31.10.2025 KILÇIK
ÖĞRENCİNİN EN BÜYÜK YÜKÜ: KİRA VE DOLMUŞ
Trabzon, bir öğrenci kenti…
Her yıl binlerce genç, Karadeniz’in bu güzel şehrine hayallerle geliyor. Ancak son yıllarda bu hayaller, giderek ağırlaşan ekonomik yüklerin altında eziliyor.
Barınma ve ulaşım…
İki kelime ama bir öğrencinin bütün yaşamını belirleyen iki temel mesele.
KYK yurtlarının kapasitesi sınırlı. Herkes yer bulamıyor.
Yurt çıkmayanlar, mecburen ev kiralıyor. Ancak kiralar öyle bir seviyeye gelmiş ki, iki arkadaş birleşip ev tutsa bile, kişi başı gider asgari ücretli bir işçinin maaşına yaklaşmış durumda. Üstelik bunun elektrik, su, doğalgazı da var…
Bir de ulaşım…
Okul uzak, ev şehir merkezinden dışarıda, dolmuş ücretleri her yıl katlanıyor. Sabah okula git, akşam dön; ay sonunda cüzdan delik deşik. Öğrencinin bursu, aldığı harçlık ya da part-time maaşı, dolmuş parasına ve kiraya yetmiyor.
Trabzon’da öğrenciler, artık sadece ders değil, hayatla da mücadele ediyor.
Bir yandan eğitim görmek istiyorlar, diğer yandan geçinebilmenin derdine düşüyorlar. Dolmuş ücretlerinin yüksekliği, kira bedellerinin artışı, şehir yaşamının zorlukları… Bunların hepsi bir araya gelince, “üniversite hayatı” denilen dönem, gençler için keyiften çok sıkıntıya dönüşüyor.
Bu şehir, gençleriyle güçlüdür.
O yüzden yerel yönetimlerin, üniversite yönetimlerinin ve hatta esnafın, öğrenciyi “kazanç kapısı” olarak değil, “geleceğin teminatı” olarak görmesi gerekir.
***
DOLMUŞTA SESİN AYARI KAÇINCA …
Trabzon’un dolmuşuna binmek, aslında kentin küçük bir özeti gibidir.
Kimisi aceleyle işe gider, kimisi okula… Kimisi de sadece sessiz bir yolculuk ister.
Ama ne mümkün!
Bir noktada mutlaka bir vatandaş telefonu açar ve dolmuş bir anda “canlı yayın” moduna geçer.
“Ha uşak n’apıyson, maçı izledin mi?”
Cümle masumdur ama ses tonu mikrofonsuz bir miting gibi…
Karşındaki bir kişiyle konuştuğunu zanneder ama aslında dolmuşun tamamına hitap eder.
Yanındaki çocuk ödevini yapamaz, yaşlı teyze dua etmeye ara verir, herkes o konuşmanın mecburi dinleyicisi olur.
Kusura bakmayın ama bu samimiyet değil, saygısızlıktır.
Kamusal alanda ses tonunu ayarlamak nezaketin en basit hâlidir.
Bu şehirde herkesin kendi derdi, kendi yorgunluğu var.
Kimse sabah sabah başkasının telefondaki hikâyesini dinlemek zorunda değil.
Bir de hoparlör meselesi var ki, artık sabır taşını bile çatlatır.
Telefonu hoparlöre alıp yüksek sesle konuşanlar...
Bütün araç sizin özel hayatınızdan haberdar oluyor.
Bu kadar paylaşım sosyal medyada bile fazla!
Dolmuşta ise affedilir gibi değil.
Trabzon insanı konuşmayı sever, orası doğru.
Ama unutmayalım, yüksek ses samimiyet göstergesi değildir.
Aksine, çevresine duyarsızlığın işaretidir.
Sesimizi biraz kısmak, hem kültürümüzü hem kentimize yakışan nezaketi gösterir.
Bir de şu var:
Şoför direksiyonda, gözünü yoldan ayırmadan bizi taşımaya çalışıyor.
Sen arkada telefonla gülüp bağıra bağıra konuşurken, hem dikkat dağıtıyorsun hem ortamın huzurunu kaçırıyorsun.
Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.
Bu kural dolmuşta da geçerlidir, otobüste de.
Sevgili hemşehrilerim,
Yolculuk kısa olabilir ama insanlık sınavı uzun sürer.
Biraz empati, biraz saygı, biraz da sessizlik...
Ne bize bir şey kaybettirir, ne yolumuzu uzatır.
Son söz:
Trabzon’un sesi zaten gür;
Bir de dolmuşta yankılanmasına hiç gerek yok.
