28.08.2028 KILÇIK
CHP BU BEKLENTİSİNDEN VAZ GEÇMELİ!
Cumhuriyet Halk Partisi Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Trabzon’a bakanlar geldiğinde Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın bu organizasyonlara davet edilmemesini eleştirerek, tepkisini dile getiriyor. Siyasi partiler, kamu kurum ve kuruluşlarına özel bir davet gidiyorsa ve muhalif partilere bu davetiyeler gönderilmiyorsa, Bak haklı. Fakat bunu bir mağduriyet gibi kamuoyuna lanse edip, algı yaratması doğru değil. Çünkü konu taze değil!
İstanbul, Ankara ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanları da AK Partili bakanların yaptıkları açılış ve organizasyonlara davet edilmiyor. Onlar buna alıştı. Sizde alışacaksınız!
Bunu ifade ederken olayın doğru olduğunu savunmuyoruz. CHP bu tür demeçler vererek partinin ağırlığına zarar veriyor. Buna hiç gerek yok. Bu tür durumlarda muhalefet partisi olarak daha çok çalışmalı ilk seçimlerde iktidar olmanın gayretini vermelisiniz. CHP olarak hükümete geldiğinizde size yapılan bu muameleye, AK Partilileri davet ederek nezaketle karşılık veririsiniz. Belki o zaman yanlışlarını anlamış olurlar.
***
SİZİN BU POZ VERME HEVESİNİZ NE OLACAK?
Dün iki bakanın katılımı ile Trabzon Havalimanı ek hizmet binasının açılışı gerçekleşti.
AK Partili siyasiler ve bürokratlarda bu açılışta yer aldı. Trabzonumuza hayırlı uğurlu olsun. Açılışta AK Parti eski Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu ve Kadın Kolları İl Başkanı Ayfer Cihan’ın kurdela kesilirken ortaya koydukları tavır dikkatlerden kaçmadı.
Özellikle Ayşe Sula Köseoğlu kurdela kesileceği esnada Trabzon Valisi Aziz Yıldırım’ın önüne geçerek objektiflere poz vermeye çalıştı.
Vali Bey, nezaket örneği göstererek arkada kalmayı tercih etti, Ayşe Hanıma yer verdi.
Düşünebiliyormusunuz;” bir yerde fotoğraf çekimi olacak Ayşe Sula Köseoğlu o karede hemde görünür bir yerde olmayacak!”
Bu durum kıyamet alameti sayılır!
Diğer tarafta AK Parti Trabzon Kadın Kolları Başkanı Ayfer Cihan’da Ayşe Sula Köseoğlu’nun yolundan gititği için oda kurdela kesiminde Neredeyse Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’i ezip geçecekti. Bu nasıl bir görgüsüzlüktür anlamış değiliz. Fotoğraf karesine girerek siyasi terfi mi elde etmiş olacaksınız?
Öyle olsaydı bugün Ayşe Hanımın Cumhurbaşkanı olması gerekirdi!
AK Parti gibi muhafazarkar olduğunu iddia eden bir partide kadın siyasetçilerin ön plana çıkma heves ve arzusu parti tabanında hiçte hoş karşılanmıyor. Üstelik komik ve sıradan görünüyor. Bu yüzden biraz düstur, biraz da edep yahu!
***
BİR ADAMIN HUYU HİÇ DEĞİŞMEZ Mİ?
Çay TV Trabzon Bölge Sorumlusu aynı zamanda Trabzonkulis haber sitesinin sahibi Halil İleli ile 25 yıllık bir arkadaşlık geçmişimiz var. Karşılıklı olarak birbirimizi çok sever, değer veririz.
Fakat gazetecilik konusunda bir türlü anlaşamıyoruz. Halil, gerek Çay TV’de yaptığı televizyon programlarında gerekse de yazdığı kulislerde iktidarı incitmemeye özel bir gayret gösterir. Konuklarına onların hoşuna gidecek sorular sorar. Helede konuğu sevdiği bir siyasetçi ise program adeta “ inanç dünyasına” döner. Yayın bittikten sonra mutlu olan iki kişi vardır. Biri Halil diğeri ise konuğu…
Halil kardeşim önceki gün sitesinde, Ekrem İmamoğlu ile Ahmet Kaya’nın arasının açık olduğunu yazmış. Gerekçe olarakta geçmişte İmamoğlu ile Cora’nın atışmasını göstermiş.
