değerine sağlayacağı katkıydı. Bir de Abdullah Avcı’nın Avrupa mücadelelerinde Başakşehir’de de, Beşiktaş’ta da, Trabzonspor’da da hep sınıfta kalması onun kredisini bitirmişti. En azından bir kredi notu karnesine eklemesi gerekiyordu. 

Papara Park’taki bu kritik maçta Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın nasıl bir kadro yapılanmasıyla sahada mücadele vermeyi düşündüğü merak ediliyordu. Çünkü yeni transferlerden Arseniy Batagov artık takıma adapte olmuş olması gerekirdi. Pablo Marhelinho ve Eren Elmalı’nın da cezaları sona ermişti. Fakat Avcı, ilk maçtaki 11’den hiçbir değişikliğe gitme ihtiyacı hissetmedi. Demek ki ilk maçtaki futboldan memnundu. Ve o kadronun turu atlayacak skoru elde edeceğine de inanıyordu. Tek dileğimiz de Avcı’nın kurduğu kadroyla kesinlikle haklı olmasıydı. Çünkü biliyoruz ki bu maçın bir şekilde kaybedilmesi halinde Trabzonspor’da taşlar yerinden oynayacak, belki de büyük depremin artçıları başlayacaktı. Kuşkusuz henüz sezonun başında böyle bir durumun yaşanmasını hiçbir Trabzonspor sevdalısı istemezdi. 

İLK YARIDA SEZONU KAPATMIŞ BİR TAKIM SAHADAYDI!

Maçın başından itibaren Trabzonspor önde baskıyla rakibi hataya zorlayıp, kazanılacak toplarla bir an önce gole gitme çabası gösterirken konuk St. Gallen ise hızlı hücumlarla pozisyon arayacağını hissettirdi. Konuk ekip ağır Trabzonspor orta sahasını çabuk geçen konuk ekip, aslında birkaç kez tehlike yaratacağı sinyallerini verdi ama bu ekibin hücum oyuncularının final toplarını çok kötü kullanmaları, Bordo-Mavililerin çok sıkıntılı dakikalar yaşamasına engel oldu. Trabzonspor’da en sorunlu bölgelerden biri de beklerdi. Bir pozisyonda hızlı bir atak gelişirken Edin Visca topu rakip alana kadar taşırken önce Barisic’e baktı, sonra Ozan’a ama ikisi de hücuma çıkmamak için adeta direnç gösterince belki de net bir pozisyon daha başlamadan bitmiş oldu. St. Gallen takımı özellikle topun bulunduğu bölgede Bordo-Mavili futbolculara çok yoğun baskı yapınca pas bağlantılarını kesti ve etkili atakların gelişmesinin önüne geçti. 

İlk 20 dakikaya bakıldığında St. Gallen oyunu rölantiye alıp, bir anda hızlanarak pozisyon arayışlarında bulunurken aslında ne istediğini daha bilen bir takım görüntüsü verdi. Bordo-Mavili ekip ise sanki beraberlik yetermiş gibi temposuz, yavaş pas yapan, rakip ceza alanında etkili olmaktan uzak ve ununu elemiş, eleğini asmış pozisyondaydı. Edin Visca yine vasatın altındaydı. İlk maçın etkili isimleri Orsic ve Mendy’de bu kez bir durgunluk dikkat çekiciydi. Enis Destan’ın da sahada varlığıyla yokluğu belli değildi. Bu futbolun iki takım açısından da gol üretmesi ya bir büyük savunma hatasına, ya da şans topuna bağlı olduğunu söylersek her halde abartmış olmayız. Tam oyun bizi uyutuyor diye düşünürken, konuk St. Gallen ani gelişen atakta Akolo sağdan girdi, solda Schmidt bomboş vuruşunu yaptı ve Papara Park’taki binlerce insanın soğuk duş almasına sebep olan golü attı. Bu golde sahanın Trabzonspor’a göre sol tarafının bu kadar nasıl boş bırakıldığını anlayabilen beri gelsin… Rakibe bu kadar boş bir alan bırakırsanız, sonuçlarına da katlanırsınız.

Trabzonspor ilk pozisyonu 35’nci dakikada Mendy’nin ortasında zor pozisyonda Enis Destan’ın kafasıyla yakaladı ama kaleci Ati Zagi nefis bir refleksle skorun değişmesine izin vermedi. 40’nci dakikada Orsic’in direkten auta giden şutu şansızlıktı. Ancak bu pozisyon kimseyi yanıltmasın, çünkü rakip de sık sık tehlike yaratırken, özellikle Bordo-Mavili ekibin sağ ve sol bekleri kötünün de ötesinde görüntü verdi. Rakip kanatlardan adeta pikniğe gider gibi gelip birçok pozisyon buldu ama son vuruşlar kötü olunca farkın açılması da engellenmiş oldu. İlk 45 dakikaya baktığımızda Bordo-Mavili takımın ne fiziksel, ne taktiksel, ne motivasyon, ne de coşku olarak bu maça çok kötü hazırlandığını söylemek zorundayız. 

GOLÜ ERKEN BULUP, SONUCU ALAMIYORSAN!...

İkinci yarıya Abdullah Avcı ikinci yarıya başlarken takımın en kötüleri arasında yer alan Ozan Tufan ve Enis Bardhi’nin yerine Pedro Malheiro ve Cihan Çanak’ı sahaya sürerek ilk müdahalesini yaptı. Erken gelecek bir gol kuşkusuz maçın havasını tümüyle değiştirebilirdi. Fakat Abdullah Avcı’nın özellikle şampiyonluk sezonunda alıştığımız geriye düşülen maçlardaki rakibi ablukaya alma çabasına dönük çabalarıyla ilgili olarak bu sezon en küçük bir iz bulamadık. Bu maçta da aynı hava mevcuttu. Takım geriye düşmüş ama futbolcuların bu duruma itiraz edecek bir görüntüsü yoktu. Ancak tam bunları düşünürken, Cihan Çanak’ın nefis şutunu kaleci kornere çeldi. Korneri Barisic kullandı ve Enis ön direkte markaja rağmen kafayı çok iyi vurdu ve beraberliği getiren golü kaydetti. Bu gol kuşkusuz tur için dev bir adımdı. St. Gallen golü yedikten sonra yine oyunu rölantıye alıp, Trabzonspor’u üzerine çekme, orta sahayı boşaltıp, hızlı toplarla yine gol arama isteğindeydi. Ama bu kez Bordo-Mavililer rakibin orta sahayı o kadar kolay geçmesine izin vermedi. Cihan Çanak ve Pedro Malheiro da takıma bir hareket getirdi. 

İkinci yarıda kenar ortaları gelmeye başlayınca da EJnis Destan varlığını hissettirdi. Golün dışında yine tehlikeli girişimleri oldu ama kaleciyi geçemedi. Mislav Orsic de ilk yarıya göre daha hareketli ve verimli olunca sık sık rakip kalede tehlikeler umutları yeşertiyordu. Maçın 75’nci dakikasında sakatlık geçiren Enis Destan ile birlikte Mislav Orsic oyundan alınırken, Denis Dragus ve Mahmoud Trezeguet sahaya sürüldü. Bu değişikliklerle birlikte topla daha çok oynayabilen futbolcularla sonuca gitme isteğinin amaçlandığını söyleyebiliriz. Bir ara bu değişikliklerin işe yaradığı görüntüsü oluştu ama bu saman alevi gibiydi. Oyunun bundan sonraki bölümlerinde iki takım da bir kaza golü yememe eğilimi ve mümkünse bir sürpriz golle sonuca gitme amacı güder gibiydi. Sonuçta istenilen oldu ve durgun geçen son dakikaların ardından maç uzatmaya gitti.

Uzatmalara Edin Visca’nın yerine Poyraz Efe Yıldırım’ın sahaya sürülmesi ilginçti. Çünkü bu sezon ilk kez bir altyapı oyuncusu resmi maçta şans buluyordu. Uzatmalar az kalsın, Denswil’in ters vuruşuyla şok bir golle başlayacaktı ama Uğurcan çok iyi bir reaksiyon gösterip, mutlak golü çıkardı ve takımını oyunda tuttu.98’nci dakikada Poyraz’ın nefis vuruşu golle sonuçlansa tadına doyum olmazdı. Hem altyapıdan bir oyuncunun kazanılması yolunda dev adım atılır, hem de turun kapısı aralanırdı. 110’ncu dakikada Trezeguet kendisine yapılan faulün sonunda kazanılan frikik atışında topu iki direğin birleştiği, yani çatal diye tabir edilen yere nişanlaması büyük şansızlıktı. Bu gol olsa turun anahtarı olurdu.  Maçın uzatma dakikalarında iki takımın da nefesinin tükendiği hissini veren bir oyun vardı ve tur atlayan takımı penaltıların belirlemesi neredeyse garanti görülüyordu ki, sonuçta da bu öngörü haklı çıktı. Penaltılar gerçekten nefes kesecek nitelikteydi. İki takım da 4’er penaltıyı gole çevirdi ama Stefan Savic gibi bir usta beşinci penaltıyı üst direğe nişanlayınca ve St. Gallen son penaltıyı da gole çevirince tur dramatik bir şekilde avucumuzdan uçmuş oldu. 

Son söz; Bu kadar büyük yatırıma rağmen St. Gallen gibi bir takımı çok rahat eleyemiyorsan, bunun sorumluları mutlaka bedelini ödemeli… Başkan Ertuğrul Doğan’ın, Eyüpspor maçından sonra Abdullah Avcı ile yolları ayırdıklarını ve Aralık ayında da bir daha aday olmamak üzere Trabzonspor’un başkanlık görevini bıraktığını açıklaması gerek…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avrupa-arenasinda-dramatik-son-4019.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avrupa-arenasinda-dramatik-son-4019.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avrupa-arenasinda-dramatik-son-4019-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/avrupa-arenasinda-dramatik-son-4019.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/avrupa-arenasinda-dramatik-son/2083/</link>
			<pubDate>Thu, 29 Aug 2024 22:57:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİR HAYALİM VAR!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ABD’de siyahların ve ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü ve yasaların da buna izin verdiği dönemdi. Her koşulda horlanan siyahilere önderlik yapan Martin Luther King, 1963 yılında dünyayla paylaştığı, 'Bir hayalım var’ başlığı ile kitleleri derinden etkileyen konuşmasında özetle şunları söylüyordu: 

Bir hayalim var! 

Gün gelecek, eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.

Bir hayalim var! Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.

Bir hayalim var! Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre nitelendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün bir hayalim var benim.

Bir hayalim var!

Gün gelecek, Alabama eyaleti, valisinin ağzından hep ‘müdahale’ ve ‘yasak’ sözleri dökülen o eyalet, küçük siyah oğlanlarla küçük siyah kızların, küçük beyaz oğlanlar ve küçük beyaz kızlarla el ele tutuşup kardeşçe birlikte yürüdüğü bir yere dönüşecek.

Bugün bir hayalim var benim.

Bizim umudumuzdur bu. Güneye dönüşümde içimde taşıyacağım inançtır. İşte bu inanç sayesinde umutsuzluk dağını yontup bir umut anıtı yaratacağız. Halkımızı saran ahenksiz bağırtıları, bu inanç sayesinde güzel bir kardeşlik senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde bir gün özgür olacağımızı bilerek hep beraber çalışacak, hep beraber dua edecek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek, özgürlük için hep beraber ayağa kalkacağız.

Böyle konuşuyor ve sözlerini özgürlük talebi ve umuduyla bitiriyor…

TRABZONSPOR’UN ZENCİLERİ’NE ÖZGÜRLAK HAYALİM!

Ve bugün ABD’de iş dünyasından, polisine, adliyesine, basketbolundan boksuna, futbolundan siyasetine beyazlardan çok daha başarılı olarak hayatın içinde yer alıyor. Hatta Martin Luther King’in öldüğü tarihte asla hayali kurulamayan ABD başkanlığı koltuğunda bir siyahi oturuyordu ve ismi de Barack Obama’ydı…

İnsan önce hayal kurar, hayalinin peşinden koşarken umutları yeşerir ve bu onu hayata bağlar. Bir insanın ‘yaşadım’ diyebilmesi için kurduğu hayallerin peşinden gidebilmesi, insanlığa küçük de olsa katkıda bulunabilmek için gerekirse kendi rahatından vazgeçebilmesidir. 

Benim de bir hayalim var Trabzonspor’dan yana…

Hiç de ütopik olmayan ve geçmişte defalarca kanıtlanan ama bugün ne hikmetse tüketim toplumunun çılgınlığıyla dünyayı yok etmeye çalışanların kuyruğuna takılmış yönetenler tarafından bir gerçektin benim hayalim…

İşte benim hayalimin özeti: 

Bu hayal havaalanlarında yıldız eskisi futbolcuların parayla tutulmuş taraftarlarca karşılanması değil, Avrupa’da ya da ülkemizde isim yapmış teknik adamların yollarına çiçekler dökülerek omuzlara alınması hiç değil… Yabancılaşmış Bordo-Mavi renklerin şampiyonluğu asla değil…

Benim hayalim bambaşka…

Hayalim; Trabzonspor’u var eden, büyüten, geliştiren ve Türkiye’yi kasıp kavuran gerçek kimliğiyle yeniden ülke futbolunun önderi, tüm kulüplerin örneği olması… Artık ikinci sınıf görülen, yabancı ve pahalı transferlerin yanında isimlerinden söz bile edilmek istenmeyen bu kentte doğan, büyüyen, gelişen, yetenekleriyle birlikte en az yabancılar kadar kaliteli olan ama adeta zenci muamelesi gören altyapıdan üretilen pırıl pırıl gençlerle büyük hedeflere ulaşacağı günleri görmek.

ÇOCUKLAR ÖYLE BİR EĞİTİM ALMALI Kİ!...

Öyle bir Trabzonspor ki….

Henüz 6 yaşındaki çocukların eğitim gördüğü bir Kolej’in sahibi…. Ve 18 yaşını geçenler için bir üniversitesi olan parlak beyinli insanları yetiştiren sonra. Koleje çok küçük yaşlarda gelen çocukların bir yandan en modern eğitimi alırken, bir yandan da Trabzonspor kültürüyle büyümeleri… Büyüyen, gelişen ve Trabzonspor Üniversitesini bitiren, hayatın her alanında başarılı olan bu çocukların daha sonra Trabzonspor kulübüne gerçekten bilinçli başkan veya yönetici adayları olarak ortaya çıkması…

Altyapıdaki futbol eğitiminin de 6 yaşlarına indirilmesi… Henüz Bordo-Mavi renklerle yeni tanışan çocukların bu koleje yerleştirilmesi… Beslenmesinden, pedagojik, psikolojik, sosyal eğitimine, kültürel ve bilimsel gelişimine kadar her anlamda donanımlı hale getirilmeleri… Bir yandan da futbolun en ileri teknolojilerle, futbol bilginleri, gerçekten pedagojik formasyonu üst seviyede altyapı uzmanları tarafından teknik, taktik, kuvvet, dayanıklılık, kondisyon açısından en üst seviyede hazırlanması…

ONLAR İÇİN EN BÜYÜK KULÜP TRABZONSPOR OLMALI

Bu çocukların büyük çoğunluğunun büyüyüp, yıldız adayı olarak Trabzonspor formasını giymesi… Şampiyonluklar yaşaması… Avrupa’da zirveye oynaması… Şampiyonlar Ligi finalini kazanması… Süper Kupayı, Kıtalararası şampiyonluk kupasını müzeye taşıması… Sonra da bu yetişen büyük yıldızların, Barcelona’nın, Real Madrid’in, Manchester City, Paris SeintGermaen, Manchester United’in, Chelsea’nın, Bayern Münih’in peşinde koştuğu oyuncular haline gelmesi… Onların ise, “Biz, dünyanın en büyük kulübünde oynuyoruz, gitmek istemiyoruz” diyecek bilinçte eğitilmiş olmaları...  Avrupa devlerinin bu oyuncuların bir bölümüne 100-120 milyon Euro bonservis bedeli önermesi… Bu büyük kulüplerin Trabzonspor’un yıldızları için kapışması… 

Kulüp istediği için bu büyük paralarla o yıldız oyuncuların dünyanın diğer devlerinde oynayarak Trabzonspor vitrinini dünya devlerinde başarıyla boy göstermesi ve gurur kaynağımız olması… Onların gidişiyle altyapıdan yeni gelen gençlerin de hiçbir sorun yaşamadan Trabzonspor formasını rahatlıkla giymesi, başarıyı aynen sürdürmesi… Bu gençlerin sahadaki, saha dışındaki duruşlarıyla tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya örnek olması… Trabzon kentinden yetişen teknik adamların Jose Moirinho, Pepp Guardiola, Alex Ferguson, Arsen Venger, Jurgen Klopp muamelesi görmesi… Onların da dünya çapında büyük kulüpler tarafından talep edilmesi… 

Trabzonspor başkan ve yöneticilerinin ortaya koyduğu projeler, yaklaşımlar sadece Türk futbol kulüpleri için değil, dünyanın sayılı kulüpleri tarafından örnek gösterilmesi…  Uygulamaya çalışılması… Trabzonspor’un bu büyük üretim politikası ve yaşadığı başarılardan sonra Trabzon kökenli futbolcuların, teknik adamların yeniden Türkiye’nin en gözdeleri haline gelmesi… Yavuz Selim’de futbol oynayan, teknik adamlık yapan kişilere dahi sayısız teklif gelmesi… Tüm ülkenin Trabzonlu futbolcu ve teknik adamlarla birlikte harmanlanması… 

YARATILAN BÜYÜK PASTA KENT EKONOMİSİ DE AYAĞA KALDIRMALI

Bir büyük başarı öyküsünün yaratılması… Bu başarı hikayesinin politikacılara, iş dünyasına ilham vermesi… Dünyanın en önemli medya organlarının her gün Trabzon’a gelip, böyle bir kulübün nasıl yaratıldığını, yıldızların nasıl yetiştiğini, teknik adam kalitesinin nasıl da hep zirvede tutulduğunu, yaratıcı ve kararlı, ufku geniş başkan ve yönetici profillerin nasıl oluştuğunu araştırması, okurlarına, seyircilerine aktarmak için birbirleriyle yarışması… Yaratılan bu büyük pasta nedeniyle Trabzon ekonomisinin tavan yapması, ülkeye ve kente büyük miktarlarda döviz girmesi… Bu dövizlerle birlikte yeni yatırımların yapılması…. İşsiz sayısının minimum seviyeye inmesi… Artık özgüveni en yüksek seviyede bir Trabzon kent insan profilinin ortaya çıkması…

Ve Martin Luther King’in ‘Bir hayalim var’ diye başladığı konuşmasında en büyük özlemi özgürlüktü… Siyahilerin büyük bölümü artık özgür ve beyazlarla eşit muamele görüyor. Biliyorum ki biz göremesek de gelecekte herkesin eşit bireyler olarak yaşayacağı bir dünya mümkün olacak. 

Trabzonspor’un da özgürlüğü ancak ve ancak kendi kaynaklarından üreteceği büyük başkan yönetici, teknik adam ve futbolcu yıldızlarla mümkün olacaktır. 

İşte benim hayalim de bu…

Bugünün yönetenlerinin bu hayallerin yanına yaklaşması mümkün mü? 

Değil tabii ki! 

Ama ben bu hayalle doğdum, bu hayalin gerçekleşmesi umuduyla yaşadım ve mücadelemi ölene kadar sürdüreceğim. Ama gözlerimi kapatırken en çok görmek istediğim de ne biliyor musunuz: 

Özgün ve özgür Trabzonspor!!!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/bir-hayalim-var-980.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/bir-hayalim-var-980.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/bir-hayalim-var-980-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/bir-hayalim-var-980.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/bir-hayalim-var/1978/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Aug 2024 07:08:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GOLÜ KİM ATACAK?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor, son haftalarda beklenen performansı sergileyemeyince eleştirilerin odağına yerleşmişti. 

St. Gallen maçı, yalnızca tur anlamında değil, birçok kişinin ve kurumun geleceği açısından da kritik bir önem taşıyordu. İsviçre'deki 0-0'lık sonuç, bazı kesimler tarafından Trabzonspor’un saha ve kulüp içindeki olumlu değişimlerin habercisi olarak değerlendirildi. Ancak futbolda yarının ne getireceği hiç belli olmaz, hele ki konu Trabzonspor olunca!

İlk yarı performansı, Abdullah Avcı’nın takıma vurduğu neşteri gösterir nitelikteydi. Son dönemdeki krizlerin üstesinden gelindiği ve yeniden yapılanma sürecine girildiği düşüncesi, umutları tazeledi. Trabzonspor’un sahaya yansıttığı motivasyon ve disiplin, önceki maçlardaki dağınık ve temposuz oyundan farklıydı. St. Gallen karşısında daha organize oynayan bordo-mavililer, özellikle orta sahada yapılan pres ve hücum oyuncularının savunmaya katkılarıyla dikkat çekti. Bu değişim, oyun dengelerini sağlamaya yönelik arzuyu ve oyunun her iki yönünde de daha etkili olma isteğini ortaya koydu.

***

Yine de ne yazık ki bazı gerçekler kendini hatırlattı: Trabzonspor, son 4 maçtır gol atamıyor. Hücum hattındaki canlılık ve yaratıcılık önceki maçlara göre gözle görülür bir şekilde artmış olsa da gol yollarındaki sıkıntı devam ediyor. 

St. Gallen karşısında takım daha fazla pozisyon üretti. Orsiç, kanatlardan gelen etkili ataklarda fark yaratmaya çalıştı. Ancak Visca, Bardi ve Orsiç’in bulduğu fırsatlar golle sonuçlanmadı; Bardi'nin direkten dönen şutu ise şanssızlıkların sembolü oldu.

Rövanş maçına kadar hem teknik ekip hem de oyuncuların gol krizine çözüm bulmaları gerekiyor. Teknik heyetin antrenmanları ve oyuncuların bireysel performansları, bu süreçte belirleyici olacak. Camia ise sabırsızlıkla, Trabzonspor’un yeniden golle buluşacağı anı bekliyor.

***

Mandy’nin orta sahadaki verimi de maçın en dikkat çeken yönlerinden biriydi. Daha önce de orta sahada ne kadar etkili olduğunu gösteren Mandy, oyunu yönlendiren kilit isim rolüne soyundu. Bu performansı Abdullah Avcı’nın da fark etmiş olmasını umuyoruz ki; onu bir daha geriye hapsetmez... Çünkü Mandy gibi oyuncuların etkili kullanılması, yaşanan genel sıkıntıların çözümünde etkili olabilir...

***

Savunma hattında da kısmi bir toparlanma gözlemledik. Önceki maçlarda yaşanan bireysel hatalar ve pozisyon kayıpları, St. Gallen maçında minimum seviyeye indirildi. Defans oyuncularının birbirleriyle olan uyumları ve disipline bağlılıkları, Trabzonspor’un bu alanda da iyileşme sürecine girebileceğinin umudunu verdi. 

Elbette ki Uğurcan Çakır’ın liderliği ve kritik anlarda yaptığı kurtarışlar, takımın savunma güvenliğini artıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Taktiksel açıdan bakıldığında, Trabzonspor’un daha kompakt bir oyun anlayışına geçmeye çalıştığı görülüyor. Oyuncuların birbirlerine olan mesafelerini korumaları ve takım halinde hareket etmeleri, savunmadan hücuma geçişlerde etkili bir yapı oluşturuyor. 

Bu kompakt oyun, rakiplerin alanlarını daraltarak pozisyon bulmalarını  zorlaştıracaktır. Top kaybedildiğinde hızlı baskı yaparak geri kazanma isteği, oyun planındaki disiplinin ve netliğin bir göstergesi. Burada asıl önemli olan konu süreklilik. 

Trabzonspor’un bu oyun anlayışını daha da geliştirerek ne kadar sürdürebileceği ve hangi seviyeye çıkabileceği merak konusu. Taraftarlar ve camia, bu olumlu değişimlerin devam edip etmeyeceğini sabırsızlıkla izlemeye devam edecektir.

Bekleyip göreceğiz!..
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/golu-kim-atacak-921.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/golu-kim-atacak-921.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/golu-kim-atacak-921-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/golu-kim-atacak-921.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/golu-kim-atacak/1943/</link>
			<pubDate>Sat, 24 Aug 2024 10:24:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ORGANİZE KÖTÜLÜK VE ABDULLAH AVCI!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor teknik direktörü Abdullah Avcı, Perşembe akşamı oynanan Rapit Wien maçından önce ve sonra düzenlediği basın toplantılarında kendisine yönelik sosyal medyada belden aşağı sözler sarf edildiğini söyledi, telefon numarasının birilerine verildiğini, bir ailesinin olduğunu dile getirdi ve sert tepki gösterdi. 

Kuşkusuz bir teknik adamın eleştirilmesi gereken konular vardır. Bunlar da ne ürettiği-ne üretemediği, yararlılığı- yararsızlığı, aldığı paranın karşılığını vermesi-verememesi, toplumsal ilişkileri, sırf kendi çıkarı için halkı uyutma taktiği uygulayıp uygulamadığı ana başlıklar olabilir. Yine bir teknik direktör başarılı işlere imza atamıyor ve toplumun beklentilerinin büyük bölümünü karşılayamıyorsa, kuşkusuz eleştirilir, tepki de alır ama asıl olarak onu iş başına getiren ve görevde tutan başkan ve yönetime eleştiriler yönelmelidir. Çünkü hiçbir teknik adam, bir kulübü zorla çalıştırma gibi bir durum yaratamaz. Ona, sorumluluk verenlerdir asıl sorumlu olanlar. Öncelikli olarak Avcı’nın basın toplantısında neler söylediğine bakalım, sonra bir değerlendirme yapalım 

"Sezona başladık, transferlerimiz geliyor. Daha da gelecek. Bir takım oluşturmaya çalışıyoruz. Trabzonspor için hedef en büyük hedefler peşinde koşmaktır. Yeni gelenlerle birlikte bir takım oluşturmaya çalışıyoruz. Sizden, taraftarlarımızdan ekstra bir zaman istemedim, istemeyeceğim. İkinci kez geldiğimde Trabzonspor'un şampiyonluk şansı yoktu. Ulaşılabilir hedef 3.'lüktü ve bunu yakaladık. Ve kupada finalde kaybettik. Şampiyonluk ve Süper Kupa kazandık. Yine de memnun olmayan, durmadan eleştiren bir grupla ve organize bir kötülükle karşı karşıyayız. Bunu söylerken, kendimle ve oyunla ilgili eleştirilerden söz etmiyorum. Benim bir ailem var, çocuklarım var. Sosyal medya denen bir mecra var. Sosyal medya kullanmıyorum ama profesyonellerim takip ediyor. Hakaretlere, çok çirkin saldırılara maruz kalıyorum. Haksızlığa uğradığıma düşünüyorum. Bu takım çok iyi bir takım olacak. Bunu da görecekler. Eksiklerimiz tamamlandığında, harika bir takım olacağız. Çok iyi bir takım olma yolunda ilerliyoruz.”

HEP O ŞAMPİYONLUKTAN SÖZ ETMEN HİÇ DOĞRU DEĞİL

Abdullah Avcı her başarısızlıkta ya da eleştiride 2020-21 sezonunda kazanılan şampiyonluk ve Süper kupayı diline doluyor. Bu da onu iyice sevimsiz kılıyor. Yani takımın başında belki de dünyanın en kötü teknik adamlarından biri olan Eddie Newton vardı. Bu ismin, Bordo-Mavili camianın içine neden ve kimlerin aracılığıyla sokulduğunu hala algılamakta zorlanıyoruz. “Nasılsa bundan daha kötü olmaz” diyerek görev kabul ettiniz ama sizin 10 Kasım 2020 tarihinde bu takımın başına getirilirken, Trabzonspor’a göre rekor ücret olan 7,5 milyon liraya anlaşmana rağmen o dönemin güçlü takımı Alanyaspor’a karşı olası bir yenilginin sorumluluğunu üstlenmemek için bir hafta daha nasıl ayak dirediğini hatırlıyoruz Sayın Avcı… Sonra ligin zayıf takımlarına karşı zoraki galibiyetler ve beraberliklerle birlikte nasıl da kendine artı puan yazdırdığını da hatırlıyoruz. Transfer döneminde bir dediğinin iki edilmediğini, kulübün borcunu katlatarak yaptırdığın transferlerle birlikte kariyerinin zirvesine çıkma çabası içinde nasıl da yöneticileri ikna ettiğinin de farkındaydık. 

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi ekonomik gücü Trabzonspor’dan kat kat yüksek kulüplerin bile alamadığı futbolcuları transfer ettirdiğini de hatırlıyoruz. Ve bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi 2021-22 sezonundaki şampiyonluğun da öyküsü belleklerimizden silinmedi. O şampiyonluk, sadece yaptığın çok pahalı transferlerle sezonun kurduğun takımla gelmedi. O şampiyonluk, daha önce oluşturulan takıma senin de yaptığın sayısız transferden birkaçının verimli olmasıyla geldi. O şampiyonluk yaşanırken ne Fenerbahçe, ne Beşiktaş, ne Galatasaray yarışın içindeydi. Hatta Fenerbahçe 21 puan geriden gelip, Trabzonspor’u yakalıyordu. Unuttuk sanma… O dönem nasıl da çaresiz kaldığını yaşayarak gördük. 

CAMİA, SANA DİYETİNİ FAZLASIYLA ÖDEMEDİ Mİ?

O şampiyonluk yaşanırken yarışılan takım olan Konyaspor’un Ahmet Çalık’ın trafik kazasıyla yaşamını kaybetmesinin bu kulübün travmaya uğramasına ve bir tek transfer yapmamasına rağmen yine de korkularınızla birlikte devre arasında 8 transfer yapmaktan geri durmadığınızı unutmadık. Hakemler bir tek puan çalmadı. VAR’ın kararları büyük oranda Trabzonspor lehineydi. Siyasi irade ve onun uzantısı TFF şampiyonluğu engelleme girişimlerine hiç heveslenmedi. Hatta önünüzü açma tavrı içinde görüldü. Süper Kupayı kazanmak kuşkusuz önemli başarı ama çok kötü bir Başakşehir’in zorlukla mağlup edildiğini de hatırlıyoruz. Yani her şey sizin ve Trabzonspor’un lehine işledi ve şampiyonluk yaşandı. Bunun diyetini camia size fazlasıyla ödemedi mi? Görevin devam ederken yıllık maaşını 8,5 milyon liradan 25 milyon lira gibi neredeyse 3 katı artırmadı mı? 

Hiç gereği yokken İstanbul’da boş boş otururken bir kez daha sana iş vermedi mi? Hem de 1,5 yıl karşılığı tam 100 milyon lirayı cebine indirme işgüzarlığı yapmadı mı? Bu paranın yarısına Trabzonspor’u sizden çok daha iyi yönetebilecek teknik adamların varlığını her halde bizden çok daha iyi bilirsiniz değil mi? Hep şampiyonluktan, kazanılan Süper Kupa’dan söz ediyorsunuz da, hemen akabinde yine kulübün bütçesini kat kat aşan 13 pahalı transferle büyük hayaller kurdurarak başladığın 2022-23 sezonundaki fiyaskodan niçin bahsetmiyorsun? Neden şampiyonluğu kendinize bağlama adına her yolu deniyorsunuz da, o sezon hem Süper Ligde, hem Avrupa’da, hem de Ziraat Türkiye Kupası’nda tel tel dökülen bir takımı yaratmanın faturasını hiç üstlenmiyorsunuz? 

BİR KEZ DE İĞNEYİ KENDİNİZE NİÇİN BATIRMIYORSUNUZ?

“Ben yeteneksiz ve vizyonsuz bir teknik direktör olduğum için 2022-23 sezonunda Trabzonspor takımını da, kulübünü de perişan ettim” demiyorsunuz. Alınan sonuçlarla, Avrupa’da, Ligde en küçük bir şans kalmayınca nasıl da size en yakın isim olan Ertuğrul Doğan’ın başkan seçileceği aşamada uyanıklık yaparak sözde istifa edip, sezon sonuna kadar olan alacaklarını, yani 8,5 milyon lirayı da cebinize koyarak ayrıldığından neden söz etmiyorsunuz?. “Kariyerimin iyice yerle bir olmasını aşamasına gelmemek, Milli takım ya da Fenerbahçe’ye gidebilme potansiyelimin tümüyle bitmesini engellemek için uyanıklık yaparak istifa ettim. Geleceğe dönük kredimin de devam etmesini sağladım” şeklinde itirafta bulunmuyorsunuz? Geçen sezon takımın başına gelirken çok sevdiğiniz Başkan Ertuğrul Doğan ve Futbolcu İzleme Komitesinin de onayıyla16 transfer yapılmıştı. Sizin döneminizde de 1 oyuncu alınmıştı. Bir dönem Afrika Kupaları, sakat oyuncular nedeniyle kadro sorunu yaşanınca takıma tarihinin en kötü sürecini yaşattın unuttun mu?

O süreçte Abdullah Avcı’nın teknik direktörlük vizyonuyla ilgili olumlu bir tek veri sundunuz mu bu topluma? Ligi üçüncü tamamladığınızı, kupa finali oynadığınızı söylüyorsunuz. İyi de bu üçüncülük gelirken, Trabzonspor’un Galatasaray’dan 35 puan, Fenerbahçe’den de 32 puan az topladığını unutturmaya çalışıyorsunuz. Takım Süper Lig tarihindeki en fazla yenilgisini geçen sezon yaşadı unuttunuz mu?. Biliyor musunuz, Bordo-Mavililer iki kez küme düşmeme mücadelesi verdi. İşte o sezonlarda ancak şampiyon takımdan bu kadar puan farkı yedi. Bir başka sezonda böyle bir kötü istatistik yok. Bunu sizinle yaşadı. Eğer takım ligi üçüncü bitirdiyse bu sizin değil, alttaki takımların berbat bir sezon geçirmesinden kaynaklanmıştır. Kupa finalini oynadığınız Beşiktaş tel tel dökülürken bu takıma yenildiğinizi unutturmaya çalışıyorsunuz… Ama siz, tüm toplum gerçekleri unutmuştur diye düşünerek tarihin en kötü Beşiktaş’ına yenildiğiniz kupa finalini ve yine şampiyon takımdan tarihinin en büyük puan farkının yendiği üçüncülüğü bize başarı diye yutturma çabası içindesiniz. Çuvaldızı hep başkalarına batırıyorsunuz da bir kez olsun iğneyi kendi derinize sokmayı düşünmüyorsunuz.

ZORAKİ OYNATTIĞINIZ AHMET CAN’LA ÖVÜNDÜNÜZ!

Abdullah Avcı’nın en büyük başarısı Trabzonspor kulübünü zirvede tutmak kadar oyuncu üretimi de olmalıydı. Çünkü bu kulübün tarihi üretiminden gelen gücünde gizlidir. Ne yazık ki şampiyonluk sezonunda zorunluluktan dolayı zaman zaman forma vermek durumunda kaldığınız Ahmet Can Kaplan’dan başka elinizde tek bir done bulunmuyor. Bu oyuncuyu da takımdan çabuk çabuk uzaklaştırmak istediniz. Eğer transferi değil de üretimi önde tutsaydınız, “Ahmet Can bu takımda kalmalı ve seviyesini biraz daha yükseltmeli, sonra Avrupa transferi düşünülür” demeliydiniz. Demediniz, satışına anında onay verdiniz. Peki onun yerine aldıklarınız ne oldu? Hepsi de evlere şenlikti değil mi? Ama onlardan hiç söz etmezsiniz! Siz tüm verileri kendi çıkarınıza uygunluğa göre değerlendirip kullanırsınız. Bakın 4 yıla varan bir görev sürenizde altyapıdan kazandığınız bir tek isim var mı? Her şey bir yana dışarıdan önemli paralarla transfer edilen tek bir genci kazanabildiniz mi? Oysa Trabzonspor’un tarihini var eden etkenlerden birincisi altyapıdan kazandıkları ve transfer ettiği gençleri zirveye çıkarması ve onlarla büyük başarılar elde etmesidir. Bunu bile çok gördünüz!

Hepsi bir kenara, takıma transfer ettiğiniz ya da ekibin bir parçası olan tecrübeli futbolculardan bile sizin elinizde potansiyelinin yükseldiğine tanık olmadık!

Neden acaba?

