31.08.2024 KILÇIK

ÖZÜR DİLEME YERİNE İSTİFA ETMELİYDİ

Trabzonspor teknik direktörlüğü görevinin bugün resmi olarak sonlanması beklenen Abdullah Avcı’nın koltuğunu korumak ve her koşulda toplumu saf yerine koyma ve algı yaratma açısından verdiği mücadeleyi, takımı çalıştırma konusunda verebilseydi şimdi çok farklı şeyler konuşuyor olurduk.

Ancak Avcı her kötü sonuçta, “Takımda olumlu gelişmeler var. Gelecekte iyi olacağız. Sabır istiyoruz. Taraftardan özür diliyoruz. Bu yaşananları telefi edeceğiz” şeklinde sayısız açıklamada bulundu. Özür bir insanın hatasını anlaması ve bir daha da aynı hatayı yapmayacağına dair verdiği sözdür. Yani bir olayla ilgili, bir kez özür dilenir. Sonrasında ise gereği yapılır. Abdullah Avcı’nın bu noktada yapması gereken şey taraftardan özür dilemek değil, istifa etmek olmalıydı. Çünkü istifa erdemli insanların işidir.

İNSAN GİTMEYİ DE BİLMELİ DEĞİL Mİ?

Abdullah Avcı şansının da ve koşulların yardımıyla Trabzonspor’un şampiyon olmasında rol oynadı. Ancak ondan sonraki süreç tam bir felaket…

Bir kez bile taraftarın beklentilerine yanıt verecek iş üretemedi. Sayısız transferler yaptı, her birini alladı, pulladı ama büyük çoğunluğu tam bir fiyasko çıktı. Bordo-Mavili kulübü yöneten Ertuğrul Doğan da biliyoruz ki, Avcı’ya derin bir hayranlık duyuyordu. Aralarında da ağabey-kardeş ilişkisi var. Taraftarın önemli bir bölümü de yine Doğan’ın gazıyla birlikte Abdullah Avcı’ya sempatiyle baktı. Ona büyük opsiyonlar tanıdı. Ama artık zurnanın zırt dediği yere gelindi. Yani geçen sezondan itibaren yaşanan travmalar sonunda insan tatlı anılar yaşadığı bir yerde onları unutturacak eylemlerde bulunmadan şapkasını alıp gitmesini bilmeliydi… En azından saygınlığını bir ölçüde koruma amacı gütmeliydi…

KENDİSİNE ZERRE SAYGISI YOKMUŞ!

Abdullah Avcı’dan beklenen özür dileyerek zaman kazanmak değil, gelinen noktada en azından çok sevdiğini söylediği Başkan Ertuğrul Doğan’ı çok daha zor durumlara düşürmeden istifa mektubunu verip, bir lira bile talep etmeden veda etmekti. Bugüne kadar Trabzonspor’a verdiği tüm fahiş zararları bile unutturabilmenin yoluydu böyle bir eylem…

‘Yok illa da tazminat alıp gideyim’ demenin dışında bir tavır içine girmeliydi Abdullah Avcı…

Böyle yapsaydı Trabzon kenti onu bir daha misafir olarak yine kapılarını açabilirdi. Her Trabzonlunun gözünde para göz, çıkarı için yapmayacağı madrabazlık olmayan kişi olarak anılırdınız. Bu güne kadar Trabzonspor kulübüne gerçekten yazık ettiniz, ediyorsunuz. En azından kendinize saygınızı korumak için istifa edip tazminat bile verilse bunu kabul etmeden ayrılmanız en doğru yoldu. Fakat görülen o ki yine yüklü bir tazminat alarak gitme yoluna gidiyorsunuz.

Kendinize de çok yazık ediyorsunuz…

***

AVCI GÜZELLEMELERİNİZE NE OLDU?

Ülkemizde ne yazık ki spor medyası sebeplere değil sonuçlara bakarak hareket ediyor. Bir takım, her hangi bir karşılaşmada farklı kazanıyor. Futbolcularına da, teknik direktörlerine de övgüler yağdırıyorlar. Bir maç sonra aynı takım yenilince bu kez o futbolcular ve teknik direktörler yerin dibine batırılıyor.

