HÜSEYİN ÇİMŞİR'E YAPILAN HAKSIZLIKLAR!

Sesvertrabzon: Yeni hayata geçirdiğimiz bu köşede ilk olarak Trabzonspor’da en fazla hakkı yendiğini düşündüğüm isimlerden biri olan Hüseyin Çimşir’i işlemek istedim. Yani konumun ana başlığı Hüseyin Çimşir’e bu kulübü yönetenlerin ona yaptığı haksızlık(lar)… Çünkü Hüseyin, hem futbolcuyken, hem de teknik adamlık görevindeyken gerçekten kulüp adına yönetimlerce utanılacak şekilde haksızlıklara maruz bırakılmış bir isim… Hüseyin Çimşir henüz 10 yaşlarında Araklı’dan gelip altyapıda beğenilmiş ve 18 yaşında da Özkan Sümer tarafından A takım kadrosunda sahaya sürülmüş bir isimdi… Yıl 1997’ydi ve sezonun ortalarıydı… Sümer, Hüseyin ile birlikte 19 yaşındaki Selehattin Kınalı ve 17 yaşındaki Gökdeniz Karadeniz’i de oynatmıştı. O dönem başkan olan merhum Mehmet Ali Yılmaz,”Özkan Sümer’e iş başı yaptırdık, daha ilk dakikada bize 300 milyar  liralık (Liradan 6 sıfır atılmamıştı? kaynak yarattı” demişti. Sonra Sümer gitti. Gelen teknik adamlar, kendi kadrolarını kurmak için Hüseyin ve onun gibi isimleri harcama yoluna gittiler. Hüseyin Çimşir Sakaryaspor’a kiralık gönderildi. Sesini bile çıkarmadı.

TRABZONSPOR’A KARŞI HEP BOYNU KILDAN İNCE OLDU

Sezon bitti, geri döndü ama bu kez de Antalyaspor’a satıldı. Artık Bordo-Mavili kulüple organik bağı kalmamıştı. Antalyaspor’da da başarıyla forma giyiyordu. Ama Özkan Sümer başkanlık yarışını kazanınca yeni sezonda Trabzonlu futbolcuların sayısını artırmak için Hüseyin Çimşir, Muzaffer Bilazer, Selahattin Kınalı, Mehmet Yılmaz ve nihayet Fatih Tekke niteliğindeki isimleri kadroya katmak istedi. Hüseyin hiç itiraz etmeden koşa koşa geldi. Ne kadar para alacağını sormadan imza attı. Takımda çok iyi oynadı, etkili oyuncularından biri oldu. Ama ne hikmetse taraftar da, medyanın birçok etkili ismi de onu hiç sevmedi. Ama o yine de tüm tepkilere rağmen oynamaya devam etti. Bir dönem sözleşmesi biterken AEK kendisini transfer etmek istedi. Ama o, “Ben kulübüme para kazandırmadan gitmem. Kulübüme imza atayım, ondan sonra yönetim beni satmak isterse onları ekonomik olarak tatmin edin geleyim” dedi. AEK da transferden vazgeçti. Ama aradan kısa bir süre geçti ve bu kez Sadri Şener yönetimi kendisini kapıya koydu. Yine ses çıkarmadı, Bursaspor’a gitti, şampiyonluk yaşadı ve sonra da futbol hayatına veda etti.

KARAMAN TEHDİT ETTİ, TAZMİNATI ALDI VE GİTTİ

Futbol hayatı bittikten sonra teknik adamlığı seçti, bir dönem Mustafa Reşit Akçay’ın yardımcılığını yaptı. Sonra Ahmet Ağaoğlu başkan, Hayrettin Hacısalihoğlu asbaşkan ve Özkan Sümer de Sportif Direktör olunca takımın başına getirilen Ünal Karaman’ın yardımcısı rolüne layık görüldü. Yine koşarak geldi ve çalışkanlığıyla Karaman’ın en büyük destekçisi oldu. Ünal Karaman ikinci yılında sık sık yönetimle karşı karşıya geldi, sonuçta yaptığı bir açıklamada yönetime ve kulüp başkanına ağır göndermeler yaptığı için istifası istendi. Ünal Karaman, kendisine ideolojik olarak yakın olan sözde Trabzonspor taraftarlarını tesislere yığdı. Kulübü basmakla tehdit etti. Ya sezon sonuna kadar alacaklarının tümünün verilmesini, ya da taraftarın tesisleri darmadağın etmesi noktasında ültimatom verdi. Yönetim çaresiz tüm tazminatını sabah hesabına yatırdı ve Karaman ile yollar ayrıldı.  Kulübe bunları yapan yine kahraman ilan edildi, taraftarlar kendisini el üstünde tuttu. Takımın başına da Hüseyin Çimşir getirildi. O anda takım ligde üçüncü sıradaydı, kupada da yarışa yeni başlamıştı.