Şimdi de yeni kurduğunuz takıma 10 transfere rağmen yeni transferlerle çok iyi bir ekip olacağınız iddiasındasınız. Bakın bir kez olsun yaratıcı özelliğinizle başaracağınızı söyleyebiliyor musunuz? Söyleyemezsiniz! Çünkü siz sıradansınız. 

Gelelim organize kötülüğe… Ne yazık ki sosyal medyada kalemini kullanan ya da kullandıran birçok kişinin üslubu insanı çileden çıkaracak kadar çirkin… Ama bu sadece size yönelmiyor. Troller var biliyorsunuz. İktidar yanlısı, FETÖ uşağı, ya da muhalefetin organize ettiği… Bunlar karşıtlarına iftiralar atarlar, hakaretler edenler ve yaşamlarını bununla anlamlandırırlar. Size de böyle bir yaklaşımda bulunanlar olabilir. Her birini şiddetle ve amasız, fakatsız kınıyoruz, hatta lanetliyoruz. Ancak unutmayın ki sizin de bu takımın başına gelmeniz, ya da burada ölene kadar kalmanız için çabalayan sosyal medya trolleri de bulunuyor. Size karşı olanları hedef yapan, hakaret edenlerin de sayısı bir hayli fazla… Onlarla ilgili söyleyebileceğiniz söz var mı? 

Yoktur değil mi?

Çünkü size göre; Hep iyi ve lehinize olan ne varsa hepsini hak ediyorsunuzdur! Siz bu kulübe tarihi kötülükler yaptığınızı düşünmüyorsunuz hiç haksız mıyım? 

Ve son söz;

Asıl organize kötülük nedir biliyor musunuz? Yönetimiyle, başkanıyla, teknik adamıyla birlikte sürekli toplumun temiz duygularını kullanmak, onlara umut aşılamaz ve Trabzonspor gibi üreterek, yaratarak tarihini yazan bir kulübe tüketim çılgınlığına esir edip, iflas aşamasına gelmesine zemin hazırlamaktır. 

Buna diyecek bir sözünüz var mı/

Sanmam!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/organize-kotuluk-ve-abdullah-avci-5975.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/organize-kotuluk-ve-abdullah-avci-5975.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/organize-kotuluk-ve-abdullah-avci-5975-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/organize-kotuluk-ve-abdullah-avci-5975.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/organize-kotuluk-ve-abdullah-avci/1772/</link>
			<pubDate>Sun, 18 Aug 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRABZONSPOR'DA SORUNLAR DERİNLEŞİYOR]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Rapid Wien mağlubiyetleri, sadece turun kaybedilmesi değil, aynı zamanda oyun anlayışı ve Abdullah Avcı'nın tercihleri üzerinden de derin bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Avcı, kariyerinin büyük bölümünde sistem ve disipline dayalı futbolu savunan bir teknik direktör olarak bilinir. Ancak, son yıllarda bu anlayışın sahada yeterince karşılık bulmadığını görmekteyiz.Sistemsel Sorunlar ve Eleştiriler

Avcı'nın savunma temelli oyun planı, Rapid Wien karşısında belirgin zayıflıklar gösterdi. Savunma hattının geriye yaslanması, orta sahada yaratıcı oyuncu eksikliği ve hücum organizasyonlarındaki kısırlık, Trabzonspor'un etkili bir oyun ortaya koyamamasına neden oldu. Rakip ceza sahasına etkili girişler yapılamadı, kenar ataklarında çeşitlilik sağlanamadı ve merkezde kilidi açacak oyuncuların eksikliği hissedildi. Bu noktada, Avcı'nın tercihleri eleştirilerin odağı haline geldi.

Çok sayıda transfere rağmen, oyun formatının hala oturmamış olması teknik direktörün felsefesine yönelik soru işaretlerini artırıyor. Kolektif bir oyun planı eksikliği, bariz bir şekilde kendini gösteriyor...

-Transferler ve Uyumsuzluk-

Yeni transferler henüz takıma tam anlamıyla uyum sağlayamadı ve Abdullah Avcı'nın oyun anlayışıyla bütünleşemediler. Hücum hattındaki sorunlar, bu uyumsuzluğu açıkça ortaya koyuyor. Orta saha yapılanması, beklenen dinamizmi ve oyunu yönlendirme becerisini sahaya yansıtamıyor. Bu da Trabzonspor'un temposunu belirleyemeyen bir takım görüntüsü çizmesine neden oluyor.

Avcı’nın oyun sistemi güçlü bir savunmaya dayalı olabilir, ancak modern futbol, sadece savunma değil, aynı zamanda hızlı ve yaratıcı hücum çözümleri de gerektiriyor.

-Oyun Formatının Oturmaması-

Avcı'nın oyun anlayışının sahada istikrar kazanamaması, sadece oyunculara değil, aynı zamanda teknik ekibe de sorumluluk yüklüyor. Oyun içerisinde belirli anlarda gösterilen performans, maçın diğer bölümlerinde büyük ölçüde kayboluyor. Viyana’da ilk yarıda kısmen disiplinli bir görüntü sergileyen Trabzonspor, ikinci yarıda oyundan düştü ve rakibe teslim oldu. Fiziksel sorunların da etkili olduğu açık.

Topa sahip olunduğunda yaşanan sıkıntılar ve hücum geçişlerindeki eksiklikler, Abdullah Avcı'nın oyun planını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor. Takım, topa sahip olduğunda ne yapacağını bilmeyen bir görüntü sergiliyor; top kayıpları ve yanlış pas tercihleriyle oyunun temposunu kaybediyor.

-Eleştiriler ve Gelecek-

Abdullah Avcı, Avrupa sahnesinde alınan bu sonuçların ardından ciddi eleştirilerle karşı karşıya kalacak. Taraftar, başarıya alışmış bir takım görmek istiyor, ancak beklenen sonuçlar gelmeyince hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.

Önümüzdeki süreçte hem oyun sisteminde hem de oyuncu tercihlerinde radikal değişiklikler yapılması gerekiyor. Modern futbolun gerektirdiği hızlı hücum geçişleri, yaratıcı orta saha organizasyonları ve etkili set hücumları Trabzonspor'da eksik durumda. Trabzonspor, sadece savunma disipliniyle değil, hücumda da agresif ve yaratıcı olmalı. Abdullah Avcı’nın oyunu tutma ve kontrollü oynama stratejisi, zaman zaman işe yarasa da, özellikle Avrupa futbolunun dinamiklerinde yetersiz kalıyor.

-Aynı Özellikli Stoper ve Orta Sahalar-

Savunma disiplini konusunda da ciddi eksikler var. Örneğin, Abdullah Avcı, Viyana’da hem stoper hem de orta saha özelliklerine sahip dört oyuncuyu aynı anda sahaya sürdü. Mandy, Denswill, Okay ve Lundstram, bir plan dahilinde oyunu kurmaya çalıştılar. Orta sahadaki oyuncular dönüşümlü olarak geri gelerek savunmayı üçledi, bekler içeri kat ederek ikinci bölgedeki sayıyı arttırdı. Kağıt üzerinde bu plan etkili gibi görünse de, savunma görevlerinde ciddi aksaklıklar yaşandı.

Sayısal üstünlüğe rağmen, bahsettiğimiz oyuncular ne adam ne de alan savunmasını etkili bir şekilde yapabiliyor. Geride sadece Uğurcan Çakır direnç gösterebildi, ancak onun çabası da bir yere kadar yetti. Bu nedenle sistemdeki arızalar kendini gösterdi. Oyun formatının beklenen seviyeye ulaşamaması, öncelikle teknik heyeti, ardından yönetimi sorgulatıyor.

Abdullah Avcı’nın, takımın hücum gücünü artıracak ve saha içi organizasyonunu geliştirecek çözümler üretmesi şart. Aksi takdirde, Trabzonspor gelecekte de benzer hayal kırıklıkları yaşamaya devam edecek.

Bizden söylemesi...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzonspor-da-sorunlar-derinlesiyor-1137.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzonspor-da-sorunlar-derinlesiyor-1137.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzonspor-da-sorunlar-derinlesiyor-1137-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzonspor-da-sorunlar-derinlesiyor-1137.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/trabzonspor-da-sorunlar-derinlesiyor/1759/</link>
			<pubDate>Sat, 17 Aug 2024 07:08:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[16.08.2024 KILÇIK]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KARAİSMAİLOĞLU TRABZON’A KÜSTÜ MÜ?

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu’nun yeniden aday gösterilmesi durumunda, “Trabzon’a bir daha adım atmam” dediği iddia edilen AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, kentin yolunu unuttu.

Bakanlıktan alınmasının ardından bir türlü kendine gelemeyen Adil Karaismailoğlu, milletvekili olmayı bir türlü hazmedemedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olabilmek içinde yoğun gayret sarfeden fakat bu emeline de ulaşamayan Karaismailoğlu, Trabzon ile ilgili olarak alınan bütün kararlarda etkin rol oynamasına rağmen, sorumluluk noktasında tamamen arka planda kalmayı tercih ediyor. 

AK Parti’nin diğer Trabzon milletvekillerinin de sözüne itimat ettiği, kendisi ile itilafa düşmemeye özen gösterdiği Karaismailoğlu, mevkidaşlarının bu hassasiyeti karşısında da oldukça duyarsız!

Milletvekili seçildikten sonra Trabzon ile ilgili hiçbir sorun ile ilgilenmeyen, partiden ve halktan uzaklaşan Karaismailoğlu, Trabzon için tam bir hayal kırıklığı oldu.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ilede yerel seçimlerde yaşadıkları bir diyalogtan dolayı aralarının açıldığı bilinen Karaismailoğlu, kendi içine kapanarak milletvekilliği süresinin dolmasını bekliyor.

***

DOĞAN’IN KARŞISINA GÜÇLÜ BİR ADAY ÇIKACAK!

Trabzonspor’un Aralık ayında yapılacak olan seçimli genel kurulu için İstanbul’da hareketli saatlar yaşanıyor. İstanbul’da ikamet eden ve aralarında Trabzonspor’un eski yöneticilerininde bulunduğu bir grup iş insanı, genel kurulda Ertuğrul Doğan’ın karşısına güçlü bir aday çıkarmak için uğraş veriyor. 30 milyon Euro’luk bir bütçe oluşturan grup, Trabzon’dan da herkesin takdirini kazanmış tecrübeli bir isme asbaşkanlık teklif etmeyi planlıyor. 

Ahmet Ağaoğlu’nun yönetiminde bulunan birkaç isim ilede temasta olan iş insanları,  eski başkanlardan Muharrem Usta’nın da desteğini almaya çalışıyorlar.

Trabzonspor’un içinde bulunduğu ekonomik sorunlar, yanlış transfer politikaları ve saha sonuçlarının beklentileri karşılayamaması Aralık ayındaki genel kurulda başka adayların çıkmasına da neden olacağa benziyor.

***

UMUT BOZOK’UN NEMAJERİ GERÇEĞİ SÖYLEDİ! 

Trabzonspor teknik direktörü Abdullah Avcı kariyerinin çok büyük bölümünde iktidarı arkasına alarak kulübelerde boy göstermiş bir isim… Özellikle Başakşehir’i 10 yılın üzerinde çalıştırırken, siyaset gücünün yanlarında olması, hakemlerin aleyhlerine tek hata yapmaması ve istediği yaşı geçmiş yıldız eskisi transferleri yapacak kaynakların önüne serilmesiyle vitrine çıktı. Ama bir türlü şampiyon olamadı. Hatta bir sezon son 4 haftada 6 puan önde girmesine rağmen Galatasaray’ın ipi göğüslemesine engel olamadı. Abdullah Avcı’nın genç futbolculara yatırım yaptığı tarihte görülmüş bir vaka değildir. Yaşlı, içi geçmek üzere olan futbolcu hastalığı ilginçtir… Neden böyledir anlaşılır gibi değildir. Oysa bir teknik adam yarattığı eserle övünür. Eser de futbola kazandırdığı yıldızlardır. Sadece sonuç değil yani…

KARİYER YAPTIRMAYAN BİR İSİMDİR

Geçtiğimiz günlerde Bordo-mavili kulübe 2 milyon Euro bonservis bedeli ve yıllık 300 milyon lira maaşla transfer ettirdiği Umut Bozok’un menajeri sosyal medyadan yaptığı paylaşımla, Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı’ya büyük tepki gösterdi. MenajerOlivier Davo “Kendisinin bir teknik direktör olduğunu söyleyemeyiz. O, futbolcularının kariyerini bitiren biri. Trabzonspor ise büyük bir kulüp, onun tam tersi” dedi. Kuşkusuz bu sözler gerçeği yansıtır ama Umut Bozok bunun dışındadır. Çünkü Abdullah Avcı çok kötü performanslarına rağmen Umut Bozok’a defalarca şans verdi fakat bu oyuncu sahada hiçbir şey yapamadı. Taraftarın da isyan etmesinden dolayı kızağa çekmek durumunda kaldı. Hatta Enis Destan patlama yapınca da Umut’un pabucu dama atıldı. 

HİÇBİR FUTBOLCU ONUNLA ÇIKIŞ YAPMADI

Umut Bozok’un menajeri kuşkusuz doğru söylüyor ama bu kendi oyuncusuyla ilgili bir durum değildir. Belki Umut orta sıra bir takımda oynasa yine patlama yapabilir ama büyük takım futbolcusu değil… Abdullah Avcı kariyer bitirir demeyelim de gençlerin kariyer yapmasının önündeki en büyük engeldir. Yani Umut gibi oyuncuların değil, yetenekli genç yıldız adaylarının çıkış yapmasının önünü bir türlü açmaz. Bir de Abdullah Avcı’nın çalıştırdığı Trabzonspor’da dikkatimi çeken bir özelliği vardır. Bu da hiçbir futbolcunun seviyesini bir tık yukarı taşıyamaz. Yani bir futbolcu Avcı’dan önce gösterdiği performansı neredeyse aynı düzeyde sürdürür ya da düşüş gösterir. Ne hikmetse yükselişe geçemez. Bunun da sanırım sebebi Abdullah Avcı’nın iyi bir psikolog ve kaliteli bir eğitimci olmamasıdır. 

Bunun da altını çizelim dedik!

***

SUAT ŞEN’DEN ATA’YA HARİKA ESPRİ!

Gazeteci dostumuz Ergun Ata, uzun yıllar önce Fanatik’te giyotine gittikten sonra mesleğe ara vermek durumunda kaldı. Daha doğrusu kendisine uyan bir teklifle karşılaşmadı, yoksa bazı çok yüksek ücretle önerilerle karşılaştı diyebiliriz. Neyse Ergun Ata geçtiğimiz günlerde bir grup arkadaşıyla göz doktoruna gitmişti. Gözündeki bozukluk oranına göre de yine 1461 Trabzon’un eski başkanı ve Trabzonspor eski yöneticisi Suat Şen’de soluğu aldı. Buradan göz bozukluğuna uygun bir gözlük aldı. Bilirsiniz Suat Şen’in Maraş Caddesi’nde ‘Suat Optik’ ismini taşıyan bir gözlükçü mağazası var. Zaten bu meslek babadan kalmış Şen’e… Neyse konumuza dönelim. Ergun Ata, gözlükte bir takım sıkıntılar yaşayınca Suat Şen’i arıyor ve, “Gözlük istediğim randımanı alamadım. Evde TV’de Trabzonspor maçlarını izlerken sanki iyi göremiyorum” diyor. Suat Şen de, “Sorun gözlükte değil ki, Trabzonspor futbol oynamıyor ki; Onun için iyi göremiyorsundur” diyerek espriyi patlatmış…

Haksız da sayılmaz değil mi?

***

ARAPLAR DA TRABZON’U TERK EDİYOR

Geçtiğimiz günlerde dile getirmiştik yine Arap turistlerin azalma eğilimi gösterdiğini… Birkaç gün önce Arap turistlere transfer hizmeti veren taksisi bulunan bir arkadaşla karşılaştık. Daha doğrusu bu işi yaptığını bilmiyordum. Bir dokundum bin ah işittim. “Ağabey bu işe 3 yıl önce başlamıştım. Müthiş iş vardı. Geçen yıl biraz azaldı, şu anda üçte biri bile yok… Böyle giderse bu işi bırakacağım” dedi ve sonra da şunları ekledi: 

“Arap turistlere sürekli kazık atılmasından dolayı zaten ekonomik durumu iyi olanlar artık Trabzon’u pek tercih etmiyor. Buraya da Suudi Arapların alt kesimi geliyor. Fakat bunlar da Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı, Bulgaristan’ı, Yunanistan’ı keşfettiler. Oralara gittiklerinde çok daha düşük maliyetlerle tatillerini yapabiliyorlar. Trabzon’da ise iki yıl, hatta geçen yıla göre çok daha yüksek maliyetli tatil yaptıklarını söylüyorlar. Her şeyin ateş pahası olduğunu anlatıyorlar. Bir de esnafın hep kendilerini para makinesi görüp, kazıkladığından şikayet ediyorlar. Onlar kendi aralarında gruplar kurmuşlar. Hangi müessese birine kazık atıyorsa, hemen grupta paylaşıyorlar. Bu gruplar diğer gruplarla da iletişime geçiyor. Yani büyük bir zincir oluşturuyorlar ve hiçbiri o müesseseye gitmiyorlar. Kazık atanların sayısı arttıkça da bu kez Trabzon’u terk ediyorlar. Böyle giderse bugünleri de çok ararız.”

Evet arkadaşın anlattıkları böyle…

Yıllar önce Bağımsız Devletler Toplulu’ndan gelen ve bavul ticareti yapanlar da aynı şekilde kazıklanmış ve kaçırılmamış mıydı? Altın yumurtlayan tavuğun kafası koparılmamışmıydı?

Demek ki huylu huyundan vazgeçmiyor ve geçmişten hiç ders almıyor. Büyük çoğunluk kısa sürede köşeyi dönmek isterken, bindikleri dalı ve altın yumurtlayan tavuğu kesmekten geri durmuyorlar. Sonra da zırıl zırıl ağlıyorlar. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/16-08-2024-kilcik-8037.png</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/16-08-2024-kilcik-8037.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/16-08-2024-kilcik-8037-t.png"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/16-08-2024-kilcik-8037.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/16-08-2024-kilcik/1736/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Aug 2024 07:28:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[UĞURCAN’IN DİRENİŞİ DE BİR YERE KADAR!...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor, UEFA Avrupa Liginde yoluna devam etmek istiyorsa Rapit Wien karşısında en az 2 farklı kazanması gereken bir karşılaşmaya çıktı. 

Bunun için de herkes hücum yönü yüksek bir takımın sahaya sürülmesi bekleniyordu. Ben en azından Dragus ile birlikte Enis Destan’ı sahada görmeyi arzuluyordum. Ancak ne hikmetse Teknik Direktör Abdullah Avcı, Bordo-Mavili ekibin çok başarısız olduğu Trabzon’daki Ruzomberak orta sahasını tercih etmişti. Yani Lundstram, Okay ve Ozan gibi üç ağır oyuncu ve hızlı pas yapabilme yeteneği olmayan oyuncularla sonuca gitme çabası gösterecekti. Bir maç dayanabildiği Barisic’i yanına oturtup, sol bek olarak Eren Elmalı tercihini yaparken, kendi transferine de pek güvenemediğinin sinyallerini vermiş oldu. 

Sezon başından itibaren takımın en iyilerinin başında yer alan Edin Visca’yı yanına oturtup, sağ kanat olarak Cihan Çanak’ı sahaya sürdü. Bunda sanırım 34 yaşındaki Visca’nın fizik değerlerindeki düşüş ve sakatlanma riskinin payı vardı. Stefan Savic sakatlanınca Batista Mendy yeniden savunmanın ortasına çekilmişti ki bu da beklenen bir hamleydi. Sonuçta kadroya bakıldığında Abdullah Avcı önceliği yine savunmaya vermiş ve sürpriz ataklarla sonuca gitmeyi planlamıştı. Tutarsa ne ala ama ya tutmazsa! İşte o zaman Avcı hedef olmayı sanki bilerek istiyor gibi bir hava sezinlemek durumundayız. Yani Abdullah Avcı bu kadar tartışılırken böyle bir kadro tercihinin ardından elde edilecek kötü bir sonuçtan sonra yaşanabilecek toplumsal infialin sonuçlarını düşünemiyorum açıkçası…

İLK YARI R. WİEN OYNADI TRABZONSPOR SEYRETTİ!

Maçın başlarında Rapit Wien ne istediğini daha iyi bilen bir takım görünümündeydi. Orta sahada çok pasla Bordo-Mavili takımın kalesine gelirken kanatları da kullanmayı ihmal etmedi. Buna karşılın bir an önce gole gitmek isteyen Trabzonspor’da bir panik havası sezinlendi. Bunun sonucu olarak da çok pas hatası yapıldı ve bir türlü oyunu rakip alana yıkma becerisi gösteremedi.

Ev sahibi ekibin ön alan baskısı da Bordo-Mavililerin hızlı çıkışını engelleyen bir etmendi. Kuşkusuz ağır orta saha oyuncularının çabuk pas yapma alışkanlıklarının olmaması da böyle bir tabloyu yarattı diyebiliriz. Düşünün santrafor Dragus topla buluşabilmek için birçok kez kendi sahasına kadar gelmek ve burada kazandığı toplarla takımı atağa kaldırmak zorunda kaldı. İlk 30 dakikada o kadar kreatif hareketler yaptı ki Trabzonspor’un sahada izlenmesi zevk veren belki de tek oyuncuydu. 

Rapit Wien bilinçli ataklarından birinde 15’nci dakikada Burgstaller’in burun buruna vuruşunu Uğurcan muhteşem bir refleksle önlemeseydi belki de tur umuduna erken veda edilmişti. Trabzonspor’da özellikle Ozan tufan’ın on numara pozisyonunda üretken olamaması, hatta birçok pasının yerini bulamaması hücum zenginliği yaratmayı önleyen etkenlerden biriydi. Cihan Çanak zaman zaman sağ tarafı çok iyi kullandı ama final toplarında arkadaşlarını topla buluşturamadı. Trezeguet de sol kanatta etkili olmaya çalıştı ama bekleri bir türlü aşamadı. 

Bordo-Mavililerin tur için mutlak gole ihtiyacı vardı ama rakip kalede tehlike yaratmaktan uzaktı. Buna karşın R:apit Wien net pozisyonlar bulurken karşılarında Uğurcan’ın bir duvar örmesi Trabzonspor’u oyunda kalmasının tek nedeniydi.  Rapit Wien’in 34’ncü dakikada Schauah ile kaçırdığı bir gol vardı ki, “İlahlar Trabzonspor’u koruyor” dedirten cinstendi. Sonuçta ilk yarıda Rapit Wien oynadı, pozisyon buldu, gol kaçırdı, Uğurcan kurtardı, Trabzonspor ise seyretmeyle yetindi. Bu yarının golsüz sonuçlanmış olması Bordo-Mavililer adına şanstı. 

TRABZONSPOR HİÇ AMA HİÇ UMUT VERMEDİ

İlk yarıda bir tek organize atağı bulunmayan, kaleyi bulan tek şut atamayan Trabzonspor’un ikinci yarıya aynı 11’le başlaması Abdulllah Avcı ile ilgili oyunu ve takımı okuma düşüncesi adına ne kadar çağdışı olduğunun görülmesi bakımından öğreticiydi. 

Bu yarıya da ev sahibi ekip daha iyi başladı ve 48’nci dakikada yine mutlak pozisyon yakaladılar ama Uğurcan Çakır kalesinde ayaklarıyla devleşince ve ardından kullanılan kornerde de yine Kaptan muhteşem ayaklarını bir kez daha kullanıp bir şekilde önleyince skoru 0-0’da tutmayı başardı. Rapit Wien, yorulduğu hissedilen Trabzonspor orta sahasını çabuk geçmeye başladı ama bunu sanırım kenar yönetimi görmemekte direniş göstermeyi uygun gördü. Maçın Litvanyalı hakeminin 59’ncu dakikada Cihan Çanak’ın çok temiz topu çalmasına sarı kart göstermesi affedilmez bir hataydı. 

Abdullah Avcı oyuna ilk müdahalesini 60’ncı dakikada Ozan Tufan-Anthony Nwakaeme değişikliğiyle yaptı. Böylece hücuma zenginlik katma eğiliminde olduğunu göstermek istedi. 

Abdullah Avcı bir sonraki hamlesinde ise Eren Elmalı ve Cihan Çanak’ın yerlerine Borna Barisic ve Enes Destan’ı alarak yaptı. Böylece çift forvete dönüş yaparak kesin gol arayışı içinde olmaları gerektiğini hatırlamış oldu. Trabzonspor’un ilk etkili pozisyonunun 68’nci dakikada Trezeguet’in kornerden gönderdiği topa Denswill’in vurduğu ve kalecide kalan top olması takımın hücum etkinliği açısından etkisizliğinin en önemli göstergesi olsa gerek… 

Bu arada Uğurcan bir de Jansson’un harika şutunu harika çıkardı ve tur umutlarını sonraki dakikalara taşıdı. AncakUğurcan da bir yere kadar direnebildi. 77’nci dakikada yine orta sahayı yürüyerek geçen Rapit Wien’de altı pasta Seidil karşı karşıya uzak köşeden tur için tüm umutları bitiren golü kaydetti… 

MALHEİRO ATALINCA DİSİPLİN TÜMÜYLE KAYBOLDU

Oyunun son bölümlerinde oyun disiplini iki takım açısından da pozisyon zenginliği vardı. Trabzonspor Enis Destan ve Trezeguet ile mutlak iki pozisyon yakaladı ama birinde kaleci başarılı, diğerinde direğin hemen yanından auta giden top saç baş yolmaya neden olacak cinstendi. Bu süreçte Rapit Wien de net pozisyonlara girdi ama kalesinde devleşen Uğurcan Çakır farkın açılmasını önleyen isim oldu. 

85’nci dakikada rakibi gole giderken arkadan çekip indiren Pedro Malheiro da oyundan atılınca artık umutlar tümüyle tükenmiş oldu. Takım on kişi kalınca rakibe net pozisyonlar verirken 87’nci dakikada Lang skoru 0-2’ye taşıdı. Ve Bordo-Mavili ekip Abdullah Avcı yönetiminde bir Avrupa macerasında yine başarısızlığın altına imza attı ve UEFA Konferans Ligine düşüşün acısını yaşadı. Avcı, Eylül’e kadar zaman istedi ama acı ki Avrupa kupaları o tarihe kadar bekleyemedi. Trabzonspor’a yine dram, yine acı düştü…

Maçın sonunda bir dip notu paylaşmak istiyorum. Rapit Wien’in orta sahada oyunu gerçek bir lider gibi yöneten oyuncusu Sangare henüz 22 yaşında ve sezon başında Salzburg’dan sadece 700 bin Euro’ya, stoper bölgesinde forma giyen 1.97’lik stoper Raux Yao henüz 25 yaşında ve Rudoz takımından bonservissiz alınmış ve sağ kanatta görev yapan İsak Janssen de 22 yaşında ve yeni dönemde Cartenega takımından 250 bin Euro karşılığı transfer edilen bir oyuncu… 

Takımın diğer futbolcularının maliyetlerini yazmıyorum, yer dar çünkü… 

Sanırım bu üç futbolcu, sahada sergiledikleri ve maliyetleri transferin nasıl yapılması gerektiğine bir gösterge olsa gerek…

Trabzonspor şu ana kadar yaptığı transferler için toplamda tam 2 milyar 100 milyon lira harcadı… 
Ve sonuç ortada!!!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ugurcan-in-direnisi-de-bir-yere-kadar-5731.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ugurcan-in-direnisi-de-bir-yere-kadar-5731.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ugurcan-in-direnisi-de-bir-yere-kadar-5731-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ugurcan-in-direnisi-de-bir-yere-kadar-5731.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ugurcan-in-direnisi-de-bir-yere-kadar/1727/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Aug 2024 20:56:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AKP, "HALKA HİZMET, HAKKA HİZMETTİR" SLOGANIYLA GELDİ...]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[AKP, "HALKA HİZMET, HAKKA HİZMETTİR" SLOGANIYLA GELDİ, 
22 YIL SONRA AĞIR KAYBETMEYE BAŞLAYINCA, BU SLOGAN "HALKA ZULÜM VE İŞKENCE"YE DÖNÜŞTÜ!

Bu manşete çektiğim tespiti neye dayanarak yapıyorum. 

Anlatayım...

Yerel seçimler öncesi Trabzon'da olmadığım için, kente gelince Ortahisar Belediye Baskanlığı'nı kazanan sevgili arkadaşımız Ahmet Kaya 'yı ziyaret edip,  tebrik edeyim dedim. 

Ortahisar Belesiyesi'ne gittim, makama çıktım, hoşbeş sonrası sohbete geçtik. Sohbet öyle hararetli ve AKP'nin çılgınca yaptıkarıyla geçti ki, birlikte fotograf çektirmek bile karambole gitti. Sağlık olsun, fotograf da bir sonraki ziyarete olur.

Öncelikle kısaca izlenimimi yazayım ve sonra AKP iktidarının salt halkı ezen ve kin ve nefrete dayanan uygulamalarını sizlere aktarayım.

Ortahisar'ın CHP'li Belediye Başkanı  Ahmet Kaya dostumu dün makamında tebrik ettim, bir de siz okurların karşısında tebrik edeyim.

Büyük bir zafer kazanmış. Bunu şöyle tanımlayabilirim. Ahmet Kaya, Cüneyt Zorlu gibi arkadaşları ve sevgili Haluk Batmaz başkanlığı yönetimindeki CHP Ortahisar İlçe Örgütü Ortahisar Belediyesi seçimlerini degil, Ortahisar Kalesi ile Ortahisar'da yaşayan halkın gönlunü feth etmiş.

Kolay mı büyükşehir statüsüne geçmeden önceki dönemi de katarsak, 2009'dan bu yana tam 15 yıldır AKP'nin hükümranlıgında olan ve adeta iktidarın attığı Ortahisar Kalesi'ni AKP'nin elinden söküp almışlar. 

Onun içindir ki, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, CHP Ortahisar Ilçe Başkanı Haluk Batnaz her türlü övgüyü hak etmişler. 
Deyim yerinde ise Ortahisar'ı ceberrut ve halka hizmeti, halka işkenceye dönüştüren AKP'nin elinden söküp almışlar.

Bu nedenle CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP Genel Merkezi Ahmet Kaya ve Haluk Batmaz yönetimindeki Ortahisar CHP Örgütüne özel bir teşekkür edip, özel bir taktir yazısı ve plaketi vermesi gerekir. 

Neden mi?

Ben hep şunu savunageldim. AKP malum yerlere hizmet eden ve hala buna devam bir projedir. 
AKP'yi iktidarda tutan omurgayı da Karadenizliler oluşturur. Karadenizliler ne zaman AKP'ye sırt döner, bir başka partiye oy verirse, AKP iktidardan düşer. 

İşte o düşüşün temeli Ortahisar'da Ahmet Kaya&Haluk Batmaz&Cüneyt Zorlu kaptanlığında atılmıştır. O nedenle  CHP Genel Başkanı ve genel  merkez Ortahisar  Beediye Baskanı Ahmet Kaya ve Ortahisar İlçe Orgütü'nü özel olarak tebrik etmelidir.
Çünkü yıllardır AKP iktidarının haksız ve mesnetsiz suçlamalarıyla, itibarsızlaştırmaya çalıştığı CHP'ye Trabzon seçmeninin dönüp oy vermesi hiç azımsanmayacak çok buyük bir psikolojik kırılmadır. Bunu sağlayan  da Ahmet Kaya ve Haluk Batmaz'ın güler yüzlü, halka güven veren ve halkı geleceğe yönelik umutlandıran siyaset anlayışıdır.

Sözümüzü biraz uzattık galiba. O nedenle burada keselim ve AKP'nin ülke yönetimini beceremeyip de duvara toslatmasıyla birlikte yerel yönetimlerde aldığı büyük sonucu çılgına dönen AKP, muhalefet belediyelerini kıskaca alıp, halka "başarısız" göstermek için akılalmaz yollara başvuruyor!

En büyük korkuları da secmenin, CHP'nin belediye başkanları ve örgutlerinin halka dokunan, güven veren ve gelecek vaad eden iyi siyaset yapmaları ve de iktidarın halkı ezen, sömüren ve çaresiz bırakıp, yine AKP'ye muhtaç eden büyük  sarmalından yırtıp,  kurtulmaları!

Sohbet sırasında Ahmet başkan,  önündeki yazıyı bana uzatarak, "Agabey bildiğin gibi degil! Öyle akılalmaz işler  yapıyorlar ki, biz halka hizmet için mi koşacağız, yoksa bize koydukları engellerle mi uğraşacağız, bunun derdindeyiz. Ama şunda çok kararlıyız.  Halka gerçek sömürüden uzak ve halkı ağlatıp, inletmeden hizmet etmekten asla vazgeçmeyeceğiz!"

Ne vardı o resmi yazıda?

İller Bankası'ndan Ortahisar Belediyesi'nin payı olan ve tahakkuk eden 56 milyon 194 bin 172 liranın 19 milyon  667 bin 960 lirası kesilerek 36 milyon 526 bin 212 lira havale edilmiş olması!

Neden?

Nedeni açık degil mi?

Muhalefet belediyeleri kıskaca alınsın,  maaş ödeyemez hale gelsin, maaş  alamayan belediye personeli isyan etsin, hizmet gitmeyen kent halkı isyan etsin, sokağa dökülsün, sonra da "Bakın bu CHP belediyeleri hizmet yapamaz, belediyeyi batırır, personeline dahi maaş veremez" diyerek  buradan sözümona siyaset üretip de tekrar kaybettikleri  belediyeleri veri almayı hedefliyorlar!

Bu arada Ortahisar Belediyesi'nin ödediği  personel maaşı ise 63 milyon 770 bin lira.

Kumpasa bakar mısınız?

Bunu neye göre yapıyorlar?

Belediyelerin SGK ve vergi borçlarına mahsuben 2014 yılında çıkardıkları bir bakanlar kurulu kararnamesine dayandırarak yapıyorlar!

Peki, adama sormazlar mı,  2014 yılında çıkardığınız bir bakanlar kurulu kararnamesine göre bu kesintiyi 10 yıldır neden yapmadınız da belediyeleri CHP kazandıktan sonra buna tenezzül ettiniz?

Bu şeytanın aklına dahi gelmez! 

Sonra siz bunu yaparak CHP'li belediyeleri degil, direkt halkı ve belediye peraonelini cezalandırıyorsunuz. 

Bu sizin başlangıçta slogan yaptığınız,  "Halka hizmet, hakka hizmet" politikanızın neresine sığar?

Bunu halkın ve seçimden önce belediyeye doldurduğunuz personel görüp, anlamayacak mı?

Halka hizmette yaşanacak  gecikmeleri bu muhterem halk görüp de sizin şeytana  dahi pabucunu ters giydiren hareketinizi görüp sizden daha çok nefret etmeyecek  mi?

Böyle bir siyaset size yakışıyor mu?

Ama demek ki, yakışıyor!

Neden mi?

Bu belediyelerin borcu zaten AKP iktidarı belediye baskanlarının borcu! 

Bakın sadece Ortahisar Belediyesi'nin 2 dönemki borcu 857 milyon lira.

Ortahisar Belediyesi'ni 857 milyon lira borçla bırakıp da Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ahmet Metin Genç'in seçim öncesi resmi  yazı ile bildirdigi Ortahisar Belediyesi borcu 109 milyon  lira. 

Ahmet Kaya'nın geldiğinde muhasiplere yaptırdığı çalışmada ortaya çıkan borç ise 857 milyon lira iken Büyükşehir Belediye Başkanı bunu önce 109 milyon lira olarak resmi yazıyla bildiriyor. 

Ama ilginçtir, sonra meclis toplantısnda çark edip bu borcu 109 milyon liradan 596 milyon liraya revize ediyor. 

Ortahisar Belediye Baakanı Ahmet Kaya da, "Agabey, ben bunu bağımsız  denetçilere verdim, kesin rakamı onlar belirleyecek. Ancak Büyükşehir Belediye Baskanı Ahmet Metin Genç'in resmi yazıyla bildirdiği 109 milyon liradan 596 milyon liriya çıkarmasına ne demeli" diyor.