Neymiş efendim; “Ahmet Kaya nasıl Salih Cora’nın hayırlı olsun ziyaretinde ağrrlarmış!"
Halil yerde boncuk bulmuşcasına hemen bunu değerlendirmeye almış. Adam yerde bulsa, “ sahibi var mı” diye sorar. Konuyu iyice bir araştırırı..Tabiki Halil böyle yapmamış. Muhalefete kaptırıp, iktidara şirin gözükecek ya…
Neyse…
Haberi okuyan Ahmet Kaya ve Salih Cora, Halil’e mesaj atarak olayı yalanlamışlar… Halil bu iki isminde ağır sitemleriyle karşılaşmış…
Normalde hem Kaya’nın hemde Cora’nın bu "yalanlamasını" cevap hakkı olarak kabul edip, aynı sutünlarda yayınlaması gereken sevgili Halil, gene kaçak güreşerek buna gerek duymamış…
Halil ne diyeyin sana bilemiyorum ki!
Huyun kurusun!
***
KOLTUĞA OTURUP KENDİNİ BİR ŞEY SANANLAR!
Diyelim ki kişi Trabzonspor’a başkan ya da asbaşkan veya yönetici oldu. Ya da Belediye başkanı seçildi, başkan yardımcısı veya daire amiri olarak atandı, veya devletin başka bir alanında makam sahibi oldu; Yolda yürüme biçimleri değişiyor. Telefon aramalarında konuşma biçimlerinde alçak dağları yaratmış havası estiriyorlar. İnsanlarla konuşurken, “Ben sizden daha üstün bir makamdayım” egosunu sergilemekten geri durmuyorlar. Koltuğa güç vermek bir kenara, ondan aldığı güçle kendilerini bir halt sanıyorlar. Etkin insanlarla girdikleri çetrefilliği ilişkilerin sonucunda elde edilen koltuk ile acayip bir insan kılığında dolaşıyorlar. Hatta dolaşmıyorlar, sokaktaki insanları küçücük görüyorlar, kendilerinin böcek olduğunu unutarak…
HER BİRİ BİRER ASALAKTAN FARKSIZDIR
Aranızda diyelim ki 6-7-8 yaş fark var. Her zaman size ağabey diyerek önünü ilikliyor. Ama koltuğu oturduktan ve kendisini bir halt sandıktan sonra, isminizle hitap etme noktasına gelirler. Sanki koltukta oturunca yaşları büyüyor(!) Veya sizin fikirlerinize inanılmaz saygı duyduğunu söyleyip, idol kabul edenler de koltuğa oturduğunda bir anda ulema kesilirler. Bir satır kitap okumayıp, içki şişelerinin içinde kaybolmalarına rağmen entelektüel birikiminin doruğa çıktıklarını düşünmeye başlarlar. Aslında böyle yapanların hiçbirinin insanlık erdemleriyle en küçük bir ilgisi yoktur. Hatta böcekleşme sürecinin doruğuna çıktıklarının da farkına varamazlar. Sözümüz bunlaradır; Sizi değerliği kıldığını düşündüğünüz oturduğunuz koltuklardır. O koltuktan kalktığınızda bir hiç olduğunuzu fark edeceğiniz için de yapışırsınız ona… Topluma hizmet konusunda sıfırsınız. Yeteneksiz, yetersizsiniz. Temsil ettiğiniz kurumun değerini düşüren birer asalaksınız.
BU TÜRLER ERDEMSİZ VE İLKESİZDİRLER
Şunu unutmayın ki daha önce yaptığınız işlerde çok kötüydünüz, sıradan bile kabul edilemeyecek kadar seviyesiz, tembel, düşüktünüz. Hep başkalarını kullanarak kendi hayatınızı idame ettirmeye çalışmışsınızdır. İnsanların duygularını ya da erdemlerini kullanarak yükselmek için kurnazca fırsat kollamışsınızdır. Hiçbir insani değeriniz olmamıştır… Kimse size saygı duymamıştır da.... Erdemli ve ilkeli insanların yanında gözükerek çevreden saygı görme çabası içine girmişsinizdir. Geçmişte yalakalıklarla birlikte hayatınızı idame ettirirdiniz. Bu yakalıklarınız ya da farklı özellikleriniz, yağdanlıkları sevenler tarafından takdir edilmiştir ve size bir koltuk bahşetmiştir. Oturduğunuz o koltukla birlikte kıçınızın çok değer kazandığını sanıyorsunuz. Aslında oturduğunuz koltukta, hizmet etmeniz gereken kuruma en küçük bir katkıda bulunmuyorsunuz. Berbat yönetiyorsunuz, ya da rezil eylemler yapıyorsunuz.