ÇİMŞİR TAKIMI AYAĞA KALDIRDI AMA ÖNÜ KESİLDİ

Hüseyin Çimşir ekibiyle birlikte ikinci yarı hazırlıklarını yaptı. Maçlar başladı. Trabzonspor harikalar yaratıyordu. Üçüncü sıradan, liderliğe terfi etti. Kupada da yoluna devam ediyordu. Her şey mükemmeldi. Ama bu arada Obi Mikel ve Stirridge ayrılmıştı. Yerlerine istediği isimler oldu. Sadece Bado N’diaye alındı. Diğer alınan 4 isim başkanın ve yönetimin tercihiydi ve hepsi de boş çuvaldı. Guilherme, De Costa, Bilal Basecikoğlu ve Manuil’i hatırlayan var mı? Yok değil mi? Çünkü Trabzonspor futbolcusu değillerdi. Buna rağmen Hüseyin Çimşir ve Muzaffer Bilazer önderliğindeki teknik ekiple Bordo-Mavililer şampiyon olabileceği sinyallerini vermişti. Hatta Çimşir için,”Jose Morinho Hüseyin” benzetmeleri yapılıyordu. Takım sadece kazanmıyor, rakiplerine futbol dersi de veriyordu. Takımın da kadrosu güçlü değildi aslında… Yusuf Yazıcı satılmış, bir tek yetenekli isim olarak Alexander Sorloth alınmıştı. Bu oyuncu da son dönemlerde sakat sakat oynuyor ve çok da üst seviyede verimli olamıyordu.

GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ’IN ADAMI İÇERİ SIZDIRILDI

Takım yine de çok iyi işler üretirken, bir anda teknik kadroya, “Takımda çok yabancı var. İngilizcesi iyi olan Eddie Newton isimli bir teknik adam takviye yapıyoruz” dendi. Bu isim de yanına bir başka yardımcı olarak bacanağını almıştı. Takım Başakşehir ile yarışıyordu. Ama bu Eddie Newton bu kulübün başkanı Göksel Gümüşdağ’ın en yakın adamlarından biriydi. Gümüşdağ da Saray’a yakınlığıyla biliniyordu. Devlet de, TFF de, hakemler de yanındaydı. Bir de Trabzonspor’un içine Newton’u sokturmuştu, Hem de bu Newton, yardımcı hoca olmasına rağmen Hüseyin Çimşir’den daha yüksek maaş alıyordu. Onun yardımcısı, yani dış kapının yan mandalı bacanağı da birinci yardımcı Muzaffer Bilazer’den yüksek ücret alarak büyük jeste mazhar olmuştu. Herkes şaşırmıştı. Hüseyin Çimşir atmosfer bozulmasın diye ses çıkarmadı. Bu Eddie Newton kafasına göre hareket ederken, yabancı futbolcuları da sürekli fitneliyordu. “Ben olsam sizi böyle oynatırdım, şöyle oynatırdım” diyerek Hüseyin Çimşir’e karşı kışkırtıyordu. Çimşir’in tüm morali bozulmuş, enerjisi azalmış, modu düşmüştü. Ama buna rağmen zirve yarışına devam ediyordu.

AHLAKSIZCA İŞİNE SON VERİLDİ, FİNAL ÇOK GÖRÜLDÜ

Bordo-Mavili takım Kupada da yarı finalde Fenerbahçe’yi İstanbul’da kendi evinde mağlup ederek finale yükselmişti. Sezonun bitmesine sadece 2 hafta kalmıştı. Acı ki büyük tuzak kurulmuş, Hüseyin Çimşir’i yeme ve yok etme operasyonu başlamıştı. Göksel Gümüşdağ’ın Trabzonspor’un içine soktuğu Eddie Newton’a Ahmet Ağaoğlu ve yönetim aşkı öyle büyümüştü ki, lig biterken hiç beklenmedik bir şekilde, hem de kupa finali arifesinde Hüseyin Çimşir’in işine son verildiği açıklanmıştı. Yani idam sehpasına götürülen bir isimdi Hüseyin Hoca… Ona bir kupa finalinde takımın başında çıkma şansı bile tanınmamış tam ahlaksızlıkla açıklanacak bir son layık görülmüştü. Hüseyin Çimşir yine sesini çıkarmamış, çok sevdiği camianın yıpranmaması için köşesine çekilmeyi tercih etmişti. Yine kenarda beklemeye devam ediyor. Bunları neden mi yazdım? Bu kulübün ve taraftarının Eddie Newton’a, Abdullah Avcı’yı, Ünal Karaman’a, Nenad Bjelica’ya, Ersun Yanal’a ve benzerlerine gösterdiği tahammülü, olanakları, ceplerine tıkıştırılan paraları hatırladıkça isyan edesi geliyor insanın…

Hüseyin Çimşir’i düşündükçe de, “Trabzonsporlu olmanın mutlaka kötü bir bedel ödemek için gerekçedir” diyesim geliyor ister istemez…

Hüseyin Çimşir Özkan Sümer Karaman Muzaffer Bilazer Eddie Newton Ahmet Ağaoğlu