Evet, sonuçta belediyelerin bunca borca batıran AKP'li  belediye başkanları. Bu borçları 10 yıldır İller Bankası istikakından kesmeyen de AKP iktidarı!
Ama gel gör ki, hiçbir devlet anlayışı  etik kuralına sığmayacak şekilde şimdi bunu kesip de "Muhalif belediyeleri kıskaca alarak, başarısız göstereyim" kurnazlıgını  da yapan AKP iktidarı!

Ama bunu yapmakla da aslında halkı ve belediye personelini cezalandıran da AKP iktidarı.

Sadece bunu da yapmıyor.  Başkan  Ahmet Kaya'nın ifadesine göre Ortahisar  Belediyesi 'nin devlet makamlarına olan her hizmet başvurusunu geciktiriyor.

Örneğin Çaglayan'da yapımı tamamlanmakta olan 100 metre yüksekliğinde doğal şelalesi bulunan çok  güzel bir park ve mesire aĺanı projesine yol açmak için başvurdukları Orman İsletmesi 2 aydır onayı geciktiriyor! 

Onun gibi yine İBB'nin desteğiyle yapılacak konut projesine iktidar her resmi daireden takoz koyduruyor!

Olacak sey degil yani! Ortahisar Belediyesi'nin çok önemli projelerinin anonsu yapıldığı anda Büyükşehir Belediyesi de o projleri taklit etmeye çalışıyor!

Boyle de gülünç bir darum var yani!

Ahmet Kaya "Ucuz Ekmek Projesi"  için ekmek fabrikası kurmaya başladıklarını açlıkladığı an, Büyükşehir de Meydan'ın göbeğinde ucuz ekmek satış büfesi açmaya soyunuyor! 

Yani oradan kuyruga girip ekmek almak zorunda kalacak insanları düşürdükleri travmaya bakar mısınız? 

İçler acısı bir durum!

Olacak is mi bu simdi? 

AKP iltidarı halkı fukaralaştırdıkça, AKP'li Trabzon Büyükşehir Belediyesi bunu tescilleyecek ucuz ekmek satış büfesi açıyor! Yapılan iş, AKP'nin iktidar olarak fakir ve yoksullaştırdığı halka, "Evet, biz bunu yapıyoruz" belgesi sunmayacak mı?

Şimdi  halk bunu görüp de gereğini  seçimde daha ağır bir yenilgiyle iktidara tattırmayacak mı, sanıyorsunuz?

Bence halk olup biteni geç de olsa görüyor, anliyor ve bu nedenle yerel seçimlerde sarı kartı gösterdi!
Genel  seçimlerde de kırmızı kartı gösterecek!

Çaresi yok bu hastalığın, AKP içten içe müthiş eriyor, gümbür gümbür de eriyip,  gidecek!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/akp-halka-hizmet-hakka-hizmettir-sloganiyla-geldi-4033.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/akp-halka-hizmet-hakka-hizmettir-sloganiyla-geldi-4033.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/akp-halka-hizmet-hakka-hizmettir-sloganiyla-geldi-4033-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/akp-halka-hizmet-hakka-hizmettir-sloganiyla-geldi-4033.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/akp-halka-hizmet-hakka-hizmettir-sloganiyla-geldi/1713/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Aug 2024 12:12:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AYNI HATALAR TEKRAR EDİLİYOR…]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor’da görev yapmış eski bir yönetici, bordo mavi sevdalısı olarak yeni sezondan çok şeyler bekliyordum.

Yönetim kurulu geçmiş hatalarından ders çıkartıp, işi yoluna koyar umudum vardı.

Fakat hiçbir şey beklediğim gibi olmadı. Başta, uygulanan transfer politikası olmak üzere, yönetimin idari performansı beni hayal kırıklığına uğrattı desem abartı olmaz.

Hoca ve başkan arasındaki istişarelerle beraber belkide birazda menejerlerin eskisi ile yapılan bir transfer süreci geçiriyoruz…

Özellikle transferde yaşlı oyuncuların tercih edilmesi, altyapıdan gelen kaliteli oyunculara sırt dönülmesi Trabzonspor gibi bir kulübün kolayca kaldırabileceği durumlar olmasa gerek…

Yapılan transferler içinde gurbetçi oyuncumuz Cihan Çanak eksikleri olmasına rağmen gelecek vaad ediyor.

Yine sol kanatta oynayan Borna Barisic’in de çok sırıttığını düşünmüyorum.

Anthony Nwakaeme’nin niye gönderlip tekrardan niye takıma katıldığını anlamak güç...

Denis Draguş’un Antep’ten performansını biliyorduk. Herkes gibi alınmasını istediğim futbolculardan biriydi.

Bunun dışındaki transferlerin bugüne kadar ki gösterdikleri performansın çok iyi olduğunu söylemek mümkün değil.

Takımı Uğurcan ve Visca’nın istikrarlı ve olumlu futbolu nereye kadar taşır, bunu da kestirmek zordur.

***

Yönetim kuruluna gelince;

Ortada kollektif bir çalışma olmadığı aşikâr. Kulüp, “Parayı veren düdüğü çalar” mantığında yönetiliyor. Trabzonspor gibi bir kulübün bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak kelime ile yönetilmesi ve bundan bir başarı hikâyesi çıkarması mümkün değildir.

Geçmişte bunun örnekleri yaşadık ve sonuç hep hüsran oldu!

“Aynı şeyleri tekrar edip, farklı sonuçlar beklemek” deyimi tamda bugün ki durumu izah ediyor!

Yönetim kurulu sezon başında akli selim davranmaz, gerekli önlemleri almazsa Trabzonspor’u çok çetin bir süreç beklediğini ifade edebilirim.

Tabi bunu görmek, anlamak, algılamak ve hayata geçirmek belli bir duruş ve yöneticilik aklı gerektirir…

Bugün ki yönetimde bu anlayış varmı derseniz, yok derim!

Onun için Trabzonspor’un işi biraz şansa kalmış gibi görünüyor…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ayni-hatalar-tekrar-ediliyor-9419.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ayni-hatalar-tekrar-ediliyor-9419.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ayni-hatalar-tekrar-ediliyor-9419-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/ayni-hatalar-tekrar-ediliyor-9419.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ayni-hatalar-tekrar-ediliyor/1666/</link>
			<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 11:38:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE-KUZEY MAKEDONYA DOSTLUĞU]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Spor evrensel bir değerdir. Dili, dini, ırkı, rengi yoktur. İnsan her yaşta spor yapabilme özelliklerini kendilerinde bulurlar. Hatta ilerleyen yaşlarda bile veteran adı altında spor yapmaya devam ederler.

Türkiye ve Makedonya arasında tarihi, kültürel bir geçmiş vardır. Bu zaman içerisinde asla bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üç yıl okuduğu okul Manastır Askeri İdadisi’ nin Kuzey Makedonya’da bulunması ve anılarının korunması iki ülke arasındaki kardeşliği ve dostluğu daha da pekiştirmektedir.

Geçen yıl Çanakkale’de hentbol veteranlar etkinliği gerçekleştirilmişti. Bu organizasyona Kuzey Makedonya’nın Struga kentinden kadın veteran hentbolcular katılmıştı. Katılan sporcular arasında Trabzon-Struga kardeş şehir adına güzel dostluklar geliştirildi. Onsekiz Mart Üniversite Üniversitenin başarılı bilim adamı ve Rektörü Sayın Ramazan Cüneyt Erenoğlu’nun ilgisi ve alakası misafir Struga takımını çok mutlu etti. Kadın sporcular az kişi katıldıkları Çanakkale’deki organizasyon mutlu bir şekilde ayrıldılar.

Ardından Türkiye’ den oluşan karma kadın veteran hentbolcular davet üzerine Struga’ya gittiler. Mavi Göl kenarında karşılıklı müsabakalarla dostlukların daha gelişmesini sağladılar. Bu etkinlikte Kuzey Makedonya fahri konsolosumuz Abdürrahim Bayraktar da katılarak iki ülke insanları arasındaki dostluk ve kardeşliğe büyük katkı verdi.

19-23 Ağustos 2024 tarihlerinde küçük bir kartopu olarak başlayan hentbol dostluğu çiğ gibi büyüdü. Kuzey Makedonya’nın üç ayrı kentinden Struga, Kumanova, Gevgeliya dan katılan üç bayan takım ülkemizde oluşturulan iki karma takım ve Aliağa kadın veteranlar dostluk maçları için On sekiz Mart Üniversitesi Spor Festivali kapsamında Çanakkale’de bir araya geliyor.

Türkiye-Makedonya dostluğu adına bu organizasyonu destekleyen Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selçuk Semizoğlu ve bu dostluğun başlangıcında emek veren ve spor festivali kapsamında Makedonya kadın veteran sporcuları davet eden On Sekiz Mart Üniversitesi Rektörü Ramazan Cüneyt Erenoğlu ve Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyesi İş İnsanı Turgay Kılıç ile anlamlı bir etkinlik gerçekleştirilecektir. Kuzey Makedonya Struga Fahri konsolumuz Abdürrahim Bayraktar’ın katılımı dostluk adına değer katacaktır.

Çanakkale emperyalizme karşı verdiği savaşlarla tarihi öneme sahiptir. Çanakkale Kahramanı Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk dünyada ve Avrupa Türk kadınlarına seçme ve seçilme hakkını 30-40 yıl önce vermiştir. Onun Kurduğu Cumhuriyette bugün bütün dünya kadınlarının özgürce, eşit haklarıyla, biraya gelmesi çok önemlidir. Kaldı ki geçmişte milli takımlarda oynamış bugün öğretmen, doktor, avukat, mühendis, ev hanımı olarak yaşamlarını sürdüren ama hentbol sevgisini asla bırakmayan kadın veteran hentbolcuların Türkiye- Kuzey Makedonya dostluğu adına biraya gelerek hem kişisel dostluklarını geliştirecek hem de ülke dostluğuna katkı verecektir.

“Türkiye Hentbol Duayenleri Platformu” Türk patent ve marka kurulu markalar daire başkanlığı tarafından isim hakkı alınmıştır. Hentbol adına gönüllü katılım sağlayarak, karşılık yada menfaat beklemeden hentbol dostluğunun insanlar arasında gelişimine katkı vererek ve farkındalık yaratarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Katılan Kuzey Makedonya Kadın Veteran sporcularının Trabzonspor’a ilgisini duyunca Başkan Ertuğrul Doğan’ın  Trabzonspor baskılı çanta hediye etmesi takdire şayan bir davranış olarak alkış aldı.

Türkiye-Kuzey Makedonya arasında hentbol ile dostluk yaşatılacak, kalpler Çanakkale’de birlikte atacaktır. Onsekiz Mart Üniversitesi Spor Festivali kapsamında tarihi kültürel yerler gezilecek güzel anılar ve dostluklar biriktirilecektir.

GÜNÜN SÖZÜ: Arkadaşlarını tanımak için başarı ve üzüntüden geçmek gerekli. Başarıda arkadaşlarının sayısını üzüntüde ise kalitesini öğreniriz. Konfüçyüs
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/turkiye-kuzey-makedonya-dostlugu-504.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/turkiye-kuzey-makedonya-dostlugu-504.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/turkiye-kuzey-makedonya-dostlugu-504-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/turkiye-kuzey-makedonya-dostlugu-504.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/turkiye-kuzey-makedonya-dostlugu/1609/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Aug 2024 05:50:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRABZON ÜNİVERSİTESİ ANLAYIŞINI DEĞİŞTİRMELİ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[6 Eylül 2018 Tarihinde Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden ayrılarak “Trabzon Üniversitesi” ismini alan bu önemli bilim yuvası, maalesef ki hakettiği değeri görmüyor.

Bünyesinde Güzel Sanatlar Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, İletişim Fakültesi, Devlet Konservatuvarı, Spor Bilimleri Fakültesi, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksekokulu gibi toplumun bütün katmanlarını birebir ilgilendiren bölümler olmasına rağmen, halktan bu kadar kopuk Türkiye’da başka bir üniversite varmıdır bilmiyorum?

6 yıldır aynı rektörün yönettiği üniversitede neler olduğunu ne gibi faaliyetler yapıldığını sadece kampüs içinde olanlar biliyor. Bazende 3-5 kelime ile üniversitenin resmi internet sitesinde bilgilendirmeler yapılıyor.

KTÜ’den sonra Trabzon’un en etkili kurumu olan ve bizzat kentin adını taşıyan bu üniversitenin arka plana itilmesi, kendi içine kapanık olması ve toplum ile bağını kesmesinin arkasında ne gibi nedenler var bunu çok merak ediyorum.

Aklıma ilk gelen üniversite yönetiminin ufkunu yetersizliği, teknoloji ve iletişim çağının çok arkasında kalmaları…

Bunun aksini düşünmek bile istemiyorum…

Düşünün bu cümleleri kurduğum kamu kurumu, bir üniversite…

Trabzon sokaklarına çıksak ve halka mikrofon uzatsak, “8 yıldır Trabzon Üniversitesi’nde rektörlük yapan ismi tanıyormsunuz” diye sorsak, eminin ki iki kişi dışında kimseden doğru cevap alamayız.

Her bölümü kendine has özellikler taşıyan ve toplumu birebir ilgilendiren, sosyalitesi ile vatandaşlarla içiçe olması gereken üniversite üzerinde adeta ölü toprağı var!

KTÜ’ye baktığımızda profesyonel medya birimini kurmuş. Medya kuruluşlarına günde en az üç haber servis ediyor.

Bu sayede kamuoyu KTÜ’de neler olup bittiğini öğreniyor. Ayrıca sürekli organizasyonlar düzenleyerek toplumda üniversitenin varlığını hissettirip gündemi diri tutmayı başarıyor.

Trabzon Üniversitesi yönetimi de olan biteni seyrediyor. Kendi küçük ve kapalı dünyalarında güç bela kaptıkları makamların tadını çıkarmaya bakıyorlar.

Ne ala memleket…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzon-universitesi-anlayisini-degistirmeli-1385.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzon-universitesi-anlayisini-degistirmeli-1385.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzon-universitesi-anlayisini-degistirmeli-1385-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/trabzon-universitesi-anlayisini-degistirmeli-1385.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/trabzon-universitesi-anlayisini-degistirmeli/1608/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Aug 2024 07:48:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRANSFER JOKERİ KULLANILSIN!..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gazetelerde bir haber: “Ozan Tufan Abdullah Avcı’nın jokeri oldu”... Hocası ve başkanının el birliğiyle sayısız futbolcu getiren, getirdiklerini gönderen bir kulüp hâlâ joker kullanıyorsa, varın yorumu siz yapın...

Abdullah Avcı, bütün bu “sirkülasyon” içinde, geçerli bir “formasyon” kuramıyor, saha “parselasyonunu” yerleştiremiyorsa, ortada “sinyalizasyon” hatası var demektir...

Yapılacak ilk hamle yine transfer jokeri kullanmak olacak muhtemelen. Zaten yönetim dünden razı, kimsenin ses çıkardığı yok... Sal gitsin, al bitsin... Madem sorunlara oyuncu geliş gidişleriyle çözüm aranacak, o zaman size ne ihtiyaç var? İster joker kullan, ister kutunu aç, ister okeye dön... Keramet sizde değil, tevekkeli anlamış olduk...

***

Trabzonspor Teknik Direktörü’nün maç önü açıklamasından öğrendik ki; kulüpte birden çok scout (gözlemci !) ekibi transfer konusunda seyrediyormuş... Anladığımız şu; hocanın ekibi ayrı, başkanın ekibi farklı, kulübünki apayrı... Menajerleri saymıyoruz bile... Onlar zaten ekiplerdeki yerlerini çoktan almışlardır... Ekip çok olunca ister istemez hedef de şaşıyor... Zaten yapılmak istenen biraz da bu gibi...

Hakkını teslim edelim, Trabzonspor son yıllarda kelimenin tam anlamıyla kadro mühendisliği dersi veriyor (!) ama bir farkla; nasıl kurulacağı değil, nasıl kurulmayacağı konusunda... Olsun, ona da şükür... Mesela bugün elde olan kadroyu başkanın mı, hocanın mı, kulübün mü gözlemcileri oluşturdu? Bilelim de fatura yanlış adrese gitmesin!..

***

Bu kadar gelen giden oluyor, görüntü hiç değişmiyor... Mesela son Rapid maçı!.. Tempo yine aynı tempo... Durağan, etkisiz, sinir bozucu... Kimse topa dokunma niyetinde değil, jogging modunda boşa yer değiştirmeler. Allahları var, yürüyerek oynadıkları için yorulmuyorlar... Altı savunmacı izliyor; adam kafayla ağları buluyor... 

Görünen tek hücum planı olan Visca – Trezeguet bağlantısının tek ayağı neden başlangıçta kenarda, bilen yok? Takımı zaten Uğurcan ayakta tutmaya çalışıyor... Biraz da Visca... Diğerleri memuriyete bağlamış hem de sezon başında.

Görüntü flu... Nasıl düzelecek? Kim bilir!... Neyse, çek bir joker, belki gelir... Şansınız bol olsun!.. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/transfer-jokeri-kullanilsin-2007.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/transfer-jokeri-kullanilsin-2007.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/transfer-jokeri-kullanilsin-2007-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/transfer-jokeri-kullanilsin-2007.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/transfer-jokeri-kullanilsin/1581/</link>
			<pubDate>Sat, 10 Aug 2024 07:07:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FUTBOL HİÇ DE UMUT VERMEDİ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[UEFA Avrupa Liginde 2’nci ön eleme turunda piyasa değeri 6 milyon 700 bin Euro olan ve Bordo-Mavililere göre çok zayıf bir ekip görüntüsü veren Slovenya’nın Ruzemberok takımını iki kez yenerken, bunda en büyük payenin Kaleci Uğurcan Çakır’a ait olmasından dolayı, Rapit Wien karşılaşması çok çok önemliydi. En azından Avusturya ekibi, Ruzomberok’a göre çok daha güçlü, ilk turunda Polonya gibi futbol geleneği olan bir ülke temsilcisi Wisla Krakow’u 2-1 ve 6-1 gibi skorlarla saf dışı bırakan rakibi karşısında ortaya koyacağı mücadele Karadeniz Fırtınası açısından Süper Lig öncesi de bir sınav niteliğindeydi. Seyirci desteğini arkasına alan Trabzonspor’un sahadan en az 2 farklı galibiyetle ayrılması, rövanş için büyük avantaj olacaktı ve oyun kurgusunu da buna göre şekillendirmeliydi. 

Teknik direktör Abdullah Avcı’nın 11 tercihinde kuşkusuz en önemli iki sürpriz, büyük istekle transfer ettirdiği sol bek Borna Barisic’i yine yanında oturtması ve Eren Elmalı’yı sahaya sürmesiydi. Bunun yanında takımın değişmezi olan ancak kaçırdığı gollerle taraftara saç baş yolduran Trezeguet’in kulübeye çekilmesi, Cihan Çanak’ın sol kanatta görevlendirilmesiydi. Avcı, büyük tecrübe Stefano Savic’e 11’de yer verirken, Batista Mendy’yi ise uzun bir aradan sonra ilk kez kendi bölgesine,yani  orta sahaya kaydırıldı. Orta alan Lundstram, Mendy ve Ozan Tufan ile şekillenirken, bir başka yeni transfer Okay Yokuşlu ise hamle oyuncusu olarak karşılaşmaya kulübede başladı. Kuşkusuz maç öncesi en merak edilen isim Stefan Savic’di ve bu oyuncunun savunmaya liderlik yapıp yapamayacağıydı. Ama 90 dakika sonunda pek bir fikir verdi diyemeyiz.

TRABZONSPOR İLK YARIDA ÇOK SİLİK KALDI

Tribünlerin büyük desteğini arkasına almasına rağmen Trabzonspor, rakibine önde baskı yapıp, oyunu ceza alanına yıkmayı başaramadı. Rapit Wienli oyuncular, her alanı çok iyi kapatmasıyla birlikte Bordo-Mavili ekibe kolay pozisyon vermeyeceğini gösterdi. Konuk ekip, açık ve hücumu düşünen oyun anlayışıyla, “Buraya skoru korumaya gelmedim” mesajını daha ilk dakikalarda verdi. Gücünü de belli oranda hissettir. Eğer Eren Elmalı’nın inanılması güç pas hatasında topla buluşan Burgstaller ceza alanına girerken vuruşu direğin hemen yanından auta gitme yerine kaleyi bulsaydı, Trabzonspor’un çok erken mağlup duruma düşmesi içten bile değildi. Trabzonspor’un önemli sorunlarından biri orta  sahayı oluşturan Lundstram, Mendy ve Ozan gibi üç ağır oyuncuydu. Bu isimler hem hızlı paslarla rakip kaleye çabuk inmeyi sağlayamadı, hem de Rapit Wien’in hızlı ataklarında duvar olma noktasında sıkıntı yaşandı. 

Bordo-Mavili takım Edin Visca’nın sağdan etkili bindirmeleri dışında kanatları da iyi kullanamayınca pozisyon üretmekte zorlandı. İki bek Malheiro ve Eren Elmalı hücuma çok az çıktılar ve bunlarda da etkisizdiler. Cihan Çanak da sol kanatta uygun pozisyonda topla buluşturulamayınca sahada varlığıyla yokluğu uzun süre belli olmadı. Rapit Wien ise hem savuma anlayışıyla, hem de hücuma çıkarken pas bağlantılarıyla taş gibi bir takım görüntüsü verdi. 22’nci dakikada Jonsson’un gollük vuruşunda Uğurcan Çakır yine sahnedeydi. R:akip takım özellikle Malheiro’nun arkasına uzun toplarla zaman zaman tehlike yarattı. Belli ki bu oyuncunun savunma anlayışının zayıflığını iyi tespit etmişler. 28’nci dakikada Sangare’nin savunmanın arkasına harika topunda Beljo karşı karşıya mutlak golü kaçırarak Trabzonspor’a adeta büyük bir jest yaptı. Konuk ekip çok daha organize ataklar yaptılar, tehlikeli oldular ama final vuruşlarındaki etkisizlikleri belki de Bordo-Mavili ekibin en büyük şansıydı. 
Bu oyun anlayışıyla Bordo-Mavililerin tek umudu duran toplardan bulabileceği bir goldü. Zaten ilk yarıda kaleyi bulan tek şut da frikikten Ozan’ın sert vuruşunun kalecide kalmasıydı. İlk yarıda konuk ekip çok daha etkili olurken sahanın yıldızı bu ekibin merkez orta sahasında görev yapan 22 yaşındaki Sangare’ydi. 

TAM BASKI KURMUŞKEN TESLİM OLDU

İlk yarıda takımın bu kadar kötü ve etkisiz oynamasına ve rakibine birçok pozisyon vermesine, pas bağlantılarını kesme konusunda yaşanan sıkıntıya rağmen Abdullah Avcı’nın oyuncu değişikliğine gitmemesi şaşırtıcıydı. Oysa özellikle orta sahada daha iyi pas yapabilecek ve rakibin etkili ataklarında pas arası yapabilecek bir takım değişiklikler olabilirdi. İkinci yarıya Trabzonspor biraz daha önde baskıyla başlarken, rakibin savunmadan çıkışında pas bağlantılarını kesme çabası gösterdi. Rapit Wien ise biraz daha temkinli ve sanki hücumu daha az düşünen bir oyun anlayışı içindeydi. Bu arada Polonyalı hakem Krizto Tohmer’in tehlikeli sayılabilecek bölgede önce Eren Elmalı’yı, sonra Dragus’a yapılan faulleri es geçmesi anlaşılır gibi değildi. Belli ki komşu ülkesinin takımına torpil geçme eğilimindeydi. Abdullah Avcı ilk müdahalesini 60’ncı dakikada Dragus ve Ozan Tufan’ın yerine Nwakaeme ile Trezeguet’i alarak yaptı. Nwakaeme santrafor bölgesine yerleştirildi, Trezeguet de sol kanatta görev aldı, Cihan Çanak asıl yeri olan on numara bölgesine geçti. 

Bu değişiklikten sonra Trabzonspor topla daha fazla oynayan, gol arayan ama pozisyon bulmakta zorlanan bir takım görüntüsü verdi. Konuk ekip ise beraberliğin rövanş için kendisine yeteceği düşüncesiyle iyice geri çekildi. Hatta topu kendi ceza alanında karşılama düşüncesi dikkat çekiciydi. Bu takımda ilk yarıdan eser yoktu. Tam oyun içinde Bordo-Mavili ekip üstün oynarken, Rapit Wien kazandığı korner atışında topla son buluşan Grgic’in  kafa vuruşu filelerle buluşunca Papara Park adeta buz kesti. Golden birkaç dakika sonra Mendy müsait pozisyonda kalecinin üzerine değil de, köşeye vuruş yapabilseydi, skora denge gelebilirdi. 72’nci dakikada Trezeguet’in enfes vuruşunu kalecinin çelmesi belki de maçın kader anıydı. Bu dakikada Lundstram ve Cihan’ın yerine oyuna alınan isimler Okay Yokuşlu ve Enis Destan sahaya sürüldü. Tam da değişikliklerin yapıldığı dakikada Beljo’nun karşı karşıya vuruşunu Uğurcan çıkarmasaydı, tur için teslim bayrağı çekilmişti. 

Kulübeden sahaya sürülmenin hırsıyla olacak bir ara Mahmoud Trezeguet çok istekli, arzulu, gol arayan, pozisyon yaratan bir oyuncu profili çizdi ama bu da saman alevi gibiydi. Nwakaeme’nin kornerden gelen topu 82’nci dakikada kafayla tam direğin tam dibine gönderirken kaleci Hedi’ye takılması saç baş yoldurdu. Avcı’nın son hamlesi Eren ve Barisc değişikliğiydi. Bu oyuncu son dakikalarda yaptığı iki etkili ortayla birlikte Eren’den daha olumlu görüntü verdi. Sonuç olarak Trabzonspor karşısına biraz dişli rakip çıkınca taraftarına yine saç baş yolduracağını gösterdi ve hazır olmadığını hissettirdi. Bu sonuçla turun da çok zora girdiğini söylemek sanırım pek abartı olmasa gerek… Maçın hakemi Tohmer de faullerde standart tutturamayarak Rapid Wien’i koruma güdüsüyle hareket ettiğini gösterdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/futbol-hic-de-umut-vermedi-6188.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/futbol-hic-de-umut-vermedi-6188.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/futbol-hic-de-umut-vermedi-6188-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/futbol-hic-de-umut-vermedi-6188.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/futbol-hic-de-umut-vermedi/1547/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Aug 2024 21:55:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SALİH ERDEM BAŞKANIMIZI UNUTMAYACAĞIZ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özkan Sümer, Ahmet Suat Özyazıcı ve Mehmet Ali Yılmaz’ın ardından Trabzonspor önemli bir değerini daha kaybetti.

Trabzonspor’un kuruluşunda ve yarışmasında hepsinden de önemlisi bugünlere gelmesinde çok ciddi emeği olan Ahmet Salih Erdem’de aramızdan ayrıldı.

Trabzonspor’da Başkanlık yaptığı dönemleri yaşım itibariyle hatırlamıyorum. Fakat kendisi ile televizyonda yaptığım onlarca programda anılarını defalarca dinleme şansım oldu.

Trabzonspor’u ne zorluklarla kurduklarını ve yaşatmak için ne çabalar sarfettiklerini anlattığında, o günlerin duygu yoğunluğu yüreğimde ciddi izler bıraktı.

Trabzonspor’a olan sevgim ve sahiplenme duygum daha da arttı.

İyi biryönetici olmasının yanında tam bir Trabzon beyefendisi idi. İleri görüşlü, sakin ve uzlaşmacı bir insan olarak tanıdım kendisini. Nezaket ve sevgi dolu yaklaşımı ile kendisine herkes gibi çok büyük saygı duydum.

Son iki yıldır hastalığı dolaysıyla evden çıkmıyordu. Ailesine yakın ve sürekli ziyarete giden ortak dostlarımdan her hafta sağlık durumu hakkında bilgi alıyordum. Son dönemlerde iyice yatağa bağlı kalmayı kendisine yediremiyordu. Bu yüzdende hayatta kalma arzusunu yitirmişti.

Son bir aydırda tedavisine hastanede devam edildi. Fakat nefes sayısını tamamladı ve ahirete göç etti.

Salih Erdem gibi çok önemli bir değeri tanıdığım için kendimi şanslı sayıyorum.

Giderken arkasında koskoca bir sevgi seli ve hatıralar bıraktı.

Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine ve Trabzonspor camiasına sabırlar diliyorum.

Güle güle Büyük Başkan…

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-baskanimizi-unutmayacagiz-5407.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-baskanimizi-unutmayacagiz-5407.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-baskanimizi-unutmayacagiz-5407-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-baskanimizi-unutmayacagiz-5407.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/salih-erdem-baskanimizi-unutmayacagiz/1447/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Aug 2024 08:06:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SALİH ERDEM'İN ANISINA]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Maalesef tarihten anlamlı bir yaprak daha eksildi..

Trabzonspor'un yaşayan son kurucusu da aramızdan ayrıldı...

Kulüp tarihine adını altın harflerle yazdırmış, büyük bir futbol adamını, kıymetli başkan Salih Erdem'i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. 

Salih Erdem, sadece bir başkan değil, Trabzonspor’un ruhunu, felsefesini ve mücadelesini en iyi yansıtan, kulübe tarifsiz hizmetlerde bulunmuş bir liderdi. Varlık içinde değil, yokluk içinde kulübü var edenlerdendi...

Onun önderliğinde atılan adımlar, bugün Trabzonspor'un köklü ve onurlu geçmişine dair en önemli mihenk taşlarını oluşturmuştur.

Salih Erdem’in örnek kişiliği, Trabzonspor’a ve Türk futboluna kattığı değerler, daima hatırlanacak ve gelecek nesillere ilham vermeye devam edecektir. Ailesine, yakınlarına ve tüm Trabzonspor camiasına sabırlar diliyoruz. 

Onu her zaman büyük bir sevgi ve saygıyla anacağız.

Mekânı cennet olsun.

***

Trabzonspor’un temellerini atan, Karadeniz’in hırçın dalgaları kadar inatçı ve güçlü bir karaktere sahip olan Salih Erdem ve arkadaşları geriye sadece bir kulüp değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi bıraktı. 

O ve diğerlerinin inşa ettiği bu yapı, yalnızca futbolun değil, bir şehir halkının da kalbinde kök saldı. 

Salih Erdem, Trabzon’un çimen kokulu sokaklarından çıkıp, o yeşil sahalara mavi ve bordo renkleri kazandırdı. Onun hayatı, bir futbol kulübünden çok daha fazlasını temsil ediyordu; bu, bir milletin kendi gücünü keşfetme hikâyesiydi.

Daha bir kaç gün önce Trabzonspor, tarihinin bütününü bir kenara bırakarak o bölümü; 2. Lig Şampiyonluğu’nu öne alarak bir dizi etkinlik düzenlemişti... Salih Başkan’ın belki yoğun bakımda haberi yoktu ama bu etkinliğin ardından yaşama veda etti...

Erdem, bir liderden beklenenin ötesinde bir vizyon sahibiydi...

O, yalnızca başarıyı değil, onuru da kovaladı. Mücadeleyi bırakmayan, son düdüğe kadar inancını kaybetmeyen bir neslin yetişmesinde ön ayak oldu..

Onun ardında bıraktığı en büyük miras, Trabzonspor’un ruhudur. Salih Erdem, bordo-maviye olan aşkıyla bu dünyadan göç ederken, bir kulübün, bir şehrin ve hatta bir ülkenin kaderini değiştirebilecek iradeyi miras bıraktı. 

Trabzonspor’un bugünkü görüntüsü bu mirasa ne kadar sahip çıkıyor tartışılır... Ama bilen biliyor... Salih Erdem’in ruhu hep bilenlerle birlikte olacak. 

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-in-anisina-3810.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-in-anisina-3810.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-in-anisina-3810-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/salih-erdem-in-anisina-3810.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/salih-erdem-in-anisina/1442/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Aug 2024 11:20:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AMATÖR SPOR KULÜPLERİ KONFEDERASYONU]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu; Kuruluş amacını “Ülkemizde spor kulüplerinin üst kuruluşu olarak illerde kurulup faaliyet gösteren Amatör Spor Kulüpleri Federasyonlarını bir çatı altında toplayarak amatör spor kulüplerinin, amatör sporcuların ve spor paydaşlarının bütünleşmesini, güçlenmesini ve gelişmesini sağlayarak ulusal ve uluslararası faaliyetlerde bulunmak.” olarak belirlemiştir.

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu yöneticileri son yıllarda kendi tüzüğünü ihlal ederek sadece futbolun içinde olmaya özen gösterirken diğer spor branşlarını görmezden gelmektedir. Gerek illerde gerek ulusal düzeyde TFF yapılanmasında olmak için tüm imkânlarıyla nemalanmaya çalışan anlayış diğer federasyon seçimlerinde sadece delege isimleri ile temsil edilmektedir. Yaklaşan Federasyon seçimleri delege listelerinde bunu görmek mümkün olacaktır.

Öyle bir anlayış yerleşti ki TASKK başkanı Futbol Federasyonu seçimlerinde Yönetim Kurulunun kesin ve doğal üyesi olarak seçilme hakkı varmış gibi!!!. Önceki başkan Mehmet Baykan ve mevcut başkan Ali Düşmez bu geleneği bugüne kadar sürdürdüler. Hatta bu anlayış futbolun patronu imiş gibi UEFA ve FİFA’da kabul görmeyecek bir anlayışla Divan Başkanlığını eski bir TASKK başkanı ve Konya milletvekili olan Mehmet Baykan ve TASKK Genel başkan yardımcısı Cahit Erdem ile divanı yönettiler. Ta ki İbrahim Hacıosmanoğlu futbolda değişimi başlatana kadar.

7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor federasyonları kanunu yürürlüğe girdikten sonra bütün kulüpler dernekler statüsünden ayrılarak yeniden genel kurullarını yaptılar. Bu kanunun 12. Maddesi “Amatör spor faaliyetlerinde bulunan spor kulüpleri ve spor anonim şirketleri, il sınırları içerisinde en az on beş spor kulübü veya spor anonim şirketinin bir araya gelmesiyle federasyon, on beş federasyonun biraya gelmesiyle de konfederasyon kurabilirler” ifadesi yer almaktadır.

Mevcut yapı içesinde aynı kulüplerin yaptığı gibi TASKK’ın kendini yeniden bu kanuna göre düzenlenmesi ve gerçekleştirmesi gerekir. Futbol kendi içerisinde Türkiye Futbol Spor Kulüpleri Konfederasyonu (TFSKK) olarak; diğer taraftan bakanlığa bağlı diğer spor branşları da Türkiye Amatör Spor Branşları Konfederasyonu (TASBK) yapılandırılmalıdır.

UEFA ve FİFA’nın futbolun kaynaklarını sadece futbol amacı ile kullanması kuralı ile diğer yönden Gençlik ve Spor Bakanlığının futbol dışında amatör branşlara yapması gereken katkının bu amaç dışında kullanılmaması doğru olacaktır. Daha açık bir ifade ile Amatör spor kulüplerine spor malzemesi adı altında yapılan yardımlar sadece futbol topu, krampon gibi spor malzeme yardımlarını kapsamamalıdır. Branşların teknik özelliği spor malzemesinde çeşitlik içerdiği gibi futbola göre farklılık göstermektedir.

Futbolda büyük bir değişimi geçekleştiren İbrahim Hacıosmanoğlu kendisine karşı taraf olan TASSK’ın hatta Divanı yöneterek taraf olduğunu açıkça ortaya koyan bir yapının Futbol Federasyonu bünyesinde yeniden yapılanması için mutlaka yasal düzenleme yapacağı düşüncesi değişim felsefesi ile doğru orantılı olacaktır.

65 Federasyon seçimlerinde 2 delege ile oy kullanan TASSK’ın aynı kişilerle birçok defa ayrı ayrı oy kullanması sporda demokrasi adına kabul edilemez bir durumdur. Her bir branş federasyonu temsilcisi kendi branşı adına yalnız bir oy hakkı bulunurken TASSK’ın hepsine birden oy kullanması kuruluş amacıyla da çelişmektedir. Futbol federasyonu seçimlerinde taraf olan ve belirleyici rolü ortadan kalkan TASSK’ın yapısı yeniden düzenlenmelidir.