BU TÜRLERİN VİCDANLARI DA YOKTUR
Ama sanki yüksek dağların yaratıcısı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Büyüğünüze saygı, küçüğünüze sevgi beslemiyorsunuz. Saygı ve sevgiye sadece kendinizin layık olduğunu düşünüyorsunuz. Hep; “Ben ben, ben” diyorsunuz. Tek yeteneğiniz kendinizden üstün gördüklerinize karşı, avantajlarınızı her koşulda üste gördüklerinize sunmanız, insanları kullanmayı becermeniz. Tabii ki bu kullanılanların da kendilerine göre birtakım zaafları olduğu da bir gerçek… Zaten sizlerin bu kadar yeteneksizlikle, tembellikle, becerisizlikle, cehaletle ve liyakatsızlıkla koltuklara layık görülmenizin sebebi de onların zaafları olsa gerek. Sizin rahat bir hayat için vazgeçmeyeceğiniz, satmayacağınız değeriniz yoktur. Zaten özelliklerinizi bilen ve kullanmak isteyenlerin tercihi bu nedenle oluyorsunuz. Ne yazık ki ülkede sizin gibiler prim yapıyor. Sizi satın alabileceklerini ve her türlü pisliği sizinle gerçekleştirebileceğini düşünenlerin gözdeleri oluyorsunuz. Yalan konuşurken en küçük bir vicdan azabı duymuyorsunuz.
Çünkü vicdansızsınız da!..
BU YAZIYI KİMLERE YAZDIĞIMI BEN BİLİYORUM
Kendi ayakkabısının bağcığını bağlamayı beceremeyip, bunu bile başkalarına havale etmekten geri durmayanlar bir gün mutlaka hak ettikleri çukurdaki yerlerini alacaktır. Hayatlarındaki tüm çirkinlikler bir gün deşifre olacak ve oturdukları büyük büyük koltuklarda cüce, cüce kaldıkları görülecektir. Çukur kişilikliler hak ettikleri yere mutlaka yuvarlanacaktır. Bu yazıyı kimler mi üzerine almalı? Oturduğu koltuğun ağırlığını gören, ondan güç aldığının farkına varan ve sonra da aynaya bakıp, “Ben hangi yeteneğimle böyle bir koltuğa layık görüldüm? diye sorup, sonra da, “Tabii ki hiçbir özelliğimden dolayı değil… Eğer güçlü insanlara her türlü tavizi vermeseydim şimdi sürünüyor olurdum” diye düşünenler tabii ki… Ama biliyorum ki kimse de, “Banim ayranım kara” demez! Ve kara cahiller her türlü koltuğa layık olduğunu düşünmekten asla geri durmazlar. O nedenle Trabzon’da kimlerin bu yazının ana teması olduğunu şu anda sadece ben biliyorum.
Bu da bana yeter!
***
TÜRKİYE NEREYE DOĞRU SAVRULUYOR!
Türkiye’yi 12 Eylül askeri darbesi sürecine itenler amaçlarına ulaştılar. Yani 1970’lerden itibaren bu ülke kötü yönetiliyor ancak son dönemlerde iş iyice zıvanadan çıktı. Ekonomi tam felç olmuş. Üretim durmuş. İktidar kurtuluşu zam ve vergileri artırmak ya da yeni vergi alanları açmakla buluyor. Köylü, işçi, emekli, esnaf isyanda…. Ne yazık ki 4 milyona yakın aile sosyal yardımlarla yaşamlarını sürdürüyor. İşsizlik tarihi rekorlar kırıyor. Şirketler batıyor. Açlık sınırının altında yaşayanların sayısı her geçen gün artıyor. Yoksulluk sınırının altında yaşayanlar ise neredeyse ülkenin yarısını oluşturuyor. TÜİK her dönem enflasyonu düşük gösterip, ücretli kesimin açlığa mahkum olmasına zemin hazırlıyor. Buna rağmen enflasyon dünyada liderliğe oynuyor. Asgari ücret artık, ortalama ücret haline geldi. İktidarın açıkladığı ekonomi paketlerinin hiçbiri halka en küçük bir güven vermiyor. Yarının bugünden daha kötü olacağı korkusu iliklere kadar işlemiş görülüyor.
