29.09.2025 KILÇIK
ŞALPAZARI’NDA DEMOKRASİYE KÜÇÜK DARBELER
Siyaset, sadece seçimden seçime hatırlanan bir kavram olmamalı. Siyaset, her gün halkın gözü önünde, kurallara saygıyla yaşanan bir sorumluluktur. Ancak Trabzon’un Şalpazarı ilçesinde yaşanan son olay, bu sorumluluğun ne kadar kolay ihmal edilebileceğini gösterdi.
İYİ Parti İlçe Başkanlığı, resmi olarak kiraladığı salona kendi bayraklarını ve Cumhuriyet’in simgelerini astı. Ancak iddialara göre, MHP’li Belediye Başkanı Refik Kurukız’ın talimatıyla zabıta ekipleri, bu bayrakları indirdi. Hem de kongre günü…
İşte tam bu noktada Yavuz Aydın’ın sözleri çok anlam kazandı: “Bir partiye resmî olarak kiralanan salonda, kendi bayrakları olmadan kongre yapılamaz.” Haklıydı. Çünkü demokrasi, salt kağıt üzerinde değil, uygulamada da güvence altında olmalıdır.
Kurukız’ın tutumu ise anlaşılır gibi değil. Belediyenin tarafsız olması gerekirken, siyasi bir müdahaleye zemin hazırlamak, hem demokrasiye hem de ilçedeki siyasi nezakete gölge düşürür. Sonuç olarak bayraklar tekrar asıldı; ama sorumluluğun farkındalıkla yerine getirilmediği bir gerçek olarak ortada duruyor.
Şalpazarı halkı, siyasetin sadece renklerin oyuna dönüştüğü bir arena olmadığını bilmek istiyor. Belediye başkanlarının görevleri ise, partiler üstü bir tutumla, herkesin hakkını korumaktır. Bu olay, küçük bir müdahale gibi görünse de, demokrasi kültürümüzde bırakılacak iz açısından büyük bir ders niteliğinde.
***
GÖSTERİŞ DEĞİL, SAMİMİYET KAZANDIRIR
Trabzon’da belediyecilik denince akla ilk gelen isimlerden biri hiç kuşkusuz Murat Zorluoğlu. Görevde olduğu dönemde şehirde yarattığı farkındalık sadece yaptığı projelerle sınırlı değildi; tarzıyla da fark yaratıyordu. Zorluoğlu’nun tek başına veya bir daire başkanıyla sahaya inmesi, çay ocaklarında vatandaşlarla sohbet etmesi ve herkese çay ısmarlaması, onu halkın gönlünde özel bir yere taşımıştı.
Bugün ise o samimi tabloyu hatırlayanlar, zaman zaman “keşke yine öyle olsa” diyor. Çünkü günümüzde birçok belediye başkanının yanında geniş ekipler, fotoğrafçılar ve kameramanlar olmadan sahaya çıkması neredeyse imkânsız hale geldi. Bu durum, doğrudan halkla iletişimin ve samimiyetin zayıflamasına yol açıyor.
Neyse ki, Ahmet Metin Genç örneğinde görüldüğü gibi, Büyükşehir Belediye Başkanlığı hâlâ Zorluoğlu’nun mütevazı çizgisini sürdürebiliyor. Genç, vatandaşla temasını sıkı tutuyor, sınırlı bir ekiple dolaşabiliyor; kulislerde “halkla ilişkilerini çok iyi yönetiyor” yorumları yapılıyor.
Ne var ki, bazı ilçe belediye başkanları bu konuda sınıfta kalmış durumda. Kulislerde, halkla doğrudan temasın azaldığı ve gösterişin öne çıktığı eleştirileri sık sık dile getiriliyor.
Özetle, gösteriş değil, samimiyet kazandırır. Halkın gönlüne giden yol, doğal olmaktan ve içten iletişim kurmaktan geçiyor. Murat Zorluoğlu’nun ve Ahmet Metin Genç’in örneklediği bu yol, belki de belediyecilikte özlenen samimiyetin anahtarı.
***
CHP’NİN ORTAHİSAR DELEGELERİ SINIFTA KALDI
Önceki gün Cumhuriyet Halk Partisi Ortahisar İlçe Başkanlığı kongresi gerçekleşti. Haluk Batmaz, tek aday olarak yeniden seçildi. Seçim sonucunu tartışmak gereksiz belki, ama asıl dikkat çeken, sandık başına gelen delegelerin sayısıydı: 416 delegeden yalnızca 254’ü geçerli sayıldı, 162 kişi ise oy kullanmak için salona gelmedi.
Üstelik Haluk Batmaz’ın listesindeki Ayhan Öztürk 24 çizik alırken, Batmaz sadece bir çizikle seçildi. Bu tablo, sadece isimlerin ve sayıların ötesinde bir mesaj veriyor: Parti, kendi içinde bile ciddi bir ilgisizlik ve kayıtsızlıkla karşı karşıya.
Cumhuriyet Halk Partisi, ülkede zor günler geçiriyor. İBB soruşturmaları, tutuklu belediye başkanları ve bürokratlar… Ekrem İmamoğlu’nun hâlâ tutuklu olması, partinin ağır bir sınavdan geçtiğinin göstergesi değil mi? Tüm bu krizler varken, delegelerin yarıdan fazlasının kongreye katılmaması düşündürücü olduğu kadar üzücü de.
Tek adaylı bir seçimde katılım bu kadar düşük olamaz. Bu, sadece ilgisizlik değil, sorumluluk ve aidiyet bilincinin ciddi şekilde zayıfladığını gösteriyor. Bugünkü şartlarda birlik, beraberlik ve dayanışma sergilemek, her bir CHP’linin asli görevi olmalıydı.
Artık Cumhuriyet Halk Partililer bir kez daha kendilerini sorgulamalı: Gerçekten bu partinin bir parçası olmak istiyor muyuz, yoksa sadece birer izleyici misiyiz? Kongredeki sessizlik, cevabı kendi içinde veriyor.
***
OKULLARDA EK KİTAP TELAŞI BAŞLADI
Yeniden ek ürün… destek kitabı… soru bankası…
Okulların açılışı daha dün gibiydi; şimdi 1. ayına girmek üzere. Haftaya ilk sınavlar başlayacak, gençlerin heyecanları yüzlerinden okunuyor. Hem özel hem de resmi okullarda kaynak kitap arayışları yeniden başladı. Hani kayıt döneminde kayıt parası, ara dönemde hibe desteği, sömestr içinde de ek kitap zorunluluğu olmayacaktı? Hatta bunların suç olarak değerlendirileceğini haykıran bir bakanlık vardı.
Çocuklar harıl harıl ek kitap, kaynak kitap, hazırlık ve/veya soru bankası neşriyatı arayışında. Bunlar elbette öğretmen yönlendirmesiyle oluyor. İdareler direkt olarak zorlamasa da öğretmenleri engellemiyor. Bu kitapların yayınevleri farklı, müfredatı farklı. Birçok velimizin bildiği üzere, almaya kalktığınızda görüyorsunuz ki satıldıkları kitabevleri ve kırtasiyeler bile farklı.
Maarif açısından tartışılır; uygulama bu hâliyle hem haksız hem de hukuksuz. Çocukları yıldırmayın. Velileri de dönemin başında bu şekilde yönlendirip zorlamayın. Kitap almak da yetmiyor: “İlla şu yayınevi olsun, mutlaka şu kitabevine gidin ve neşriyatı alırken adınızı/okulunuzu yazdırın…” Vazgeçin bundan; insanın aklına her türlü şey geliyor.