Benim için sürpriz olmayan ise, Trabzon’da yapılması için büyük mücadeleler verdiğim Hentbol Dünya Şampiyonası ve Gymnasiade (okul sporları olimpiyatları)’na karşı çıkan zihniyet ile Trabzonlu bir başkana karşı çıkan zihniyet aynı zihniyet. Batı cephesinde değişen bir şey yok. Yeni başkan neyi değiştirecek, yada değiştiremeyecek hep birlikte göreceğiz.

OLİMPİYAT KIYAFET REZALETİ

Olimpiyatlarda ülkeler kıyafetleri ile gücünü yansıtırken rakiplerine resmi tören geçitlerinde üstünlüklerini ortaya koyarlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gücünün renklerini al bayrağından almaktadır. Olimpiyat kıyafetleri toplumda pijamaya benzetilerek büyük tepki aldı. Sporcularımız tarafından da sevilerek giyildiği söylenemez. Olimpiyatlar sadece sahada değil saha dışında da temsilin gerçekleştirildiği yerdir. Bu kıyafetlerin en alt yetkilisinden en üst yetkilisine kadar kim sorumlu ise kamuoyuna açıklanmalıdır. Hatta daha da ileri gidilerek bu kıyafetlerin ne kadara mal olduğu da kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Sporu yönetenlerin önemli konularında önce futbol federasyonu seçimleri vardı. Şimdi diğer federasyon seçimleri yapılacak. Öyle ya olimpiyatlara gidecek sporcularımızın kıyafetleri ile kim uğraşacak.!!! Her bir bakanlık personeli Federasyon başkanı adayı olmaya hazırlanıyor… Böyle olunca da ülkemizin içine düşürüldüğü prestij kaybını kimse düşünmüyor… Olimpiyat Bayrağını taşıyan Mete Gazoz ve Busenaz Sürmeneli’nin önlerinde taşıdıkları yazıda “TUR”  yazıyor. Böyle bir şeyi kimse görmez mi? Niye “TÜRKİYE” yazısı yazması gerektiğini düşünen bir kişi çıkmaz mı? Liyakat bu noktada değer kazanıyor.

GÜNÜN SÖZÜ: Menfaatleri için eğilenler dik duran insanları asla sevmezler. Şener Şen
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/amator-spor-kulupleri-konferasyonu-1243.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/amator-spor-kulupleri-konferasyonu-1243.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/amator-spor-kulupleri-konferasyonu-1243-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/amator-spor-kulupleri-konferasyonu-1243.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/amator-spor-kulupleri-konferasyonu/1440/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Aug 2024 08:00:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SON KURUCU BABAYA VEDA EDERKEN!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çocukluğumda ve gençliğe giriş yıllarımda ismini gazetelerin spor sayfalarından biliyordum. Trabzonspor’un 2. Ligdeki ilk kuruluş yıllarında önce yöneticilik yapıyordu. Bu ligdeki son sezonda başkanlık koltuğuna oturmuştu. Yıllardır özlemi çekilen 1’nci lige onun önderliğinde yükselmişti Bordo-Mavili takım… 

Artık radyolardan dinlenen, gazetelerde haberleri gıpta ile okunan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ile karşılıklı oynamanın hazzını yaşayacak Trabzon kentine bu ödülü veren kulübün en öndeki neferiydi.  Trabzonspor, 1’nci ligde rakiplerinin korkulu rüyası olmaya başladığı, kupada Fenerbahçe’ye kök söktürdüğü zamanlarda da, Kıbrıs Barış Kupası’nın müzeye götürülmesi döneminde de başkanlık koltuğunun sahibiydi. 

Yaptığı açıklamalarındaki mütevazı kişiliğini gösteriyordu herkese… Kendisini tanıma mutluluğunu genç yaşlarda yaşadım. Gazeteciliğe başlayıp, ilgi alanıma Trabzonspor da girince, zaman zaman röportaj için kendisine telefon açardım. Hiçbir zaman, “Meşgulüm, görüşemem” dediğini anımsamıyorum.  İlk tanıdığımda da son gördüğümde de dudağının kenarında hep bir tebessüm kıvrımının oluştuğuna tanık olurdum.  Yüzüne baktığınızda, gözlerindeki ışığı, pozitif enerjiyi görebiliyordunuz. Sanki hayatta hiçbir sorunu yokmuş gibi konuşurken karşısındakine huzur vermek ister gibiydi. Kelimeleri seçerek konuşurdu ve uzun uzun anlatırdı, söylemek istediklerini…

Karşısındakinin kafasında soru işareti bıraksın istemezdi ve tane tane, herkesin anlayabileceği bir dille dudaklarından dökülürdü kelimeler…
Sözünü ettiğim kişi, adına çıkan kitaba bu yazıyı yazdığım ve dün akşam saatlerinde ölüm haberini aldığım Trabzonspor’un kurucu iki efsanesinden biri olan Salih Erdem’den başkanı değil…

ONUN İSMİ EN BAŞA YAZILMALI ASLINDA!...

Salih Erdem, Trabzonspor’u yaratan, yaşatan ve büyüten ekibin içindeki en önemli neferlerden ve son tahlilde liderlerden biriydi. Merhum Erdem, sonraki yaşamında da hem kulüp, hem de futbol tarihinde ismini altın harflerle yazdırmayı başaran nadir kişilikler arasında yerini almayı bilmiştir. Çünkü bir insanın, hem kurucu, hem yönetici, hem başkan olarak bir kulübü yaratanlar, yaşatanlar, büyütenler ve başarılarıyla gurur duyacak işlere imza atanlar arasında olması kolay değil ülkemizde… Trabzonspor’un kurucuları arasında hala ayakta olan Nizamettin Algan’ın ardından Salih Erdem’i de kaybetmenin derin üzüntüsü var yüreğimde… Ve artık Trabzonspor öksüzdür. Çünkü çileli, sancılı kurucu babalarının son neferi de artık yaşama gözlerini yummuştur.
Salih Erdem’i anlatmak gerekirse birkaç cümle etmek, kalem oynatmak görevimizdir. 

Bilirsiniz, Trabzonspor’un kuruluş sürece çok sancılı olmuştur. Çatışmalar, kavgalar, mahkemeler, kenti de, kuruluş aşamasında rol alanları da yormuş, bitirmiştir. Özellikle İdmanocağı-İdmangücü çekişmesi içinde objektif olmaya çalışan, makul yaklaşım gösteren, uzlaşma yolunu arayan genç neferler arasındaydı Salih Erdem…

Kurucusu olduğu kulübün yönetimlerinde de görev alıp, sorumluluktan hiç kaçmayanlardan biriydi. Dış transfer, başka illerden gelen teknik adamlarla birlikte artık yaşama şansı zayıflayan Bordo-Mavili kulüp, Trabzon Belediye Başkanı Suat Oyman’ın, 1973 tarihinde, “Belediye başkanı olarak kentin sorunlarını çözme görevimi yapamaz oldum. Trabzonspor’u yönetmek başlı başına büyük sorun. Ben bu işi artık yürütemiyorum. Başkanlık görevini bırakıyorum” demesiyle büyük bir hayal kırıklığı ve korku yaşayan camiada, başkanlık gibi çok kritik bir görevi ifa etmekten korkmadığı, elini değil, gövdesini taşın altına koyduğu için ayakta alkışlanmalıdır bu mütevazı insan…

BARBON ZİYA’NIN ÖNERİSİYLE BAŞLAYAN SÜRECİN BAŞKANI!

Birçok yönetim bilimci, “ İdeolojisi ve felsefesi olmayan hiçbir kurum, ya da kulüp ayakta duramaz. Yaşayamaz. Her kurumun kendine özgü bir ideolojisi, felsefesi olmalıdır” düşüncesini savunur ve bunu önerir kurumları yönetenlere…

Hatta aynı durumun insanların kendi yaşamları için de olmazsa olmaz olduğunu da ifade ederler. Bu bağlamdan yola çıkarak bir değerlendirme yapmak gerekirse, eğer Trabzonspor’un bir ilkesi, ideolojisi, felsefesi oluşmuşsa, tüm Türkiye’ye farklı bir kulüp profili çizip, onun yarattığı etkiyle fırtınalar estirip, 10 yılda, 1 kez 2’ci Lig, 6 kez 1. Lig, sayısız Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası ve  Kıbrıs Barış Kupası kazanmışsa, bunda 1973 yılında üreten, kendi değerlerine sahip çıkıp, onlarla yol almayı ilke edinen Salih Erdem başkanlığındaki yönetime başrol vermek gerekir bana göre…

Hiç kimse unutmasın ki, Salih Erdem, Trabzonspor’un Türkiye7ye örnek olan hikayesini yazanların baş aktörüdür. 

Trabzonspor’un tam sokağa düşeceği ve belki de kısa süre sonra kapısına kilit vuracağının düşünüldüğü bir dönemde Barbon Ziya ve birkaç aklı başında insanın, “Kendi çocuklarımızla yola devam edelim. Başaramazsak küme düşeriz. Başarırsak ayakta kalırız. Bu kentte, Trabzonspor’da oynayacak, başarılı olacak çok gencimiz var” sözlerini kulak arkası yapmayan Salih Erdem ve arkadaşları, Şenol’ları, Kadir’leri, Bekir’leri, Engin’leri, Turgay, Necati gibi isimleri amatör küme ya da Akçaabat Sebatspor’dan, Ali Kemal’leri Rize’den, Hüseyin Tok’ları Erzurum’dan getirip, bunları İhsan’larla, Ali Yavuz’larla. Mehmet Cemil’lerle, Faruk Nafız Özak’larla, Bülent’lerle, Aziz’lerle, İlhan’larla, Şener’lerle, kaynaştırma başarısı göstermenin yanında başlarına da Ahmet Suat Özyazıcı’yı yerleştirip, yardımcılığına da Özkan Sümer’i getirip, bugün gururla sözünü ettiğimiz efsane Trabzonspor’un ortaya çıkmasının temellerini atmış ve bu kentin de, ülkenin de futboluna da en önemli değerleri kazandırıp, yeni bir vizyon getirmişlerdir. Ve tabii ki Trabzonspor’un misyonunu ve felsefesini oluşturmuşlar… 

TRABZONSPOR’U HALKIN TAKIMI YAPAN İSİMLERİN BAŞINDAYDI

Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor, 2’nci Ligden 1’nci Lige çıkarken, kulübün ayakta kalması için teberrular, İstanbul’da, Trabzon’da yardım geceleri, sinema biletlerine, Fiskobirlik çalışanlarının maaşlarından küçük paylar, İhraç ürünlerini İran’a taşıyan kamyonculardan küçük de olsa kulübe de payı alarak, Trabzonspor sigarası, çayı piyasaya çıkararak yani tüm toplumun destekleriyle hayatta kalmasına ve ayaklanarak bir efsane olmasına zemin hazırlamışlardır. Bir futbol kulübünün, ancak ve ancak toplumsallaşmasıyla, tabana yayılmasıyla gerçekten bir kimlik kazanması olgusu varsa, bunu ilk başlatanlardan biri de Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor’dur. Bu açıdan vizyonu ve misyonu tartışılmaz…

Unutmayalım ki Salih Erdem, Trabzonspor yöneticiliği yaparken ve sonrasında başkanlık koltuğuna otururken, asıl işi Fiskobirlik Yönetim Kurulu başkanlığıydı…

Yani maaşlı bir bürokrattı. Bir tek maaşla, böylesine önemli bir görevi üstlenmenin nasıl bir cesaret gerektirdiğini sanırım algılamakta zorlanmayız. O’nun başkanlığı döneminde, Trabzonspor, kendi kentinin ürettiği değerlerle şampiyonluklara ambargo koyma aşamasına gelirken, bu tüm Türkiye ve zamanla dünyada örnek gösterilen bir uygulama olarak tarihteki yerini de almıştır. Bugün hala, Bordo-Mavili kulübün kendi altyapısıyla, ürettiği futbolcularla büyük oynamasını isteyenler varsa, bunun tek nedeni o günlerde, bu kentin evlatlarıyla büyük başarıyı yakalama başarısının verdiği cesaret inkar edilemez bir gerçektir. 

Bu kentin her alanda olduğu gibi futbolda da üretken olabileceğini düşünüyorsak, bugün o üretkenliğin özlemini çekiyorsak, temellerini atanlar 1970’li yılların unutulmaz isimleri Salih Erdem, Mustafa Şamil Ekinci ve arkadaşlarıdır. 

F.BAHÇE’NİN ŞİKE TEKLİFİNİ REDDEDEN ONURLU BİR BAŞKAN!..

Salih Erdem’in, soy ismi gibi çok erdemli bir kişiliğe sahip olduğunu söylersek de abartmış olmayız sanırım. Çünkü, Trabzonspor’un 1. Ligdeki ilk sezonunda şampiyonluğa oynayan Fenerbahçe’nin o dönemki başkanının, “Sizin ne küme düşme, ne de şampiyonluğa oynama durumunuz yok. Biz ise şampiyon olmak istiyoruz. Bu maçı bize satmayı kabul edin, 5 milyon lirayı kasanıza koyun” şeklindeki teklifini elinin tersiyle itmesi ve, “Böyle bir teklifi bize hiç yapmamış olun” demesi unutulabilir mi? Hem de kulübün meteliğe kurşun attığı, yardımlarla ayakta durduğu, o parayla tüm borçların yanında futbolcuların 2 yıllık tüm ücretlerini ödeyebilme şansına rağmen…

Ve o gün Fenerbahçe özellikle ikinci yarıda maçın hakeminin anlaşılması zor, katliam düdükleriyle 1-0 kazandıktan  sonra şikeyi reddeden Salih Erdem, ismi geçen kulübünün başkanının, “Siz 5 milyon lirayı kabul etmediniz, biz hakemle işi 500 bin liraya hallettik. Kulüp olarak 4,5 milyon lira karımız oldu” sözlerini duyacak ve bunu hiç unutmayacaktı. 
Kıbrıs Barış Harekatı 24 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye’nin zaferiyle son bulmuştu. Ve 1975 yılında Kıbrıs Barış Kupası adı altında bir turnuva düzenlenmişti. Devre arasıydı. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş katılacaktı. Sonra Trabzonspor da eklendi bu 3 ekibe…

Ama Fenerbahçe vazgeçti bu organizasyonda yer almaktan… Beşiktaş ve Galatasaray’ı mağlup eden Trabzonspor şampiyon olmuştu. Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor böylece 2 büyüğe karşı ilk kez önemli bir zafere imza atmış, Türkiye’de de ismini manşetlere taşımış, ayak seslerini duyurmanın adımını atmıştı. Fenerbahçe yöneticilerinin, Galatasaray ve Beşiktaşlılara da, turnuvaya katılmamalarını tavsiye ettiği sonradan ortaya çıkmıştı. Sebebi açıklandığında ise Trabzonspor’un ayak seslerini ilk duyan kulübün Fenerbahçe olduğu da anlaşılmıştı. Çünkü bu kulübün yöneticilerinin, “Trabzonspor farklı bir takım, iyi futbol oynuyor. Bizi yenerse ilerde başımıza bela olur” diyerek Galatasaray ve Beşiktaşlıları uyarmışlar ama dinletememişler meğer… 
Fenerbahçeli yöneticiler o uyarıyı neden yapmıştı peki?

EFSANE KADRO ONUN DÖNEMİNDE KURULDU

Çünkü Fenerbahçe, o sezon Trabzonspor ile kupada mücadele etmiş, yenilgiyi hak etmiş ama hakemin katkısıyla turu geçmeyi başarmıştı. Korku, dağları sarmıştı…

Bordo-Mavili fırtınanın ilk esintisinin değdiği Fenerbahçe sinyali almıştı demek ki…

Gerçekten de bu kupanın kazanılması, Galatasaray ve Beşiktaş’ın mağlup edilmesi Trabzonspor’a da çok şey katmış, taraftarını ise gururlandırırken, Türkiye’nin en büyük 2 takımını yenmenin özgüveni tavan yapmıştı. Merhum Salih Erdem, o günleri anlatırken, “Biz, Kıbrıs Barış Kupası’nda Galatasaray ve Beşiktaş’ı mağlup edince, kupada da Fenerbahçe’yi sahada perişan edince öz güvenimiz doruk yaptı. Hem kent insanı, hem biz yöneticiler, hem teknik kadro, hem de futbolcular gözümüzde büyüttüğümüz bu takımlardan daha iyi olduğumuzu yaşayarak görmüştük.  Artık onları rahatlıkla mağlup edebileceğimizi, önlerinde yer alabileceğimizi, şampiyon da olabileceğimizi düşünmeye başlamıştık. Bizim ilk büyük başarılara ulaşmamızdaki çıkış noktamız Kıbrıs Barış Kupasını kazanmamızdır” ifadelerini kullanması dikkat çekicidir. 

Trabzonspor sahada artık adım adım kendini hissettirirken, Trabzon’da arka planda yaşananlar, belki çok sonra başlayacak bir çekişmenin, çatışmanın ve kulübün artık genlerine işleyen bölünmenin ilk kıvılcımıydı. Sanırım Salih Erdem’in, Trabzonspor’da yönetici ve başkan olarak yaşadığı en dramatik Mustafa Şamil Ekinci’yle yaşadığı bir olaydır.  Salih Erdem’in başkanlık görevini sürdürdüğü bir süreçte ve yeniden adaylık hazırlığı yaptığı bir dönemde, onu derinden yaralayan bir olayla karşılaşır. O süreçte başkanı olduğu yönetimde asbaşkan olarak görev yapan Mustafa Şamil Ekinci’nin başkan adayı olarak karşısına çıkmasına çok üzülmüştü. Salih Erdem, böyle bir söylentiyi duyduğunda inanamamıştı. Bu konudaki dedikoduların doğruluğunu anlamak için Mustafa Şamil Ekinci ile konuşmuş ve “Şamil, aday olacağını duyuyorum. Böyle bir şey var mı? Varsa ben de buna göre hareket edeyim” diye sorduğunda Erdem, “Yok öyle bir şey” yanıtıyla rahatlamıştı ama kongreye bir gün kala Mustafa Şamil Ekinci’nin aday olduğunu öğrenince büyük bir üzüntü duymuş ve bunu asla kabullenmemişti. Mustafa Şamil Ekinci’ye yaptığı sitemin karşılığında duyduğu söz ise, “Arkadaşları kıramadım. Ne yapayım” şeklindeydi. 

ŞAMİL EKİNCİ’NİN ADAYLIĞIYLA YIKILMIŞTI

Mustafa Şamil Ekinci’nin ekonomik durumu iyiydi. Neredeyse Trabzon’daki tek sanayiciydi. Belli ki kulübün ekonomik açıdan gelirlerinin çok kısıtlı olması, 1. Ligde şampiyonluk mücadelesi verirken, paralı bir başkanın daha etkin olacağını düşünenler fazlaydı. Çünkü kongre bittiğinde Mustafa Şamil Ekinci, kazanmıştı ama Salih Erdem de listeyi delerek yönetime girmişti ama bu olay belki de Trabzonspor’un gelecek günlerinde yaşayacağı kavgaların fitilinin ateşlendiği ilk olaydı. Hatta birçok kongrede yaşanan gerilimler, duvarlara yazılan, “Kırşehirli başkan istemiyoruz. Yabancı yönetici istemiyoruz” sloganları da Trabzonspor’da gerilimli yılların yaşanmasının önemli sebepleriydi. Salih Erdem’i sevenler, Mustafa Şamil Ekinci’ye çok kızmış olmanın acısını böyle çıkarıyorlardı ama olan da Trabzonspor’a oluyordu. Salih Erdem’in bu yaşananlarda bir yönlendirmesi yoktu ama yine de taraftarlar da, kongre üyeleri de, “Şamil Ekinci’ciler, Salih Erdem’ciler” olarak bölünmüştü. Yani Ahmet Suat’cılar ve Özkan’ciler olarak nitelenen teknik bölünmeden önce başkanlık nezdinde bir bölünme söz konusuydu. 

Şamil Ekinci de takım sürekli şampiyon olmasına, Türkiye’yi sallamasına ve artık Avrupa’da ses getirmesine rağmen, sürekli yıpratılmanın yarattığı etkiyle, 1980’li yılların başında pes etmiş ve kenara çekilmişti. Ama ondan önce Salih Erdem köşesinde kulüple ilgili hep sorumluluk duyarak ama sessizce oturmayı tercih ediyordu.  Burada altını çizmek istediğim önemli bir ayrıntıyı da paylaşmak isterim. Trabzonspor’un o en görkemli günlerinin ilk meşalesini yakan Salih Erdem’in Fiskobirlik Yönetim kurulu başkanı olarak, sonraki süreçte meşalenin bir yanar dağa dönüşmesi sürecinin başkanı Mustafa Şamil Ekinci’nin de bir sanayici olarak sendikalı işçi çalıştırması tesadüf olamaz kuşkusuz. Çünkü uygarlık tarihindeki en önemli siyasal, ekonomik ve sosyal devrimleri ya burjuva sınıfı ya da işçi sınıfı yapmıştır. Trabzonspor’un futbol devrimini yapan başkanların da burjuva ve işçi sınıfını temsil etmeleri çok anlamlıdır bana göre..   Trabzonspor’u da üreten, ürettiğiyle yetinen, büyüyen ve başaran kulüp haline getiren anlayışı da bir devrim olarak kabullenmemiz gerekir sanırım. 

TRABZONSPOR SEVDASI HER ANINA YANSIDI

Salih Erdem’i ilk tanıdığım günlerden, son gördüğüm ana kadar seçimli kongre, mali genel kurul, Divan Kurulu toplantıları, kulüp için yapılan birlik bütünlük ya da bilgilendirme toplantılarının bir tekine bile katılmadığına tanık olmadım. Hepsinde kendine ayrılan koltukta yerini alır, sessizce konuşmaları dinler ve sanki birilerini rahatsız etmek istemiyor gibi salondan ayrılır. Hiç öne çıkma ihtiyacı duymaz, gölgede kalmayı tercih ederdi. Trabzonspor’un Hüseyin Avni Aker’deki maçlarını da kaçırmaz, yerini alır, hep sessiz ve sakince maçlarını izlerdi. Başarısında dudağındaki tebessüm, tüm yüzüne geniş bir gülümseme, başarısızlık ise dudağını dişlerinin arasında ısırma olarak yansırdı. Salih Erdem, kendisi gibi bilge birçok yönetici gibi, 1980 askeri darbesinden sonra futbolun paralı başkanların oyuncağı haline geldiğini andan itibaren köşesine çekilmek zorunda kaldı. Erdem, kendileri gibi futboldan, amatörden gelmiş, onun içinde yoğrulmuş ve bilgileriyle, yetenekleriyle, yönetme kabiliyetiyle başarılı olabilecek başkan ve yöneticilerin döneminin artık sona erdiğinin bilinciyle, bir kez olsun bile her hangi bir göreve soyunmadı bir daha… 

Ama kulüp adına, hiçbir zaman, hiçbir etkinlikten uzak kalmadı, özellikle yönetimlerin, futbolcuların, teknik adamların morale ve sahiplenmeye ihtiyaç duyduklarında hep hazır bulundu. Yarattıkları, yaşattıkları ve büyüttükleri kulübe karşı her zaman, tam sorumluluk duyarak yaşadı hayata gözlerini yumana kadar…

O; ALÇAKGÖNÜLLÜLÜĞÜN ZİRVESİNDEKİ İSİMDİR

Salih Erdem gibi Trabzonspor efsanesini en son gördüğüm yer oğlum Emre’nin düğünüydü. Hayatım boyunca bu kulübün hep Trabzon’dan yönetilmesini isteyen bir taraftar ve gazeteci olarak, oğlumun nikah şahitliklerini bu kentte ikamet eden eski başkanların yapmasını istemiştim. Mustafa Şamil Ekinci hasta ve İstanbul ya da Bodrum’daydı. Gelemedi çok üzüldü. Salih Erdem, Ahmet Celal Ataman, Faruk Nafız Özak, merhum Özkan Sümer, Atay Aktuğ düğün salonundaydı. Diğer 4 isim gibi Salih Erdem de 80’i aşkın yaşına rağmen, “Ben düğüne gelemem, yorgunum, bitkinim” demedi. Biraz da hasta olmasına rağmen koşarak nikah şahitliğini yaptı ve benim de hayatımdaki en büyük gururlardan birini yaşamamda başrol oynayanlar arasında yer aldı. 
Bu bile onun ne kadar vefalı ve mütevazı bir insan olduğunu göstermeye yeter bir bakıma...

Tek derdi Trabzonspor’un, borçlanmadan, ödenen paraları büyük, dış transfere bulaşmadan, kendi yağıyla kavrularak büyük hedefler kovalayan bir kulüp için çırpındığını düşündüğü bir gazetecinin, mücadelesine tanık olmanın verdiği sorumlulukla, onu kırmama adına hasta hasta oğlunun nikah şahidi olmayı mutluluk aracı kabul etmesi az bir şey değildir aslında… 80’nine merdiven dayamış Ahmet Celal Ataman da hastaydı. Özkan Sümer, Atay Aktuğ, aynı yaşlara yakındı. Faruk Nafız Özak da 75’li yaşlardaydı. Her biri Salih Erdem nezdinde aslında mütevazılığın da simgeleriydi. 

GÜLE GÜLE TRABZONSPOR’UN SON KURUCU BABASI!

Trabzonspor’u da zaferlere taşıyan, inanç, vefa, mücadele, mütevazılık, arkadaşlık, dostluk, sevgi değil miydi zaten? İşte Salih Erdem ve onun gibiler de tüm bu nitelikleri taşıyan son temsilcilerdi. Bize gurur duyacağımız, çocuklarımıza, torunlarımıza zevkle, mutlulukla, tebessümle anlatacağımız bir Trabzonspor bıraktılar… Ne yazık ki sonradan gelenler onların mirasına sahip çıkamadılar. Sadece miras yedi gibi davranıp, kulübü kendine tümüyle yabancı hale getirdiler. Bugün, onların yarattığı Trabzonspor’un yerinde yeller esiyor. Güçlülerin kuyruğuna takılarak zirveye çıkılacağını düşünen aymazların elinde bu Anadolu devrimcisi kulüp…

Yeniden merhum Salih Erdem’a dönersek eğer, acımız büyük, sonsuz ve kolay da sızısı geçmez bu büyük yaranın. Trabzonspor’un sancılı doğumunda genç bir nefer olarak kurucu üye olarak bulunan, yöneticilik yapan, başkanlık koltuğuna oturup, Efsanenin bu ülkenin en büyüğü olmasını sağlayan kararlara imza atan son lider kişiliği de kaybetmenin sancısının tarifi yok. Anlatılamaz da, ancak yaşanabilir.Güle güle Efsane… Güle güle dudağının kenarında tebessüm eksik olmayan mütevazı Dev… Güle Trabzonspor’un son Babası…

Selam söyle senden önce giden Efsanelere! Yolun açık olsun, ışıklar içinde uyu… 

Aziz hatıran önünde, önlerinde saygıyla eğiliyorum…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/son-kurucu-babaya-veda-ederken-7698.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/son-kurucu-babaya-veda-ederken-7698.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/son-kurucu-babaya-veda-ederken-7698-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/son-kurucu-babaya-veda-ederken-7698.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/son-kurucu-babaya-veda-ederken/1439/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Aug 2024 10:05:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[2 MAÇ 1 UĞURCAN]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor, Avrupa kupalarında Ruzemberok ile oynadığı iki maçta, kadro kalitesini ve ekip uyumunu sergileme fırsatı buldu. Bu müsabakalarda takımın güçlü yanları kadar eksiklikleri de gün yüzüne çıktı.

“Turu Uğurcan getirdi” dersek yeridir...

Kaptan her iki karşılaşmada da kale çizgisinde adeta bir duvar ördü. Onun refleksleri ve soğukkanlılığı, savunmayı ayakta tutan en önemli faktördü.. 

İlk maçta olduğu gibi rövanşta da rakibin geliştirdiği birkaç tehlikeli atakta yaptığı kurtarışlar, Trabzonspor’un turu rahat geçmesini sağladı. Uğurcan, sadece yerinde müdaheleleriyle değil, aynı zamanda savunmayı yönlendirmesi ve takıma güven vermesiyle de öne çıktı.

Geride durum böyleyken atakta Visca ve Trezeguet arasındaki bağlantı dikkat çekici. Abdullah Avcı, sabit santrafor yokluğunda ikilinin saha içindeki uyumlarıyla çözüm üretmeyi planlıyor... Bunu hem özel maçlarda hem de iki Avrupa kupası müsabakasında açıkça gözlemledik...

Top Visca’nın tarafından getirildiğinde Trezegeuet, ters bölgeden taşındığında Bosnalı, santrafor bölgesine yerleşerek gol kovalıyor... Eldeki forvet Draguş da hareketli yapısıyla bu ikiliye alan açıyor... Ters toplar planın en önemli bir diğer parçası.. Bu model EURO 2024’de teknik adamların tercih ettiği bir modeldi... Elbette çok daha seri ve isabet yüzdesiyle.. Zaman içerisinde Trabzonspor’un da aynı seviyeye ulaşıp ulaşamayacağını gözleyeceğiz.

Özelikle Avrupa açısından bakıldığında mesela Rapid Wien’in saha paylaşımı eminiz Ruzemberok gibi geniş boşluklu olmayacaktır. Bu streteji rakipler tarafından engellendiğinde nasıl bir yol bulunacak merak konusu. Abdullah Hoca ve ekibinin eminiz bu ihtimale karşı da çözümleri vardır!...

***

Takımda yaratıcılık seviyesi bakımından Cihan’ın performansı oldukça belirgin. Bu genç, sezona en hazır oyuncularının başında geliyor... Fakat, gol yollarında zaman zaman yaşanan tıkanma, hücumda çeşitlilik ve derinlik eksikliğini ortaya koyuyor.

Orta sahada zaman zaman oyun kontrolünün rakibe bırakılması da eleştiri konusu... Bu bölgenin Cihan dışında yaratıcılık eksikliği, hücumda daha fazla pozisyon üretmenin önündeki en büyük engel... Belki bir yere kadar fiziksel mücadele ve yarışma ruhu ile başlangıçta bu sıkıntı telafi edilmeye çalışılabilir ama sezon boyunca özellikle temponun belli bir seviyenin üzerine çıkamaması başa bela olabilir..

Sonuç olarak, Trabzonspor, Ruzemberok karşısında iki maçta da genel anlamda üstün bir performans sergiledi. Uğurcan’ın güven verici, kurtaran oyunu, Visca ve Trezeguet’in hücumdaki etkili iş birliği istenen sonuçları getirse de her rakibin Slovak ekibi seviyesinde olmadığı da bir gerçek...

Hele de Rapid Wien’in!..
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/2-mac-1-ugurcan-1344.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/2-mac-1-ugurcan-1344.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/2-mac-1-ugurcan-1344-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/2-mac-1-ugurcan-1344.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/2-mac-1-ugurcan/1385/</link>
			<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 11:05:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SONUÇ İYİ FUTBOL SORU İŞARETİ!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gündüz Süper Ligdeki 50’nci yılını kutlayan, yarın da 57’nci kuruluş yıldönümünü kutlayacak Trabzonspor, bu önemli tarihi günlerin tam kesiştiği noktada akşam saatlerinde UEFA Avrupa Liginde Slovekyalı rakibi Ruzomberok’u Papara Park’ta ağırladı.

Bu sezon ilk kez taraftarının önüne çıkmanın da heyecanıyla birlikte ilk maçta deplasmanda 2-0 kazanmanın moral değerlerini de bünyesinde taşıyarak 90 dakikada şov yapması beklentiydi. Biz de Bordo-Mavili kulübün hem Süper Ligdeki 50’nci yılını, hem de kuruluşunun 57’nci yılını kutluyor, yeni yeni şampiyonluklar yaşaması dileğimizi tüm kalbimizle gönderiyoruz. 

Teknik direktör Abdullah Avcı, ilk maçta sağbek oynattığı Ozan Tufan’ı orta sahaya çekip, savunmada Malheiro’ya formayı verdi. Yine ilk maçta sonradan oyuna giren ve attığı harika golle birlikte turu çantada keklik haline getiren Cihan Çanak bu kez kendisine 11’de yer bulurken, Enis Bardhi ve Umut Güneş kulübeye çekilen isimlerdi. İlk maçta sol bekte tel tel dökülen Eren Elmalı’nın yerinde Bosna Barisic bekleniyordu. Ama Avcı Eren’den bu maçta da vazgeçmedi. Ancak bizim beklentimiz madem Barisic oynamayacaktı, 2-0’lık avantajın rahatlığıyla Arif Boşluk’un sol bekte fırsat bulmasıydı. Ama yine olmadı. Avcı’nın korkuları buna izin vermedi. 

İLK YARIDAKİ TRABZONSPOR UMUT VERMEDİ

Neyse Trabzonspor’a göre çok düşük kalibredeki ve toplam takım değeri 6 milyon 700 bin Euro olan Ruzomberok karşısında beklenti farklı bir galibiyetti… Bordo-Mavili ekip hem ilk maçın galibiyetinin morali, hem taraftarıyla ilk kez buluşmanın heyecanıyla maça çok istekli ve arzulu başladı. Özellikle sağdan Malheiro, Edin Visca ve Cihan Çanak’lı çok iyi ataklar geliştirdi. Zaman zaman da soldan Eren ve Trezeguet ile ataklar geliştirildi. Özellikle Mısırlı futbolcu çok etkili işler yaptı ama her zamanki gibi son hamlesinde bir türlü adresi bulamadı ve tüm enerjisini boşa harcamış oldu. Bordo-Mavili ekip maçın başından itibaren sürekli rakip kaleyi zorladı, Slovek ekibinin de sahasından çıkmasına izin vermedi. Önde baskı sonuç verdi ve kazanılan toplar rakip kalede etkin atağa dönüştü ama final pası ya da vuruşu sorunu yaşanınca golün erken gelmesi engellenmiş oldu. 

Maçın 23’ncü dakikasında Ozan-Visca organizasyonunda Trezeguet’in kaleciyle burun buruna skoru değiştirememesi düşündürücüydü. Trabzonspor’un oyunun ilk bölümündeki baskısını kıran Ruzomberok takımı seyrek de olsa etkili ataklar geliştirdiler ama rakip de son vuruş tekniği açısından sorun yaşayınca bunlardan gol çıkarmaları söz konusu olmadı. Fakat 35’nci dakikada konuk ekibin geliştirdiği atakta savunmanın da yetersiz kaldığı pozisyonda Hladik’in altı pasta ve bomboş vuruşunu Uğurcan mutlak gole engel olup, skoru dengede tutan isim olması Bordo-Mavililer adına bir şanstı. Enteresan olan Trabzonspor futbolcularının ilk yarı boyunca santrafor Dragus’u sadece bir kez etkili bölgede topla buluşturabilmesi ve takımın 30’ncu dakikadan sonra orta sahasının oyundan düştüğü izlenimi uyandırmasıydı. Takım ilk yarı süreci içinde organize atak geliştirme noktasında sorunlar yaşadı ve Süper Lige hazır bir görüntü vermedi. 

DRAGUS’UN ENFES GOLÜ HERKESİ RAHATLATTI

İkinci yarı da tempolu başladı ancak bu kez Trabzonspor’un tek kale oynama durumu yoktu. Konuk ekip de gol arayışları vardı. Çünkü tura tutunmak için mutlak gole ihtiyaçları vardı. Bunun için de risk almaktan çekinmediler ama savunma güvenliğinden de vazgeçmediler. Trezeguet belki de modern futbolunun gereklerini yerine getirdiği tek anda 54’ncü dakikada Dragus’u golle burun buruna getirdi ama bu futbolcunun vuruşu istenilen düzeyde değildi ve kötü bir vuruş çıkarınca takımının öne geçmesini engelledi. Bu pozisyonun başlangıcında da Ozan Tufan’ın olması dikkat çekiciydi. Maçın 61’nci dakikasında konuk ekibin tehlikeli gol girişimi yine Uğurcan tarafından bertaraf edildi. Bordo-Mavili takımda özellikle sağbek Malheiro’nun oyuna hiç katılmaması, sol bek Eren Elmalı’nın yetersizliği şaşırtıcıydı. Lundstram sade futbol oynuyor ama ağır görüntüsü ve topu oyuna hızlı sokamaması endişe vericiydi. Edin Visca’ın etkisizlik göstermesi dikkat çekiciydi. 