Oysa gazeteci aydın insan olmalı…

Bir takım zaman zaman kötü de olabilir, zaman zaman iyi sonuçlar da alabilir. Bunlar bir takımın futbolcularını değersiz ya da çok değerli kılmaz. Aynı şey teknik direktörler için de geçerlidir. Yani teknik adam bir takımın başına geçtiğinde zaman zaman iyi sonuçlar aldığında bulutların üzerine yükseltilmemeli, kötü sonuçta da yerin dibine batırılmamalı… Gazeteci, bu takımı da oyuncularını da, teknik direktörlerini de genel olarak bir bilimsel süzgeçten geçirir ve kararını verir. Sonuçlara göre hareket etmez, geleceği görür ve uyarılarını yapar. Diğer türlüsünü zaten tribündeki taraftar da yapıyor. Ama dün dediğini bugün unutan bu medya şarlatanları her dönem kendilerini önemli koltuklarda bulabiliyor. Çünkü sorun gazete, TV ve internet sitelerini yönetenlerin de vizyonsuzluğundaydı.

Neyse geçelim!...

SAHA SONUÇLARI GERÇEKLERE SİZİ KÖR ETMİŞTİ

Trabzonspor’da artık Abdullah Avcı’nın ikinci dönemi de sona eriyor. Avcı ilk teknik direktör olduğunda kolay maçlar vardı. Çok zor da olsa bunları kazandı. Kendisinden önce iş başında kesinlikle teknik direktör olmayan zavallı bir Eddie Newton vardı.

Onun ardından teknik direktörlük yapmak dünyanın en kolay işiydi. Takım 8’nci haftada 17’nci sıradaydı ama zaten ligin başıydı. Avcı ile birlikte 4’ncü sıraya yükselince bir anda sihirbaza dönüştü bu isim… Bunu yapanlar da koca koca spor yazarları ya da gazetecileriydi. Ardından bir şampiyonluk yaşandı. Ama yarışın içinde ne Fenerbahçe, ne Galatasaray, ne Beşiktaş vardı. Konyaspor ile yarışan bir Trabzonspor söz konusuydu.

Hakemler tek bir aleyhte hata yapmadı. VAR bir kez olsun Bordo-Mavilileri mağdur etmedi. Buna rağmen ikinci yarı başladığında Fenerbahçe ile aradaki 21 puanlık fark son haftalara girerken 6 puana düşmüştü. Hem de Fenerbahçe’nin başına İsmail Kartal gibi vizyonsuz bir isim gelmişti. Ama yaşananların hiçbiri sizi ilgilendirmedi. Saha sonuçları gerçeklere sizi kör etmişti. Ya da hiçbir olguyu doğru değerlendiremeyecek kadar kördünüz.

BU TABLONUN SORUMLUSU SİZLERSİNİZ DE!..

Şampiyonluk sezonunda Trabzonspor birçok maçı bireysel performanslarla elde etti.

Ama büyük kesim aslan payını Abdullah Avcı’ya verdi. Hiç kimse ikinci yarıdaki büyük düşüşü dikkate bile almadı. Abdullah Avcı adeta ilah ilan edildi. Ona hiç kimse toz kondurmuyordu. Oysa biz birkaç kelaynak Avcı iş başına gelmesin diye büyük çaba harcadık. Onun teknik adam olarak misyon ve vizyonunun Trabzonspor’a uyumlu olmadığını, liderlik vasfının zayıflığını dile getirdik. Tüm hünerlerinin iktidara yakınlığından kaynaklandığını anlattık. Kimseye dinletemedik. Geçen sezon yeniden takımın başına getirilirken de karşı çıktık.

Fakat Türkiye’de ulusal TV ya da gazeteler, Abdullah Avcı ile Trabzonspor’un uçuşa geçeceğini dile getiriyor ya da kaleme döküyordu. Takım üçüncü oldu diye neredeyse bayram ilan edilmişti. Oysa şampiyondan 35 puan az toplanmasının utancı hiç gündeme getirilmemişti. Bu sezon da transferler yapılırken, Abdullah Avcı’ya da güzellemeler yapanlar, Avrupa’da sıradan takımlara elenmenin sonucunda “İstifa” naraları atmaya başlamışlardı. Ne oldu Abdullah Avcı güzellemelerinize…

Yoksa, “Dün dündür, bugün bugündür” mantığının medyaya yansımış izdüşümüsünüz? Sizler için inanın de diyeceğimi bilemiyorum. Tek bildiğim sizin gibi futbol felsefesi yerlerde sürünenlerin Türk futboluna yön verecek noktalarda bulunmanızın dayanılmaz acısını çektiğimizdir. Ve kulüplerin bugün bulunduğu noktanın sorumlusu yönetimler ve teknik adamlar kadar sizlersiniz de!...

Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın…

***

AVCI’NIN KADIOĞLU’NA YANITI VE BİR ANI!

Ses Ver Trabzon’un genel yayın yönetmeni Atakan Kadıoğlu, Trabzonspor ile yollarını ayırma aşamasında olan ve bugün resmi olarak gitmesi beklenen teknik direktörü Abdullah Avcı’nın iki kez basın toplantısına gitti, sorular sordu ve tartışmanın odağına oturdu. Büyük taraftar kitlesi Kadıoğlu’nu sorularından dolayı kutlarken, özellikle yönetime ve Avcı’ya biat etmiş bir kesim de tepkilerini gösterdi. Atakan Kadıoğlu, sorduğu soruların bedelini ise Trabzonspor Watsapp grubundan çıkarılmakla ödedi. Zaten ülkemizde işini doğru yapanlar cezalandırılmazsa olmaz…

Neyse…

Kadıoğlu son basın toplantısında Avcı’ya; “Siz Rapit Wien maçından sonra, Rakibimiz yüzde 80-90 geçen sezonki kadroyla devam ediyor. İstikrarlı oldukları için de daha oturmuş bir takım’ ifadelerini kullandınız. "Madem istikrar başarı getiriyor, siz neden şampiyonluk sezonundan sonra 13 transfer yaptınız? Ve size tepki gösteren sosyal medya taraftarlarına ‘buhar’ dediniz. Artık tribünler de tepki gösteriyor. O taraftarlarda mı size göre buhar mı?” sorularını yöneltti.

SÜMER KONGREDE YILMAZ’I YERDEN YERE VURMUŞTU

Abdullah Avcı belli ki bu kez dersine iyi çalışmış ki, “Şu anda takımın önünde çok önemli bir maç var. Hep birlikte bu maça odaklanalım, bu soruların yanıtını daha sonra bir basın toplantısında açıklarım” karşılığını verdi. Sanki her hafta özel bir basın toplantısı düzenliyormuş gibi…

Ama iyi kıvırmaydı doğrusu…

Bu diyaloğu izleyince aklıma yıllar önce yaşadığım bir anı geldi. Özkan Sümer, 1990’lı yılların başında genel kurulda, dönemin başkanı Mehmet Ali Yılmaz’ı yerden yere vuran ve, “Faşist, diktatör, tek adam, kulübü kendisine bağımlı hale getirmek isteyen kişi” gibi çok ağır ifadeler kullanmıştı.

Hatta kongrede söz alanların sürekli Yılmaz’ı övmesi nedeniyle de, “Mehmet Ali, Mehmet Ali… Bu kongrede 27 kez Mehmet Ali’nin ismi geçti ama bir kez Trabzonspor’un adını anmadınız. Bu kulübün küçüklüğünü değil, sizin küçük düşündüğünüzü gösterir. Ama biz halkız yeniden doğarız ölümlerde” sözleriyle de tam bir demagoji dersi vermişti. Kongrede yaptığı konuşma izleyenler, yani üyeler tarafından dakikalarca ayakta alkışlanmıştı.

SİSTEME UYMAYA KARAR VEREN SÜMER!

Bu kongrenin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra dönemin Belçikalı teknik direktörü Urbain Braems ile yollar ayrılmıştı. Bazı yöneticilerin de etkisiyle Mehmet Ali Yılmaz, Özkan Sümer’i takımın başına getirdi. Sümer İstanbul’da Yılmaz ile son görüşmeyi yapıp, iş başına geçmek için Trabzon’a gelecekti. Bizler de gazeteciler olarak hava alanının yolunu tuttuk.

