30.06.2025 KILÇIK
UĞURCAN ÇAKIR FIRTINASI DİNDİ
Son bir haftadır Trabzonspor camiası, kaptan Uğurcan Çakır’ın transfer iddialarıyla adeta sarsıldı.
Sosyal medyada yankı bulan "Fenerbahçe mi, Galatasaray mı?" tartışmaları gündemi meşgul ederken, Uğurcan hem Fenerbahçe hem de Galatasaray ile temas kurdu. Ancak nihai kararını Galatasaray’dan yana verdi.
Bu tercihinde Galatasaray’ın UEFA organizasyonlarında yer alacak olması ve yakın arkadaşı Eren Elmalı'nın sarı-kırmızılı ekipte forma giymesi belirleyici oldu. Avrupa arenasında boy göstermek isteyen bir oyuncu için bu oldukça cazip bir fırsattı. Fakat tüm bu görüşmeler yapılırken, Uğurcan’ın kalbi hâlâ Trabzon’da, Trabzonspor’daydı.
Uğurcan, karakteri gereği içine kapanık, kendi dünyasında sakin kalan ama çevresinden değer görmek isteyen bir yapıya sahip. Ancak aldığı para, takım içindeki diğer oyunculara kıyasla oldukça düşüktü. Bu durum onun iç dünyasında sessiz bir serzenişe neden oldu:
“Madem beni bu kadar seviyorsunuz, kalmamı istiyosunuz; neden ekonomik olarak mağdur ediliyorum?”
Bazen “göz kirpiği görmez” derler ya Uğurcan’ın yaşadığıda tamda bu …
Belki de Trabzonspor yönetimi, “Zaten bizim futbolcumuz” düşüncesiyle Uğurcan’ın ruh haline yeterince eğilemedi.
Oysa Uğurcan, yapısı gereği kolay kolay talepte bulunabilecek biri değil. Anlaşılan o ki, taraflar arasında ciddi bir iletişim eksikliği yaşanmıştı.
Tıpkı atasözündeki gibi: “Dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.”
Bu belirsizlik ortamında devreye Başkan Ertuğrul Doğan girdi. “Uğurcan’ı Türkiye’de hiçbir kulübe vermeyeceğiz, ne bedel ödenirse ödensin!” açıklaması camiaya adeta nefes aldırdı.
Ardından Uğurcan’ın finanssal düzenlemesi yapıldı, gerekli ekonomik adımlar atıldı ve sorun çözüldü.
Olası bir ayrılık, hem taraftar hem kulüp hem de oyuncu için derin bir kırılmaya neden olabilirdi. Ama doğru zamanda kurulan doğru diyalog, bir krizi önledi.
Elbette temennimiz, bu tarz sorunların daha erken fark edilmesi, camia böyle konularla meşgul olmadan çözüm sağlanmasıydı. Fakat her büyük kulüpte, her güçlü camiada zaman zaman bu tür süreçler yaşanabilir. Önemli olan, krizin büyümeden doğru yönetilmesi ve doğru zamanda müdahale edilmesidir.
Yeni sezon öncesi antrenmanlar başlamadan bu konunun tatlıya bağlanmış olması Trabzonspor adına son derece hayırlı oldu. Artık gözler, bordo-mavili formayı giyecek yeni transferlere çevrildi.
Kaptan yerinde kaldı. Şimdi sırada, onun liderliğinde büyük hedeflere yürümek var.
***
KÜLTÜRÜN YOLU ANKARA'DAN MI GEÇER?
Her şey Ankara’dan mı başlar, Ankara’da mı biter? Son yıllarda bu soruyu sormaktan dilimizde tüy bitti. Şimdi de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Trabzon’da düzenlemeye hazırlandığı "Kültür Yolu Festivali" gündemde. Kağıt üzerinde kulağa hoş geliyor: Sanatçılar gelecek, konserler verilecek, sokaklar canlanacak, şehir kültürle buluşacak. Ne güzel, değil mi?
Ama durun bir dakika.
Şehir kültürle buluşacak diyoruz ama, şehrin kendisi bu buluşmanın neresinde? Trabzon’un esnafı, sivil toplum kuruluşları, yerel sanatçısı, basını... Hiçbirinin bu organizasyonda sesi yok, sözü yok. Daha doğrusu kimse onlara "Ne dersiniz?" diye sormamış bile. Festivalin ayak seslerini Ankara’dan duyduk, Trabzon’da hâlâ kimse ne olduğunu tam olarak bilmiyor.
Geçmiş yıllarda da aynı tabloyu gördük. Masa başında hazırlanan programlar, yerel gerçeklerle çarpışınca ortaya ne kültür kalıyor, ne de yol. Festival bitiyor, şehre kalan sadece birkaç afiş, unutulmuş sahneler ve "ne oldu da biz bu işin dışında kaldık?" sorusu oluyor.
Oysa bu tür organizasyonlar yerel dinamiklerle yürür. Şehrin ruhunu taşıyanlar, o şehirde nefes alanlardır. Trabzon, tarihsel ve kültürel derinliği olan bir şehir. Onu tanımadan, ona danışmadan yapılan her etkinlik, isterse yüz sanatçı sahne alsın, yüzeyde kalmaya mahkûmdur. Kültür dayatmayla değil, diyalogla gelişir.
Bir şehri sevmenin yolu, o şehirle konuşmaktan geçer. Kültür Yolu Festivali’nin gerçekten bir “yol” açmasını istiyorsak, önce Trabzon’un kendisine kulak verelim. Aksi takdirde, bu yolun sonunda yalnızca bir kültür boşluğu kalır.