Tam bunları yazarken Cihan Çanak ile başlayan, Visca ile devam eden ve Dragus’un enfes vuruşu sonucu golle biten atak belki de oyun kurgusundaki olumsuzlukları unutturacak nitelik taşıyordu. Abdullah Avcı’nın tam da kendini bulan Dragus’u çıkarıp 70’ncai dakikada Nwakaeme’yi sahaya sürmesi şaşırtıcıydı. Aynı şekilde orta sahada etkili uzun paslar atan Ozan’ın yerine Bardhi oyuna taze kuvvet olarak sürüldü. Nwakaeme’nin girişi tribünleri coşturdu, takım daha çok topla oynamaya ve rakip alanda görülmeye başladı. Avcı’nın bir sonraki hamleleri Trezeguet ve Cihan’ın kenara alınıp, Enis Destan ve Umut Güneş’in sahaya sürülmesiydi. Son olarak da Eren’in yerine Barisic forma giyme şansı buldu. Sonuç olarak Trabzonspor, Süper Lige göre çok zayıf olan rakibi karşısındaki futboluyla henüz taraftarına güven verecek noktadan uzaktı ama aldığı galibiyetle birlikte turu kolay geçti ve aynı zamanda ülke puanına da önemli bir katkı yapmış oldu. 

Maçın 90 dakika boyunvca Sırp hakem Nenad Minankovic’i zorlayacak bir pozisyon olmadı. O da kritik hata yapmadan karşılaşmayı tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sonuc-iyi-futbol-soru-isareti-4618.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sonuc-iyi-futbol-soru-isareti-4618.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sonuc-iyi-futbol-soru-isareti-4618-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/08/sonuc-iyi-futbol-soru-isareti-4618.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/sonuc-iyi-futbol-soru-isareti/1340/</link>
			<pubDate>Thu, 01 Aug 2024 22:28:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AHMET KAYA'YA  NACİZANE TAVSİYEM!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, seçildiği günden bu yana iyi niyetli olarak bir şeyler üretmeye çalışıyor. Kaya’nın daha önceden belediyecilikle ilgili fazla bir tecrübesi bulunmuyordu. Fakat bu konuda tecrübeli olan Cüneyt Zorlu ve Alparslan Özdemir ile süreci iyi yürütüyorlar diyebiliriz. İlçe Başkanı Haluk Batmaz da Kaya’nın arkasında dimdik duruyor. Zaman zaman aksaklıklar olsa da bunlara “nazar boncuğu” diyebiliriz…

Ahmet Kaya gelir gelmez kendisine yakın bir çalışma ekibi kurdu. Özel kaleminden çaycısına kadar inandığı isimleri yanına aldı. Bu da kendisinin en doğal hakkı…

Fakat Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü konusunda isabetli bir karar verdiğini düşünmüyoruz.

Basın birimi belediyenin kamuoyuna yansıyan en önemli aynası…

Belediyede yapılan bütün icraat bu merkezden kamuoyuna servis ediliyor…

Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün başında Elif Çavuş arkadaşımız bulunuyor…

Geçmişte kendisi ile aynı kurumda da çalıştık…

Hayata ve dünyaya bakış açımız farklı olsa da karşılaştığımızda sohbet ettiğimiz, konuşmamız gereken bir konu olduğunda da telefon ile irtibata geçtiğimiz bir arkadaşımızdı…

Ta ki, Ortahisar’da göreve başlayıncaya kadar…

Göreve başladığında, Trabzon’daki basın mensubu arkadaşlarımıza ve yanında çalışan personele karşı takındığı tavırdan dolayı kendisine bir yazı yazmıştım. Ondan sonra aramızdaki ipler koptu.

Kendisi belediyede göreve başlamadan önce Sözcü TV’de çalışıyordu. Yine bir telefon görüşmemizde acilen Sözcü TV’ye kendisinin yerine bir elemam aradığını bana söyledi.

Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane ve Bayburt gibi Doğu Karadeniz illerini kapsayan bir alanda muhabirlik yapacağını dile getirdi.

Evimin bahçesinde engelli ve hasta sokak hayvanları baktığım için şehir dışına bir günlüğüne dahi çıkma şansım olmadığını, eğer TV yönetimi kabul ederse, bu şartta kanal için röportaj yapabileceğimi kendisiyle konuşmuştum.

Sonrasında benimde çok sevdiğim ve saygı duyduğum meslek büyüğü ablamızın isminin gündemde olduğunu bana iletti.

Bende bundan mutluluk duyduğumu kendisine ifade ettim. Hatta kanalda çok etkili bir görevde olan Trabzonlu bir arkadaşımı arayarak bu ablamız için de olumlu referansımı belirtmiştim.

Buradaki amacım ulusal basında Trabzon’a önem veren Sözcü TV’nin temsilciliğinin kapanmaması idi. 

Fakat Elif Hanım, benim Sözcü TV’ye işim olmadığı için kendisini eleştirdiğim yorumunda bulunmuş.

Benim makam, para ve şöhret ile ilgili en ufak işim olmadığını hem kendisi hem de beni tanıyan herkes çok iyi bilir. Elimde avucumda ne varsa ya çevremle ya da sokak hayvanlarıyla paylaştığıma da çokça insan tanıktır. Üstelikte kendi işini yeni kurmuş ve kimseye muhtaç olmadığım bir dönemde bu görüşmelerimiz gerçekleşti. Bu konuya da bir açıklık getirdikten sonra asıl konumuza tekrar dönelim…

Elif Hanım da benim gibi Trabzon basını içinde çok sevilmez. Diyalogları, gazeteciliği, haber yazım tekniği de son derece zayıftır. Duygularını mesleğinin önüne geçirdiği için de sürekli birileri ile kavga halindedir. Hava atmayı sever. Gücü eline geçirdiğinde de kimseye acımaz. Paylaşımcı değildir. Onun için hayat varsa yoksa kendisidir. Entelektüel bir birikime sahip değildir. Dün çok şiddetli savunduğu bir fikirden ertesi gün kolayca vazgeçebilir. CHP’li gözükür fakat CHP’li gibi yaşamaz. Haber sitesi olduğu zaman da, “Bana niye reklam vermiyorsunuz” diye birçok AK Partili yöneticiyi çileden çıkardığına da şahidim.  Onun için para gelsin de nereden nasıl gelirse gelsin önemi yoktur. Yeter ki hayat konforu bozulmasın… Buna benzer onlarca yazabileceğim örnek var…

Yani ben Ortahisar Belediye Başkanı olsam Elif Hanım’ı yanıma alıp basın toplantısı yapmam…

Kamuoyuna o görüntüyü vermem. Kendisine belediyede başka bir görev veririm. 

İnşallah Sayın Ahmet Kaya bu söylediklerimi yabana atmaz…

Atarsa da kendisi bilir…

Sonuçta ben telefon arşivimden Elif Hanım’ın ismini siler konuyu da kapatırım...

Fakat siz önlemini almazsanız, başta basın mensupları olmak üzere toplumun birçok kesimi sizi kalbinden siler…

Yağmurda çamurda, kavurucu sıcaklar altında binbir zorlukla elde ettiğiniz bu desteği bir kişinin kapris ve egolarına kurban etmeyin derim…

Karar sizin!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ahmet-kaya-ya-nacizane-tavsiyem-8912.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ahmet-kaya-ya-nacizane-tavsiyem-8912.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ahmet-kaya-ya-nacizane-tavsiyem-8912-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ahmet-kaya-ya-nacizane-tavsiyem-8912.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ahmet-kaya-ya-nacizane-tavsiyem/1231/</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jul 2024 07:12:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİR ASRIN GERİSİNDEN GELEN SPORCU:  SÜLEYMAN RIZA KUĞU]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bir asrı deviren zamanın çarkları, bizleri 1924 Paris Olimpiyatları'na götürürken, dönemin İdmanocağı kulübü sporcusu Süleyman Rıza Kuğu, Türk spor tarihinin altın sayfalarına adını yazdırdı.

Paris'in zarif caddelerinde yankılanan coşku, yalnızca sporun değil, bir milletin umutlarının da simgesiydi.

***

Yüzyıl önce, Süleyman Rıza Kuğu’nun gözleri, Seine Nehri'nin serin sularına düşen güneşin parıltısında, bir ulusun geleceğini görebilirdi. Paris'te attığı her adım, tarihe yazılmış bir destanın parçasıydı. Olimpiyat köyünde geçen günlerinde, Kuğu'nun içindeki heyecan, kendine has zarafetiyle harmanlanmıştı. Türk sporunun bu genç temsilcisi, ülkesini gururla temsil ederken, kalbinin derinliklerinde bir cevher taşıyordu: sporun birleştirici gücü.

Süleyman Rıza Kuğu, yalnızca sahada sergilediği performansla değil, aynı zamanda sporcu kişiliği ve edebi yeteneğiyle de tarihin tozlu raflarına unutulmaz bir iz bıraktı. "Association Football" adlı eseri, futbolun sadece bir oyun değil, aynı zamanda bir kültür ve yaşam biçimi olduğunu gözler önüne serdi. Kitabında, yeşil sahaların ötesindeki dünyayı, sporun felsefesini ve insan ruhuna dokunan yönlerini işledi. Süleyman Rıza Kuğu, kalemiyle futbolu sadece bir spor olmaktan çıkarıp, bir sanat olarak değerlendirdi.

Ne yazık ki, İdmanocağı Kulübü, bu eşsiz tarihin 100. yılında Süleyman Rıza Kuğu'nun mirasını yeterince kutlayamadı. Paris, yeniden olimpiyat coşkusuna ev sahipliği yaparken, Kuğu'nun anıları ve eserleri, kulüp tarafından hak ettiği gibi yansıtılamadı. Oysa ki, Süleyman Rıza Kuğu'nun başarıları, yalnızca geçmişin bir hatırası değil, aynı zamanda bugünün ve geleceğin sporcularına ilham kaynağı olmalıydı.

Yüzyıl sonra Paris’te düzenlenen olimpiyatlar, geçmiş ile günümüz arasında bir köprü kuruyor. Bu köprüden geçerken, Süleyman Rıza Kuğu'nun anılarını hatırlamak ve yaşatmak, hem spor dünyası hem de edebiyat için büyük bir değer taşıyordu.

İdmanocağı'nın bu kıymetli değeri tanıtmak için daha güçlü bir PR çalışması yapması, Süleyman Rıza Kuğu'nun mirasına saygının bir göstergesi olacaktı.

Neyse ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Paris’ten yaptığı tanıtım paylaşımnda bu eşsiz değere yer vererek, bir nebze olsun yüreğimize su serpti.

Onun hikayesi, Trabzon ve dahası Türk spor tarihinin altın sayfalarında parlayan bir yıldız olarak kalmaya devam edecek.

Paris Olimpiyatları'nın yeniden kapılarını açtığı bu dönemde, onun anısına duyduğumuz saygı, sporun birleştirici gücüne olan inancımızı pekiştiriyor.

Ruhu şad olsun
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bir-asrin-gerisinden-gelen-sporcu-suleyman-riza-kugu-4001.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bir-asrin-gerisinden-gelen-sporcu-suleyman-riza-kugu-4001.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bir-asrin-gerisinden-gelen-sporcu-suleyman-riza-kugu-4001-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bir-asrin-gerisinden-gelen-sporcu-suleyman-riza-kugu-4001.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/bir-asrin-gerisinden-gelen-sporcu-suleyman-riza-kugu/1190/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jul 2024 14:08:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YENİ BİR BAŞLANGIÇ VE UMUDUM VAR MI?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’yi Avrupa’da temsil edecek olan Trabzonspor yeni bir sezona büyük hedeflerle giriyor.

Bordo-Mavili ekip, UEFA Avrupa Liginde ilk mücadelesini yarın akşam Slovenya’da MFK Ruzomberok takımına karşı oynayacak, rövanşı da 1 Ağustos’ta kendi sahasında gerçekleştirecek. Kuşkusuz tüm beklenti, maçlarını 5 bin kişilik statta oynayan, kadro değeri 6 milyon 750 bin Euro olan Slovenya takımı karşısında Trabzonspor’un mutlak favori olduğudur. Ve tur atlaması da en doğal sonuçtur. Ben burada, bir Avrupa macerası üzerinden elde edilecek başarı ya da başarısızlığa göre bir değerlendirmede bulunmayı düşünmüyorum. Trabzonspor’un yönetenleriyle ve teknik ekibiyle geldiği ve ulaşacağı noktayı dile getirmeyi bir görev kabul ediyorum. 

Her yeni başlangıç, büyük umutları da bağrında taşır. Fakat boş umudun da anlamı yoktur. Ne yazık ki aynı umutları bugünlerde taşıdığım söylenemez. Ertuğrul Doğan başkanlığındaki yönetim, sadece arkadaş grubu olarak değerlendirilebilir. Çünkü yönetim toplanıp, fikirlerin tartışıldığı ve sonuçta ortak kararların hayat bulduğu bir mecra olmaktan çoktan çıktı.

Resmi siteden bir kez olsun, “Yönetim kurulumuz, kulüp ana binasının yönetim odasında toplandı ve şu şu kararları aldı” diye bir habere rastlandı mı?

Yok!

Çünkü böyle bir şey olmadı. Başkanın söylediklerine ve eylemlerine kafayı yukarı, aşağı sallayan arkadaş grubunun buluştuğu adres sanki Trabzonspor…

Başkan Doğan ne yaparsa yapsın, buna itiraz edecek bir tek birey yok yönetimde…

İtiraz edip, tepki gösterip istifa edecek irade de ne yazık ki bulunmuyor Bordo-Mavili kulübün en önemli kurulunda…

Böyle olunca da tek adam rejiminin başarılı bir süreci tüm taraftar kitlelerini heyecanlandıracak bir başarı hikayesi yazması olası bile değil…

YAŞI KEMALE ERMİŞLERLE GELECEK PLANLANAMAZ

Gördüğüm o ki Trabzonspor taraftar kitlesinin büyük çoğunluğu sadece sahanın içine bakacak yine…

Topun üç direk arasından geçip, skor tabelasındaki sonuçlar olumluysa alkışlayacak, olumsuzsa feryat edecek. Yani sonuçtan hareketle, sebepler irdelenmeye başlanacak. Oysa sebeplerden başlayıp, sonuca odaklanma düşüncesi egemen olsaydı, sahada işler zaman zaman kötü gitse de, nihai olarak aydınlık günlerin geleceğini hep birlikte görebilirdik. Fakat mevcut yapıyla, anlayışla, uygulamalarla birlikte “ bazen bozuk saat gibi günde iki kez doğruyu göstermenin ötesinde” Trabzonspor’un sürdürülebilir başarıyı elde etmesi söz konusu bile değil…

Görülen o ki Başkanı Ertuğrul Doğan, kankası Abdullah Avcı ile kafa kafaya verip, Bordo-Mavili kulübü iyice içinden çıkılmaz noktalara taşımanın çabası içine girmişler sanki…

Bakın bir yandan ekonomik sıkıntılardan söz eden ve kulübün gelirlerinin çok cüzi olduğunu dile getiren Başkan Ertuğrul Doğan, diğer yandan büyük çoğunluğu yaşları kemale ermiş oyuncu transferinden geri durmuyor. Futbolcunun geçmişine yatırım yapmak adeta ilkesi olmuş…

Oysa bir oyuncuya ancak gelecek adına yatırım yapılırsa gerçek başarıyı yakalamak söz konusudur. Başarı da hem ekonomik, hem prestij, hem de saha sonuçlarını içerir. Başkan Doğan, kulübün gelirlerini çerez parası gösterirken, aslında doğru bir planlamanın olması halinde, kasaya giren o paralar Bordo-Mavili kulüp adına büyük bir servettir. Bu servet de takımı şampiyon yapar, Avrupa’da söz sahibi duruma taşır ve kasasında da yüz milyonlarca lira para biriktirir. Fakat Doğan gibi vizyonsuz bir başkanın bunu görmesi mümkün mü? 
Değil tabii ki! 

SADAKA EKONOMİSYE BU KULÜP AYAKTA TUTULDU

Ertuğrul Dığan unutmasın, bugün kulübün kasasına giren paranın ellide biri yokken, hatta meteliğe kurşun atılırken Özkan Sümer devasa borcun üçte ikisini bitirmiş, şampiyonluk mücadelesi verecek bir kadro kurmuştu. Aynı şekilde kulüp gelirleri açısından gelirler dipte seyrederken Faruk Nafız Özak, hem futbolculara, hem otellere, hem kurumlara, hem farklı kulüplere, hem gazete bayisine, marketlere, kasaplara olan dönemine göre devasa borçları eritip, şampiyon olacak ekibi sahaya sürüp, bir de kasada para bırakmıştı Mehmet Ali Yılmaz’a…

Yani bugünün gelirlerine göre sadaka ekonomisiyle birlikte bu kulüp ayakta tutuldu, büyük olmayı sürdürdü. Trabzonspor’un şampiyonluklara ambargo koyduğu dönemlerdeki gelir kıtlığını hesaba katmıyorum bile…

Ancak Doğan ve arkadaşları, tamamen tüketim politikalarını benimseyen, bir tek futbolcu üretmeyi istemeyen, hazıra konmaktan zevk alan Abdullah Avcı ve onun gibi teknik adamlarla çalışıp, bir dediklerini de iki etmezse bırakın kulübün kasasına giren müthiş paraları, tüm Ortadoğu’nun petrol gelirlerini kasaya akıtsanız yine baş edemezsiniz. Sizin yakınmanız gereken kulübün kasasına giren paranın azlığı değil, ekibinizle birlikte transfer azgınlığınız olmalıdır. 

Ertuğrul Doğan yönetimi ve Teknik Direktör Abdullah Avcı ile ekibi Trabzonspor’un misyonunu algılayacak ve bu kulübe kendine özgü vizyon çizecek yeterlilikte değil ne yazık ki! Böyle olunca da transfer borsasındaki tavırlarının tek sonucu kulübe zarardır. Bakın bugüne kadar yapılan transferlere…

Bir Cihan Çanak 19 yaşında, bir de Denis Dragus 24 yaşında…

Dün son nokta konulan ve Boavista’dan transfer edilen Pedro Jorge Gonçalves Malheiro da 23 yaşında…

Gerçi 32’lik Thomas Meunier büyük bir darbe vurup kaçmasaydı, Malheiro’nun da alınması söz konusu değildi ya…

Neyse!

Bu isimlerin de takımda ne kadar süre alacakları, geleceğe hazırlanmalarına izin verilip verilmeyeceği de belirsiz. Ya diğer transferler…

Ozan Tufan 30’a merdiven dayamış, Jhon Lundstram 30 yaşından gün almış, Borna Barisic 31’i devirmek üzere ve Anthony Nwakaeme 36 yaşı için gün sayıyor. Ya listedeki diğer isimler…

Mesela işi bitti denilen Okay Yokuşlu 30 yaşında, Stefan Savic 33 yaşında, Paul Onuachu 30’uncu yaşını sürüyor… Weghorst da 31 yaşını bitirmek üzere…

Bu isimlere önemli bonservis bedelleri de ödenmesi düşünülüyor. Transfer planları içinde yer alan genç oyunculardan Muhammed Cham’ın da yüzü astarından pahalı… 

ÇARE İTHALAT DEĞİL, KURTULUŞ ÜRETMEKTİR

Böyle transferler yapıp, sonra da kulübün ekonomik açıdan ayakta kalmasını beklemek, bu yönde mesajlar vermek abeste iştigal olsa gerek…

Bakın bugün ülkenin ekonomisi felaket. Pazarda, markette fiyatlar el yakıyor. Yoksullaşan insanların sayısı günden güne katlanıyor. Aklı başına tüm ekonomistler, ne vergileri, ÖTV’leri, KDV’leri yükselterek, ne yeni vergiler koyarak, ne faizi indirip, çıkararak bu girdaptan çıkılamayacağında hem fikir. Hepsi de, “Ancak tarımda, sanayide, teknolojide, bilimde üretim politikalarına geçilirse ülke her açıdan kurtulur” diyor. Aynı durum futbol kulüpleri için de geçerli değil mi? Üretime önem vermezseniz, sürdürülebilir başarıyı yakalamanız, ekonomiyi düzeltmeniz ve refaha ermeniz söz konusu bile değil…

Peki bu sezon da dahil Trabzonspor’un mevcut yönetiminin ve teknik kadrosunun üretimi öne alacak politikalar üretebileceğine dair bir duygu uyanan insan var mı?

Yok değil mi?

Hatta eldeki genç, yetenekli ve güven duyulması halinde kulübün geleceğini kurtarması muhtemel altyapı orijinli değerler de tek tek yok edileceğinin mesajları veriliyor. Bu kadar çok ve pahalı transfer yaparsanız, üretemezsiniz.

Aynı bölgede 2 yabancı varken, altyapıdan çıkan oyuncunun vitrine edilmesi hayali bile kurulamaz. Bu genç çocukların var olma savaşı vermesinin hayali bile kurulamaz. Sürekli ithal ederseniz iflasınız kaçınılmazdır.

Asıl olan üretmek, kendine yetmek ve sonra da ihraç etmektir. Bu ekonomide de böyledir, spor kulüplerinde de böyledir. Ama gelin de bunu Trabzonspor’u yönetenlere anlatın. Büyük paralarla transfer ettikleri futbolcuların yetersizlikleri ortaya çıktığında, ya da yeni gelen teknik adam, kendine bağlı menajerlerden futbolcu almak istediğinde kendilerine yol veriliyor.

TEK TEMENNİM AVRUPA’DA BÜYÜK BAŞARI

 Bu yol verme işlemi yapılırken ya tazminat ödeniyor, ya da bir lira bonservis bedeli kazanmadan karşılıklı anlaşma ile sözleşmeler feshediliyor. Bunca yanlışa rağmen aynı politikada inatla ısrar ediliyor. Ama iş altyapıdan maliyetsiz oyunculara sıra geldiğinde yetersizlikleri gündeme getirilip, değersizliğe mahkum ediliyor. Bunu yapan kim? En önemli göreve Trabzonspor’u korumak olan Başkan Ertuğrul Doğan ve yönetimi…

Bir de sözünden çıkmadıkları ama Bordo-Mavili kulübe en küçük bir aidiyet duygusu taşımayan, tek amacı cebini doldurmak, kendine piyasa yapmak olan Abdullah Avcı…

Ve bunların egemen olduğu Trabzonspor kulübünün yeni sezonundan umutlu olmak…

Kendimi çok zorluyorum, umutlanmak istiyorum ama olamıyorum. Umarım beni yanıltırlar. 

Son söz;

Yeni bir sezon start alırken yarın akşam oynanacak olan UEFA Avrupa Ligi maçında Trabzonspor’a başarılar diliyorum. Umarım sadece bu turu atlamazlar. Gruplara kalırlar, buradan da son 32’ye, 16’ya, çeyrek finale ve hatta yarı finale çıkarlar…

Çünkü ancak bu tür başarılar gelirse yönetimin ve teknik ekibin verdiği ekonomik yıkımın enkazı bir ölçüde temizlenmiş olur. Biliyoruz ki Avrupa’da elde edilecek başarıların hem prestij, hem marka değeri, hem de ekonomik açıdan büyük getirisi var. Burada başarı, ülke puanına katkı sunmanın yanında, elindeki değeri düşük futbolcunun bile piyasasının yükselmesi, değerli oyuncuların ise zirveye çıkması anlamına geliyor. Bunun için de Bordo-Mavili takımın Avrupa Arenasında zirve takımlarından biri haline gelmesidir en büyük dileğim… 
Saygılarımla…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-baslangic-ve-umudum-var-mi-4197.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-baslangic-ve-umudum-var-mi-4197.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-baslangic-ve-umudum-var-mi-4197-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-baslangic-ve-umudum-var-mi-4197.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/yeni-bir-baslangic-ve-umudum-var-mi/1084/</link>
			<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 07:10:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BEN BİR MAÇKA ATEŞİYİM]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Maçka'da yaşayanların hemen hemen hepsi köylerinde muhakkak bir yer ateşi yakmış ve ateşin başında oturup onlarca hayal kurmuştur. İşte bu Maçkalı da yaktığı ateşin kıvılcımları sağa sola sıçrarken subay olmayı düşünüyordu. Ateşten çıkan kıvılcımları takip ederken kendisini çakı gibi bir subay olarak hayal ediyor, sıçrayan kıvılcımları saymaya çalışıyordu. Hayali kıvılcımla başlamıştı; ancak kıvılcımla biteceğini bilmiyordu!

Sene 1974... Aylardan Temmuz... Kıbrıs'ta ateşi tarif etmek istersen temmuz ayı ateş için yeterli bir tariftir. Bu tarihte Kıbrıs'ta isen 'Ateşte yanıyoruz!' dersin. Hele de bir savaşın ortasındaysan ateşte bir kıvılcım olur, sağa sola savrulursun. Ateş oldun mu kıvılcıma dönmen an meselesidir. Kaderi bir kıvılcımla başlamıştı. Ömrü ise kıvılcım zamanı kadar oldu.

Kıbrıs Savaşı tarihe geçmek için artık zamanı sayıyordu. Stratejik tepeyi taaruz yaparak ele geçirecek Türk silahlı güçlerine 'Kıvılcım Takımı' adı verilmişti. Kadere bakın ki 1'inci P. Bl. Kıvılcım Takımının Takım Komutanı da ateş kıvılcımlarını takip ederek hayal kuran Maçkalı Piyade Üsteğmen Ünal Genç'ti.

Birliğe hazırlık emri verilince çevreden ve eski kamp bölgesinden düşmana istihbarat vermeyecek şekilde mevzi onarımı ve yapımı için malzeme toplamış, o gece Gönyeli'den dozer ve grayder getirilmiş ve sabaha kadar uyumadan askerleriyle mevzilerin tahkimatı ve savunma için tertiplenmeyi tamamlamak için olanca gücüyle çalışmıştı.

İlk defa bir savaşa giriyordu. İnançlı ve gururlu olmalıydı! Eğitimi ona bu gücü vermek için planlanmıştı. Yorgunluğunu belli etmeyecek ve askerinin önünde olacak, onlara cesaret verecekti. İşte aldığı eğitimi karşı tarafa yansıtmanın şimdi zamanıydı. Her şey yalan, bu gerçekti. Bu stratejik tepe alınmalıydı.

Askerleri hazırlıktan çok yorgun düşmüştü. Elinden geldiğince onların motivasyonunu en üst seviyede tutmak için çabalıyordu. Ancak yine de yorgunluktan psikolojik durumu bozulanlar ve savaş bunalımına girenler olmuştu. Bu askerleri diğerlerinden ayırarak dinlenmelerini sağlamaya çalışıyor ve dakikaları sayıyordu.

Taaruz için belirlenen saat gelmişti. Stratejik tepeden yoğun ateş geliyordu. Tepenin alınmasının savaşın gidişatı için çok önemli olduğunu biliyordu. Askerlerine baktı, küçük bir konuşma yaptı. Konuşma sonunda duasını yaparak mevziden bir ok gibi fırladı.

O ok, güneşin yeni doğan ışıklarıyla yarış edercesine tepeye tırmanmaya başladı. O an herkes mermi sesini duymuş, ama o duyamamıştı. Vücudunda hissettiği sıcaklık 'Güneştendir.' diyerek umursamadı. 'Bu güneş beni öldüremez!' diye aklından geçirdi. Vücudu ağırlaşmış, hareketi kısıtlanmıştı; ancak aklında tek bir şey vardı. Hedef olarak gösterilen stratejik tepeyi almak.

Ağırlaşan vücudunu artık kontrol edemiyordu. Tepeye giden yolda bulunan ağaca kendini yasladı. Aslan kükremesiyle çıktığı mevziyi bulunduğu yerden çok rahat görüyordu. O yorgun aslanların onun öncülüğüyle mevziden bir rüzgar gibi tepeye tırmanmaya başlamıştı. Yanından geçenleri artık fark etmiyordu. Ağaç sanki kollarını açmış, onu dimdik ayakta tutuyordu. Bu akın bitene kadar ağaç onu ayakta tutacaktı. Artık tepe alınmış, harekat sona ermişti.

Askerler 'Komutanım, komutanım!' diye bağırarak onun yanına koşuyor, ancak o ne askerleri görüyor ne de sesi duyuyordu. 

Mekanın cennet olsun Üsteğmen Ünal Genç. Maçka seni unutmayacak. Her temmuz bayrağa karşı dönüp seni hatırlayacağız.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ben-bir-macka-atesiyim-42.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ben-bir-macka-atesiyim-42.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ben-bir-macka-atesiyim-42-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ben-bir-macka-atesiyim-42.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ben-bir-macka-atesiyim/1061/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jul 2024 11:11:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜNELİN UCU GÖZÜKMÜYOR!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yerel seçimler sonrası Türkiye’de olduğu gibi, Trabzon AK Parti’nin üzerinde de ölü toprağı var…

Teşkilatlar heyecanını kaybetmiş, iç hesaplaşmalar had safhaya ulaşmış durumda…

Herkes birbirini suçluyor ama kimse sorumluluk almıyor…

Kente Türkiye’nin çok etkili bakanları gelmesine rağmen, kimsenin umrunda değil…

Önceden davul zurna ile karşılanan bakanlar, şimdilerde ise partinin ikinci sınıf yöneticileri tarafından ağırlanıyor…

Kimse kimseden hoşnut değil…

AK Parti yönetimi varmı yokmu anlamak mümkün değil…

Selahaddin Çebi arada sırada açıklama yaparak partinin varlığını hissettiriyor…

Milletvekilleri ortalıkta yok! 

Toplum neredeyse isimlerini unutmuş durumda…

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, arka planda teşkilatın yeniden tazelenmesi için görüşmeler gerçekleştiriyor. Fakat Genç’te gerekli sinerjiyi oluşturamıyor…

Halkın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntlar, emeklilerin ölüme terk edilmesi, gençlerin iktisadi sorunlar nedeniyle istedikleri üniversiteye gidememesi, asgari ücretin kira bedelini bile karşılamaması, nişanlı gençlerin gerekli parayı bulamadıkları için yuva kuramaması, çifçilerin ürününün karşılığını almaması özellikle bu yıl hedeflenen turist saysının düşük seviyede seyretmesi ve daha sayabileceğimiz yüzlerce nedenden dolayı Trabzon’da yüzler gülmüyor.

Vatandaş açlıkla yoklukla boğuşurken, seçtikleri insanların zevki sefa içinde yaşamlarını sürdürmesi AK Parti’nin Trabzon’da da her geçen gün irtifa kaybetmesine neden oluyor.

Ne yöneticiler nede vekilleri halkın içine çıkamıyorlar.

Çünkü karşılaşacakları tepkilerden çekiniyorlar…

Önümüz kış… 

Okullar açılacak, öğrencilerin kırtasiye masrafları, harçlıkları, ulaşım giderleri bunun yanında ısınma masrafları, aileleri şimdiden kara kara düşündürmeye başladı bile…

Süreç böyle devam eder, ekonomi düzelmezse önceden AK Parti de yönetici ve başkan olabilmek için yarışanlar, kıyasıya rekabet edenler bırakın şöyle dursun, partiye yönetici bulamayacaklar…

Durum bu kada vahim!

Ülkeyi yönetenlerdeki savurganlık, liyakatsizlik, adam kayırmacılık, adaletsizlik, nobranlık, görgüsüzlük ve şımarıklık bugünlere gelmemize neden oldu…

Düzeleceği de yok…

Tünelin ucu görünmüyor…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/tunelin-ucu-gozukmuyor-1054.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/tunelin-ucu-gozukmuyor-1054.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/tunelin-ucu-gozukmuyor-1054-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/tunelin-ucu-gozukmuyor-1054.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/tunelin-ucu-gozukmuyor/1027/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 07:48:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FUTBOLDA RÜZGAR TERSİNE DÖNDÜ..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Birileri durmadan, “futbola siyaset bulaşıyor mu?” diyor soruyor ya gülüyoruz...

Bakın son genel kurula... Demokrasi süsü verilmiş genel kurul, kongre divanında iki milletvekili (Mehmet Baykan – Cantürk Alagöz), bir belediye başkanı (Cahit Erdem) ile başladı.

Malum; UEFA ve FIFA temsilci göndermişti... Hele onların gözü bir boyansın, gerisi içeride halledilirdi... Nitekim, Milletvekili Divan Başkanı Mehmet Baykan, sürekli demokrasiye atıfta bulunan açılış konuşmasıyla ilgili yerlere mesajını gönderdi... Tıpkı İbrahim Hacıosmanoğlu gibi...

O da başlangıçta, kaybetse bile Türk futboluna çok adaylı bir seçim imkanı tanıyarak UEFA ve FIFA’nın devreye girmesini engellediğini söylüyordu...

Sonrasında beklentilerin aksine sandık sürprizi gerçekleşti ve Hacıosmanoğlu, “demokrasi süsü” vermek için girdiği seçimden Başkan olarak çıkmayı başardı...

***

Genel kurulda; bir grup önemli bir hamle yaptı... 

Bu seçim aslında sadece Büyükekşi ‘yi değil, Servet Yardımcı’yı, Göksel Gümüşdağ’ı, kürsüdeki konuşmasıyla Hacıosmanoğlu’na açıktan destek vermese de dolaylı katkı sunan, dahası vermediği oylarla skorda belirleyici olan Ali Koç’u görünürde sistemin dışına itti... Hatta Mehmet Baykan’ı bile.. Bu tablo iyi okunursa verilen desteğin adresi de ortaya çıkar...

Aslında koca bir seçim süreci adeta Türk futboluna değil, Fenerbahçe’ye faydalı olup olmayacağı tartışılan bir sonuç üzerinden okunmaya çalışıldı... Genel beklenti İbrahim Hacıosmanoğlu’nun başkanlığının Fenerbahçe’nin aleyhine olacağı yönünde... Bu görüşe katılmıyoruz... Hatta Fenerbahçe bir süredir peşinde koştuğu eski şampiyonluklarını bu dönemde tescil ettirirse inanın şaşırmayız...

Yeni Başkan’ın geçmiş söylemlerine bakmayın; onlar tribüne mesaj... Bir kere aynı zamanda Fenerbahçe üyesi de olan Mecnun Odyakmaz orada bir denge unsuru...

Dahası; Trabzonspor’da Sadri Şener sonrası kulüp açısından 3 Temmuz olayının kapatılarak gündemden çıkartılmaya başladığı dönem, “Kupayı getireceğim” sloganıyla seçimi kazanan ancak daha sonra bu sözünü unutan (!) Hacıosmanoğlu’nun dönemidir... O’nun zamnında süreçle ilgili bir çok başvuru yapılmadı.. Sümen altı edildi... Dönemin avukatlarının hazırladığı dosyalar günlerce imza bekledi... Kargoya takıldı (!) İnanmayan onlara sorsun... Sonra göreve gelen Muharrem Usta ile konu tam manasıyla kapatıldı... Gerisi boş laf... Sadece milletin nabzını düşürmeye yönelik, içi doldurulmayan hamasi söylemler...

Federasyon seçiminin Trabzon açısından bir yorumu gerekirse; bu sonuç Başakşehir’in şampiyon yapıldığı sezonun rövanşıdır… O kadar...

Aile içi mahdumla, damat arasındaki futbol rekabeti ikincisinin galibiyetiyle sonuçlanmış, böylelikle futbolda bir dönemin aktörleri devre dışı bırakılmıştır...

***

Sezonun ilk maçı Sivasspor ile Trabzonspor arasında... Manidar olmuş.. Zira federasyonun birinci adamı eski Trabzonspor, ikinci adamı eski Sivasspor Başkanı... Garip tesadüf (!)

Önceleri kavgalı olan bu ikilinin, Türk futbolunun menfaatleri (!) için barışması bakalım, gelecek döneme yönelik bir örnek oluşturacak mı?

Mesela, Hamit Altıntop ile Montella’nın durumları ne olacak? Kimbilir? Hacıosmanoğlu’nun seçilir seçilmez hoca göndermesi meşhurdur... Tıpkı hakemleri odaya kilitlemesi gibi... Gerçi kürsüden onlara da mesajını verdi!... Eğer taktir haklarını kullanacaklarsa zayıftan yana kullanmalarını öğütledi... Adalet böyle gelecekmiş!.. Güler misin, ağlar mısın?

Hamit Altıntop zaten seçilemeyerek elendi... Ama bir yerlerden Altıntop’un futbolun içerisinde kalması istenirse, Milli Takım uyumu bahane edilerek, profesyonel bir göreve getirilebilir mi? Olur mu, olur!.. Bekleyip göreceğiz...