BÜYÜK ŞİRKETLER DE AYAKTA DURAMIYOR
İnsanlar yaşamlarını sürdürebilme telaşına kapılmışken, birçok alışkanlığından da vazgeçmekte çareyi buluyor. Konkordatotakip.com’un verilerine göre 2023 yılında toplam 1516 konkordato talebi olurken 2024’ün ilk yedi ayında bu rakam 1554 oldu. Mahkemelerin yılın ilk yarısında iflas kararı verdiği dosya sayısı ise 55. En riskli sektörler listesinde ise ilk sırayı 398 firma ile inşaat sektörü aldı. Birçok sektör özellikle faizlerin yüksekliği nedeniyle iş yapamaz duruma gelmiş… Türkiye’nin devasa şirketlerinin ve bir kısım bankanın batma tehlikesinden söz ediliyor. Ekonomik açıdan herkes tedirgin ve yarın umudunu kaybetme noktasına gelmiş… Ülkenin 2021 krizinden çok daha kötü bir durumda olduğuna dair görüşler ortaya konuyor. Türk parasının değeri bu iktidardan önce kat kat yüksek olduğu ülke paraları karşısında bile pula dönmüş… Prestiji yerlerde sürünüyor.
HUKUK VE ADALET ADAMINA GÖRE İŞLİYOR
Sorun sadece ekonomide değil… Adalet kime nasıl dağıtılıyor belli değil… Anayasa kararları bağlayıcı olmasına rağmen başka mahkemeler tarafından tanınmıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi de Anayasa’nın kararlarını yok sayıyor. Hukuk yerlerde sürünüyor. İktidara dayanmışsanız istediğiniz suçu işleme hakkına sahipmişsiniz gibi bir hava estiriliyor. Ama muhalifseniz, suç işlemenize gerek yok, mutlak size bir yafta yapıştırılıp içeri tıkılabilirsiniz endişesi tüm kesimlerde egemen… Dilan Polat gibi kara para aklamaktan yargılananlar dışarı çıkıyor ama Can Atalay gibi sadece halkın sorunlarına eğilirseniz, demir parmaklıklar arasında kalmanız için bahane üzerine bahane üretilebiliyor. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş için hem Anayasa Mahkemesi, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hiçi sayılıyor. Birçok suçsuz insan dört duvar arasında, özgürlüklerinden yılardır mahrum olarak yaşamaya mecbur bırakılmış, aileleri, çoluk çocuklarıyla perişan edilirken, bunu yapanlar en küçük bir vicdan azabı çekmiyorlar.
ORMANLAR YANIYOR, HAYVANLAR KATLEDİLİYOR
Türkiye’nin ormanları cayır cayır yanıyor. Yani ciğerlerimiz parçalanıyor, yok ediliyor. Yanan ormanlar bir türlü söndürülemiyor. Ne yazık ki bu yangınlar yeni rant alanları açılma çabası olarak görülüyor. Ülkenin vatandaşlığı para karşılığı satılabiliyor. Tüm yeşil örtüsü, dereleri, limanları satılıyor. Doğal örtüsü yok ediliyor. Sokak hayvanlarıyla ilgili çıkan yasadan sonra birçok yerde köpek katliamları yürek dağlıyor. İnsanlar sevgi denen duygudan tümüyle uzaklaşmış, hatta gaddarlaşmış görüntüsü veriyor. Maden sahaları açma adına ülkenin yer üstündeki yeşil örtüsü yok ediliyor. Yarın çölleşen bir ülkede yaşama endişesi her gün biraz daha artıyor. Dış politikada bir türlü dikiş tutmuyor. Her gün yön değiştiriliyor, tutarlı bir tek politika hayata geçirilemiyor.
Sonuçta tarihin en karamsar günlerini yaşarken, “Bu ülkeye ne oluyor böyle” demekten kendimizi alamıyoruz.