***
ÇELEBİ DÖNEMİ ÇÖKÜŞLE ANILACAK!
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TTSO), yönetilmiyor; savruluyor. Bugün gelinen noktada oda, iş dünyasına yön vermek bir yana, kendi içinde bile tutarlılığı kaybetmiş durumda. Son meclis toplantısında yaşananlar bunu açıkça ortaya koydu. Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Üçüncüoğlu’nun, Başkan Erkut Çelebi’yi kürsüden eleştirmesi değil mesele; asıl sorun, bu eleştirilerin artık içerde bile gizlenemez hale gelmesi.
Erkut Çelebi, göreve gelirken büyük sözler verdi. Ama hepsi boş çıktı. Üyeye dokunmayan, kente katkı sağlamayan, üretmeyen bir anlayışla dört yıl geçirildi. Ortaya elle tutulur hiçbir proje koyamayan bir yönetim var karşımızda. Kurumun itibarı yerle bir oldu. Oda meclisi, danışma yeri olmaktan çıktı; kavga ve hesaplaşma alanına döndü.
Başkanlık koltuğunda oturan Çelebi, artık yalnız. Ekibini bir arada tutamıyor, güven vermiyor. Sessiz kalmayı yöneticilik sanıyor. Sorumluluk almaktan kaçan, eleştiriyi düşmanlık gibi gören bir tavır sergiliyor. Bu tutum, sadece odayı değil, Trabzon iş dünyasını da zayıflatıyor.
Bugün TTSO’da liderlik boşluğu var. Bu boşluk, vizyonsuzlukla birleşince ortaya sadece dağınıklık değil, umutsuzluk çıkıyor. Yönetim içinde yeni adaylar konuşulmaya başladıysa, bu başarısızlığın en açık göstergesidir. Aynı ekipten çıkan rakipler, mevcut başkana güvensizliğin ilanıdır.
Trabzon’un böyle bir kurumu taşıyacak lüksü yok. TTSO, kent ekonomisini büyütecek projeler üretmesi gerekirken, kendi içine kapanmış, günü kurtarmaya çalışan bir yapıya büründü. Bu tablo sürdürülemez. Artık kişisel hesaplar değil, Trabzon’un ortak çıkarı düşünülmelidir.
Erkut Çelebi ve yönetimi, bu dönemi kayıp hanesine yazdırmıştır. Giderek küçülen bir vizyonla, kente değil, koltuğa hizmet etmişlerdir. Seçim yaklaşırken üyeler sadece kimin aday olduğuna değil, ne yaptığına bakmalı. Çünkü bir kurumu temsil etmek, sadece seçim kazanmakla değil, güven kazanmakla olur.
***
BELEDİYELERDE TEHLİKE ÇANLARI!
Trabzon’daki belediyeler adeta parasızlıktan kan ağlıyor. Büyükşehir Belediyesi de, Ortahisar Belediyesi de bırakın yatırım yapmayı, ayakta kalmanın mücadelesini veriyor. Personel maaşlarını ödemekte bile zorluk yaşanıyor. Kasalarda para yok, günlük rutin ödemeler bile yapılamıyor. Durum oldukça vahim.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi, büyük bir borç yükünün altında eziliyor. Belediyeyi ayakta tutabilmek için neredeyse her meclis toplantısında kredi çekme yetkisi isteniyor. Ufak tefek bazı yatırımlar yapılıyor, ama kasada kuruş para yok. Belediyenin finansal yapısı, sadece kredilerle nefes alabilir hale gelmiş durumda. Bu da geleceğe yönelik kaygıları daha da artırıyor.
Ortahisar Belediyesi'nde ise tablo biraz daha farklı. Büyükşehir’e kıyasla kredi kullanmadan, kendi öz kaynaklarıyla ayakta durmaya çalışıyorlar. Ancak bu da kolay değil. Her ayın 14’ü yaklaştığında belediye yönetimi kara kara düşünmeye başlıyor: "Bu ay maaşları nasıl ödeyeceğiz?"
Ortahisar Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmet üretmeye çabalıyor. İki kent lokantası ve birkaç halk ekmek büfesi dışında göze çarpan bir icraat yok. Umutlar, Çağlayan Kentsel Dönüşüm Projesi’nden gelecek gelire bağlanmış durumda. Eğer buradan beklenen gelir elde edilirse, belediye bir nebze nefes alabilir.
Ancak bugünkü tablonun tek sorumlusu mevcut yönetimler değil. Asıl sorun, son 10 yılda yapılan plansız, programsız harcamalar. Gereksiz personel alımları, yönetilemeyen bütçeler ve elden çıkarılan belediye mülkleri... SGK borçları ödenmediği için İller Bankası’ndan gelen paranın yarısı doğrudan bu borçlara kesiliyor. Üstelik gelen paranın neredeyse iki katı kadar da maaş ödenmek zorunda kalınıyor. Hal böyle olunca yatırım yapmak zaten imkânsızlaşıyor.
Ortahisar Belediyesi, borçlanmadan tasarruf tedbirleri uygulayarak ayakta kalmaya çalışıyor. Büyükşehir Belediyesi ise aksine, olmayan parayla savurganlığa devam ediyor. Her geçen gün yeni kredilerle büyüyen borç, artık belediyenin geleceğini ipotek altına alıyor.
Trabzon’un yerel yönetimleri için artık radikal bir finansal disiplin kaçınılmaz hale gelmiştir. Aksi takdirde ne kent gelişebilir ne de halk hizmet alabilir.