Yeni dönemde, Süper Lig kadar alt liglere de iyi bakmak lazım.. Asıl oralarda gündem daha hareketli olabilir...(!) 

Sonuçta; futbolu yönetmeyi Milli Takım’ın aldığı derece zanneden beceriksiz bir yönetim gitti, yerine yenisi geldi... İşlerin nasıl yürüyeceğini izleyeceğiz...

Gelen gideni aratacak mı, yoksa futbol feraha kavuşacak mı?

Hep birlikte göreceğiz..

Vatana, millete, hayırlı, uğurlu olsun!...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbolda-ruzgar-tersine-dondu-4387.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbolda-ruzgar-tersine-dondu-4387.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbolda-ruzgar-tersine-dondu-4387-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbolda-ruzgar-tersine-dondu-4387.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/futbolda-ruzgar-tersine-dondu/975/</link>
			<pubDate>Sat, 20 Jul 2024 08:00:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FUTBOL FEDERASYONUNDA DEĞİŞİM]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk futbolu adil ve şeffaf yönetim anlayışını sağlayamadığı bir ortamda kaostan kurtulamamaktadır. Avrupa şampiyonası öncesi Ali Koç önderliğinde olağanüstü genel kurul için açık imza toplandı. Ancak Futbol Federasyonu yönetiminin kulüplere yaptığı baskı beraberinde yaptığı vaatler hatta oy kullanacak kulüp başkan ve yönetim kurulu üyelerini Almanya’ya götürmesiyle geri püskürtüldü. Seçimler 18 Temmuz tarihinde yapılmak üzere Avrupa Şampiyonası sonrasına ertelendi.

Seçimler yaklaşırken adaylar netleşti. Yeterli imzayı toplayan Servet Yardımcı, Mehmet Büyükekşi, İbrahim Hacıosmanoğlu adaylıklarını açıkladılar. Ama nasıl bir rüzgar esmişse Servet Yardımcı bırakın aday olmayı UEFA’daki görevlerini bırakmak zorunda kaldı.

Seçimlerde dün Mehmet Büyükekşi’nin açıkça gitmesi konusunda eleştiren hatta imza toplamaya öncülük eden Ali Koç geçmişte kendisi için ağır sözler söyleyen İbrahim Hacıosmanoğlu ikilemi içerisinde kaldı. Öyle ya aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali…

Seçimler ilk defa seçilmiş atanmışlığın dışına çıktı. Bunun Türk futbolu için ne getirip ne götüreceğini zaman gösterecek. Öyle ya seçim öncesi Sıvasspor kulübü başkanı Mecnun Otyakmaz’ın söylediği gibi “seçilirsek kulüp kimliğimizi bir kenara bırakıp milli takım kimliğimizi kullanacağız” dedi. Demek ki bu söz geçmişte yönetimlerde yer alanlar bunu gerçekleştirememiş olacak ki söylenmek ve mesaj verilmek isteniyor.

Kuşkusuz seçimlerin favorisi Mehmet Büyükekşi idi. Ancak kendine has tavırları ve duruşu olan İbrahim Hacıosmanoğlu değişim isteyen delegelerin sesi oldu. Genel kurulun en önemli çıkışını ve duruşunu Fenerbahçe kulübü başkanı Ali Koç yaptı. Başından beri Mehmet Büyükekşi’ye karşı duruşunu değiştirmediği gibi genel kurulda yaptığı sert konuşma ile delegeleri etkiledi. Diğer taraftan yedi delegesi ile boş oy atacağını ilan ederek 134-129 luk sonucu etkiledi. Ali Koç’un konuşmasında dikkat çeken nokta “hür irade ile oy kullanılmalı” sözü oldu.

Uzun zamandır futbol federasyonu seçimlerinde böyle rekabetçi bir yarış görülmemişti. Aslında futbolun bu değişime ihtiyacı vardı. Yeni sezon geçmiş problemlerin kaynağı olan Federasyon ile çözüm üretilemeyeceği gerçeğini ortaya koyuyordu.

Diğer yandan Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu başkanının bundan önce seçimlerde sanki gelenek yada hakmış gibi öncesinde Mehmet Baykan sonrasında Ali Düşmez’in yönetime girme geleneği yıkıldı. Buda Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu yapısının yeniden ele alınması gerektiğini belirliyor. Kuşkusuz yeni federasyon başkanı ve yönetimi bu konuyu mutlaka değerlendirecektir.

İbrahim Hacıosmanoğlu verdiği mesajda “futbol da adaleti ve kardeşliği getireceğiz” sözü aslında çok anlamlı. Futbol takımları ve insanlar arasında ayrıştırıcı, kavgacı bir yapı almış başını gidiyor. Futbol; sporun evrensel değerlerinden uzaklaşmış, gayrı bahis işlerinin aracı haline gelmişti. Yöneticilerin takımlarını koruma yanlışı futbolun adaletini olumsuz etkiledi. Bu da kutuplaşmayı hızlandırdı. Oysa futbolun birlik beraberliği, ülkemizin birlik beraberliği ile doğru orantılıdır. Bunun tesis edilmesi son derece önemlidir. Yeni seçilen Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ve yönetiminin verdiği mesajlar bu anlamda çok önemli.

Futbol Federasyonu seçimlerinde Başkanın ayrı yönetimin ayrı seçilmesi çok mahsurludur. Bu mutlaka düzeltilmelidir. Başkan ve yönetim aynı liste ile seçilmelidir. İbrahim Hacıosmanoğlu’nun başkan olduğu seçimlerde Mehmet Büyükekşi’nin yönetim kurulu listesi kazanmış olsaydı acaba nasıl bir tablo ortaya çıkardı.?

Futbol federasyonun da seçilmiş atanmışlığın dönemi kapandı. Delegelerin değişim dediği bir yeni başkan ve yönetim kurulu göreve geldi. Futbolun problemlerinin farkındalar. Yeni bir sayfa açmak Türk futboluna çok değer katacaktır. Tarafsızlık ve adalet temel ilkeleri olmalıdır. Bütün taraftarlar birlikte, beraber maç izleyebilmelidir. Federasyon bunu başarabilirse Türk futbolu adına büyük bir başarı elde etmiş olacaktır. 

Unutulmaması gereken bir gerçek var ki Federasyonun ömrü yapacağı icraatlara bağlıdır.

GÜNÜN SÖZÜ: Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir. Ploton
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonunda-degisim-835.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonunda-degisim-835.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonunda-degisim-835-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonunda-degisim-835.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/futbol-federasyonunda-degisim/954/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jul 2024 10:26:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DE LA FUENTE’NİN İSPANYASI VE BİZİM HALLERİMİZ!..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Euro 2024'ün ışıltılı kupası, bu kez Madrid sokaklarında yankılanacak tezahüratlara eşlik edecek. İspanya, Luis de la Fuente yönetiminde zafere ulaşırken, aslında futbolun özüne, sabra ve inanca dair bir destan yazdı.

De la Fuente, kelimenin tam anlamıyla İspanyol futbolunun bağrından kopmuş, onunla yoğrulmuş bir isim. 

Milli takımın altyapısında yıllarca emek vermiş, genç yetenekleri keşfetmiş, onlara futbolun inceliklerini öğretmiş bir öğretmen. Tıpkı bir bahçıvanın özenle yetiştirdiği fidanların meyve vermesi gibi, De la Fuente'nin emeği İspanya'yı şampiyonluğa taşıdı.

Bu zafer, sadece bir futbol başarısı değil, aynı zamanda bir felsefenin, bir inancın zaferi... 

De la Fuente, özünde İspanyol futbolunun değerlerine bağlı kaldı. Tiki-taka'nın estetiğini, takım oyununun gücünü, genç yeteneklere duyulan güveni her zaman ön planda tuttu. Sonunda, bu değerler İspanya'yı zafere taşıdı.

Aslında bu başarı, sadece İspanya için değil, tüm dünya futbolu için de önemli bir ders niteliği taşıyor. De la Fuente ve çocukları futbolda sabrın, inancın ve değerlere bağlılığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. 

İspanya futbolunu yönetenler, kısa vadeli başarılar peşinde koşmak yerine, uzun vadeli bir planla hareket ettiler. Genç yeteneklere güvenip,  onlara zaman tanıdılar ve sonunda bu güvenin karşılığını aldılar.

Son zafer, aynı zamanda altyapı yatırımlarının önemini yine gözler önüne serdi. De la Fuente gibi altyapıdan yetişen teknik direktörler, futbolun özünü daha iyi anlıyor, genç yetenekleri keşfediyor ve onlara olumlu rehberlik ediyorlar. Bunu bir kez daha gözlemledik...

***

Evet... EURO 2024 mutluluğu İspanyolları fazlasıyla sevindirdi...

Ya biz? Buradan hangi dersleri çıkartmalıyız?

Oysa Türk futbolu da yetenekli gençlerle dolu. Ancak bu yetenekler, doğru şekilde değerlendirilmediği için heba oluyorlar. Sadece ön plana çıkan bir kaç isimle vaktimizi geçiriyoruz... 

Türk futbolunun da İspanya gibi altyapıya yatırım yapması, genç yetenekleri keşfetmesi ve onlara güvenmesi şart. Aynı zamanda teknik direktörlükte süreklilik sağlanması, başarı için olmazsa olmaz kriter... 

Peki biz ne alemdeyiz? 

En yakın gündemimiz; bilumum çirkinliklere sahne olan TFF seçimi... Ardından kulüpleri batıran transfer rezillikleri... Sonrası, kavganın, gürültünün, iftiranın, hakaretin eksik omadığı lig atmosferi...

De la Fuente'nin İspanya'sı, futbolun sadece oyun olmadığını, aynı zamanda tutku, inanç ve kültür bütünlüğü içerdiğini gösterdi. Bu zafer, futbolun birleştirici gücünü, insanları nasıl bir araya getirdiğini ve umut verdiğini de gözler önüne serdi.

İspanya'nın zaferi, futbolun güzelliğine ve gücüne inanan herkes için bir ilham kaynağı olsun. Futbolun sadece sonuç değil, aynı zamanda süreç olduğunu, gidilen yolda sabrın, inancın, değerlere bağlılığın ne kadar önem taşıdığını hatırlatsın.

Unutmayalım, futbol sadece bir oyun değil, aynı zamanda geleceğe dair umutları yeşerten bir tohumdur da. Yeter ki besleyip büyütmesini bilelim...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/de-la-fuente-nin-ispanyasi-ve-bizim-hallerimiz-1815.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/de-la-fuente-nin-ispanyasi-ve-bizim-hallerimiz-1815.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/de-la-fuente-nin-ispanyasi-ve-bizim-hallerimiz-1815-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/de-la-fuente-nin-ispanyasi-ve-bizim-hallerimiz-1815.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/de-la-fuente-nin-ispanyasi-ve-bizim-hallerimiz/861/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jul 2024 08:00:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GAZETECİLER CEMİYETİ TARİHİNE YAKIŞMADI!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz haftanın en önemli konusu, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ne kayyum atanması kararı oldu.

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin böyle bir durum ile karşı karşıya kalması utanç verici bir durum.

Ersen Küçük başkanlığındaki önceki cemiyet yönetimi bir heyet oluşturarak 55 gazeteciyi üyelikten çıkarmıştı. Bu çıkarılanlar arasında 20 yıl gazetecilik yapanda, 5 yıl çalışanda vardı.

Geçmişte gazetecilik yaparken cemiyete üye olan, sonrasında ise mesleği bırakan isimler ilk çıkarılanlar olmuştu.

Fakat siyasilerle çalışan, Trabzonspor bünyesinde göreve devam eden, çıkarılması durumunda tepki gösterecek olanlar bu duruma tabi tutulmamışlardı.

Tamamen eyyamcı ve çifte standarta dayalı değerlendirme yapılmıştı…

O dönem haksızlığa uğradığını dile getiren arkadaşlarımız, cemiyet yönetimi tarafından muhattap alınmamış, kendilerine mahkeme salonları gösterilmişti.

Onlar da öyle yaptılar. Haklarını hukuki mecrada aradılar ve haklılıklarını ıspatladılar…

Hukuka başvurun diyenlerin, hukuksuzluğu tescillenmiş oldu…

Kadim bir geçmişe sahip olan dernek, üç beş kişinin ihtiras, kapris ve şımarıklığına kurban edilmiş oldu…

Kısacası Türkiye’ye rezil olduk!

Çözülmeyecek bir sorunmuydu, kesinlikle değildi…

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ne üye meslek büyüklerimiz, gazetecilik mesleğini bundan sonra icra etmeyecek olan isimlerle görüşüp, onları ikna ederek, kendi rızaları ile istifalarını alarak, hatta bir plaket vererek üyeliklerine son verebilirlerdi. Fakat bunu yapmadılar. Kavga ve çatışma yolunu seçtiler…

İşte durum ortada…

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin bir an önce genel kurula taşınarak, akıllı, temsiliyeti yüksek, kanun nizam tüzük bilen, sorumluluk duygusu yüksek, tarafsız ve camianın haklarını savunacak isimlerle yola devam etmesi gerekmektedir. 

Telaşa kapılıp, hatayı yanlışla örtmek zaten yerlerde olan gazetecilik mesleğinin çukura dönüşmesine neden olabilir!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gazeteciler-cemiyeti-bunu-hak-etmiyor-7239.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gazeteciler-cemiyeti-bunu-hak-etmiyor-7239.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gazeteciler-cemiyeti-bunu-hak-etmiyor-7239-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gazeteciler-cemiyeti-bunu-hak-etmiyor-7239.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/gazeteciler-cemiyeti-bunu-hak-etmiyor/834/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jul 2024 07:09:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖZERK FUTBOL SEÇİME GİDİYOR... YERSEN (!)]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmet Büyükekşi'nin Futbol Federasyonu başkanlığına seçildiği dönem, umut dolu bir dönemecin başlangıcı olarak görülmüştü. 

Ancak geçen yıllarda, bu umutların yerini derin bir hayal kırıklığı aldı. Büyükekşi dönemi, Türk futbolunun kan kaybettiği, itibarının zedelendiği ve geleceğinin karardığı bir dönem olarak tarihe geçti. Bahsettiğimizin Milli Takım’ın saha sonuçlarıyla ilgisi yok.. Orası farklı bir boyut..

Yönetim anlayışında; şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat ilkeleri, uygulamada hiçbir karşılık bulmadı. TFF, adeta Büyükekşi'nin kişisel şovuna hizmet eden, keyfi kararların alındığı bir yapıya dönüştü. 

Başlangıçta farklı niyetle yaklaşılsa, hatta doğru - yanlış her denilen yapılsa da zaman içerisinde Kulüpler Birliği ve diğer paydaşlarla işbirliği yerine çatışma tercih edildi. Süper Lig yayın ihalesi ve hakem atamaları gibi kritik konularda yaşanan skandallar, Türk futbolunun imajına ağır darbe vurdu.

***

Üretim boyutu ihmal edildi.. Kulüplerin ekonomisi eksi yönde büyürken müdahele edilmedi, yaptırım uygulanmadı. “Onlara dokunmazsam, bana cephe almazlar” diye düşünüldü ama yeri geldi ne İsa’ya ne Musa’ya yaranılabildi.

Gelinen aşamada seçimli genel kurul kararı alınması iyiniyetli, pembe gözlüklü paydaşlar tarafından “Türk futbolu için yeni bir sayfa” umudu olarak görüldü ama nafile...

Bilgilerin ilgisiz, ilgililerin bilgisiz olduğu bir ortamda, dahası siyaset işin iliklerinin de iliklerine kadar işlemişken idealist olmanın mümkünatı var mı?

Son düzlüğe girildiğinde tablo şu:

En güçlü aday olarak gösterilen Servet Yardımcı, bırakın adaylığı, UEFA’dan bile tası tarağı toplayarak vazgeçmek zorunda kaldı. Artık bir yerleri ne kadar kızdırdıysa... Kolay mı öyle kendi başına ortaya çıkıp aday olmak? Kime, neye güveniyorsun ? (!) Adamı böyle iki günde tarihin tozlu raflarına gönderirler de anlamazsın...

Ya kulüp başkanları? 

Onlar ayrı alem... Dün yangında kül bırakmıyorlardı, şimdi ortada yoklar... Reis hepsini ters köşeye yatırdı... Ayıklasınlar ayıklayabilirlerse pirincin taşını...

Yanarım da onların başında oldukları kulüplere gönül verenlere yanarım... Taşıdıkları umutlara, verdikleri mücadeleye yazık...

Şimdi kala kala geriye, olmayan sandıktan çıkacak olan meşhur Büyükekşi ile atletizmdeki “tavşan atlet” benzeri, “sözde demokrasi ortamının süsü” İbrahim Hacıosmanoğlu kaldı...

Demek ki neymiş? 

Büyükekşi sırtını dayadığı güçten eminmiş... Ne yaptıysa Türk Futbolu için yapmış (!) 

İşte böyle ey ahali!...

Özerk futbol federasyonu seçime gidiyor!..

YERSEN!....  
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ozerk-futbol-secime-gidiyor-yersen-4400.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ozerk-futbol-secime-gidiyor-yersen-4400.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ozerk-futbol-secime-gidiyor-yersen-4400-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/ozerk-futbol-secime-gidiyor-yersen-4400.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/ozerk-futbol-secime-gidiyor-yersen/802/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Jul 2024 11:08:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ISF'DE BAŞARISIZLIKLARA BAKAMAYANLAR]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bütün dünya ülkeleri sporda kendi gençliğini öncelemektedir. Çünkü sporun doğuşu ve kaynağı okullardır. Ülkeler kendi bünyelerinde okul sporlarını iki şekilde yürütmektedir. Birincisi eğitim bakanlıkları ikincisi federasyonlar eliyle faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Bizim ülkemizde ise Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde bulunan okul sporları dairesince yürütülmektedir.

Milli eğitim bakanlığında Beden Eğitimi ve Spor her zaman ikinci plana atılmıştır. Bunu ilkokulda beden eğitimi derslerine branş öğretmenlerinin derslere girmemesinde,  az miktarda Beden Eğitimi Öğretmeni atamasının yapılmasında, ders saatinin Avrupa ülkelerinden azlığında görebiliriz.

Dolayısıyla geriye federasyon kalmaktadır. Kaldı ki bizim ülkemizde Okul Sporları Federasyonu kapatılmıştır. Kapatmanın bedelini ISF (uluslararası Okul Sporları Federasyonu) faaliyetlerinde görmek mümkün. Takım sporlarında her zaman elde edilen şampiyonluklar artık hayal oldu. Güçlü yöneten ülke Türkiye yerini yalnız şampiyona gidip gelen bakanlık personelinin kendi arasında ülke tercihi totosu oynayan duruma geldi.

Düşünün Sırbistan’ın bile federasyon eliyle kendi okul sporları olimpiyatlarını yaparak nice yetenekleri keşfedip ortaya çıkardığı bir ortamda bizde federasyonu kapatarak onlarla rekabet edebileceğimizi düşünüyoruz. Sporu yönetenlerinin derdi sporun başarısı olsa dünya örneklerini kendilerine rehber yaparlar. Ancak bizde hükmedilen başkan varsa yola devam, doğruları yapmaya çalışan başkan varsa bizden değil. Bunun açıklamasını Federasyon Seçimleri yazılarımda dile getireceğim.

Peki federasyon kapatıldı da!!! Ne oldu? Büyük başarılar mı kazanıldı? Tabi ki hayır. Bu yıl yapılan ISF Dünya Şampiyonalarında 2024 yılı içerisinde Çin’de Futbol takımlarımız, Sırbistan’da Voleybol takımlarımız, Kenya’da kros takımlarımız son olarak ta Çin’de Basketbol takımlarımız finale kalamamışlardır.

Oysa bu branşlarda Dünya Birinciliklerini asla bırakmıyorlardı. En üzüntü vereni ise kros, atletizm, masa tenisi, yüzme, badminton gibi branşlarda daha önce kurulan federasyon milli takımları sayesinde geleceklerini kazanan 261 sporcu yerine artık bir sporcu bile hayal kuramıyor. Neden.?? Çünkü bakanlıkta federasyon milli takımı yok. Kurulamaz. Çünkü ancak federasyon eliyle milli takım kurulabilir.

2013 yılında 14 branşın 13’ücün de derece alarak ISF’de Türkiye Yılı ilan edilmiş, Raymond Defever Trophy onur ödülünü almış bir okul sporları federasyonun başarılarını yok sayarak kapatmak ancak bizim ülkemizde olabilir.Herşeye ben merkezli baktığınız takdirde bu kaçınılmaz sonla yüzleşmek zorunda kalırsınız.

2015 yılında Trabzon Erdoğdu Anadolu Lisesi Türkiye Şampiyonu olarak Guatemala’ya gidecekti. Bugün ki Federasyonu kapatan zihniyet bütçe vermeyerek bu şampiyonayı engellemeye çalışmıştı. Araya eski spor genel müdürü Mehmet Atalay girdi. Bütçe aktarımı sağlandı. Federasyon Kısa sürede evrakları hazırladı. Ancak kız ve erkek kafile 46 kişi olduğu için grup uçuşu parça parça gerçekleşti.

Birinci grupta ilk on bir sporcudan oluşan kız ve erkek futbol takımı yurt dışı ilişkiler kurulu başkanı Levent Tanık’la uçtu. Bir gece Madrid’de konakladılar. Ardından Panama üzerinden Guatelama’ya indiler ve hemen maça çıktılar. Diğerleri ise hala yolda idiler. Ardından yedek futbolcular ve üçüncü gün kafilenin idarecileri gittiler. Bu federasyon üzerinde oynanan oyunun en belirgin görüntüsü idi.

Kalecimize verilen 5 maçlık ceza verildi. Orada yaşanan bu olay federasyon gücüyle bertaraf edildi. Erdoğdu Anadolu Lisesi Dünya Şampiyonu oldu. Takım kaptanı Yusuf Yazıcı gibi bir değer dünya futboluna kazandırıldı.

Hani Merih Demiral için devreye herkes girdi de kimse bir şey yapamamıştı. İşte o olayın bir benzeri Türkiye’nin ISF içerisindeki güçlü yapısı Federasyonun etkinliği sayesinde ülkemiz mağdur edilememişti.

Bu yıl sporu seven bir önceki okulun müdürünün aynı olduğu ortamda Yavuz Selim Anadolu Lisesi Çin’de dünya şampiyonasında 6. Oldu. Başarıyı herkes sahiplenirken, başarısızlıkta ise nedense kimse ortada görünmüyor. 

Her başarı hikâyesinde onu yazanlar hiçbir zaman öne çıkmazlar. Çünkü onlar başarmanın gururunu içlerinde yaşarlar.

Hedef olan takımların turizm anlayışı içerisinde bakanlık personellerinin gezi alanı yaparsanız sonucun bundan başkası olması beklenemez.

1972 yılında kurucusu olduğumuz ISF’de gelinen nokta içler açısı… Peki sporu yönetenler bu durumdan memnun mu? Tabi ki memnun olacaklar onlar için ülke prestijinden çok kendi menfaatleri önemli. 

Bugün Türkiye güçlü olduğu ISF içerisinde artık Web sayfasında bile yer alamayan ülke duruma geldi. Bir tarafta okul sporlarını doğrayanlar bir tarafta okul sporlarına uzaktan bakanlar!!! Belli ki çocukluklarında okul takımı formasını giymemişler. Bu kararı alanlar. 

İçler açısı bir durumda okul sporlarının kapatılması süresince Tahkim Kurulunun bile olağan üstü seçimleri ertelemek için önce karar verip sonra itiraz bedelini kabul ettiği durum. Aslında itiraz bedelini yatırmadan dosyaya bakması gereken kurulun kendi kurallarını yok sayması.

Yani spor kurallarına göre yönetilmiyor. Kişilerin egolarına göre yönetiliyor. Acı olan da bu kararları alanları okul sporları asla hatırlamayacak. Hatıralarda yalnızca onların bıraktığı enkaz kalacak…

GÜNÜN SÖZÜ: Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir. Ploton
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/isf-de-basarisizliklara-bakamayanlar-4202.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/isf-de-basarisizliklara-bakamayanlar-4202.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/isf-de-basarisizliklara-bakamayanlar-4202-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/isf-de-basarisizliklara-bakamayanlar-4202.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/isf-de-basarisizliklara-bakamayanlar/801/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Jul 2024 09:59:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRANSFER PLANLAMASI VE BAŞARI KRİTERİ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor şampiyonluğu tümüyle kendi özüne dönerek elde etti ve bunu bilmeyen yok bu ülkede… Ve bu planlamayı ülkenin tüm kulüpleri uygulamayı hayal ediyordu. Ancak her birinin genel mazereti, “Trabzon futbolcu tarlası, bizim kentimizde böylesine yetenekli oyuncular çıkmıyor ki” şeklindeydi. Ancak bu öze dönüş politikasından vazgeçip, dış transferde yıldız isimlere yönelme kararı alındığında hedef dünya kulübü olmaktı. Ne yazık ki Mehmet Ali Yılmaz dönemiyle başlayan bu dışa dönük politika ve kendi insanına sırtını dönme politika kulübün hem prestij, hem ekonomik, hem de sonuçsal felaketlerine sebep oldu. Bunları bir daha uzun uzun anlatmanın esprisi yok. Ancak yine de çeşitli örneklerle birlikte kulübün doğru ya da doğruya yakın politikalarla birlikte hem şampiyon olabileceğini, hem de ekonomisini rayına sokabileceğine dikkat çekmek istiyorum. Başarının kriterinin de içi geçmiş, emekliliği gelmiş oyuncuların çoğunluğu oluşturduğu transferlerin yanlışlığının altını çizme çabası göstereceğim. . 

Bunoktada sadece iki dönemi kıyaslayacağım ve başarının büyük liglerde, önemli takımlarda oynamış ve büyük bölümünün emekliliği gelmiş futbolcularla değil, aslında çok düşük kalibredeki liglerde, başarısız ya da sıradan takımlardan alınan futbolcularla da başarının yakalanabileceğini kör gözlere sokmaya çalışacağım. Bunu özellikle bugünkü Ertuğrul Doğan başkanlığındaki yönetim ile Abdullah Avcı idaresindeki teknik kadroya anlatma çabası göstereceğim. Siz okurların da belleklerinin tazelenmesine yardımcı olacağım. Sadri Şener başkan olurken, “61’leri toplayacağım” demişti. Sonra, “Borcu adım adım bitireceğim, yani küçülerek büyüyeceğiz” diye söz vermişti. Ama o da Ertuğrul Doğan gibi tam tersi politika izlemişti. Doğan da Ahmet Ağaoğlu’nu bir darbeyle indirip tek aday olarak kongreye giderken, “Borçları adım adım azaltmak, borçsuz bir kulüp yaratmak boynumuzun borcudur. Üretmek zorundayız, başka kurtuluşumuz yok” ifadelerini kullanıp, tam tersini yapan başkan profili çizmekten geri durmadı. 

ŞENER DE TÜM SÖZLERİNDEN U DÖNÜŞÜ YAPMIŞTI

Sadri Şener 15 yıl aradan sonra başkan seçilip, transfer mevsimine girilirken bu kez, “61-71 fark etmez. Kim iyiyse ve bu takıma yararlı olacaksa onları alacağız” şeklinde bir U dönüşü yapan bir isimdi. Aynı  Şener, bir süre sonra da, “Borçlanacak büyüyeceğiz” şeklinde tornistan yapmaktan geri durmamıştı. Ancak Sadri Şener’in ilk döneminde asbaşkanı Hayrettin Hacıısalihoğlu, son ra Nevzat Şakar’dı. Bu isimler, freni tutmayan Şener’i adeta pantolon kemerinden tutarak geriye çekmeye çalışıyorlardı. Bunda bir ölçüde başarılı oldular ve Başkan’ın kulübü tümüyle elden çıkarmasının önüne geçme çabası gösterdiler. Bakın Türkiye 3 Temmuz 2011 şike depremini unutmamıştır, unutamaz da… O şike sezonunda Trabzonspor 82 puanla ve averajla ikinci olmuştu. Burada böylesine önemli puanı toplayıp, ikili averaj oyunuyla elinden alınan şampiyonluğun öyküsünü değil, o gün kurulan kadronun planlamasını anlatmaya çalışacağım. 
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın her gün TFF yöneticilerini tehdit etmesine, dönemin başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan’ı yanına alıp adeta en önemli transfer gibi sunmasına, şike ve teşvik primleriyle ligi dizayn etmesine ve VAR gibi bir sistem olmadığı için hakemlerin tümüyle istedikleri gibi at oynatmasına karşın Bordo-Mavililer 82 puana ulaşmıştı. Eğer sadece VAR sistemi olsaydı Trabzonspor 2010-11 sezonunu Fenerbahçe’nin en az 20 puan önünde şampiyon bitirirdi. Fakat olmadı, yazık da oldu. Hakemler Fenerbahçe’yi her maçta kazandıracak kararların altına imza attılar. Trabzonspor’u ise adım adım gerilettiler. En son Eskişehirspor maçını 0-0’a bağlayıp, puanları eşitlemeyi başarmışlardı. İkili averajda önde olan Fenerbahçe’ydi ve işte o maçtan sonra hakemler Fenerbahçe’ye ‘yürü ya kulum” demeye devam ederken, Trabzonspor’un da hatalı kararlarla puan kaybetmesinin önüne geçmişti. Nasılsa son olarak Eskişehirspor maçıyla birlikte atı alan Üsküdar’ı geçmişti. 

ONCA REZİLLİĞE RAĞMEN 82 PUAN TOPLAYAN TAKIM

O gün şampiyonluğu şike, teşvik primi ve hakemlerle Fenerbahçe’ye kaptıran ama 34 maçta 82 puan toplayan Trabzonspor’un kadrosundaki futbolcuları tek tek değerlendirelim isterseniz. Kaleci Onur Recep Kıvrak, Nuri Albayrak döneminde Karşıyaka gibi bir alt ligde oynayan takımdan alınmıştı. Tolga Zengin altyapı ürünüydü. İbrahima Yattara Özkan Sümer tarafından Belçika’nın o dönem en zayıf takımlarından Andwerp’ten alınmıştı. Umut Bulut yine Atay Aktuğ döneminin transferiydi ve ligin asansör, takımlarından Ankaragücü orijinliydi. Sadri Şener döneminde Serkan Balçı, Fenerbahçe’de oynamaya layık görülmediği için sözleşme yenilenmemiş ve bonservissiz transfer edilmişti. Giray Kaçar, küme düşen OIftaşspor’dan transfer edilmişti. Egemen Korkmaz da serbest oyuncuydu. Bir tek kulüp yüzüne bile bakmamıştı ve Trabzonspor bu oyuncuyu da yine bonservis bedeli ödemeden kadrosuna dahil etmişti. 
Arkadiuz Glawacki Wisla Krakow’dan sakatlıktan yeni çıkmış bir stoper olarak transfer olmuştu. Sol bek Hırjova Cale, Avrupa’da pek esamisi okunmayan Dinamo Zagrep’ten sıradan bir oyuncuyken transfer edilmişti. Selçuk İnan küme düşen Vestel Manisaspor’dan renklere katılmış, Engin Baytar da Gençlerbirliği ligde esamisi okunmazken bu ekipten getirilmişti. Jaja Celho ise Ukrayna’nın Metalist Kharkiv ekibinde transfer edilen disiplinsiz bir futbolcuydu. Alanzinho Norvicç’in sıradan kulübü Stabaek’ten alınan bir Brezilyalıydı. Burak Yılmaz, Fenerbahçe’den dışlanmış, Eskişehirspor’da kiralık oynarken, Aziz Yıldırım, Gökhan Ünal’ı 3 milyon 250 bin Euro’ya alırken, Trabzonspor’a pas edilmişti. Hatta Şenol Güneş Burak’ı değil, Uğur Boral’ı talep ediyordu ama Yıldırım’ın dediği olmuştu. Teofilo Gutierrez Kolombiya’nın Junior takımından transfer edilmişti. Takıma devre arasında Wisla Krakov’dan Piotr Brozek, Pavel Prozek ve Sivasspor’dan Sezer Badur eklenmişti ama bu isimlerin hiçbir katkısı görülmemişti. Takımda Mustafa Yumlu, Tayfun Cora, Barış Memiş, Ahmet Sarı gibi çok az forma şansı bulan altyapı oyuncuları da vardı fakat çok yetersizdi. 

BAŞARI KRİTERİ BÜYÜK LİG OYUNCUSU ALMAK DEĞİL

Farkındaysanız bir tane bile futbolcu Premier Lig, La Liga, Bundensliga, Serie A, Ligue 1’de forma giymişti. Kimi Türkiye’de küme düşen takımlardan, kimi bonservisi elinde olduğu için, kimi de Avrupa’nın sıradan liglerinde, en sıradan takımlardan Trabzonspor’a katılmıştı. Ben o günkü bu transfer politikasına da karşı çıkıyordum. Çünkü Trabzonspor yabancılaşıyor, kendi bütçesinin üzerinde harcamalar yapıyor ve adım adım borç sarmalına gömülüyordu. Eğer Trabzonspor, borçlanarak büyümeyi tercih etmeseydi, altyapısına gerekli özeni gösterseydi, Süper Lig ve Avrupa’da oynayan Trabzonlu ve Trabzonsporlu futbolcularla bir harmanlamaya gitseydi belki birkaç yıl beklerdi ama çok daha başarılı sonuçlara, borçsuz bir kulüp olarak imza atardı. Bu da sürdürülebilir bir başarıyı tetiklerdi. Trabzonspor yeniden Türkiye’nin örnek kulübü olurdu. Ancak sonuçta benim benimsemediğim bir transfer politikası uygulanmış olsa da, bugünkünden çok daha düşük maliyetli, sıradan liglerin, alt düzey takımlarından alınan oyuncularla birlikte şampiyon olacak bir kadro ortaya çıkmıştı. 

Bakın burada ben 1993-96 yılları arasında Sadri Şener-Faruk Nafız Özak ve 2001-2003 yılları arasında Özkan Sümer başkanlığı politikalarıyla oluşturulan şampiyon olacak kadro planlamasına hiç girmedim bile… Hatta, Ertuğrul Doğan’a benzer transfer çalışmaları içinde bulunan ve takımı da, kulübü de perişan eden işlere imza atan İbrahim Hacıosmanoğlu ya da Muharrem Usta konusuna bile girme ihtiyacı hissetmedim. Tek bir örnekle birlikte bile meramımı anlatabileceğimi düşündüm. Ertuğrul Doğan, Trabzonspor’un dönem dönem transfer politakısı irdeleyip, bir sonuç çıkarma yoluna hiç gitmiş midir? Söz konusu değil. Eğer gitmiş olsa, bugünkü anlamsız transfer çalışmalarının içinde olmayı hiçbir şekilde içine sindiremezdi. Başkan Doğan biraz tarihten ders alsaydı geçen sezon Nenad Bjelica’nın, bu sezon da Abdullah Avcı’nın belirlediği ve büyük liglerde, önemli takımlarda forma giymiş oyuncular peşinde hiç koşmazdı. Hele hele emekliliği çoktan gelmiş, artık son bir vole ile ailesiyle keyifli bir yaşam için gün sayan futbolcularla da asla ilgilenmezdim. Bu politikaların ağır faturalarını hem Ahmet Ağaoğlu döneminde, Eddie Newton ve Abdullah Avcı transferleriyle, hem de kendi döneminde geçen sezon net bir şekilde yaşadık çünkü…

Ertuğrul Doğan’ın yapması gereken adım adım bu kulübü yeniden 1973-83 kodlarına döndürmek olmalıdır. Buraya dönerken ve illa dış transfer yapacaksa da Sadri Şener başkanlığı döneminde 2010-11 sezonunda kurulan takımı tahlil ederek kendi yolunu çizmelidir. Çünkü Şener ve ekibinin o günkü politikası bana göre çok kötü olsa da, bugünkü Ertuğrul Doğan uygulamalarının yanında sütten çıkmış ak kaşık gibidir. 
Umarım Ertuğrul Doğan bu gerçeği görmekte çok geç kalmaz…
Yoksa kulübe de kendisine de çok yazık olur!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/transfer-planlamasi-ve-basari-kriteri-2339.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/transfer-planlamasi-ve-basari-kriteri-2339.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/transfer-planlamasi-ve-basari-kriteri-2339-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/transfer-planlamasi-ve-basari-kriteri-2339.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/transfer-planlamasi-ve-basari-kriteri/728/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jul 2024 13:45:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇOK GÜZEL BE MAÇKA]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kafkaslardan gelen Oğuz Bayındır boyundan olan Boğaç Han ve Kaan Turali Han'ın tarihini tüm Maçkalıların bilmesi ve idrak etmesi için Maçka'da onları anmak ve de yılda bir defa otağ kurarak bu işi organize edecek girişimde bulunmasak bile bunu hatırlamak çok güzel be Maçka!