***
TRABZON’DA SOKAK CANLARINA SEVGİ ELİ
Trabzon sokakları… Rüzgârı, denizi, tarihi dokusu ve tabii ki insan sıcaklığıyla bilinir. Ama bazen en güzel yanlarını, küçük ama anlamlı davranışlarda görürüz. Son zamanlarda şehrimizde dikkatimi çeken çok güzel bir tablo var: Sokaktaki canlarımız… Onlar, yani sokak hayvanlarımız, artık yalnız değiller.
Bazı mağazalar, kışın soğuk günlerinde sokaktaki canlarımızın mağazalarına girip uyumalarına izin veriyor. Bazıları ise iş yerlerinin önüne mama kabı ve su bırakıyor. Daha da güzeli, bazı vatandaşlarımız ellerinde mama torbalarıyla sokak canlarını besliyor.
Düşünsenize… Bir yanda şehir hayatının yoğunluğu, koşturmacası, trafik… Öte yanda ise insanlar, sadece küçük bir duyarlılıkla, sevgiyle ve merhametle hareket ediyor. Bu, aslında bize büyük bir mesaj veriyor: Dünyayı değiştirmek için büyük işler yapmak gerekmez; bazen bir kap mama, bir tas su, bir canın hayatında fark yaratır.
Trabzon’da bu küçük ama etkili iyilik hareketi, şehirdeki insanın kalbini, merhametini ve paylaşma kültürünü ortaya koyuyor. Sokaktaki canlara uzatılan bu sevgi eli, aslında insanlığımızın hâlâ güçlü olduğunun bir göstergesi.
Umarım bu güzel örnekler yayılır, çoğalır ve herkes fark eder ki, hayvan sevgisi sadece bir duygu değil, yaşam biçimi ve sorumluluktur. Trabzon’da bir köşe başında duran mama kabı, belki de bir sokak canının hayatını değiştirebilir. Ve kim bilir, belki de o can, bize karşılık olarak sadece minnettarlığını bir bakışla gösterecektir.
İşte böyle küçük ama samimi adımlar, şehrimizi sadece yaşanabilir değil, aynı zamanda insan ve hayvan dostu bir yer hâline getiriyor. Ve bunu görmek, insanın içini ısıtan en güzel manzaralardan biri…
***
UĞURCAN VE ESKİ TAKIMINA KARŞI DUYGULAR
Süper Lig’in 11. haftasında zirveyi yakından ilgilendiren bir mücadeleye sahne olacağız. Lider Galatasaray, sahasında ikinci sıradaki Trabzonspor’u ağırlayacak. Maç öncesinde gözler, sezon başında Trabzonspor’dan rekor bonservis bedeliyle Galatasaray’a transfer olan milli kaleci Uğurcan Çakır’ın üzerinde.
Bir etkinlik çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uğurcan’a, “Gözler senin üzerinde. Eski takımına karşı oynayacaksın. Neler hissediyorsun, hem Trabzonspor hem Galatasaray cephesi için ne söylemek istersin?” sorusu yöneltildi. Milli eldiven, soruya kısa bir yanıt verdi: “İnşallah kazanacağız.”
Bu açıklama, bordo-mavili taraftarlar arasında hoş karşılanmadı. Trabzonspor taraftarları, Uğurcan’dan en azından “Hak eden kazansın” demesini bekliyordu. Bu, duygusal bir yaklaşım olurdu; geçmişin bağı ve sevgi dolu bağlamı, bir nebze olsun taraftarın gönlünü hoş ederdi.
Ancak unutulmamalı ki, Uğurcan artık Galatasaray’ın profesyonel bir futbolcusu. Elbette takımının kazanmasını isteyecektir; çünkü futbolun değişmez bir mantığı vardır: Oyuncunun veya teknik adamın takımı olmaz, mesleği vardır ve bu meslekten ekmek kazanır.
Dolayısıyla bu iki kelimelik açıklama, profesyonelliğin bir göstergesidir. Taraftarlar duygusal beklenti içindeyken, futbolun gerçeği biraz daha pragmatiktir. Uğurcan, saha içinde eski takımına karşı mücadele ederken, profesyonel bir oyuncunun mantığını ve sorumluluğunu yerine getirmektedir.
Galatasaray-Trabzonspor karşılaşması, Süper Lig’de zirve yarışının seyrini belirleyecek önemli maçlardan biri olarak dikkat çekiyor. Uğurcan’ın performansı kadar, taraftarın duygusal beklentileri ve futbolun profesyonel mantığı da bu maçta birleşen iki farklı dünyanın yansıması olarak öne çıkıyor...