Şahsım olarak Özkan Sümer’e çok ağır sorular soracaktım. Kafamda hepsini tasarlayıp, sıraya koydum. Sümer, aprondan gözükünce herkes mikrofonları ağzına dayadı, kameralar açıldı. İlk soruyu, “Sayın Sümer daha 6 ay önce diktatörlükle, faşistlikle, tek adamlıkla suçladığınız Mehmet Ali Yılmaz ile şimdi çalışma kararını aldınız. Böyle bir çelişki olabilir mi?” dediğimde yanıtı, “İnsan ya sistemi kendine uydurur, ya sisteme uyar. Ben de tek başıma sistemi kendime uyduramayacağımı gördüğüm için sisteme uymaya karar verdim” şeklinde oldu.

Öyle bir yanıt vermişti ki, belli ki dersine iyi çalışmıştı, gelecek soruları anlamıştı. Böyle bir yanıttan sonra kafamdaki tüm eleştiri içeren sorular anlamsız kalmıştı. Muhalefet bayrağını göndere çekeceği düşünülen ama sisteme uymaya karar veren bir kişiye soru sormanın anlamı var mıydı? Avcı’nın yanıtı da, Sümer’in bana verdiğine benzer bir çağrışım yaptı.

Aslında bu U dönüşünün söze bürünmüş haliydi. 

***

TEK TEK KAPATIN BAKALIM!

Trabzon’da bir zamanlar Tütün Fabrikası vardı. Binlerce insan istihdam ediliyordu. Binlerce insan emekli olmuştu. Fabrika kapandı yerine Alışveriş Merkezi yapıldı.

Üretimden tüketime döndük. Nerede işleyen bir fabrika varsa kapatmak adet oldu. Şimdi de aynı kader ağı Tonya’da örülüyor. Tonya ilçesinde 1968 yılında kurulan Tonya Süt Ürünleri Kooperatifi’nde üretim durdu. 55 yıldır üreticiyi destekleyen kooperatifin kapanması yöre halkını da olumsuz etkileyecek. 3 bin ortağı olan kooperatiften elde edilen ürün Türkiye’nin her tarafına  satışı vardı. Zarar şu anda 18,5 milyon lira. Ziraat Bankası’na bir milyar 8 milyon lira borcu var. Şimdi bunu yapılandırdı en son yönetim 50 bin lira taksit ödüyordu.

En son faizler yükselince ana para 50 bin lira, faizi 120 bin lira oldu. O şekilde olduğu için artık onu da ödeyemediler. Üreticinin de hakkını vermediler. Yani diyelim ki; şu anda 13-14 liraya süt alıyorlar. Bu sefer üretici başladı sütün kremasını almaya, yani bir şekilde zararını çıkaracak.

Orada da artık işler dönmemeye başladı. Bir de etrafta özel işletmeler açıldı. Onlar da bu kooperatifi bitirmek için tabii ki ellerinden geleni yaptılar. Bu yönetim ve birlikte gelen ekonomik sorunlar bir kooperatif modeline son verdi. Sonra kilit vuruldu kapısına

***

TRABZON GÜNLERİ ARTIK OLMAYACAK!

Trabzon Dernekleri Federasyonu Başkanı İsmail Şatıroğlu, yaklaşan genel kurul öncesinde yeniden aday olduğunu duyurdu.

Şatıroğlu başkan yeniden adaylığını açıkladı eyvallah ama cevap bekleyen birçok ta soru var. İstanbul’da yapılan Trabzon Günleri’nden bugüne kadar nasıl bir gelir elde edildi. Bu gelirin ne kadarı Federasyona ne kadarı başka işlere harcandı konusu hep cevapsız kaldı. Trabzon Dernekleri Federasyonu'nun mali tablosu nedir? Gelirler nerelere harcandı?  Şatıroğlu başkan bu konuda nedense hep sessiz hep suskun! 

Zaten Trabzon Günlerinin de artık bir önemi ne bir getirisi ne bir cazibesi kaldı. Birilerinin menfaatinden öte hiçbir kazanımı yok. O yüzden İstanbul ve Ankara’da yapılan Trabzon Günleri'nin bir daha yapılmaması gerek. Çok büyük bir külfet çok ciddi masraf. Belediyeler ve kamu kurumları da zaten artık bu etkinliklere katılma taraftarı değil..