Rus Savaşında ülkesi için canlarını Hordokop bayırlarında ve Mars ormanlarında veren şehitlerin yerini bilmek, ama bir şey yapamamak ne kadar kötüyse de yerlerini bir Çanakkale misali tarihinde gezilen iki avucun gökyüzüne açılarak duası okunan yer yapma isteğimiz hayalde kalsa da hatırlamak çok güzel be Maçka!

İzmir'de, 9 Eylül'de Yunan'ı denize döktükten sonra Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını diken Maçka'lı Şerafettin Yüzbaşı'yı (Şerafettin İzmir) anacak ve Maçkalılara tanıtmak için hiçbir şey yapmasak da bu gerçeği hatırlamak çok güzel be Maçka!

Dünya çapında şair ve ressam Bedir Rahmi Eyüboğlu'nun yılda bir defa baskı sergisini açmak için girişim yapacak, bu vesileyle söyleşiler yapmak için şair ve ressamları Maçka’ya davet edecek, Trabzon'da resim sanatıyla ilgili tüm ressamların, resim öğrencilerinin, halkın Maçka'ya gelmesini sağlayacak ve bu tür organizasyonun içinde olacak hiçbir girişimde bulunmasak da bu gerçeği hatırlamak yine de çok güzel be Maçka!

Yıllardır yetiştirdiği onlarca ressam, şair, yazar, sanatçıyı anacak ve onları tanıtacak bu değerlere değer verecek 'ahde vefa'nın ne olduğunu idrak edecek bir adım atmasak da ve bunu bir kayıp olarak görmesek de bunları hatırlamak çok güzel be Maçka!

Atatürk'e kemençe çalan Ferhat Özyakupoğlu, Hasan Tunç ve üç yüz elli civarında bestesi olan üretken insan Erkan Ocaklı'yı anmak için hiçbir girişimde bulunmasak da Atatürk'ün önünde defalarca horon oynamış Soldoy ekibini Maçka'da yaşatmak için bir adım dahi atmasak da bunları hatırlamak çok güzel be Maçka!

'Kara Afrika'ya hayat veren Türk!' olarak dünya literatürine geçen ve Türk bayrağını Afrikalılara sevdiren ve ona 'Cumhurbaşkanı ol!' dedirttirecek kadar sevilen 1976-1984 WHO Çiçek Hastalığı Endikasyon nişanı alan Celalettin Algan'ın yılda bir defa hayatını ve dünyadaki yerini anmak için toplantı yapacak tek bir girişim yapmasak da bunu hatırlamak çok güzel be Maçka!

İyi bir araştırmacı, iyi bir çevirmen olarak bilinen ve ele aldığı konulara yaklaşımındaki özgünlüğüyle dikkat çeken, Divan Edebiyatı, Türk Dili, Tasavvuf Edebiyatı ve Tarihi, Alevi-Bektaşi Kültürü, Anadolu Uygarlıkları, felsefe, mitoloji, arkeoloji, Karadeniz Folkloru gibi pek çok alanda eserler vermiş, başta Latince, Almanca ve İngilizce olmak üzere pek çok dil bilen, Türkçeye pek çok yapıt kazandıran İsmet Zeki Eyüboğlu’nun dünyadaki yeri bilindiği halde anılması için  girişim yapılmasa da onu ve yüz iki eserini hatırlamak çok güzel be Maçka.

Sümela'yı ziyarete gelen binlerce insanı Maçka merkezde tutmak ve esnafın faydalanmasını sağlamak için Halk Eğitim Binasını, Maçka Müzesi olarak tasarlamak ve yapmak için umut olacak hiçbir girişimde bulunmasak da bu gerçeği hatırlamak çok güzel be Maçka!

Tarihi Müzeyi kurmak için çaba sarf etmesek de Ankara'da olan Sümela Manastırının hazinesini ait olduğu topraklara getirerek o tarihi müzede sergilemeyi başaramasak da Maçka'nın geleceğini düşünme iradesini ortaya koyacak bir adım dahi atmasak da bu gerçekleri hatırlamak çok güzel be Maçka!

Bir türlü Kuştul Manastırını ve Vazelon Manastırını turizme açmak için bir irade gösteremesek de onların turizme kazandırılacağı günü hatırlamak çok güzel be Maçka!

Ülkeye malolmuş, sanat ve kültür alanında yetiştirdiği insanların her yıl anılmasını sağlayacak ve kültür haftaları düzenleme cesaretini gösterecek tek bir adım dahi atmasak da o günlerin bir gün mutlaka gerçekleşeceğini hatırlamak çok güzel be Maçka!

Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair! Değil mi Maçkalılar?
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/cok-guzel-be-macka-4650.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/cok-guzel-be-macka-4650.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/cok-guzel-be-macka-4650-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/cok-guzel-be-macka-4650.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/cok-guzel-be-macka/691/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jul 2024 08:21:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRABZON MİLLETVEKİLLERİ NEREDE?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzon’da milletvekilleri yaz dönemlerinde meclis tatile girmese bile Cuma günü Trabzon’a gelir Pazar akşamı veya Pazartesi sabahı tekrar meclis çalışmaları için Ankara’ya dönerlerdi. Vekiller meclis tatil olunca Trabzon’daki halk ile bütünleşir bütün ilçeler en az iki kere dolaşılır, halkın sorunları dinlenirdi. 

Şimdi baktığımızda ne iktidar nede muhalefet milletvekilleri ortalıkta gözükmüyor. Vatandaş adeta kaderine terk edilmiş durumda. Seçimler öncesinde gitmedik mahalle basmadık yer bırakmayan vekiller meclise gidince vekâlet aldıkları insanlara adeta yüz çevirdiler. 

İktidar Milletvekilleri Salih Cora ve Bahar Ayvazoğlu’nun bugüne kadar ki tempolarını yakalayan hiçbir vekil olmadı. Hele Salih Cora'nın zamanla yarışıp kendisini nasıl yıprattığına çokca şahit olduk. Ahmet Kaya’nın da vekilliği döneminde gerek partisinin Anadolu’daki çalışmaları, gerekse de Trabzon’da ortaya koyduğu performansı unutmamak lazım. Zira dönemin İYİ Parti Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ünde bu konuda hakkını teslim etmemiz gerekiyor.

Şimdilerde ise Trabzon milletvekillerini kente ya bir bakan gelince, yâda önemli şahsiyetlerin düğün veya cenazelerinde görüyoruz…

Onlarda günübirlik Trabzon’a gelip tekrar başkente geri dönüyorlar. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vekillere, “halktan kopmayın, halkın içinde olun” mesajını kulak arkası ediyorlar. 

Demem o ki; özellikle iktidar milletvekilleri hem halktan hemde partilerinden umudu kesmiş durumdalar. Bu tablo bile AK Parti’nin toplumda nasıl eridiğinin en açık göstergesi.

O zaman iş muhalefet milletvekillerine düşüyor. Onların halk ile daha yakın olup, sorunları meclise taşımaları gerekiyor. Hiçbir şey yapamazsalar bile vatandaşla dertleşip, onlara karşı olan vefa borçlarını ödemeleri elzem görünüyor.

AK Parti İl Yönetimi ise tamamen heyecanını kaybetmiş, varlığı ile yokluğu belli olmayacak boyuta gelmiş durumda. İl yöneticileri doğru dürüst toplantılara bile gitmiyorlar artık!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde ise Ortahisar İlçe yönetiminin sinerjisini gayet yüksek görüyoruz. İlçe Başkanı Haluk Batmaz, sürekli halkın içinde..

Şehir içi seyahatlerini bile dolmuş minibüslere binerek gerçekleştiriyor. Trabzon’daki her organizasyonun içinde var. Yeri ve zamanı geldiğinde iktidarı da eleştirmekten geri durmuyor. 

Kısacası Trabzon siyasetine baktığımızda elle tutulur icraat yapan sadece CHP Ortahisar İlçe örgütü diyebiliriz…

CHP İl Başkanı Mustafa Bak’ında biraz daha vites arttırmasını bekliyoruz.

Mutlu haftalar…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/trabzon-milletvekilleri-nerede-7607.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/trabzon-milletvekilleri-nerede-7607.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/trabzon-milletvekilleri-nerede-7607-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/trabzon-milletvekilleri-nerede-7607.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/trabzon-milletvekilleri-nerede/683/</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jul 2024 08:00:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FUTBOL FEDERASYONU MALİ FAİR PLAY]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Futbol Federasyonu her ne kadar uluslararası kurallara uygun demokratik seçimle gelen bir yönetim gibi görülse de atanmış seçilmişler tarafından yürütülmektedir. Tabi bu böyle olunca da atanmış lığın getirdiği özgürlük futbol yönetimini kaosların içerisinden çıkaramamaktadır. 

Futbol Federasyonu yönetimi, disiplin kurulları, tahkim yapısı, merkez hakem kurulunda görev yaparken ne hikmetse tuttukları takımları bir kenara koyup adil yönetim oluşturamamaktadırlar. Bu da tüm dünyada tutku halinde olan futbolun adil ve adaletli sporun Fair Play ruhuna uygun yönetilememesini beraberinde getirmektedir.

Son zamanlarda yaşanan olaylar futbolu futbol olmaktan çıkarmış, bir kavganın aracı haline getirmiştir. Düşün Futbolu yönetenleri göreve gelirken, onay verenler bugün karşı bir duruş ortaya koymuşlar hatta Fenerbahçe önderliğinde erken genel kurul için imza bile toplamışlar. Ama yeterli imza elde edilememiş. Çünkü Futbol Federasyonu hemen karşı hamle ile oy hakkı olan kulüplere daha önce yapmadığı mali destekle bunun önüne geçti. Bu sayede erken genel kurul Avrupa şampiyonası sonrasına 18 Temmuz tarihine bırakıldı.

Henüz atanmış lığın onayı verilmezken mevcut Futbol Federasyonu toplumda büyük yankı uyandıran seçim çalışmalarını milletin kesesinden başlatmıştır. Avrupa Futbol Şampiyonasına kimilerine göre seçim rüşveti kimilerine göre ödüllendirme adı altında 613 kişiyi tüm masrafları karşılanmak adına götürülmesi toplumda büyük ses getirdi. Öyle ya bu para kimin parası, tasarruf tedbirlerinin ülkenin her kurumda uygulanmaya konulduğu bir ortamda bu müsriflik nasıl açıklanabiliyor.

İngiltere 0 kişi, İsviçre 14, Fransa 27,Portekiz 33,İspanya 40 kişi ekstra katılımcı kimilerine göre görevli kimilerine göre protokol adı altında kafileye dahil edilirken 613 kişi ile Türkiye tarihi rekora imza attı. Futbol Federasyonu itibardan tasarruf yapmadı. Cömert davrandı.

Federasyon o kadar cömert davranıyordu ki Milli Takım antrenörü Vincenzo Montella’ya 770 bin Türk lirası değerinde Rolex saati doğum gününde hediye ediyordu. Tabi kesilen fatura federasyon tarafından karşılanmak kaydıyla…

Şayet Federasyon Başkanı bu saatin ödemesini kendi cebinden yapmışsa kimsenin bir şey söyleme hakkı yok. Ancak faturası futbol federasyonu ait ise işte orada sorun var demektir. Kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılması anlamı taşır.

Futbol federasyonu masraflarını karşıladığı yönetim, danışman, özel misafirler, TFF kurulları, TFF personel, Medya mensubu, Kulüp Başkanları ve yönetim kurulu üyelerinden oluşan devasa kadro ile Avrupa şampiyonasında yerini aldı. Bu arada 18 Temmuz da genel kurulda oy kullanacak kulüp başkanı ve yönetim kurulu üyelerine yapılacak seçim öncesi büyük jest yapılması genel kurul hazırlığı anlamı taşıdığını kimse anlamadı.

Davet almasına rağmen icabet etmeyen Trabzonspor kulüp başkanı Ertuğrul Doğan alkış alırken, Fenerbahçe spor kulübü başkanı Ali Koç’un davet edilmesi beklenemezdi. Futbol Federasyonu genel kurulunda kim oy kullanma hakkı olup ta bu jest adı altında seçim rüşvetine alet olmamışsa kamuoyunda büyük takdir kazanmıştır. Kim kendi bütçesinden bu şampiyonaya katılmışsa tabi ki alkışı hak ediyor.

 

 

Tarihini en iyi futbolcularından bir araya gelen Türk Milli takımımız ortaya koyduğu mücadele, cesareti ve azmiyle gurur duymamızı sağladı. Millî takımımız favori gösterilen Avusturya’yı yenerek çeyrek finale kaldı. Bu büyük başarı Türk milletini sevince boğdu. Halkın sevinci sokaklara taştı. Bayraklarla büyük kutlamalar yapıldı.

Merih Demiral’ın Türklüğün simgesi olan Bozkurt işaretini yapması sporun haçlı zihniyetini tarafından Türkiye aleyhine faaliyet gösteren odakların eline büyük fırsat verdi. Hollanda maçı öncesi aldığı 2 maçlık ceza takımımızı olumsuz etkiledi. Merih Demiral’ sız oynanan maçta 1-0 önde iken 7 dakika içerisinde yenilen 2 gol bütün hayallerimizi yıktı. Kahrolduk. Avrupa Şampiyonasına veda etmek zorunda kaldık.

Bir Avrupa Şampiyonası sonrası belleklerde Merih Demiral’ın Bozkurt işareti, Futbol Federasyonun 613 kişilik kafilesi, Vincenzo Montella’ya doğum gününde verilen saat kaldı. 

Futbol kendi gündemi 18 Temmuz’da yapılacak başkanlık seçimi olacaktır. Federasyon Başkanı Avrupa şampiyonasında ki başarıyı kendi hanesine yazmaya çalışsa da kamuoyunda kabul görmediği bilinen bir gerçek. Cenk Tosun’un başkanın elini sıkmadığı görüntüde ekranlardan kaçmadı.

Futbol Federasyonu yeni yürürlükte olan 7405 sayılı yasa gereği kulüplerden mali disiplin için gerekli yaptırımlarda bulunurken kendi Mali Fair Play ve bütçede yer almayan bu harcamalar için nasıl bir uygulamada bulunacaktır. Yada bu harcamaların hesabını kim soracaktır. Herhalde bu bütçe açığı gelecek sezon kulüplere verilen cezaların artırılmasıyla karşılanacaktır.

Yedik, içtik, gezdik Avrupa Şampiyonası sona erdi. Faturayı kim ödeyecek. Genel Kurulda Avrupa Şampiyonasına giden delegelerle gitmeyen delegeler nasıl bir tavır sergileyecek. Hep birlikte göreceğiz…                              
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonu-mali-fair-play-4190.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonu-mali-fair-play-4190.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonu-mali-fair-play-4190-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/futbol-federasyonu-mali-fair-play-4190.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/futbol-federasyonu-mali-fair-play/664/</link>
			<pubDate>Sun, 07 Jul 2024 09:04:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[EURO 2024'DEN ÇIKARTAMAYACAĞIMIZ DERSLER!..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[EURO 2024 tüm heyecanıyla kendini izlettiriyor...

Türk Milli Takımı sıralı hedefleri bir bir geçerek yoluna devam ediyor. Bu akşam oynanacak olan Hollanda maçı “ya tamam ya devam” havasında...

Her şeye rağmen sonuç ne olursa olsun bütün ekibi başarılı görmek zorundayız... Böylesi bir futbol ortamından çıkıp da, EURO 2024’de tur ve turlar geçmek az iş değil...

***

Huyumuz kurusun, futbol sahada oynanırken, biz alan dışı işleri konuşup zaman öldürmeye bayılırız... Tarihi Avusturya zaferinden sonra bile bunu başardık ya helal vallahi....

Konuşan istediği kadar konuşsun, biz EURO 2024’den sonuçlar çıkarmaya bakalım...  

***

Şampiyona futbol dünyasına yenilikler ve taktiksel gelişmeler sunarak dikkat çekiyor. Turnuvanın en önemli özelliklerinden biri, takımların yüksek tempolu oyun anlayışı ve sürekli pres ihtiyacıyla oynamaları. Rakip takımın oyun kurmasını zorlaştırmak ve top kayıplarına zorlamak öncelikli hedef...

Geriden kalecilerin stoperlere saçma sapan top bırakma alışkanlığı yok denecek kadar az... Futbolun en büyük freninin önü böylelikle kesilmiş oldu. Bir de hücumda ceza sahası çevresinde boş adamı topla buluşturma ve boşta kalarak topu bekleme arayışı.. Bunu çok iyi uygulayan takımlar izliyoruz. 

***

Euro 2024'te genç yeteneklerin performansları göz kamaştırıyor. Gençler oyuncular, hızları ve enerjileriyle takımlarına dinamizm katıyorlar.

Turnuvada başarılı görünen ekiplerin bir diğer ortak noktası oyuncular arasındaki güçlü iletişim ve uyum. 

Futbolcuların tüm aksiyonlarda sürekli içsel diyalog halinde olmaları pozisyon hatalarını en aza indiriyor ve hem takım savunmasını hem hücum aksiyonlarını güçlendiriyor. 

Modern futbol artık maç sırasında taktik değişikliklere hızla adapte olmayı gerektiriyor. Euro 2024'te birçok takım, oyun içinde farklı stratejiler deneyerek rakiplerine üstünlük sağladı. 

Örneğin Montella’nın yönettiği Türkiye, Avusturya maçında özellikle ilk yarıda rakibin yerleşimine göre 4 ayrı dizilişi ve rakamsal değişimi otomatik olarak uygulayabilme başarısını gösterdi. 

***

Futbolda artık teknoloji ve veri analizi kullanımı ister istemez ön planda. Takımlar, gerek rakip gerekse kendi performanslarını değerlendirmek için gelişmiş veri analiz araçlarını kullanıyorlar. Rakamlara körü körüne bağlı bir anlayışın ön planda olmasına külliyen karşıyız. Ancak bu gelişimi de görmezden gelemeyiz. 

Verilerin, doğru modellerle irdelenmesi, daha önemlisi oynanan oyuna ispat olarak sunulması, futbolun gerçekçi yönünün daha iyi tahlil edilmesi olgusunu destekleyem önemli bir faktör. 

Sonuç olarak Euro 2024, futbolun evrildiği yeni taktiksel ve teknik anlayışları gözler önüne seriyor. Yeniliklere adapte olmak için önce iyi analiz etmek, sonra da uygullama modelleriyle geçiş yapmak şart...

TFF, bunu yapar mı? 

Durun seçim var!..

Ya kulüpler?

Hele bir transfer bitsin!..

Desenize; “ölme eşeğim ölme, yaz gelince yonca bitecek!..”        

İnşallah yanılırız...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/euro-2024-den-cikartamayacagimiz-dersler-2103.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/euro-2024-den-cikartamayacagimiz-dersler-2103.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/euro-2024-den-cikartamayacagimiz-dersler-2103-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/euro-2024-den-cikartamayacagimiz-dersler-2103.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/euro-2024-den-cikartamayacagimiz-dersler/641/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Jul 2024 10:05:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİLGİNİN EGEMENLİĞİ, AKIL TUTULMASI VE TRABZONSPOR]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Bilmek egemen olmaktır.” Bu söz 1561-1626 yılları arasında yaşamış olan İngiliz felsefeci, hukukçu, yazar, bilim ve siyaset insanı Francis Bacon tarafından söylenmiş… Bilgiye sahip olmanın başkalarına karşı üstünlüğün en önemli kriter olduğunu ortaya koymuş… Gerçeğimiz şu ki bilgi bizi özgür kılar… Yani elektrik işinden anlarsak, elektrik ustasına, su işinden anlarsak, su tesisatçısına, siyasetten anlarsak, siyaset madrabazlarına, yemek yapmasını bilirsek aşçıya ihtiyaç duymayız. Ve futbolu derinliğine bilirsek, onu laf cambazlıklarıyla kendi çıkarları için kullananların oyununa gelmeyiz, yönetirken de, uygularken de doğruyu ortaya koyar, kulübünüzü zarara uğratmayız. Futbolu derinliğiyle bilmek, onun sosyolojisini, psikolojisini, felsefesini, ideolojisini, ekonomisini, altyapısını, eğitimini çok iyi algılamak demektir. Sadece algılamak değil, uygulamada kararlı, tutarlı olabilmeyi gerektirir. Bir de yönettiğiniz ya da yöneteceğiniz kulübün tarihini çok iyi bilmek ve doğru analiz etmek de şarttır kuşkusuz… Öyle tribünden inmekle, para basarcasına zenginlikle asla futbolun kendi doğasına egemen olmak mümkün değil… bilmek tribünden taraftar gözlüğüyle izlemeye hiç benzemez. 

Tıpkı Trabzonspor başkanı Ertuğrul Doğan’ın tribünden gelmesine karşın, kulübü hiçbir zaman doğru yönetemediği gerçeğinde olduğu gibi… Ya da Abdullah Avcı gibi yanına futbolun belli alanlarında biraz uzmanlaşmış isimleri katıp, devleti yanında hisseden kulüplerde laf ebeliğini de çok iyi becerip, doğrulara ulaşamadığı gibi… Ne yazık ki bir yanda Ertuğrul Doğan gibi bilgiyi hiçe sayan bir başkan ve ona hiç ses çıkarmayan bir yönetim, diğer yanda laf salatasından başka üretkenliği olmayan, benzer cümlelerle toplumu ve çevresini oyalamaktan öte bir yeteneğini görmediğimiz, bu oyunu para kazanıp zenginleşme aracı gören Abdullah Avcı tarafından dizayn edilen Trabzonspor bir felaketin içine doğru sürüklendikçe sürükleniyor. Bordo-Mavililer adeta bir “uçurum politikası” ile yönetiliyor. Tam uçuruma düşerken kurtarabileceklerini düşünenler tarafından idare ediliyor. Ya da, “Biz uçurma taşırız, birileri oradan çıkarır” anlayışının egemen olduğu süreci yaşıyoruz.

ÜRETİMDEN VAZGEÇEN TÜKETİM ÇILGINI YÖNETİMLER

Şu anda yine bir transfer sezonunun içindeyiz. Taraftarın büyük bölümü tabii ki transfer bekliyor. Çünkü futbolu derinliğine algılayamayan, renk aşkıyla dolu fakat başarıya gidecek yolun nereden geçtiğinden bihaber kitlelerin zirveye çıkmanın yolunun transfer olduğunu düşünmesi doğal… Onlara verilen de bu zaten… Başka bir yolu bilmelerinin önü her türlü iletişim aracılığıyla kapatılıyor. Ancak yönetenler, en azından kendinden öncekilerin, ya da bizzat kendilerinin eylemlerinin sonuçlarını tahlil etme yeteneği olması ve hatalarından ders çıkarma yeteneğinin gerekir. Aynı deneyi yapıp, farklı sonuçlar çıkacağını düşünmenin ahmaklıktan başka bir şey olmadığını bilmeleri şarttır. Trabzonspor özellikle 1984’lerden sonra büyük oranda yabancı ve yıldız artığı transfer politikasını gündemine aldı. Üretimden değil, tüketimden beslendi. Oysa olanakları İstanbul kulüplerine göre çok çok kısıtlı Bordo-Mavili kulübün başarısının altında yatan tek gerçek üretimden gelen gücünü kullanması, kendi insanına zorunlu da olsa güven duymak ve görev alanların da süreç içinde özgüveninin doruğa çıkması yatar. Efsane Takım da zaten bu olgularla yaratıldı. 

Özellikle 12 Eylül faşist darbesinin yarattığı yeni Amerikancı ve Batıcı iktidarlar, küresel sermayeye hizmet edecek yasaları tek tek çıkarırken, toplumu da üretmenin değil, tüketmenin erdemli bir alışkanlık olduğuna inandırdı. Sonuç ülke adına felaket değil mi? İşte o 12 Eylül darbesinin yarattığı siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yıkım politikası acı ki futbola ve özelinde Trabzonspor’a da sirayet etti. Yıllarca yıldız ya da yıldız eskisi dış transferlerle sonuç elde edileceğini, hatta ülkenin değil, dünyanın en büyük kulüplerinden biri haline geleceği düşüncesini empoze etti. Ama bu düşüncenin tam bir ham hayal olduğu da yaşanan fiyasko sonuçlarla ortaya çıktı. Bugün Ertuğrul Doğan’ın uyguladığı da tam bu ham hayalden oluşan politikanın çok daha dibe vurmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. 

DOĞAN’IN TRABZONSPOR AŞKI SADECE LAFTAYMIŞ!

Trabzonspor tüketim politikasıyla, yani gereksiz çok fazla ve yüksek maliyetli transferlerle 2021-22’de şampiyon olunca, “Biz doğruyu yapıyoruz. Bakın şampiyon olduk” havası estirildi. Oysa bozuk saatin bile günde iki kez doğruyu gösterme gibi bir özelliği olduğunu hiç dikkate almadı yönetenler… Çılgın transfer politikası devam ettikçe borç sarmalının içinde debelenip duran bir kulüp yönetimiyle karşı karşıya kaldık. Bırakın bir önceki dönemi, Ertuğrul Doğan iş başı yaptıktan sonra ilk yıl tam 17 transfer gerçekleştirdi. Bu 17 transfer içinde Paul Onuachu, Batista Mendyi ve Thomas Meunier’den başka sahada takıma katkısı olan çıkmadı. Bu oyuncular arasında da bir tek geleceğe dönük yatırım olarak Mendy’i sayabiliriz. Yani 16 ölü yatırım. Sadece günü kurtarma planına uygun transferler ama sonuç hüsran… Ertuğrul Doğan ve ekibinin geçtiğimiz sezon yaptıkları bu transfer hatalarından ders çıkarmalarını bekledik ama boşunaymış…

Her defasında kulübü çok sevdiğini söylediğini dile getiren Başkan Ertuğrul Doğan’ın aslında böyle bir aşkı falan yokmuş… Zaten sürekli sevgisini diline dolayan kişilerin sevgisinden şüphe etmek gerekir değil mi? Bu sezon transfer piyasasına freni patlamış kamyon gibi giren ve bir de üst perdeden konuşup, “12 transfer yapacağız” sözleriyle taraftarı da gaza getirme çabasındaki Ertuğrul Doğan, Geçen sezon, “Nenad Bjelica isimli bir teknik adamı göreve getirdik. Çünkü bu teknik adam, tam Trabzonspor’un karakterine uygun bir isim… Hırslı, inatçı, savaşçı, çalışkan” ifadelerini kullandı. Ama adama 16 maç zor dayandı ve 1 milyon 600 bin Euro tazminatı tıkır tıkır ödedi ve işine son verdi. Transferleri onunla yaptı ve şampiyon olacak kadro kurma hayali vardı ama tam bir skandal sezonu geride bıraktı değil mi? Doğan’ın bundan bir ders çıkarması gerekmez miydi? Ama ne yazık ki bırakın dersi bir özeleştiri yapma ihtiyacı bile duymadı. 

BU ABDULLAH AVCI KULÜBÜ BATIRMADI MI?

Aynı Ertuğrul Doğan, “Bu Abdullah Avcı ile birlikte çalıştık. Çok pahalı transferler yaptırdı. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın yarışın içinde olmadığı bir sezonda ancak 81 puan toplayarak şampiyon olabildik. O da VAR sistemi hep lehimize çalıştı. Konyaspor ile yarışırken bu takımın en önemli oyuncusu trafik kazasında öldü ve camia travma geçirdi. Bizi şampiyonluğa birçok şans faktörü taşıdı. Zaten Fenerbahçe ile aramızda 21 puan varken, İsmail Kartal ile birlikte o farkı bir ara 5’e kadar bile düşürdüler. Şans ve VAR yanımızdaydı da şampiyon olduk. Bir sezon sonra Abdullah Avcı’nın talebiyle 13 pahalı oyuncu aldık. Hiçbiri bir halta benzemedi, sadece kulübü iflasa sürükledi. Şampiyonlar Liginden, UEFA Avrupa Ligi’nden, UEFA Konferans Ligi’nden çok basitçe elendik. Türkiye Kupası’nın da sahibi olamadık. Ligde zaten tel tel döküldük. Avcı sadece mazeret üretti, en küçük bir liderlik örneği sergileyemedi. Bilgisiyle, vizyonuyla takımı ayağa kaldırma bir yana, yerlerde süründürdü” şeklinde düşünmesi gerekmez miydi? Ama yok, bu yeteneksiz, laf  cambazı ismi 20 aylığına tam 100 milyon lira karşılığı yeniden takımın başına getirmekte hiçbir sakınca görmedi. 
Takımın başına yine Abdullah Avcı’ya getirdi. Onun raporları doğrultusunda transferleri yapmaya devam ediyor. Başkan bir yandan borcun yükselmesinde sürekli döviz kurundaki sıçramayı gösterip, diğer yandan da her sezon yapılan transferlere, bir önceki sezonki yapılanlardan daha yüksek ücret ödemekten de geri durmuyor. Hem de bu futbolcuların yüzde 90’ı yabancı ve yaşlı… Bir başkan nasıl bu kadar sığ düşünebilir ve bir önceki gün yaptığı hatayı unutabilir. Ve böylesine sorumsuzca hareket edip ardından da, “Borç yükseliyor, çünkü döviz kuru yerinde durmuyor” diyebilme pişkinliği gösterebiliyor. Yönetimde bu başkana tek söz söyleyecek kişi yok mu? Trabzonspor geçen sezon da 17 transfer yaparken, hepsi allanıp pullanmadı mı, hava alanlarında karşılama törenleri düzenlenmedi mi? O transferlerin büyük bölümü ülkelerinin A milli takımlarında oynamıyor muydu? 
Peki sonuç ne? Hüsran…

TRABZONSPOR DÜŞMANLARI BİLE BUNU YAPMAZDI!

Ama aynı yöntemle, aynı biçimde ve daha da pahalı olan yeni transferlerle bir yandan sahada fırtınalar estirileceği, bir yandan da ekonominin düzeleceği inancı taşınıyor. Böyle bir düşüncenin varsayılması bile söz konusu olamaz aklı başında insanlar için… İnsanların yaşadığından bile ders çıkarmaması nasıl bir yapının ürünüdür gerçekten merak etmiyor değilim… Yahu düşünebiliyor musunuz henüz 30 yaşına girmemiş Nwakaeme’ye 900 bin Euro yıllık ücret ödeniyordu. Bu oyuncu şampiyon kadronun içindeydi ve en son 1,5 milyon Euro kazanırken nüfus cüzdanı yaşı 33’dü. Bugün 36 yaşına gitmiş. Tabii anne yaşını bilmiyoruz… Suudi Arabistan kulübü bile, “İşimize yaramazsın, yürü de ense tıraşını görelim” demiş. Geçen sezonun büyük .ölümünü sakat geçirmiş ve hiçbir kulüpten de teklif almamış bu Anthony Nwakaeme’ye yıllık tam 2 milyon 75 bin liradan 2 yıllık sözleşme imzalıyor Ertuğrul Doğan yönetimi… Ve Trabzonspor’a aşık olduklarını söylüyorlar yüzleri kızarmadan… İnanın Trabzonspor’u yok etme yemini etmişler bile böyle bir eylemi gerçekleştirmekten imtina ederdi. Çünkü kulübü yok etmek istediklerinin anlaşılacağını düşünürdü. 
Ne yazık ki Trabzonspor camiası, 16’ncı Yüzyılda yaşamış Bacon’un ulaştığı noktanın çok çok gerisinde bir çağın düşünce insanlarına bu kulübü gönül rahatlığıyla teslim etmiş. Böylesine bilginin değerinin farkına bile varamayanlara bırakın kulüp teslim etmeyi tribüne çıkmalarına bile izin verilmemesi gerekirdi inanın! Ne diyelim, Trabzonspor’u yaratan, yaşatan, büyüten nesil yavaş yavaş yaşama veda etti. Kalanlar da artık 90’lı yaşları sürüyor ve hasta yataklarından bile zor kalkabiliyorlar. İçim acıyor inanın. Onların gidişiyle, Trabzonspor kulübüne değer verdiğini söyleyenlerde de büyük bir akıl tutulması yaşanıyor. Borçtan korkan, küçük burjuva beyinlilerin elinde koca çınar adım adım ve içten çürümeye doğru gidiyor. 
Tüm Trabzonsporlular da koltuklarına yaslanmış, ayaklarını uzatmış ve bu dehşet manzarayı keyifle(!) izliyor…

BİRKAÇ SÖZ DE KENDİNİ UYANIK SANAN ABDULLAH AVCI’YA

Bir başka konu başlığım da Abdullah Avcı olsun… Adam sanki dünyaya başka kulüpleri, menajerleri ve futbolcuları zenginleştirmek için futbolun içine girmiş… Son kurbanını da bazı siyasetçiler tarafından kurgulanmış bir şekilde Trabzonspor olarak seçmiş… Çalıştığı kulüplerin parasına düşman politikası izlemekten hiç sapma yapmadan bildiği yolda ilerliyor. Bu adamın arkasında gerçekte kim ya da kimler var merak etmiyor değilim… Çünkü bu kadar büyük hatalar yapan kötü bir teknik adamın hala el üstünde tutulması akılla izah edilebilecek bir durum değil… Avcı geçtiğimiz günlerde gazetecilere bir açıklama yapıyor ve diyor ki; “TFF, yabancı kuralını değiştirmeli…Sayısının azaltılması kademeli olmalı. Çünkü kulüplerde çok sayıda yabancı var ve bunları elden çıkarması ya da sözleşmesinin bitmesine izin verilmeli.” Bu Abdullah Avcı kendisini çok uyanık sanıyor ama gerçekten zekasının seviyesini sorgulatacak laflar ettiğinin farkına bile varmıyor. 

Ya arkadaş; Bu Türkiye’de Futbol Federasyonunu yönetenler defalarca yabancı sayısını indirmek istemedi mi? Her defasında kulüpleri yönetenler ve senin gibiler;  “Elimizde çok saylıda yabancı var. Zor durumda kalırız. Bu oyuncuları elden çıkarırken büyük paralar vermek durumunda kalırız. Bu oyuncuları yavaş yavaş azaltalım öyle yabancı sayısı azaltılsın” demediniz mi? Federasyon da her defasında yabancı kuralında kulüplerin ve senin gibilerin istediğini yapmadı mı? Bay Abdullah Avcı, sen ve senin gibi teknik adamlar yönetimlerine, “Yabancı sayısı düşecek. O halde yeni yabancılar almayalım. Elimizdekilerin sözleşmesinin bitmesini bekleyelim. Ya da onların takımdan ayrılmasının koşullarını oluşturalım. Kulüp zarar etmeden bu oyuncular gitsin. Yabancı kuralının gerektirdiği sayısının çok altına düşelim ve sonra da yeni transfer planlaması yapalım” hiç dediniz mi? 

AZ GÖZLÜLÜKTEN VAZGEÇTİN Mİ HİÇ BAY AVCI!

Sen ve senin gibi teknik adamlar ne yaptınız Abdullah Avcı hatırlıyor musun? Kulüpleri büyük maddi zararlara uğratacak şekilde eldeki sözleşmeli yabancılardan bir kısmına tazminat ödeterek gönderirken, yeni yeni ve çok daha fazla sayıda yabancı transferini dayattınız. Yanlış mı? Çok geçmişe gitmeye gerek yok… Trabzonspor’da geldiğin ilk günden itibaren uyguladığın politikaları bir irdele bakalım nasıl bir sonuçla karşılaşacaksın. Ama işine gelmez değil mi böyle bir irdeleme… Transferde aç gözlülükten hiç vazgeçtin mi Bay Avcı!... Abdullah Avcı; Sen ve senin gibi teknik adamlarla birlikte kulüplerdeki yabancı sayısı hiç normalleşir mi? Federasyon’un öngördüğü rakamın altına bir kez olsun düşer mi? Sen, şampiyon olan takıma kaç yabancı aldırdın unuttun mu? Şampiyon olan takımdaki birçok yabancıyı gönderirken ya da elde tutamazken bir sonraki sezon kaç transfer yaptırdın hatırlıyor musun? Ben söyleyeyim 13 tane ve bir teki bile işe yaramadığın da mı aklına gelmiyor? Kaç yabancıya milyonlarca Euro tazminat ödeterek gönderdiğin bizim aklımızda Abdullah Avcı!

Bay Abdullah Avcı, sadece bu takıma getirttiğin Marc Bartra ve Maxi Gomez’e ödenen maaşları bir hatırla bakalım… Nerede bu isimler şimdi? Tek bir kez özeleştiri yaptın mı? Hatalarından ders çıkarıp, bir sonraki sezon kulübün senin yüzünden uğradığı zararları telafi etme yoluna gittin mi? Yaptığın tek şey sürekli transfer… Ve bunların büyük bölümü de yabancı oldu değil mi? Hala daha aynı uygulamayı sürdürmüyor musun? Trabzonspor’a şu anda 4 yabancı transferi yaptırırken takımın bünyesinde 14 yabancı olduğunu bilmiyor muydun? Hala daha yeni yabancı transferi peşinde koşturuyorsun her yönüyle ele geçirdiğin Ertuğrul Doğan’ı… Bugün göndermek istediğin yabancıların büyük bölümü de senin 10 milyonlarca Euro karşılığı yönetime yaptırdığın transferler değil mi? Geçmişte yaptırdığın transferlerin yüzde 90’ı işe yaramaz çıkarken, bugün yaptırdığın ya da yaptırmaya çalıştığın transferlerin bu kulübe büyük katkılar vereceğini düşünmemizi gerektirecek bize aklı başında bir kriter sunabilir misin? Sunamazsın! Akılla değil, ilişkiyle işleri yürütüyorsun Abdullah Avcı… Ve transfer ettirdiğin, kulübe büyük paralar ödettiğin futbolcuların büyük bölümü de ölü yatırım Bay Avcı… Çok pişkinsin çok… Ama suç sende değil… Suç seni iş başına getiren, orada tutan yönetimde ve hala sana güvenen ve şakşakçılığını yapan taraftar kitlelerinde…

Kusura bakmayın; Herkesin bir umutla yeni sezonu sabırsızlıkla beklerken karamsar bir tablo çizmek zorunda kaldım ama aklın, bilimin ve Trabzonspor gerçeğinin ışığında bunları yazmak zorundaydım. Yazık ki Trabzonspor’un hem yönetiminde hem teknik kadrosunda, hem de tüm camiasında genel olarak bir akıl tutulması yaşanıyor. Birilerinin kış uykusundaki insanları uyandırma çabası göstermesi gerekiyor. Yapmaya çalıştığım sadece bu…Ve tarihe not düşmek!
Saygılarımla…
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bilginin-egemenligi-akil-tutulmasi-ve-trabzonspor-3636.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bilginin-egemenligi-akil-tutulmasi-ve-trabzonspor-3636.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bilginin-egemenligi-akil-tutulmasi-ve-trabzonspor-3636-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/bilginin-egemenligi-akil-tutulmasi-ve-trabzonspor-3636.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/bilginin-egemenligi-akil-tutulmasi-ve-trabzonspor/584/</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jul 2024 06:19:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GÜNGÖR ŞAHİNKAYA VE DOUBLE PASS]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzonspor’da alt yapının başına Güngör Şahinkaya getirildi. Başkan Ertuğrul Doğan’ın da dayısı olan Güngör Şahinkaya’nın spor geçmişi torpili kabul edemeyecek kadar başarılarla dolu. Öyle ki Trabzonspor’un 4 şampiyonluğunda bizzat yer almış, Formasını ıslatmış, sporculuk karakteri yüksek, efendiliği, asaletiyle her zaman rol model olmuş, uzun yıllar genç milli takımda görev yapmış bir kişilik. Yani hak ettiği yere geç gelen birisi.

Bu görevlendirmenin yerinde ve doğru bir karar olduğuna inanıyoruz. Trabzonspor alt yapısında Başkan Doğan’ın “ her ne kadar alt yapıda torpili kaldırdık” sözü olsa da bunun böyle olmadığı gerçek ortada duruyor. Şimdi yeni bir dönem Güngör Şahinkaya ile başlayacak. Yeni yapılanma yaptığı çalışmalarda başarılı olan antrenörlere fırsat verilecek. Genç antrenör adaylarına bir isim de ben ekleyeyim. Maçka Belediyespor’u eksi puandan alıp Bal ligine çıkarma başarısı gösteren akademik yönü olan Emre Sarıgan. Antrenörlerde başarının değerlendirilmesi gelecek başarılanın da önünü açacaktır.

Tabi tüm bunları deneyimi çok yüksek olan Güngör Şahinkaya değerlendirecektir. Ancak asıl konu Trabzonspor’a hiçbir şey vermeyen yüzbinlerce euroları götüren, bir ucube, sistem diye dayatılan Double Pass’ın akıbetinin ne olacağıdır. Bu sistemle hala devam edilecek mi? Yoksa işine son verilecek mi?  Güngör Şahinkaya’nın da bu sistem ile yürümeyeceğine inananlardanım. Umarım yanılmam. Dünya da bu sistemi ortaya atan ülkeler kendi ülkesinde bile uygulamıyor. Ticari amaçlı olan bu yapının Trabzonspor’a fayda getirmeyeceği açık bir gerçek. Boşa para verilmesi de çabası.

Trabzonspor Alt yapısı amatör takımlara ve antrenörlere destek verecek şekilde yapılandırılmalıdır. Tüfad ve Alt yapı sürekli eğitim ve diğer konularda işbirliğinde hareket etmelidir. Trabzonspor amatör futbola her zaman destek olmalıdır. Çünkü yaşam kaynağı amatör futboldur. Trabzonspor amatör futbol ile rekabeti seçme yerine kendi alt yapısı modelini geliştirmelidir.  Barselona Katalan futbol okulu yapısı rol model olarak değerlendirmelidir. Kadir Özcan tesislerinde amatöründe antrenman yapmasına fırsat verilmelidir.

Kısaca alt yapı sınırlı bir yapıda tutulmamalıdır. Trabzon’da 18 ilçeye yayılmalıdır. Trabzon’da her evde mutlaka bir yetenek vardır. Bu kentin mayasında bu mevcuttur. Trabzon’da her yetenekli futbolcuya fırsat verilecek bir yapı kurulmalıdır. Çünkü bu ekonomik tabloda Trabzonspor’un kurtuluşu alt yapıdadır. Güngör Şahinkaya’nın başladığı görev bu anlamda çok önemlidir.

BAYRAMLAŞMA ÇAĞRISI

Futbol Federasyonunda Trabzonspor adına yönetim kurulu üyeliği yapmış ve şampiyonlukta büyük pay sahibi Mustafa HacıKerimoğlu’nun sosyal medyadan yönetim kuruluna yaptığı çağrı büyük yankı buldu. “Trabzonspor’da Pandemi dolayısıyla ertelenen bayram kutlamalarını geri getirin.” Dedi. Bu çok anlamlı çağrı bütün Trabzonsporluların ortak temennisi. Trabzonspor yönetiminin bu konuda adım atacağına inanıyoruz. Mustafa Hacıkerimoğlu’nun önümüzdeki aylarda yapılacak Futbol Federasyonu seçimlerinde onu engelleyen Trabzonspor düşmanlarının inadına tekrar yönetiminde yer alması sağlanmalıdır. Trabzonspor sahada güçlü bir kadro kurmak için mücadele ederken masa da futbolun oynandığı gerçeğini göz ardı etmemeli.

GÜNÜN SÖZÜ: “Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an. Bozmadım!” Özdemir ASAF
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gungor-sahinkaya-ve-double-pass-7502.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gungor-sahinkaya-ve-double-pass-7502.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gungor-sahinkaya-ve-double-pass-7502-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/gungor-sahinkaya-ve-double-pass-7502.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/gungor-sahinkaya-ve-double-pass/523/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 06:05:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ARTIK YAYLALARDA ORMANIMIZ YOK ANNE!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Maçka’nın gülüşüydü yaylalar. Şimdiki hali eskinin yerini tutmuyor anne! Artık fotoğraflarda kaldı yaylanın gülüşü; çığlıklar ihaneti duyurmuyor anne! Yaylanın deniziydi, ormanlar içinde kaybolurduk fırtınalı bir denizde kayığın kaybolması gibi. Artık o deniz ve o dev dalgaları simgeleyen çam ağaçlarımız kalmadı anne! Orman katliamını görecekler görmüyor, duyacaklar duymuyor, müdahale edecekler bir türlü hareket edemiyor anne!

Hani hatırlıyor musun Ligotrip’e giderken evimizin başında bulunan orman denizine girdiğimizde karşımıza gelen ilk çimen alanda bizi tüm haşmetiyle bekleyen bilge çam ağacını bana gösterip 'Bu, çam sakızı üreten çamların bilgesidir.' diyordun ya hani ondan topladığımız sakızı paket edip Trabzon’a götürüp dağıtıyorduk ya, işte o bilge ağaç yok anne! Ama merak etme, o orman denizini yok etmek için plan üreten koruyucular henüz o ormanı yok edemediler anne!

Biliyor musun anne, o kesilen çam denizlerinin yanına gidip gözümü kapatıp onları orda oldukları yerde görüyorum. İçime derin derin nefes çekiyor orda kalan kokularını alıyorum. Elimi uzatıp onlara dokunuyorum, içlerinde geziyor, çam sakızı arıyorum. Karatavuğun yere düşmüş yuvasını alıp çamın il dalına kadar çıkıp yuvayı düştüğü dala koyuyorum. Derin derin nefes alıp o bir türlü orayı terk etmeyen çamların kokusunu alıyorum anne!

Sen yine de bana aldırış etme anne! Senin zamanındaki gibi düşün Paparza’nın, Kusera’nın, Lişer’in, Fiyanoy’un ormanlarını. Hani her yere araba yolu yoktu da biz 'Buraya araba yolu yapılmalı!' diyorduk ya sen de 'Her seferinde, her yere araba yolu olursa buranın şehirden farkı kalmaz!' diyordun, hatırladın mı anne? Hani 'Burada yokluğu hissedip mutluluğu, paylaşımı kabul edeceksin!' diyordun ya, ne kadar haklıymışsın! Şimdi yaylanın ne giriş yolu ne de çıkış yolu belli anne! Her yerden girip her yerden çıkabiliyorsun arabayla.

Ha unutmadan söyleyeyim, eskiden doksan kutrubunda olan ağaçları kesiyor, ormanlarda belli zamanlarda seyrekleme yaparak ormanın daha da gelişimi için çalışıyorlardı ya, hani orman şefleri ve korucular çok titiz bir çalışma yapıp 'Yanlışlıkla kesilmeyecek ağaç kesilir!' diye işlerini çok titizlikle yapıyorlardı ya, şimdi damgalama çekicinin kimde olduğu bile belli değil anne! Şimdi öyle bir kesim var ki sanki hepsi yanlış kesim gibi anne!

Hani Dikilitaş'a yürüyüp de Dikilitaş'tan baktığımızda ormanın sonunu görülmüyordu ya, hani rüzgar estiğinde "Evlerin çatılarına bir şey olmaz; çünkü orman rüzgarı keser!' diyordun ya, hani çok yağmur yağsa 'Merak etmeyin, orman onun sel olmasına müsaade etmez!' diyordun ya, hani 'Bu ormanlar oldukça hayat devam edecek!' diyordun ya, tüm bunların olması için anlaşmışlar gibi ormanı yok ediyorlar anne!

Kamyonların kasasında giden çamların gövdelerini görsen ağlarsın anne! Hepsi için 'Bu çocuklara nasıl kıymışlar? Bunlar daha çocuk, bunu nasıl yaparlar bu gencecik ağaçlara? Ormanın geleceğini nasıl katlederler? Buna kimse dur demiyor mu?' dersin anne! On yılda olacak kesimi bir yılda korumasız bir topluluğun içine freni patlayan bir kamyon gibi girdiler anne! Hani bizim saçımız uzun olduğunda okulda berber makinası ile boydan boya keserlerdi ya saçımızı, işte böyle ormanları kesiyorlar anne!

Niye anlattım sana bilmiyorum! Senin de  canını sıktım anne! Ne kadar yazı yazmışsam, ne kadar şikayette bulunmuşsam da bu katliamı durduramadım. Öyle bir düzen kurmuşlar ki ormanda yaşayanlar bile ormanları  kesiyor sonlarının ne olacağını bilmeden! Öyle bir düzen kurmuşlar ki ormanları korumakla yükümlü olanlar vahşi plana göz yumuyor. Artık yanlışa 'Yanlış yapıyorsunuz!' diyen, eğitiminin getirdiği sorumluluğu kullanan görevli kalmadı anne!

Biliyor musun anne şimdi sana bunları anlatırken aklıma geldi. Sanki bu orman örtüsünü kaldırıp, yok edip altındaki madenlerin alımını daha kolay hale getirilmesi için bunca ağaç ve orman bir plan eşliğinde yok ediliyor. Hiçbir zaman anlamayacaklar yaşam için, güzel bir dünya için yerin üstü altından daha kıymetli. Madeni çıkaran firmanın kendi ülkesinde bunu yapamadığını görecek bir göz olmayacak mı anne?

'Olmaz mı oğlum? Tabii ki bunu görüyor ve biliyorlar. Şahsi menfaatler, ülke menfaatlerinin ününe geçerse ve bunu görenler şahsi menfaatine dokunulur diye görmezden gelir üç maymunu oynarsa, dedelerinin koruduğu yaşam bulduğu ağaçları torunları acımadan keserse, insanlar aldıkları eğitimi inkar edercesine sorumluluktan kaçarsa, verilen emirleri kanunsuz uygularsa bu daha sizin iyi halleriniz diye düşünüyorum oğlum!"

Duyulmak için ses çıkarıyoruz; ama duyulmuyoruz anne! Mekanın cennet olsun anne!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/artik-yaylalarda-ormanimiz-yok-anne-9557.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/artik-yaylalarda-ormanimiz-yok-anne-9557.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/artik-yaylalarda-ormanimiz-yok-anne-9557-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/artik-yaylalarda-ormanimiz-yok-anne-9557.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/artik-yaylalarda-ormanimiz-yok-anne/522/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 06:10:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YENİ BİR HAFTAYA BAŞLARKEN…]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz hafta Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Trabzonda düzenlediği “Kültür Yolu Festivali" kentin en önemli gündemi olmuştu.

Taraflı tarafsız herkes organizasyonun eksikliklerini vurgulasa da program uygulamaya konulmuştu. Bu yıl gösterilen onca tepkinin ardından Trabzonluların gelecek yıl yapılacak olan organizasyonda ciddi söz sahibi olması bekleniyor. Aksi takdirde gelecek yılın bu seneden farklı olmasını beklemek hayalcilik olur!

Trabzon’da bu hafta siyasi günden çok fazla yoğun olmayacağa benziyor. AK Parti ve CHP kurmayları arasında karşılıklı atışmalara tanık olacağımız aşikâr. Bunun yanında yaz ayının etkisiyle siyasi gündemin sönük geçecek gibi duruyor.

Trabzon’da bir diğer gündem konusu ise Trabzonspor’du. Yeni sezon hazırlıklarına başlayan ve yaptığı transferlerle spor gündemini Avrupa Şampiyonası’ndan sonra ele geçiren Trabzonspor oldu. Birçok kulüp transfer dedikoduları ile meşgul olurken, Trabzonspor neredeyse transferleri bitirme noktasına geldi. Tabi, yeni katılan oyuncuların performansının ne olacağı konusunda herkesin kafasında ciddi soru işaretleri var.

Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı’nın yeni sezona heyecansız ve sinerjisi düşük bir şekilde girmesi, teknik ekibini bile antrenmanlar başlamadan birgün önce oluşturması, hepsinden de önemlisi idmanların başlayacağı gün kente gelmesi bunun en önemli kanıtı oldu diyebiliriz. Avcı’nın olayları akışına bırakmış, relaks görüntüsü takıma nasıl yansıyacak bunu da zaman gösterecek.

Trabzonspor'un gündemini bu ve gelecek hafta Uğurcan Çakır’ın meşgul edeceğini düşünüyorum. Trabzonspor’da misyonunu tamamladığına inanan yetenekli kalecinin Avrupa hayalini kovalayacağını öğrendik. Trabzonspor yönetimi de Uğurcan’ın gitmesine sıcak bakıyor, fakat şartlar gereği bunu kamuoyuna deklere edemiyorlar. Uğurcan giderse yerine yabancı bir kalecinin alınacak. Sağlam kaynaklardan aldığım bilgiye göre; Hatta Trabzonspor’un yurt dışından birkaç kaleci ilede temaslara başladığını da söyleyebiliriz. 

Tabi, Anthony Nwakaeme’nin Trabzonspor'a geri dönüşünü unutmuş değiliz. 

Nijeryalı oyuncu ile iki yıllık anlaşma sağlanması ve kendisine 2 milyon euro verilmesi bir yana, transferi gerçekleştiren başkan yardımcısı Nevzat Kaya’nın hem havaalanında hemde imza törenindeki görüntüsüne ne demeli!

Nevzat Kaya’ya birilerinin Trabzonspor’da yönetici olduğunu hatırlatması lazım! Trabzonspor ‘da zaman zaman yöneticilerin yanlış açıklama ve tavırlarına şahit olmuştuk. Fakat uzun bir zamandan beri Trabzonspor yöneticilik makamı hiç bu kadar seviyesiz ve aciz bir görüntüye sahne olmamıştı!

Hadi, Nevzat Kaya’nın ekonomik gücünden kaynaklı, özgüven ve görgüsüzlüğünü anlıyoruz!

Ya, Trabzonspor medya biriminin durumu ne?

Madem fotoğrafı çektiniz bari servis etmeyin!


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-haftaya-baslarken-9395.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-haftaya-baslarken-9395.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-haftaya-baslarken-9395-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/07/yeni-bir-haftaya-baslarken-9395.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/yeni-bir-haftaya-baslarken/498/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jul 2024 07:37:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FUTBOLDA YENİ ÇAĞA HAZIR MISINIZ?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Futbol, dünyanın en popüler sporu... Milyarlarca insan bir topun peşinden koşuyor...

Futbolun yıllar içinde sahadaki değişimi ve gelişimi tamam... Peki ya saha dışı trendler?.. 

Örneğin teknoloji.. Her geçen gün olayın daha fazla içine çekiliyor... VAR sistemi, veri analizi, yapay zeka gibi unsurlar, oyunun daha adil ve objektif olmasına katkıda bulunmak üzere devreye alındı... Süreç ne kadar başarılı ilerliyor tartışılır ama artık kabul etmek zorundayız ki varlar..

Teknolojinin kullanımı, orta - uzun vadede futbolun daha çekici ve eğlenceli hale gelmesine yardımcı olacak mı göreceğiz...

***

Futbol aynı zamanda ​​büyük bir endüstri haline geldi. Kulüpler ve ligler, milyarlarca dolarlık gelirler elde ediyorlar. Bu ticarileşme, başta transfer ücretlerini ve maaşları yukarıya doğru zorluyor... Futbolun ticarileşmesi, ilgiyi artırıyor gibi görünse de özellikle bazı romantik taraftarları süreçten kopartıyor.

Oyun, zaman içerisinde giderek küreselleşti de.. Avrupa'daki en iyi liglerin yanında, Amerika, Asya ve Afrika'daki ligler de popülerlik kazanmaya başladı... Örneğin bir dönem Çin, şimdilerde Arabistan transfer piyasasını alt üst ettiler... Türkiye zaten başka bir alem...

***

Özellikle Avrupa arenasında sahadaki rekabet açısından büyüklere meydan okuyan takımlar artmaya başladı... Bu durum, gelişmiş ülkelerde futbolun daha çekişmeli ve heyecanlı bir hale gelmesine katkıda bulunuyor... Bizim ülkemizde ise tersine, yönetenler eliyle iki takım ve diğerlerinden oluşan bir lig meydana getirildi..

Kuşkusuz böyle bir spor, ​​sadece oyun olmanın ötesinde, sosyal ve politik etkiye de sahip. Futbol, ​iyi tarafından bakarsanız ​insanları bir araya getiren, farklı kültürleri birbirine bağlayan güçlü bir araç... Ama diğer yandan büyük gerginlik kaynağı, ​​sosyal ve politik değişimlere yol açabilecek tehlikeli bir silah...

İleriye baktıkça teknolojileşme, ticarileşme ve küreselleşmenin daha da artacağını görmek için alim olmaya gerek yok... Buna paralel olarak, futbolun sportif rekabete ve sosyal etkiye dair bakış açısı da değişmeye devam edecek.

Futbolun geleceği, futbolseverler için heyecan verici olabilir. Değişim ve gelişim, bu sporu daha da ilgi çekici ve eğlenceli hale getirecektir. 

Asıl önemlisi sizin buna ne kadar hazır ve öncü olacağınız konusunda nasıl bir donanım taşıdığınızdır... Futbolun içerisindeki tüm unsurlar geleceğe bu gözlükle bakmalı, durumunu sorgulamalı ve güncellemesini buna göre yapmalıdır.

Aksi halde sürecin dışında kalmak olasıdır...

Yarışın içine tutunmanız dileğiyle...
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/futbolda-yeni-caga-hazir-misiniz-554.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/futbolda-yeni-caga-hazir-misiniz-554.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/futbolda-yeni-caga-hazir-misiniz-554-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/futbolda-yeni-caga-hazir-misiniz-554.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/futbolda-yeni-caga-hazir-misiniz/450/</link>
			<pubDate>Sat, 29 Jun 2024 09:34:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TRABZON SPOR ŞEHRİ Mİ…?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzon spor şehri mi? Trabzon’u yönetenler konuşmalarına başlarken; Spor şehri Trabzon, Sporun Başkenti Trabzon gibi ifadeleri devamlı kullanıyorlar. Hatta Spor Şehri yazılarını görebilirsiniz. Ancak gerçekte bu böylemi?

Bir kentin spor kenti olabilmesi uluslararası organizasyonlarda anılması ile doğru orantılıdır. Uluslararası spor organizasyonları ülkeye değil o ülkenin kentine verilir. Mesela Londra olimpiyatları, Barcelona olimpiyatları, Seul Olimpiyatları, Pekin olimpiyatları hatta bu yıl yapılacak 2024 Paris olimpiyatları gibi. Spor organizasyonları alan şehirler yapılan kalıcı güçlü tesisleri sayesinde diğer dünya ve Avrupa şampiyonaları gibi organizasyonları alarak kentin spor kenti olma özelliğinin devamlılığını sağlarlar.

Trabzon Unutulmayan spor genel müdürü Mehmet Atalay’ın kazandırdığı spor tesisleri sayesinde 2007 Karadeniz oyunları, 2011 Gençlik olimpiyatları ve spor organizasyonları yaparken daha sonra okul sporları federasyon başkanlığım dönemimde benim tarafımdan alınan 2014 ISF Hentbol Dünya Şampiyonası,2016 Gymnasiade (Okul Sporları Olimpiyatları)nı gerçekleştirdi. Bu organizasyonlar sayesinde Trabzon’un ismi duyuldu, spor turizmi ve ekonomisine büyük katkılar sağlandı.

Peki, daha sonra ne oldu? Kocaman bir hiç. Aradan geçen bunca yıldır uluslararası ölçekli uluslararası bir spor organizasyonu son sekiz yıldır ilimizde gerçekleştirilemedi. Son olarak büyük bir heyecanla 19-25 Haziran 2023 tarihinde yapılacağı söylenen ISF Atletizm Dünya Şampiyonası iki yıl boyunca ISF (Uluslararası Okul Sporları Federasyonu) web sayfasında ilan edilmesine karşın sessiz sedasız geri iade edildi. Trabzon bu sayede spor şehri adına büyük bir itibar kaybetti. Kimse bu geri iade edilmenin sebebi nedir bilmiyor? Trabzon’da tesis mi yetersiz, konaklamamı yetersiz, havaalanı mı yok? Hatta o dönem yenilenme çalışmaları başlatılan Söğütlü Atletizm Pisti çalışmaları tamamlanmamış durumda.!!!

Trabzon’da turizmi Arapların dört aylık süre içerisinde kente gelmesi üzerinden planlanması bu kentin alternatif turizminin de önünü kesiyor. Alternatif turizm de bütün ülkeler spor organizasyonlarını öncelikli hala getirirken bu kadar spor tesisi kazandırılmış Trabzon ne hikmetse bu haktan yararlandırılamıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde 50 m’lik iki olimpik havuzu yan yana göremezsiniz. Ama bu yalnız Trabzon’da mevcut.

Spor organizasyonları bir kentin kalkınmasında ve tesisleşmesinde önemli rol oynadığı gibi sosyal hayatına da büyük katkılar sağlamaktadır. Küçüğünden büyüğüne ayrım yapılmadan yapılan spor organizasyonları kentin dinamik yapısına ve gençlerinin spora yönlenmesine sebep olabilmektedir.

Demek ki spor kenti olmak için “spor şehri Trabzon” yazmak yeterli olmuyor. Hatta duraklara sporcu resimleri koymakla da olmuyor. Trabzon’da spor kültürü ve alt yapısı olduğunu gerçeğini kimse inkâr edemez. Ancak spor kenti Trabzon diyorsanız bunun gereğini yerine getireceksiniz. Bunun yolu da Uluslararası Spor Organizasyonlarının Trabzon’da branşların çeşitliğinde Trabzon’da yapılmasından geçer.

Uluslararası organizasyonlarının Trabzonlu bürokratlarının sporun yönetimin de etkin aktif olmasının katkısı büyüktür. Bugün bu gücün ortadan kalkmasıyla spor organizasyonlarının Trabzon’a kazandırılması söz konusu olmadığı gibi mevcut yapının da destek vermediği açık bir gerçek.

Demek oluyor ki, Spor şehir Trabzon, Sporun Başkenti Trabzon ismi sadece laftan ibaretmiş.  Söylemler dışında bir anlamı da yokmuş…

Günün Sözü: Kabir azabı yerine vicdan azabı anlatılsaydı, cehennemden değil kul hakkından korkan erdemli bir toplum oluşabilirdi. Albert Einstein
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/trabzon-spor-sehri-mi-6206.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/trabzon-spor-sehri-mi-6206.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/trabzon-spor-sehri-mi-6206-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/trabzon-spor-sehri-mi-6206.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/trabzon-spor-sehri-mi/313/</link>
			<pubDate>Tue, 25 Jun 2024 11:59:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SERÇEŞME]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeni yayın hayatına başladığımız bu günlerde, kurban bayramı dolaysıyla gündem çok yoğun olmadığından bende biraz “kafamı dinleyeyim” dedim.

Trabzonspor’daki transfer çalışmaları, bunun yanında Trabzon’daki kültür yolu festivali gündemin başlıkları idi. Adnan ağabey spor ile ilgili konuları gündeme taşıdığı için bende Kültür Yolu Festivali ile ilgili görüşlerimi “Kılçık” köşesinde dile getirdim…

Hem Trabzonspor hem de Trabzon’da yaşanan gelişmeler karşısında mantığımla bir türlü uzlaşamıyorum!

Trabzonspor’a bakıyorsunuz ne yaptığı belli değil! Kulüp borç batağı içinde Antony Wakayeme kurtarıcı olarak transfer ediliyor!

Ülkede ekonomik tedbirler alındığı söyleniyor, sanatla kültürle alakası olmayan isimlere binlerce dolar para ödeniyor!

Sorumluluk bölgesindeki Belediye Başkan adaylarını basından öğrenen İl ve İlçe Başkanlarının özeleştiri yapmaları gerekirken rakip partiye laf atmalarına tanıklık ediyoruz!

Çay üreticisi, açıklanan taban fiyatı yüzünden zararını nasıl kurtaracağını düşünürken, fındıkta da aynı hayâl kırıklığını yaşayıp yaşamayacağının endişesini taşıyor!

Ekonomik sorunlar yüzünden evlenemeyen işsiz gençler,10 bin lira maaşa mahkûm edilen emekliler, asgari ücret ile ancak ev kirasını ödeyebilen babalar, evde ne pişireceğini düşünen anneler, dondurmaya hasret kalan çocuklar, feleğin darbesini yiyen ve üç kuruş para ile geçinmeye çalışan engelliler!…

 “Gazetecisin, yazı yazıp topluma ışık tutmalısın” diyorum kendime!. 

Nereden başlayacağımı bilemiyorum…

Hangisi ile başlasam, konuyu gündeme taşısam diye düşünüyorum...

 Fakat nereye dokunsam elimde kalıyor.

Oturuyorum kalkıyorum, yatıyorum uyanıyorum, bilgisayarın tuşuna basıyor açıyor, sonra yine kapatıyorum!

İşin içinden çıkamayınca da, Urfalı Ozan Dertli Divani’nin “SERÇEŞME"  isimli türküsünü dinliyorum...

Yaşanılası dünyanın ne tadı ne tuzu kaldı
Ömür denen şu zamanın çoğu gitti azı kaldı

Çalışmadan yiyenlerin, derimizi giyenlerin
Nice benim diyenlerin ne izi ne tozu kaldı

Çürük ökçe, yırtık taban, kurdu kuşu ettik çoban
Gariban daha gariban, ne çulu ne bezi kaldı

Bizden geçinen kalleşler, döner geri bizi taşlar
Sıvıştı yaren yoldaşlar ne sözü ne özü kaldı

Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar
Kurudu çaylar ırmaklar, Serçeşme'nin gözü kaldı

Dertli Divani'nin varı, canandır canın öz yarı
Geçti bu devrin baharı, ne yazı ne güzü kaldı
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/sercesme-8226.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/sercesme-8226.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/sercesme-8226-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/sercesme-8226.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/sercesme/288/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Jun 2024 07:39:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SPOR MEDYASI KULÜPLERİN DÜŞMANI MI?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzun yıllardır spor medyasının içindeyim ve yaptığı işle ilgili bu kadar bilgiye uzak bir meslek gurubu daha görmedim. 

Bu mesleği icra eden çok az insanın ve bu insanları barındıran kurumların sorumluluk duygusu içinde ve belli bir fikirsel derinliği barındırarak haber ya da yorum yaptığına tanık oldum. Yüzde 99'u ise hiçbir fikir taşımadan yaptıkları haber ve yorumlarla kulüplerin iflasının baş nedeni olmak için birbirleriyle yarışıyor adeta... 

Bakın her yıl transfer mevsiminde benzer haberleri okuyoruz. "Şu kulüp dünya yıldızını getiriyor." "Bu kulüp çilek transferine doymuyor." Falanca kulüp şampiyon kadroyu kuruyor, kurdu." gibi gibi...

Ve sezon sonu gelirken, bir yıl önce dünya yıldızı, çilek ve şampiyon yapacak oyuncu statüsünde topluma zoka gibi yutturdukları futbolcular bu kez, "İstenmeyen adam", "Beklentileri karşılayamadı". “Yeni teknik direktörün planlamasında yok.” "Tam bir fiyasko çıktı" falan haberleriyle birlikte ekranlarda, gazetelerde, internet sitelerinde boy gösteriyorlar. 
Bu transfer mevsiminde de tıpkı geçen yıl, bir önceki yıl, daha önceki yıl ve hatta yayın hayatına başladıkları dönemlerdeki haber başlıklarını, yorum sığlıklarını duymaya ya da okumaya devam ediyoruz.

TÜM BU ZOKALARI SÖZDE TARAFTAR DA YUTUYOR

Acı olan ise taraftar kimliği altında kulüplerini zerre düşünmediğini gösteren kitleler de bu transfer zokalarını yemeye bayılıyorlar. Hatta, "Yok mu yeni transfer?" diye histeri krizi geçirmekten ve yapılan ama büyük ihtimalle çok verimsiz olacak her transfere alkış tutmaktan zevk alıyorlar.

 Taraftarların büyük bölümünden bir kez bile, “Bu kadar transfer yanlış, kulüpleri yabancılaştırıyorsunuz. Ekonomik iflası kaçınılmaz hale getiriyorsunuz. Aynı deneyi yapıp, farklı sonuç beklemek ahmaklıktır. Siz ahmaklık yapıyorsunuz ve bundan vazgeçin” şeklinde uyarılarla kulüp yönetimlerinin ve teknik adamların kulağına kar suyu kaçıranı görmedim desem sanırım abartmış sayılmam. 

Spor medyasına dönersek; Çok sayıda transferi körüklemeyi marifet sayıyorlar. Bunu yaparken de gerekçe olarak okunma, izlenme ve tıklanmayı göstermekten geri durmuyorlar. Oysa futbolseverlerin büyük bölümünün kültürel geriliğinden dolayı medya neyi verirse onu satın aldıkları gerçeğini atlıyorlar. Ya da durumun farkındalar da bu politika işlerine gelmiyor. 

Bu noktada taraftarların; "Altyapıda yetenekli ve A takımda oynayacak futbolcu yok mu? Artık yönetimler ve teknik adamlar üretmeye yönelsin, transferlerinden midemiz bulandı" demesini boşuna bekliyoruz. Çünkü sosyal medyada etkili olan taraftarlar böyle tavır koyarsa belki bilgi birikiminden yoksun spor medyası da bu yönde yayın yapmaya evrilme noktasına gelir. Ama tabii ki nafile ve futbol kulübü yönetme becerisi zayıf başkanlarını ve yönetimlerini de sosyal medya aracılığıyla çok da kötü yönlendiriyor... Zaten ne hikmetse yönetimler de bu güruh tarafından yönlendirmeye bayılıyorlar. 

Ve menajerlerle yakın ilişki içindeki teknik adamların listelerini ellerine tutuşturup, kulüplerin paralarını birilerinin cebine boca etmek için de sanki sabırsızlanıyorlar...

BİR TEK BİLGE İNSANA PROGRAM YAPTIRILMAZ MI?

Spor medyası demişken yine bu meslek grubuyla ilgili olarak bir büyük eksikliği daha dile getirmeden yazıma son vermeyeyim…Bu kadar spor yayını yapan televizyon var. Ulusal ve yerel gazetelerin çok sayıda sayfası spora ama çoğunlukla da futbola ayrılmış… 

Spor internet siteleri bir kenara, siyasi amaçla kurulan siteler ve en ciddi gazetelerin internet siteleri bile futbol ve transfer haberleriyle dolup taşıyor… Ama bir tekinde bile futbolun temel tekniği, sosyolojisi, psikolojisi, ekonomisi üzerine bilge tek insana yorum yaptırdıklarını göremiyorum. Bir tanesinin futbolun bilimsel yönünü ortaya koyarak halkı bilinçlendirme yoluna gittiklerine tanık olmadım. Yönetimlere, teknik adamlara yol gösterecek, taraftarı eğitecek bir tek program ya da röportaj yapıldığını duymadım. 

Spor kanallarına bakıyorum, yayın saatlerini doldurabilmek için eski programları, Avrupa’nın bilmem hangi ligi maçlarının özetlerini verip verip duruyorlar. İnsan bilgiye açlık duyanlar için: Sportif, siyasi, sosyal, kültürel, endüstriyel futbolun getirdiği ve götürdüğü, küresel sermayenin sporu kullanma nedenleri ve şekli, ekonomik, psikolojik ve toplumsal açıdan doyurucu birikime sahip insanlara programa çıkarmaz mı? Onlar aracılığıyla hem futbolseverler, hem yönetenler, hem teknik adamlar ve hem de medya mensuplarının bilgi dağarcığının genişlemesine zemin hazırlanmak istenmez mi?

Bakıyorsunuz tüm programlarda gerçekten kahvehanede bile konuşurken kendilerini dinletemeyecekler, havanda su dövüp duruyor. İnsan izlerken utanıyor. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz ve bu ülkenin spor medyası neden bu kadar sığ ve yetersizliklerle dolu olabilir? Yoksa bu spor medyası, tüm futbol kulüplerinin ve gerçek sporun düşmanı mı?
İnanın merak etmiyor değilim!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/spor-medyasi-kuluplerin-dusmani-mi-9538.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/spor-medyasi-kuluplerin-dusmani-mi-9538.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/spor-medyasi-kuluplerin-dusmani-mi-9538-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sesvertrabzon.com/images/haberler/2024/06/spor-medyasi-kuluplerin-dusmani-mi-9538.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sesvertrabzon.com/spor-medyasi-kuluplerin-dusmani-mi/259/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Jun 2024 06:10:00 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>